GERİDE KALANLAR

11 Ekim 2019 0 yorum Tiyatro Metinleri 166 Görüntüleme

anam

GERİDE KALANLAR

Türü: Eğitici Dram
Konu: Çanakkale / Vatan sevgisi /Vefa

Oynayanlar
Ayşe Hala (88 yaşında)
Iraz Nine (80 yaşında)
Emine Nine (80 yaşında)
Fatma Nine (80 yaşında)
Melek (30 yaşında)
Anlatıcı

Anlatıcı: Tarihimiz, kahramanlık destanlarıyla doludur. Malazgirt, Mohaç, İstanbul’un Fethi, Kosova, Çanakkale, Yemen, Sarıkamış… Say say bitmez. Anlat anlat tükenmez. Ölen Şehit olur Cennete kanatlanır, kalan gazi olur, bir ömür o şerefle yaşar.
Bugün size izleteceğimiz hikaye geride kalanların hikayesidir. Cepheye koşan yiğitlerin geride bıraktıklarının hikâyesidir.
O geride kalanlar bazen cephelerde yaşananların kat kat fazlasına katlanır, kat kat fazla acı çekerler. Ama bunlar pek bilinmez. Zaten onlar da yaşadıklarını dile getirmeyi pek sevmezler. Kaybettikleriyle yarın cennette buluşacak olmanın özlemiyle bir ömür bağırlarına taş basar, o kutlu günü, yani kavuşma gününü sabırla, metanetle beklerler, beklerler, beklerler…
(Bir köy evinin içi. Arkada bir yatak, yatağın sağında ve solunda minderler. Yatakta yaşlı bir kadın (Ayşe Hala) yatmaktadır.)
Ayşe Hala: Melek, Melek kızım.
Melek: Buyur Ayşe hala. Bir şey mi istedin?
Ayşe Hala: Yavrum, sana da çok yük oluyorum. Hakkını helal et.
Melek: O ne biçim söz öyle Ayşe Hala? Sen bize rahmetli dedemizin emanetisin. O bize hep “Ayşe Bacıma çok iyi bakın, bir dediğini iki etmeyin, o bize şehit emaneti.” derdi.
Ayşe Hala: Allah hepinizden razı olsun. Siz benim gönlümü hep hoş tuttunuz. Allah sizi de iki cihanda aziz etsin.
Melek: Âmin halacığım âmin. Beni niye çağırdın? Arzu ettiğin bir şey mi vardı?
Ayşe hala: Güzel kızım, öyle zannediyorum ki artık benim vadem doldu.
Melek: O ne biçim söz öyle Ayşe Hala? Allah gecinden versin!
Ayşe Hala: Yok kızım yok. Artık Allah çok geciktirmesin. Ben 70 yıldır o anı bekliyorum.
(Melek başını önüne eğer.)
Ayşe Hala: Artık vakit dostlarımla helalleşme vakti. Bana eski dostlarımı bir zahmet çağırıver yavrum. Son bir kez yüzlerini göreyim. Helalleşeyim.
(Melek üzgün bir şekilde çıkar.)
Ayşe hala: Az kaldı Mehmed’im, az kaldı. Kavuşmamıza az kaldı. Bitecek artık bu hasretlik. Çok bekledim, çok acı çektim Mehmet’im. Senin olduğun yerde de zaman bu kadar yavaş mı geçiyor Mehmet’im. Orada da ayrılık zor mu? Ah Mehmet’im ah. Neler çektim bir bilsen.
(Ayşe Hala sayıklayarak uyuyakalır. Biraz sonra Melek, Iraz Nine, Emine Nine, Fatma Nine içeri girerler.)
Melek: Uyumuş galiba. Dün gece sabaha kadar inledi durdu. Çok ağrısı var. Sayıklarken hep Mehmet, Mehmet diye sayıkladı.
Iraz Nine: Vah Ayşe’m vah. Tam 70 yıldır Mehmet’ine kavuşacağı günü bekler.
Fatma Nine: Çok çekti zavallıcık çok. Cihan harbi zamanı zaten acı çekmeyen mi kaldı?
Melek: O zamanlar neler oldu? Ayşe Hala hiç anlatmaz. Bari siz anlatır mısınız?
Emine Nine: Dinle o zaman Kızım. 70 yıl önceydi. Birden bire bir harp çıktı. Daha sonra adına cihan harbi dediler. Eli silah tutan herkesi askere almaya başladılar. Ben o zaman nişanlıydım. Nişanlım İbrahim 18 yaşında aslan gibi bir yiğitti. Köyün diğer gençleriyle beraber harbe gitti. Bir daha da dönmedi. Onu tam 5 yıl bekledim. Sonra ölüm kâğıdı geldi. Ailem de beni başkasına verdi. Biz de ölenle ölünmez deyip hayata yeniden sarıldık.
Fatma Nine: Ben o zamanlar küçüktüm. 11 yaşındaydım. Babam ve üç ağabeyim harbe gitti. Babam hiç harbe girmemiş. Geri hizmetteymiş. Ağabeylerim Çanakkale’de şehit oldu. Üçü de evliydi. Üç yengem de çocuklarıyla dul kaldılar. Ölene kadar bir daha evlenmediler. Babacığım ailesini geçindirmek için ölene kadar canını dişine takıp herkese baktı. Yetim ve dulları kimseye muhtaç etmedi.
Melek: Iraz Nine, sen kaç yaşındaydın o zamanlar?
Iraz Nine: Ben Emine’den de Fatma’dan da büyüktüm. Benim kocam da savaşa gitti. Bir bacağını ve bir kolunu Çanakkale’de bırakıp döndü. Yarım haliyle
nasıl çalışsın? Her işe ben koştum. Üç oğlan, iki kız evlat büyüttüm. Elli yaşına gelince Bey’im vefat etti. Son nefesine kadar eşime en iyi şekilde baktım. Onu kimseye muhtaç etmedim. Çünkü o bizim için savaşmış, bizim için sakat kalmıştı. Allah hepsinden razı olsun.
Melek: Ayşe Hala niçin ölümü bu kadar özlüyor? Kim bu Mehmet? Hep onu sayıklıyor.
Emine Nine: Ayşe bu konunun konuşulmasını hiç istemez. Bu yüzdende kimseye anlattırmaz.
Melek: Vallahi kimseye söylemem. Allah aşkına anlatır mısınız?
Fatma Nine: Ayşe o zamanlar 17 yaşında güzel bir kızdı. Nişanlısı Mehmet de köyün en yakışıklı delikanlısıydı. Mehmet harbe giderken birbirlerini sonsuza kadar beklemeye söz vermişler. Mehmet geri dönmedi. Ayşe hep Mehmet’in yolunu bekledi. Sonra bir gün Mehmet’in şehâdet haberi geldi. Ayşe bu haber üzerine yemeden içmeden kesildi. Haftalarca gözyaşı döktü.
Emine Nine: Sonra birden Ayşe’ye bir haller oldu. Ağlaması birden kesildi. Yüzüne bir tebessüm geldi. Eskisi gibi güler yüzlü, tatlı dilli bir kız oluverdi. Herkes sevindi. Acılarını unuttu sandılar. Talipleri çıktı sonra. Evlenmek isteyenler oldu. Ayşe hiç ilgilenmedi bile. “Benim bekleyenim var” dedi ve kimseyi kabul etmedi. O gün bu gündür Mehmet’e kavuşacağı günü bekler.
Ayşe hala: Melek kızım burada mısın?
(Başına toplanırlar.)
Melek: Buradayım Halacığım. Bak arkadaşların da geldiler.
Ayşe Hala: Kusura bakmayın, geldiğinizi fark edemedim.
Melek: Uyuyordun Halacığım. Biz de seni rahatsız etmek istemedik.
Iraz Nine: Ayşe’m nasılsın? Sırtına bir yastık koyayım mı?
Ayşe Hala: Sağol Iraz Bacım. İyi olur. Yüzünüzü daha rahat görürüm.
(Sırtına bir yastık koyarlar.)
Ayşe Hala: Dostlarım, Melek kızım. Hissediyorum. Artık vaktim geldi. Bilseniz ne kadar huzurluyum. Bana hakkınızı helal edin. Ben hepinize helal ediyorum.
Hepsi: Helal olsun.
Ayşe Hala: Melek kızım. Senden bir ricam olacak.
Melek: Buyur halacığım.
Ayşe Hala: Güzel kızım, şu dolapta büyükçe bir torba olacak. Onu bana getirir misin?
(Melek gider, torbayı getirir.)
Ayşe Hala: Ben vefat ettiğim zaman bu torbayı da benimle mezara koymanızı istiyorum. Sizden son dileğim budur.
Emine Nine: Bu torbada ne var ki Ayşe’m?
Ayşe Hala: Bu torbada bütün ömrümce kesilen saçlarım var. Ayrıca yaşlandıkça dökülen dişlerim var.
Ben vefat edip de, Mehmet’ime kavuşunca, bu dişleri şahit tutup diyeceğim ki: “Senden başkasına yar demedim, bu dişler şahidimdir”.
Yine bu saçları şahit tutup diyeceğim ki: “Yabancı bir el saçımın teline bile değmedi, bu saçlar şahidimdir.”
La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah.
(Ayşe Halanın başı yana düşer. Fonda Çanakkale türküsü başlar. Işıklar kararır.)

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum