GÖÇ İÇİN ERKEN DEĞİL

4 Aralık 2017 0 yorum Denemeler-Makaleler 189 Görüntüleme

pexels-photo-235787

Her daim göç davulları çalacak diye bekliyoruz. Göçebe yanımızı unuttuğumuz yok. Bir sis sökün etse, dağlar gözükmez olsa; içimiz barut olur, ateşleniverir gözlerimiz. Ufku kolaçan eden bakışlarımız çevirir dört bir yanı.

Dünyaya yayılmış milletiz. Göç, ruhumuzun enginliğinden doğan bir arzu.  Atalarımız, çadır kurmakla dünyada kalmayı bir görmüşler ve bundan olsa gerek, uzun yıllar yerleşik bir hayata geçmemişler. “Fâni dünyaya niye bağlanalım?” en büyük gerekçeleri olmuştur kuşkusuz. Aynı zamanda doğal dengeyi bozmamışlar, hayvancılıkla geçinmişler. Onların göçebeliğine dün kızsam da bugün bu göçebeliği bütün yüreğimle alkışlıyorum.

Sabitkadem olmak, güvenirlilik duygusu uyandırır. Ne ki ben, sabitkadem olmayı güvenilir bulanlardan değilim. Sabitkademliği tezgâhı kurmak, çarkları işler hale getirmekle aynı görürüm. Bir kişi, uzun yıllar aynı yerde kalmış, aynı işle meşgul olmuş ise kendisinden kuşku duymalıdır. “Niçin buradayım hâlâ?” sorusunu yürekten sık sık kendine sormalıdır. “Mal sahibi, mülk sahibi; hani bunun ilk sahibi?” der Yunus Emre. Ne hoş bir soruymuş bu! Bunu soran insan sabitkadem olamaz bence, olmamalıdır da.

“Göç eden kuşların gözleri kara” demiş şair. Gerçekten de gözü karalıktır göç. Cesaret işidir aynı zamanda. Bir yandan yüzlerce alışkanlığı bırakma, öte yandan gideceğin yerde nelerle karşılaşacağını kestirememe… “Kalktı göç eyledi Avşar elleri / Ağır ağır giden eller bizimdir” derken Dadaloğlu, göçün tasvirini ne güzel yapmış. “Ağır ağır” giden bir göçebe topluluğu… Endişeyi, hüznü ve ayrılığı ne güzel tarif ediyor!

Şehirlerarası terminaller ve yolculuğa kalkan büyük otobüsler, beni her zaman heyecanlandırmıştır. Uzak şehirlere gideceğim her seferde, sanki başka âlemlerin kapısı açılacak, gözlerimi o âlemde açacağım gibi gizemli bir duyguya kapılmışımdır.

Mevsim güz olunca tabiatta gözle görülür bir değişim ve buna paralel bir göç başlar. Göçmen kuş sürüleri, göçebe ruhumuza “haydi” diye bağırır; “haydi ne duruyorsun?”. Göç iflah olmaz bir sızıdır içimizde. Kalkıp gitmek isteriz ‘hacı leylek’lerin ardı sıra.

Daha evvelde söylemiştim: “Göç, güçtür!” Bu güç, hem kuvvet anlamında hem de zorluk anlamındadır. Göç, güç olduğu için zenginlik ister. Zengin bir ruh, varlıklı bir beden göçe her daim hazır ve arzuludur. Zayıf bir beden, hastalıklı bir ruh ufka bakmaya cesaret edemez. Varsa, ufacık çevresine hapsolmak ister. Yoksa çevresi, kendine çevre oluşturmak derdine düşer. Arsız çimler gibi kök salarak bastığı toprağı sarmalamak ister. Çınar gibi olamazlar onlar. Dolayısıyla ne uzaklara fırlayan, ne de nehrin sularına karışan göçebe tohumları vardır onların.

“İbnü’l-vakit” der sufiler, zamanı yaşayana. Onların ne dün üzüntüsü ve ne de yarın kaygısı vardır. Çünkü tek bir gün vardır; o da bugündür. Göç, bu anlayışı destekler. Göçebe dünü ve yarını gözetmemelidir. Göç için erken vakit yoktur elbette. Her vakit göç için makuldür. Yeter ki ruhumuz göç borularını çalabilme gücünü kendinde görsün.

“Yarın göçümüz var” dense; bir gecede bitirebilir miyiz hazırlıklarımızı? Bitirebilirsek sağlam zemin üstündeyiz demektir. Bitiremezsek, halimiz perişan! Her şeyi bırakıp gidebilecek tarzda hayat kurmalı insan. “Kalk, vakit geldi” denince hemen kalkıp gidebilmeli. Yaşamak, böyle bir çıtanın üzerine inşa edilmeli. Göç için her vakit uygundur, diyebilmeliyiz ruhumuza. Ve sık sık yolculuklara çıkmalıyız akşamın alacasında uzak şehirlere doğru. Geri dönmeyeceğimiz duygusuyla sarılmalıyız veda ederken herkese. Göç, güçtür elbette.

“Yarın göçümüz var” dense; bir gecede bitirebilir miyiz hazırlıklarımızı? Ya Azrail, bir gece bile mühlet vermeden yapışırsa yakamıza…

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum