Zafer İçin Üç Vasıta

29 Ağustos 2015 0 yorum Yaşar VURAL bilgi@edebice.net 376 Görüntüleme

ZAFER İÇİN ÜÇ VASITA

Büyük zaferler şüphesiz büyük inanç ve imanın neticesinde doğar. Mustafa Kemal Atatürk bu durumu “Zafer, zafer benimdir diyebilenin, başarı başaracağım diye başlayanın ve başardım diyebilenindir” sözleriyle vurgulamaktadır. Türk tarihi zafere inanmış bir milletin, zafer öyküleriyle doludur. Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Savaşları da Kurtuluş Savaşı’nı sonlandıran ve Türk milletinin Yunan ve arkasındaki sömürgeci devletlere karşı kazandığı zaferin kesin adı olmuştur.

 

Osmanlı Devleti’nin Karlofça’dan bu yana gerileyişini durdurmak ancak Sakarya Meydan Savaşı ile mümkün olmuştu. Koca bir İmparatorluk iç karışıklıklar, askeri başarısızlıklar, ekonomik ve sosyal bunalım, bilim ve sanayide çağa ayak uyduramama gibi sebeplerle küçüldükçe küçülmüş nihayet Anadolu coğrafyasına sıkışmış, burada da son nefesi boğazından kesilmek istenmişti. Birinci Dünya Savaşı’nda bizatihi cephelerde savaşan İtilaf güçleri savaşı kazanınca Osmanlı’yı tamamen ortadan kaldırma planları yapmış, bu paylaşım planına Sevr adı vererek Osmanlının aciz hükümetine imzalatmıştı. Mağrur sömürgeciler Anadolu’ya bir sırtlan kümesi gibi üşüşmüş ancak hesap etmedikleri Türk direnişiyle karşılaşmışlardı. İstanbul’u kendileri işgal eden İtilaf güçleri İzmir’i maşa olarak kullanacakları Yunanlılara işgal ettirmişler, Anadolu’daki direnişleri de son teknoloji ile donattıkları kukla Yunan ordusu ile geçmeyi hesap etmişlerdi. Ancak, Türk milletinin kalan son vatan parçasını tasması İngiliz’in elinde olan Yunan’a verme gibi bir niyeti hiç yoktu. Bir Savaş ve strateji dehası Mustafa Kemal’in örgütlediği Türk milleti ve onun kahraman ordusu onca yokluk ve yoksulluğa rağmen İngiliz beslemesi Yunan’ı önce 26 Ağustos 1922’de başlayan taarruzla bozguna uğratmış ve nihayet 9 Eylül’de geldikleri İzmir’den denize dökmüştür.

Mustafa Kemal Atatürk Nutuk adlı eserinde Büyük Taarruz için “Dünya önünde vereceğimiz imtihan” ifadesini kullanırken bu imtihana hazırlanmak için “üç vasıta”ya şiddetle ihtiyaç bulunduğunu söyler[1] Peki nedir bu üç vasıta? Mustafa Kemal Atatürk düşmana taarruz için verilmiş kesin kararın uygulanmasından önce hazırlanması ve tamamlanması gereken üç vasıtadan söz eder. Bunlar: Birincisi milletin hayat ve istiklâl için kalbinde duyduğu kesin arzu (yani inanç ve zafere iman), ikincisi Millet Meclisinin bağımsızlık kararına olan bağlılığı ve bu uğurdaki azmi, üçüncüsü ise iyi hazırlanmış bir ordu. Burada dikkat edileceği üzere, Atatürk zaferi kesin olarak kazanacak olan orduyu ancak üçüncü sıraya yerleştiriyor. Zira ordudan önce milletin bağımsızlığa ve zafere olan inancı başat aktör olmalıdır. Zafere inandırılamamış, liderine, ordusuna güvenememiş bir milletin can ve başla mücadele ettiği pek görülmüş bir hadise değildir. O yüzden Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın her aşamasında milleti ve onun kabiliyetini, özelliklerini çok iyi anlamış ve milletini zafere inandırmayı başarmıştır. Haliyle milletin temsilcilerinden oluşan Mecliste, zaman zaman Mustafa Kemal’in kararlarına aykırı sesler çıksa da tam bir fikir ve eylem birliği içerisinde kararlar alınmış, kanunlar yapılmıştır. Ordu ise dönemin zor şartlarına ve kısıtlı imkânlara rağmen düşman kuvvetlerinin mağrur silahlarıyla baş edebilecek seviyeye ulaştırılmış, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere paşa ve subayların başarılı sevk ve idareleriyle 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta Başkomutanlık Meydan Savaşı ile kesin bir zaferle neticelenmiştir.

Bu zafer, inanmış bir milletin, lideri ve ordusuyla neler yapabileceğini dünyaya kanıtlamıştır. İstiklâlini başkalarından dilenen; onun bunun mandasına girerek onursuzca yaşamayı tercih eden sefil ve satılmışların da işgalciler gibi mağlup oluşudur. Milletin yoksulluğuna, düzenli ordunun dağılmışlığına istinaden kurşun atmadan, hiçbir mücadele vermeden güya diplomasi denen silahı kullanarak özgür kalacaklarını zanneden dönemin besleme aydınları, yazar çizerleri, politikacılarına da büyük ders olmuştur bu zafer. Sevr’i koşa koşa imzalamaya gidenlerin yüzüne şamar gibi inmiştir bu zafer.  Millî kuvvetlere katılmak yerine onlara isyan eden, düşmana payanda olanların da başına balyoz gibi inmiştir bu zafer. Kısacası Türk’ün istiklâli ve ikbâli aleyhine hesap yapan, varlığını Türk düşmanlığı üzerine konumlandırmış ve Türk’ü yer yüzünden silmek isteyenlerin hevesini kursağında bırakmıştır bu zafer!…

 

30 Ağustos, İnancın imkânı dize getirdiği bir zaferdir. Özgürlüğün kimseden dilenilmeyecek kadar kıymetli olduğunu, vatanın da basit hesaplarla değil kararlı, ilkeli ve inançlı duruşlarla kazanılabileceğini, sonraki nesillere de ancak bu şekilde aktarılabileceğini göstermiştir.

Bunca açıklamadan sonradır ki, zafer bayramınız kutlu olsun!…

 




[1] Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk II, Kültür Bak. Yay. Ankara,1989, s. 238

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum