Kitap Eleştiri

Hayat Kırar, Zaman İyileştirir-Selçuk Küpçük

-Abdullah Çevik’in “Zamanın Kırılgan Suları” Kitabı Üzerine-

Şiir ve yazılarını Türk Edebiyatı, Şiar, Yolcu, Kardeş Kalemler, Film Arası gibi dergilerde yayınlayan Abdullah Çevik’in “Zamanın Kırılgan Suları” isimli şiir kitabı Türkiye’nin siyasal meseleleri, modernleşme sorunları ve bireyin yaşadığı içsel kırılmaları merkez alan bir söyleme oturmakta. Dolayısı ile Çevik’in, şiirini kurarken belli bir teze, dünya, evren ve birey tasavvuruna yaslandığını söyleyebiliriz. Bu tez daha çok, insanın ve içerisinde bulunduğu medeniyetin, yaşanılan zaman’ın bir çıktısı olarak kırılmaya muhatap kaldığı şeklinde okunabilir. “Modern İnsanın Türedi Halleri” mesela bu teze örnek gösterebileceğimiz şiirlerin başında geliyor. Belki bütün bir kitabı bu şiirden hareketle çözümlemek de mümkün. Günümüz bireyinin Google sayesinden her şeyi “bildiği”  ama kendisini bilemediği, ülkelerin iletişim ağları ile birbirlerine “yaklaşıyor” olmalarına rağmen evlerde “gurbet”in yaşandığı, “eski aşkların” artık saçma bulunduğu ve günün sonunda insanın “bir külçe hurda”ya dönüştüğünün anlatıldığı şiir hem ontolojik hem de sosyolojik olarak insanın büyük bir kırılmanın ortasında kaldığını söylüyor aslında.

Kitapta yer alan ve gazel tarzında şiirlerin bulunduğu “Şimdi İçin Gazeller” bölümündeki metinlerde de aslında bu bahsettiğimiz kırılma bahsinin bir zemin olarak ana tezi takip ettiğini görürüz. Şiirlerin “gazel” formunda yazılmasının geleneğin olumlanıp, şimdiki zamanın sembolik şekilde eleştirildiği şeklinde de yorumlamak mümkün. Formun eski bir söyleme biçimi, gazel olduğu ama temada modern bireye ait meselelerin anlatıldığı bu bölümdeki hemen bütün şiirlerde kitabın geneline yayılan teze ait önermeler mevcut. “Kemirgen uygarlığın iniltisinin dağılıp dinmesi” ve yerine her şeyi “yoktan var eden kudretin” bilinmesinin söylenmesi gibi (s.58). Ya da “Eşyanın sığ sularından” çekilip, “bilginin ve hikmetin ağlarına” takılmanın dile getirilmesi (s.60), günümüz insanının muhatap kaldığı, ontolojisinden koparak “metaya” dönüşmesi meselesi karşısında hem gelenek hem metafizik alanla yeniden ilişki kurulmasını öneren “hikemi” bir dile dönüşür. Bu dil üsttenci bir bakış açısından ziyade bireyin kendi hayatında deneyimlediği tecrübelerden sonra ortaya çıkan bir yaşantı olarak sunuluyor Çevik’in şiirinde. Bu tecrübe kimi cümlelerinde kendi yaşam örgüsünden hareketle hayata dair hikmetli ifade biçiminde söylense de, öznesi olduğu ama temsil ettiği, tanıklığı ile muhatap kaldığı çağın kırılma noktalarının nesnesi konumuna indirgenmiş modern insanın içerisinde bulunduğu medeniyet krizini sarsıcı, eleştirici kimi zaman yıkıcı saldırılarla tarihe not düşürek yapmaktadır.

Ancak bu not düşme görünür olan durumun tespitini yapmakla sınırlı kalmayıp bizatihi yer aldığı kendi medeniyetinin evren, eşya ve birey algısından hareket ederek kırılan ontolojik algının yeniden tesisi için gelenek ve metafizik olanla ilişkinin, kadim metinlerin hatırlanması üzerinden çözüm de önerir.

Şairin tespiti ve önerisi şudur: Modern insan bir “yangın” içindedir ve bu alevler ortasındaki zamandan geçmek zorundadır. Ve bu kırılmadan ancak Allah’ı hatırlayarak geçebilecektir. (“Tözü Arındıran Hüküm” s.18). Anlaşılıyor ki, Çevik’in şiiri özne olarak kendi duygu durumunu şiirle tespitle sınırlı kalmayıp, bir ileri koridoru aralayarak bu öznenin yaşadığı çağın siyasal, toplumsal, psikolojik sorunlarını da mesele edinip düşüncenin çetrefilli odalarına dair entelektüel sorumluluk taşımakta. Modern Türk şiiri dikkate alındığında ise bu mevzinin onu kimi isimlerle daha yakın kıldığını söylenebilir. Çağdaş bireyin dağılmış, parçalanmış, atomize olmuş halde kalışını tespit edip onun fotoğrafını çeken ama bu yaralı halden sıyrılabilmek için ne yapması, nasıl toparlanması sorularına da cevap arayan Çevik, hegemonik biçimde Batı kapitalizmi ya da onu eleştirerek materyalist bir dünyayı kurtuluş çaresi biçiminde sunan sosyalizmin ürettiği krizler karşısında insanın kendi varoluşu ile yeniden irtibat kurmasını adres göstererek modern Türk şiirindeki bu mevziye akraba olduğunu göstermekte.

Bu da, İkinci Yeni’den ayrışarak, bütün bu yanılsamalı “büyük anlatıları”na itibar etmeden Türk insanın kendi kültür kodları, dünya ve evren algısından beslenerek manevi bir tasavvurla yaşanan çağa bakması gerektiğini öneren Sezai Karakoç’un söylem havzasına ulaştırır bizi. Kuşkusuz Çevik’in kurduğu şiirin Karakoç ile aynı söyleşiye yaslandığını iddia etmek mümkün değil. Ancak bireyin ve medeniyetin yaşanılan bu insanlık krizinden çıkabilmeleri için durulan zeminin aynı olduğu çok açık. Sezai Karakoç bu zeminden hareketle metafizik bir şiirle eleştirel bir dil kurarken, İsmet Özel daha politik ve sert bir söyleşiye yaslanarak bunu yapmakta. Türk şiirinin bu iki büyük şairi birbirlerinden farklı mizaçlara sahip oldukları için aynı meseleleri içselleştirmelerine rağmen farklı üsluplarla şiirlerini inşa etmişlerdir. Çevik’in şiir dünyası kanaatimce bu iki büyük ismin şiir evrenlerinin tam ortasında konumlanan bir dil içerisinde. Onlardan doğal olarak farklı üsluba sahip olsa da ruhsal bir akrabalık taşıyan, hayata aynı meseleler öbeğinden bakan bir söz evrenini taşıdığını iddia edebiliriz.

Abdullah Çevik

Çevik’in kitabına ismini verdiği “Zamanın Kırılgan Suları” şiirinde olduğu gibi “zaman” kavramı bu bahsettiğimiz söz evrenine yayılan alt metin adeta. Daryuş Şayegan’ın Batı dışı ve hatta Batı’nın tahakkümü altında ondan etkilenen toplumlar için kavramsallaştırdığı “yaralı bir bilinç”le bu topraklarda yaşayanların mevcut halden çıkılabilmeleri için zaman meselesini merkeze alarak varoluş, ahlak, yabancılaşma ve modern hayatın yarattığı kimlik krizleri gibi temaları çok katmanlı bir poetik yapı içerisinde şiirine yayarak önerilerde bulunuyor Çevik.

Buradaki zaman, sadece doğrusal ilerleyen, kronolojik bir akış değil, onu da içerisine alacak şekilde varoluşsal bir hesaplaşma zemini halinde yorumlanıyor daha çok. Dolaysı ile insanın yeryüzünde faniliği, yaşamın geçiciliği, kırılganlığı ve denetimsizliği metaforik bir anlatımla şiire konu ediniliyor. Bu bağlamda “Zamanın Kırılgan Suları”nda hem Kierkegaard’ın kaygı merkezli varoluşçuluğu hem de Heidegger’in “ölüme-doğru-varlık” anlayışıyla paralellik gösteren felsefi göndermelerinin izlerini ilgili okuyucu hemen hissedecektir (“Korkular Arasında” şiiri). Bütün bu meselelerin anlatımında ise yoğun imgesel dizilimden ziyade tam tersi yalın, dil bakımından abartısız bir üslubun tercih edildiğini pekala söyleyebiliriz. Lirik bir örgüyle iç içe geçen düşünce ağırlıklı tema kimi yerde ironi ve metaforik bir dille eleştirel dengeyi koruyan estetiğe dönüşerek didaktik kurgunun tuzaklarından uzakta konumlanıyor ayrıca. Ki, mesela “Afili Yanılgı” ya da “Modern İnsanın Türedi Halleri” gibi şiirlerde bu ironik ve metaforik içerikle bütünleşen eleştirel üslubu görmek mümkün. Yine, “Modern İnsanın Türedi Halleri” ile beraber “Telaş Koridoru” gibi şiirler yan yana okunduğunda bahsi geçen eleştiri duraklarının Baudrillard’ın “simülasyon kuramı” ya da Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernite” kavramlarıyla örtüşen bir düşünsel çerçeveye baktığı fark edilecektir. Tüketim kültürü, yüzeysel kimlik inşaları, zamanın mekanikleşmesi ve ilişkilerin kırılganlaşması şiirsel bir dille teşhir edilir bu metinlerde. Çevik’in şiiri bir bakıma, postmodern yaşamın birey üzerindeki yıpratıcı etkilerini hem ironik hem de felsefi bir perspektiften ele alır.

Modern bireyin duygu ve zihin dünyasındaki bu kırılmaları iyileştirecek yürüyüşü çok açık biçimde bulduğumuz şiir ise “Şeytanı Yazgısından Kovanlara Pusula”dır. İnsanın muhatap kaldığı kötülükle yüzleşmesi gerekliliğini ve etik, ahlaki iradeyi konu edinen felsefi yaklaşıma sahip olan bu şiir, kitabın omurgasını inşa eden metinlerin başında gelmekte. Bu ahlakın yeniden tesisi ise sadece bireyin dış dünya ile ilişkisinin gözden geçirilip yüzleşmesi ile sınırlı görülmeyip, içsel arınma, tevbe ve manevi uyanışı da kapsayan büyük bir çatı kurması üzerinden ancak yeterli hale geldiği belirtilir. “Şeytanı Yazgısından Kovanlara Pusula” ve “Pişmanlık Surlarında Yakarış” şiirleri tam da bunu anlatan metinler. “Aşk” meselesi de bir bakıma bu çerçeve de ele alınan bir kod gibidir Çevik’in şiirinde. “Aşk Bahsinden İkmale Kalanlar İçin Etüt”, “Bu Şiir Sende Kalsın” ve “Ülkesine Dönen Kadın” gibi şiirlerde aşk, bir dönüşüm aracı, yeniden doğuş biçimi ve toplumsal farkındalık alanı olarak sunulduğu gibi kitabın zeminine yayılan manevi dünyanın içerisinde yeniden yorumlanır. Şair, aşkı hem kırılgan hem direngen bir duygulanım biçimi halinde resmeder.

“Zamanın Kırılgan Suları”, günümüz Türk şiirinde düşünce merkezli, etik temelli ve varoluşsal duyarlık taşıyan şiir anlayışının içerisinde değerlendirilmenin yanında, bireysel iç dökümleri aşarak entelektüel bir duruş sergileyen, şiiri bir fikir ve vicdan eylemine dönüştüren yapısı bakımından da okunmaya müsaittir.

Selçuk Küpçük

Leave feedback about this

  • Rating

PROS

+
Add Field

CONS

+
Add Field