Uğurlar Olsun

4 Ocak 2018 0 yorum Sizden Gelenler 127 Görüntüleme

109459_sonbahar_resmi_manzaralari_2

Yürürken tek kişilik bir resmigeçit yaparcasına,
İki yana dizilmiş mahzun düş kırıklarımın arasında,
Sanki şu ümit morguna dönmüş dünyadaki,
Hali en berbat kişi edasıyla,
Ellerim ceplerimde,
Gözlerimse yerin dibinde,
Ve cayır cayır yanarken yüzüm ayazda,
Bağırdığım halde içimden son hızla,
Dışımdansa kahreden kesik fısıltılarla,
Ettiğim nankörlükten bihaber,
Kadere, tanrıya, sevdaya
Yani söz geçiremediğim ne varsa tamamına
Ve elbette şu bilinmezliğe batmış hayata söve saya,
Bana sensizlik,
Bana kimsesizlik,
Bana ciğer delen bir çaresizlik,
Ve bana buram buram bir hiçlikten başka,
Hiçbir şey ama hiçbir şey ifade etmeyen,
Zıtlığın, yalan ve ihanetin başkenti olmuş,
Kendini hırs, para ve propagandaya vurmuş,
Bu saraylı, bol soytarılı, bol haneli
Ölümcül kentin artık yalnızlaşmış sokaklarında,
Renksiz gözlerimden ığıl ığıl süzülerek usulca,
Yalvarmamış olmanın verdiği iç rahatlığıyla,
Kaldırım taşlarında birer ikişer intihar eden,
Silmeye layık olmadığım gözyaşlarım gibi Züleyha,
Yüreğimin işitmek için,
Dünden değil Âdem’den beri razı olduğu, bir daha hiç atmamaya,
Aklımın ise
İşitmediği için müstebidi deviren İttihatçılara döndüğü adeta,
Hem Allah’ın belası, hem Allah’ın lütfu olabilecek o cümle,
Dökülseydi eğer solgun dudaklarından,
Dallarımızı kıran, hüznün bizdeki diğer adı,
O kötü hatıralı kara eylülün yirmi sekizinde,
Azrail’in odalarında canla başla mesai yaptığı,
Yaşamın ölümle savaştığı
O yeşil binanın bahçesine,
Ahmaklığını kanıtlamak istercesine,
Hala sanıyor ki bu aptal yüreğim;

Sanki
Şu meşhur devenin boynu aniden düzelecek,
Keder damlayan çehrelerde, umut gülleri bitecek,
Düşleri değil bizzat bedenleri yakılan el kadar bebekler,
Ölmeden önce insanlık, hıçkırıklarla zulmü öldürebileceklerdi.

Ve sanki
Bizim tutsak yurtlarımızın karabulutlarla,
Esaret puslarıyla kaplı semalarına kurtuluş güneşi,
Ay yıldızlı al bayrakla doğacaktı boğarak karanlığı,
Ve benim o büyük, o müreffeh, o hasretiyle kavrulduğum,
Güzel ülkemin gümrük kapılarında Turan yazacak,
Namuslu dillerle, ışıl ışıl yüreklerle marşlar okunacak,
Irkım için yaşayıp, ırkım için ölen tüm kahramanlar,
Tek tek rahmetle anılacak ve barış, ölümsüzlüğü tadacaktı.

Ve sanki sonra benim,
Cennetin yanında cehennem kalacağı,
Fakat gücünü cehaletten alan, kahrolası,
Kahraman postuna bürünmüş hainlerce,
Parsel parsel düşmana satılmış,
Perişan edilmiş bahtsız ülkemde,
Demiri su kıldığımız dirilişin çağı ilkbahar,
Ve helal ekmeğin, emeğin, harmanın çağı yaz,

Hayır!
Asla ve asla etmeyeceklerdi kavga,
Hatta ve hatta atışmayacaklardı bile,
Artık adlarını aksakallı zeytinlerin,
Koca çınarların dahi hatırlamadığı,
Ölümsüz ölülerimizin o acı hatırasını,
İçinde saklayan uğursuz güz ile
Sarıkamış’ın faili katil kışın mirasını,
Kanaatkâr çehreler ve hırsa yabancı gözlerle
Yapacaklardı kardeş payı…

Lakin olmadı ki zaten
Sonuçta sevinseydi bile yüreğim,
Biliyorum, ne ben mutlu olurdum
Ne de gerçekleşirdi bu güzel düşlerim.

Züleyha,
Uğurlar olsun şimdi sana…

Sen artık benim için,
Kim olduğunu bile bilmediğim
Üzerinde ruhsuz bir haç kabartması olan,
Kim bilir kaç yüz yıllık mezar taşı kırılmış,
Kemikleri dahi kalmamış bir ölüden farklı değilsin,
Bence o kadar anlamsız…
Bana o kadar uzak…

Şimdi sen,
Bir zamanlar yüreğimin taptığı o kadın değil,
Şu insan denizinde elimi hiç ıslatmayacak
Milyonlarca damladan yalnızca birisin…

Uğurlar olsun Züleyha,
Sonsuza dek uğurlar olsun sana…

Fatih OĞUZ

Ulus / 22.12.17

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum