Şiddet Sınır Tanımıyor

20 Şubat 2015 0 yorum Yaşar VURAL bilgi@edebice.net 392 Görüntüleme

Görsel ve yazılı basında artık şiddet haberlerinden geçilmiyor. Özgecan Aslan’ın hunharca öldürülmesi kanımızı dondurmuş, bir insan bir insana bu kadarını da yapamaz demiştik. Oysa insan insana neler yapabiliyor, ne işkenceler, akıl almaz ne canilikler yapabiliyor; insan yaşadıkça bunları görüyor, duyuyor ya da izliyor. Sınır tanımayan şiddetin son örneği de İstanbul’da camına kartopu gelen bir iş yeri sahibinin bu olaydan sorumlu tuttuğu bir gazeteciyi bıçakla öldürmesi oldu.

 

Hakikaten şiddet artık sınır tanımıyor. Gerek yurt içinden gerekse yurt dışından zorbalığın, caniliğin binbir örneğini görüyoruz. IŞID terör örgütünün sınır komşumuz olan Suriye ve Irak’ta yaptığı katliamlar tüm dünyayı dehşete düşürmüş durumda. Kamera karşısına sanki film çekiyormuşçasına tekbir sesleri arasında soğukkanlı olarak gerçekleştirilen kafa kesmeler, kurşuna dizmeler vahşetin çok yakınlardan gelen ayak sesleri bizim için. Çin’de sokak ortasında bir hayvan gibi taşlarla ezile ezile öldürülen Uygur Türklerinin görüntüleri hâlâ sosyal medya ve video paylaşım sitelerinde gösteriliyor. Yine Myanmar’da derileri yüzülerek katledilen Müslümanların fotoğraflarını sosyal medyada görmeyenimiz yoktur sanırım. Fransa’daki mizah dergisi baskını, Amerika’da öldürülen üç Müslüman genç, Afrika’da Boko Haram örgütünün cinayetleri ve daha niceleri… Dünya şiddete, kana doymuyor.  

21. yy.ın modern dünyasında insanlık, hâlâ en ilkel yanını yani öldürerek gücünü ispat etme tarafını dipdiri tutuyor. Allah, insanoğluna meseleleri konuşarak çözebilme kabiliyeti vermiş olduğu halde insanların bu kabiliyetlerine yanaşmamalarının sosyolojik ve biyolojik olarak bir izahı vardır elbet. Ancak biz bu izahı bir tarafa bırakarak “insanların eğitim seviyesinin hızla arttığı, iletişim kanallarının daha modern ve çeşitlilik gösterdiği bir çağda hâlâ neden şiddete yer vardır?” sorusuna cevap bulmalıyız. Her türlü bilginin, kaynağın kolay elde edilmesi, her şeyin çabuk tüketilmesi, kazanmak için her yolun mubah görülmesi, insan canını da mı önemsizleştiriyor acaba? Şuç ve ceza arasındaki bariz eşitsizlikler, insan haklarını koruyoruz derken başka ihlâlleri de doğuruyor olmasın.

En kutsal haklardan biri yaşam hakkıdır. Hiçbir gerekçeyle insanların yaşam hakları ellerinden alınamaz. Bu hak ancak, onu insanoğluna bahşeden yüce yaratıcı tarafından alınabilir. Dinî, millî, ırkî, cinsî veyahut fikrî farklılıklar da hiçbir zaman ölüm sebebi olamaz. Çeşitli sebeplerle elde edilen şahsi yahut siyasî güç başka bir kişi ya da topluluğu ezmek, tahkir etmek ya da öldürmek için kullanılamaz. Bu evrensel kanunları bütün dünya ülkeleri tam anlamıyla benimsemiş olsalardı, yeryüzünde bugün yukarıda saydığımız canilikleri, vahşilikleri belki bu kadar yaşamıyor olacaktık. Ancak yeryüzündeki menfaat çatışmaları sürdüğü müddetçe ölümlere her zaman bir sebep vardır. Güce sahip olan, yaşamın sınırlarını da belirliyor. Yani şunu diyor insanlığa: “Ben müsaade ettiğim sürece yaşarsın!”

          (55Yenigün gazetesi, 20 Şubat 2015 tarihli sayısında yayımlanmıştır)                                                                                             

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum