Gerçek Türk ve Müslüman Zamanın Değerini Bilendir

4 Ocak 2018 0 yorum Denemeler-Makaleler 584 Görüntüleme

zaman

Tüm dünyada insanlara eşit olarak dağıtılan şey nedir diye hiç düşündünüz mü? Her bir sorunun bir yanıtı var elbette. Bu sorumuzun cevabı da çok basit aslında: ‘‘Zaman’’
Evet, sadece bir kelime olan zaman bu sorunun cevabını teşkil ediyor. Tüm evrende insanlara eşit olarak dağıtılan 24 altın servetinde olan 24 saattir yani zamandır. Zaman kavramı; olayların birbirini izlediği boyut ve geçen süredir. Önceden sonraya giden bağıntı ve anlar bütünüdür. En önemli sermayemiz, yaşam sürecimizde neler yapmışsak onların birikimidir.
Zamanın önemini uzun uzadıya anlatmaya lüzum yok. Bir Müslüman için Kur’an-ı Kerim’e ve Peygamberimizin hadislerine bakmak bunu anlatmaya kifâyet edecektir. Nitekim Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde ‘‘İki nimet vardır ki; insanların birçoğu onda aldanmıştır: sıhhat ve boş vakit.’’ şeklinde zamanın önemini anlatmıştır. Burada asıl anlatılmak istenen şudur: Zamanı doğru kullanabilmek bizim elimizdedir; nitekim o su akıp gitmektedir. İnsan onun kaybolduğunun farkına ancak sonuna geldiğinde varır. İşte tam da bu yüzden çevremizdeki insanlar zamanın kıymetini gelecekte daha iyi anlayacağımızı söyler… ,
Zamanın bize sunulan başlı başına bir servet, hazine olduğunu yukarıda söyledik. Peki insan bu serveti nasıl harcamalı? İnsanlar, gelecekte geçmişinde yaptığı şeyler için mutluluk duyarken; yapamadığı/yapmadığı şeyler için de üzüntü ve pişmanlık duyarlar ve bunun için zaman yetmedi diye yakınırlar. Bu durum bize küçük bir çocuk ile yaşlı bir kimsenin halini anlatır. Herhangi bir yerde çocukla yaşlı birinin karşılaşması sonucu ikisi de birbiriyle ilgili şeyler düşünür. Çocuk, yaşlı bir kimseye bakarak içinden bu amca/teyze ne kadar da çok yaşamış, der. Yaşlı kimse ise çocuğa bakarak zaman ne kadar da çabuk geçmiş, şimdi çocuk olmak vardı gibisinden düşünceler geçirir zihninde. Bazen bu durum yaşlı bir kimsede geçmiş zamanlarında yapmadıkları şeylere karşı yakınması olarak karşımıza çıkar. Evet zaman… Bu yaşlı kimse için zaman çok çabuk geçerken; çocuk için çok uzunca bir süreç olarak görünür. Aslında zaman su gibi akıp gitmektedir. Kişi bunun farkına onun sonuna geldiğinde varır, tıpkı yaşlı bir kimsenin çocuğa bakarak düşündükleri gibi…
Bir de Peygamberimizin dediği gibi ‘‘boş zamanlar’’ vardır. İşte bu zamanlar yani boş yaşanmış yıllar, insanın arkasına bakarak hatırlayamayacağı boş bir anı defterine benzer. Bu yüzden bu boş geçirilen zaman hiç yaşanmamış gibidir. Hep sıfırın adamı olur; hayata başlarken de sıfırdır, bitirirken de sıfır.
Günümüzde değişen sosyal şartlar içerisinde insanların hiç boş vakitleri yoktur. Atatürk’ü düşünün. Aynı zaman ona da verilmişti. Onun için de gün 24 saatten ibaretti. Ama o binlerce kitap okudu, yazdı. En önemlisi o içinde yaşadığımız bir vatan coğrafyası bıraktı. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ni bizlere bıraktı. Nâmık Kemâl, günün 18 saatinin 10’unu okuyarak, 8’ini ise yazarak geçiren büyük bir dehâ idi. Mehmet Âkif’in şiirlerini yazarken odasına çekilerek saatlerce terleyip bir beyit çıkardığını biliyor muydunuz? Örnekler o kadar çok ki… Peki onların geride bıraktıkları bizler ne yapıyoruz? Türk ve Müslüman olarak zamanı nasıl kullanıyoruz? Ne üretiyoruz? Ne okuyoruz? Bu vatan, bu şanlı bayrak için atalarımızın kemiklerini sızlatmamak için neler yapıyoruz? Cevabı muğlak sorular bunlar maalesef…
Galiba bizler de yukarıda bahsettiğim yaşlı bir kimsenin düşünce dünyasını ileride yaşayacağız böyle giderse… Neyse sözü uzatmayalım. Hayatı boş geçirmeyen, tüketen değil üreten, sadece okuyan değil yazarak atalarına layık olabilen Türkler olabilmemiz dileğiyle…

Serkan Gökbulut

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

Serkan Gökbulut

Lisans Öğrencisi, Gaziantep Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı, serkangokbulut@outlook.com

İlginizi Çekebilir

0 yorum