ŞEHİTLER GÜNÜ

17 Mart 2011 0 yorum Denemeler-Makaleler 321 Görüntüleme

 

 

Büyük milletlerin tarihleri de kendileri kadar büyük ve emsalsiz olur. Beşeri dünyada saygın bir mevkiye ulaşmanın sırrı hiç şüphesiz ki milletlerin tarih sayfalarını süsleyen başarı öykülerinde yatmaktadır. Yüce milletimin tarihi de beşerî âlemde kendini onurlu bir mertebeye yükseltecek başarılarla doludur. Bu başarılardan birisi de hiç şüphesiz ki Çanakkale Savaşları’dır.

 

Osmanlı Devleti’nin kaybedilen toprakları ve itibarı yeniden kazanabilmek maksadıyla kolları sıvaması ve Almanya ile ittifak yapması kendisini Birinci Dünya Savaşı’nın içinde bulmasına sebep olmuştur. Bu savaş Osmanlı için yeniden bir başlangıç ve ayağa kalkış olabilirdi. Ümitler, insanları olduğu gibi devletleri de heyecanlandırır ve ayakta tutar. Ancak, kaybettiğimiz toprakları almak ümidiyle girdiğimiz harpten, elimizdekileri de kaybederek çıktık. Kutsal topraklardan başlayan yürek parçalayan çekilişimiz ta Anadolu’ya kadar gelmiştir. Mekke, Medine, Kudüs, Beyrut; Şam derken Musul, Kerkük teker teker elimizden çıktı. Osmanlı sancağının çekildiği bu topraklar bugün bile huzura erememiştir. Kudüs’te Yahudilerin Filistinlilere yıllardır uyguladıkları zulmü, Amerikalıların 2003’ten bu yana Irak’a özgürlük getirmek vaadiyle yaptıklarını düşünürsek Osmanlının 1915 yılında giriştiği mücadelenin aslında ne kadar doğru olduğunu anlayabiliriz.

 

 

 

1915 yılı Türk milletinin yüreğinin cephelerde attığı bir yıldır. Kafkasya’da Rus ordusuna kök söktüren Mehmetçik Allahuekber Dağları’nda soğuğa yenilmiş ve on binlerce askerimiz düşmana tek kurşun sıkamadan donarak can vermiştir. Güneyde Arap çöllerinde İngiliz kurşunu ve Arap hançeri arasında kalan Mehmetçik, kahramanca mücadelesini Yemen’de, Filistin ve Suriye Cephelerinde de sürdürmüş ancak düşmana üstün gelemeyerek Anadolu’ya kadar çekilmek zorunda kalmıştır. Osmanlının kalbine hançer saplamak ve Türkleri Anadolu’dan ebediyen çıkarma hesabıyla İngiliz ve Fransızların başını çektiği İtilaf Kuvvetleri Çanakkale Boğazına sarılmışlardı. Mehmetçiğin destansı mücadelesi, Türk milletinin boğazına sarılmış bu sırtlan kümesine istediğini alma fırsatı vermemiş ve çağın bu haydut devletlerine haddini bildirmişti. Bir yılı aşkın süren Çanakkale savaşlarında Türk tarihinin en güzel kahramanlık öyküleri yazılmıştır.

Çanakkale bir destan ve aynı zamanda bir derstir. Bu destanı iyi okumayanlar tarihe ve şehitlerimize karşı mesuldürler. Varsın sayısını tarihçiler tartışsın İki yüz bin ile iki yüz elli bin arasında olduğu ifade edilen şehitlerimizin Çanakkale’de niçin yattığını sorgulamayanlar hem geçmişine hem de geleceğine karşı ağır bir vebal altında kalırlar. Bu destanı bildiği halde yazmayan yazarlar kalemine ihanet etmiş sayılır. Çanakkale destanını tuvalinde çizmeyen ressamlar, fırçasından utanmalıdır. Ahde vefa bu milletin harcında mevcuttur. Ancak şunu da bilmeliyiz ki bu milletin en büyük hastalıklarından biri unutkanlık ve gevşekliktir. Bugün kapılarında beklediğimiz sözüm ona medeni Batı’nın, çirkin yüzünü tarih kitaplarından okuyamıyorsak, canlı birer tanık olarak Çanakkale Şehitliğini gezerek hatırlayabiliriz. Yan yana koyun koyuna yatan Mehmetçikler, bize o günlerden anekdotlar anlatacak, Türk milletinin onurunu temsilen göğe yükselen anıtlar, birçok gerçeği bir kurşun gibi beynimize işleyecektir. On ikisinde, on beşinde daha çocuk denilecek yaşlarda vatan için toprağa düşen şehitlerimiz; sıcacık evlerinde kendilerinden beklenilen küçük vazifeleri bile yapmakta gönülsüz davranan günümüzün on iki ve on beşlik çocuklarına, yattıkları yerden küçücük omuzlarında bir vatanı nasıl taşıdıklarını anlatacaklardır. Eğer Çanakkale şehitliği bize uzak geliyorsa Doğu ve Güneydoğu Bölgemizde bölücü terör örgütü ile mücadele ederken şehit düşen askerlerimizin bulunduğu şehitliklere gidebiliriz. Bölücü hainlerle girişilen mücadelede şehit vermeyen bırakın ili, ilçeyi neredeyse belde kalmadı. Bu toprak için toprağa düşenlere teşekkür borcumuzu ödemeyi bile çok görüyoruz desem acaba abartmış olur muyum?  Evladının hasretiyle bağrı yanan ana ve babalardan başka şehitliklerimize gidip bu mekanların ebedi sahiplerine dua edenimiz var mı? Unutmak, tükenmektir! Şehitlerimize minnet borcumuzu onları unutarak ödeyemeyiz. İstiklal şairimizin İstiklal Marşı’mızda dediği gibi; bastığımız yerleri alalade bir toprak parçası olarak görmemeli ve bastığımız yerdeki kefensiz yatanları düşünmeli, unutmamalıyız.

 

İstiklâl Marşı şairimiz, “Çanakkale Şehitlerine” adlı şiirinde:

“Tüllenen mağribi akşamları sarsam da yarana

Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana”

diyerek şehitlerimizin hatıraları için ne yapsak yetersiz ve az olduğunu ifade etmektedir. Onları adımızı hatırladığımız gibi hatırlamak ve yaptıkları büyük fedakârlıkları anlamak, anlatmak ve anmak suretiyle borcumuzu bir nebze ödeyebiliriz belki. Şehitlerimiz için bir şiir okuyarak sözlerimi tamamlamak istiyorum:

 

 

 

MEHMET’İN MEKTUBU

Önce kendi geldi feryat figânla,
Üç gün sonra boynu bükük mektubu.
Tazelendi yüreklerin yangını
Aldı, bir kenara çöküp okudu.
Okuduğu yüreğine dokundu
Son bir gayret kalktı çöktüğü yerden
“Vatan sağ olsun” diyen babanın
Çözülseydi bakışının şifresi
Okunabilseydi gözündekiler,
Kitaplar dolusu isyan olurdu.

Tevekkel kadını Anadolu’nun,
Damgayı, mektubu, pulu kokladı.
Okumadı bile sevdi, katladı
Bastırdı tam yüreğinin üstüne.
Bir titreme tuttu omuzlarını
Bükük boynu, eğik başı dikildi.
Dinliyordu yavrusunun sesini:

Dün Cudi’deydik, bu gün Gabar’da
Günler var ki arazide yoldayız,
Bazen selamette, bazen dardayız.
Emmi dayı, konu komşu, akraba
Rahat uyusunlar diye buradayız.
Helâl et sütünün her damlasını
Ak alnıma kara çalmadım anne!
Yürürken ölümün üstüne doğru,
Kimseden geride kalmadım anne!
Bilirim, yolumu gözler durursun
Sayılı gün dedikleri geçer de,
Kim bilir ki ne yazılı kaderde.
Bakarsın gelemem hasret uzar da
Şayet bulamazsan bir gün arar da,
Şeb-i aruslara sor beni anne!
Fark eder mi, dağda ya da ovada
Düşersem toprağa boylu boyunca
Sanma ki kalırım yurtsuz yuvasız
Rabbim cennetine kor beni anne!

Bayrağa sarılı gelirsem bir gün
İki damla yaş bil beni gözünde
Sakla, gizle, sakın yere düşürme
Kahpeler görmesin üzüldüğünü
Yas tutup karalar bağlama anne!
Ne olur arkamdan ağlama anne!

Sokağın başından her gelen geçen
Uzaktan birazcık beni andırsın.
Hasreti karıştır çileye, derde
Nakış nakış, motif motif ör anne
Gündüz bulutları benzet yüzüme
Gece gök yüzüne kaldır başını
Yıldızlarda gözlerimi gör anne!

Fazıl Ahmet BAHADIR

 

Türk milletinin var olduğu günden bugüne milletimizin varlığı dirliği ve esenliği için canlarını vermiş bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor ve aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

                      17 Mart 2011

                      Yaşar Vural 

ŞEHİTLER TEPESİ BOŞ DEĞİL:

{dmotion}xgg3ue{/dmotion}

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum