HAZIMSIZLIK DEVAM EDİYOR SIRA GENÇLİĞE HİTABE’DE

24 Nisan 2013 0 yorum Denemeler-Makaleler 1416 Görüntüleme

 

Demokratikleşme… Bugünlerde her taşın altından, her delikten çıkıyor. Sanki bazı kirli fikir ve planların biçilmiş kaftanı gibi. Mesela, bazıları memleketimin bölünmesi yolunda en büyük adım olan özerkliği demokratikleşme olarak izaha kalkışır ve “demokratik özerklik” gibi ucube bir kavramın gerisinde kirli düşüncelerini gizlemeye çalışır. Ülkemin belli bir bölgesine özerklik verilecek, bu özerklikle birlikte malum çevrelerin anladığı “demokratikleşme” gerçekleşmiş olacaktı.
Demokratikleşme sadece siyasi hayatta değil eğitimde de kendini hissettirmeye başladı. Milli Güvenlik Bilgisi derslerinin kaldırılması bunun en önemli adımı olmuştur. Hazır demokratikleşme başlamışken okullarda çağdaş eğitimin önündeki en büyük engellerden biri olan andımız (!) da kaldırılmalı. “Yetmez ama evet” sloganında olduğu gibi, madem andımız kaldırılacak ondan daha ırkçı ve faşizan bir metin olan Gençliğe Hitabe (!) de okullardan atılmalıdır. Çünkü bu metinler çağın çok gerisinde ve çağdaş eğitime yakışmayan ırkçı söylemler içermektedir. Bakın bu düşünce sahiplerinden Mustafa Akyol ne diyor: “ideolojik eğitim”i sonlandırmak için gereken işlerden birinin “Andımız’ı kaldırmak” olduğu da epeydir söyleniyor. Bence de öyle. Ancak kanımca sadece “Andımız” değil, onun kadar buyurgan bir metin olan “Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi” de okullardan çıkarılmalı.Çünkü gençlere anlayış, empati, hoşgörü, farklılıklara saygı, özeleştiri gibi evrensel demokratik değerleri tavsiye eden bir metin değil bu. Peki nasıl bir metin?Bakalım. Meşhur hitabe şöyle başlıyor:
“Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.”
Bu sorunlu bir ifade, çünkü milyonlarca bireye “senin birinci görevin budur” diye kollektif bir misyon biçiyor. Oysa bir ülkenin bağımsızlığı gerçekten kritik bir değer olsa da, kimsenin bunu her daim “birinci vazife” edinme zorunluluğu yoktur. İsteyen bunu edinir kendine “birinci vazife” olarak, isteyen de aynı ülkeyi demokratikleştirmeyi, veya dini inancını yaymayı, yahut sokak kedilerine bakmayı. Herkes kutsallarını belirleme ve onlar için çalışma hakkına sahiptir. (Ülkeye iyi gelecek olan da bu renkliliktir.)
Hitabe’nin devamı daha da sorunlu:
“İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.”
Dahilî ve haricî bedhahlar: yani “iç ve dış düşmanlar”. 28 Şubat süreçlerine, Batı Çalışma Gruplarına yol açan konsept…

Bundan önce hiç kimse Atatürk’ün “Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir” sözünün sorunlu olduğunu fark etmemişti. Çok şükür ki, Mustafa Akyol bizi bu konuda aydınlattı (!) Bu yazara göre hiç kimsenin bağımsızlığımızı korumak gibi zorunlu bir görevi olamazmış. Ayrıca bu vazifeyi demokratikleşmenin önünde bir engel olarak da görüyor. Bu zat-ı muhterem yazısının sonunda bakın ne diyor: Ortak bir “milli metin” olarak İstiklal Marşı’mız vardır ve yeterlidir. Ondan gerisi, evrensel ahlaki değerler, demokratik kültür veözgürdüşünce olmalıdır.” Bu cümlenin olumlu tarafı Allah’tan istiklâl Marşı’nı da değiştirelim demiyor. Ama bu zat-ı muhterem bu son cümlesiyle kendisiyle de çelişmiştir. Çünkü istiklâl Marşı’mızda da bu zevatın karşı çıkması gereken ifadeler vardır. Mesela “kahraman ırkıma bir gül” gibi. Yine “sana yok ırkıma yok izmihlâl” gibi. Peki bu ifadeleri nasıl açıklamalı sayın Akyol? Bunlar hangi ırkı yüceltiyor acaba? Ve bu ifadeler sizin görüşünüze ters değil mi, bu ifadeler modern okullara yakışıyor mu?
Ne demeli, nasıl karşı çıkmalı ya da ölçüyü koruyarak onların yaptığı yüzsüzlükle nasıl karşı koymalı bilemedim. Bu yazıyı yazarken aslında içimden neler söylemek geçiyor, içimde ne fırtınalar kopuyor, bilemezsiniz. Fakat bu gibi düşünce sahiplerinin her köşe başını tutmuş olmalarından da içime bir korku düşmüyor değil. Kendim için değil ülkem ve milletim adına bir korku duyuyorum. Çünkü bu kirli düşüncelerin yeşereceği bir ortam da mevcut şu an. Bu sesler, bizim sesimizden çok daha fazla duyuluyor vatanımın ufuklarında. Sanki her köşeyi bu “demokrasi havarileri” kapmış gibi. Televizyonlar, gazeteler bu kalem sahipleriyle doldu taştı. Bir şeylerden intikam alırcasına saldırıyorlar bazı değerlere; pervasızca, utanmadan, sıkılmadan.
Galiba artık pandoranın kutusu açıldı ve bütün kötülükler ülkemize saçıldı. Fırsattan istifade, hazır şartlar da olgunlaşmışken hepsini aradan çıkarıverelim, bugüne kadar söyleyemediklerimizi söyleyelim anlayışındalar. Demokratikleşme bahanesiyle beyinlerindeki bütün kirli düşüncelerini saçıyorlar ortalığa. Aslında hepsinin bugünlerde ortaya atılması da tesadüf değildir. Hem milletimizin tepkisini ölçmek istiyorlar, hem de güya tartışıyormuş gibi görünerek bu değerleri aşındırmak, değersizleştirmek istiyorlar. Belki de kendileri gibi düşünen kaç kişi var onları da görmek istiyorlardır. Zira, yine aynı gazetenin yazarı Fehmi Koru, Millî Güvenlik Bilgisi dersinin kaldırılmasına fazla tepkinin gelmemesinden yola çıkarak “eğitimdeki reform (!)” hareketlerine hız verilmesini istemektedir. Tabi eğitimdeki reform ne olabilir? Ona göre şimdiki eğitim sistemi “tek tip” insan yetiştirmektedir. Oysa modern eğitim anlayışında “tek tip” insana yer yoktur. Okullarda demokrasiyi yerleştirmenin yolu da öğrencileri tek tipleştiren “Gençliğe hitabe, andımız” gibi metinlerin kaldırılmasıdır.
“Andımız ve Çağdaş Eğitim” başlıklı yazımda da değindiğim gibi “Andımız” ve “Gençliğe Hitabe”ye karşı hazımsızlık şüphesiz yeni değildi. Ama bu düşüncelerin yeşereceği ortamlar belki önceden hazırlanmadığı için fırsat ancak bugünlerde oluştu. Yeni anayasa çalışmaları, demokratikleşme derken birilerinin kafalarında ve midelerinde ne kadar zehir varsa hepsini kusuyorlar şimdi. Yukarıda da ifade ettiğim gibi tartışmak kılıfıyla değersizleştirmek, yok saymak amaçlanıyor.
Ey Türk Gençliği, öyleyse bunlara karşı yapılacak tek bir şey var: bugüne kadar andımızı ve Gençliğe hitabeyi dilinizin ucuyla söylediyseniz artık daha gür ve yürekten söylemelisiniz. Birilerinin zehir saçan düşüncelerine inat daha gür, daha yüksek… çünkü “muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur!”
31/01/2012

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum