YENİLEŞME DÖNEMİ

25 Nisan 2013 0 yorum Tanzimat Edebiyatı 1199 Görüntüleme

TANZİMAT DÖNEMİ

YENİLEŞME DÖNEMİ

Batı’nın Rönesans ile edindiği düşünsel birikim Aydınlanma Dönemi’ni doğurmuştur. Aydınlanma Dönemi’nin Bacon, Voltaire, Montesquieu ve Kant gibi düşünürleri  peşin hükümlerin , dogmaların ve batıl inançların, kilisenin dar görüşlerinin yerine aklın aydınlığında düşünmeyi, gerçekleri deneyle kavramayı yani rasyonalizmi ve pozitivizmi savunmuşlardır. Aklın, bilimselliğin, gerçeğe verilen önemin öne çıkarılması, pozitif bilimlere verilen önem 18. Yüzyılın ortalarından itibaren sanayi devrimini ortaya çıkarmıştır. Orta Çağ’ın skolastik mantığına karşı gelişen hümanizmin aklı ve breyi temel alan bir söylemi vardır.

 

                1789 Fransız Devrimi, Osmanlının bütünlüğünü bozan ilk kıvılcımları yakmaya başlar. Fransız Devrimi’yle alevlenen milliyetçilik düşüncesi Osmanlıdaki azınlıkları da harekete geçirmiş, onlar da bir bir isyan etmeye başlamışlardır.

                Osmanlıdaki yenileşme hareketleri aslında devletteki gerilemenin bir sonucudur. 16. yy.’ın sonlarına dek birçok yönden Avrupa’dan üstün bir yönetime ve kurumlaşmaya sahip olan Osmanlı Devleti, Batı’daki gelişmeleri dikkatle takip etmiştir. Ancak 16. yy.’ın sonlarından itibaren Osmanlı Devleti askerî, ilmî ve ekonomik alanlarda bozulan kurumlarına dinamizm getirecek yenilik hamleleri yapamamıştır.

              

  1699 Karlofça Antlaşmasıyla ilk defa toprak kaybeden Osmanlı bu anlaşmadan sonra Avrupa karşısındaki siyasi, ekonomik ve askerî  üstünlüğünü kaybetmeye başlamıştır. Daha sonra alınan yenilgiler ve yapılan anlaşmalar Osmanlıdaki gerilemeyi hızlandırmış devletin düzeni ve bütünlüğü bozulmaya başlamıştır. Sanayi alanında Batı’daki hızlı gelişmelere ayak uyduramayan Osmanlının ekonomisi de diğer olumsuzluklarla beraber bozulmuş, Osmanlı ordunun masraflarını karşılayabilmek ve çarkı döndürebilmek için borç almak zorunda kalmıştır. Ordudaki düzensizlik ve bozulma savaşlarda ağır yenilgileri de beraberinde getiriyordu.

                Osmanlı Batı’ya kaptırdığı üstünlüğü yeniden kazanmak iççin Batı’nın fikrî birikiminden ve teknolojideki gelişmelerinden yararlanmak için bazı yenilikler yapmaya başlamıştır. Damat İbrahim Paşa döneminde Avrupa’ya gönderilen elçiler bu alanda Osmanlının ilk girişimidir. Avrupa kültürüyle karşılaşmanın ilk sonuçları gemi yapımıyla ilgili yöntemlerin alınması, matbaanın kurulması gibi teknik; saray dekorasyonu, bahçe düzenlemesi gibi sosyal alanlardaki yenilikler olur. Daha sonra pozitif bilimlerle ilgili okullar açılmaya başlanır. 1773’te açılan Mekteb-i Riyaziye, 1776’da Avrupa’dan getirilen Baron de Tott’un açtığı Hendesehane, 1783’teaçılan  Mühendishane-i Bahr-i Hümayun, 1827’de açılan Mekteb-i Tıbbiye ve 1834’te açılan Mekteb-i Harbiyye  bunlardan bazılarıdır.

                Osmanlı Devletinin zihniyet değişimi için Tanzimat dönemine kadar aldığı tedbirler dağınık ve sınırlıydı. Ordunun modernleşmesini sağlamak ve modern bilgi ve tecrübeleri yerleştirmek için açılan okullar yetersizdi.  1831’de çıkarılmaya başlanan ilk gazete Takvmi-i Vakayi’de daha çok resmi bildiriler ve memur tayinleri yer alıyordu. Batı’daki gelişmeleri takip etmek ve halka duyurmak adına bu gazete yetersizdi.

                Türk aydınlanmasında belki de en önemli yapı taşı 1932’de “Tercüme Odası”nın açılmasıdır. Yenilikçi aydınların yetişmesinde ve Batı edebiyatının daha yakından tanınmasında Tercüme Odası’nın rolü büyüktür. 1839’da Tanzimat Fermanı’nı ilanından 1860’da ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahvâl’in yayın hayatına başlamasına kadar geçen sürede –ki bu süre Tanzimat edebiyatına “Hazırlık Dönemi” olarak adlandırılmaktadır-  bir çok roman ve hikâye dilimize çevrilmiştir. (Yusuf Kâmil Paşa’nın Fenolon’dan çevirdiği “Telemak”, Viktor Hugo’nun “Mağdurîn Hikâyesi”, Daniel Defoe’nun “Hikâye-i Robinson” ilk çevrilen eserlerdir.)

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum