Kültür Nedir

11 Nisan 2015 0 yorum Dil ve Anlatım 401 Görüntüleme

 

Kültür konusunu ele alan bütün çalışmalarda kültürün birden fazla anlamının ol­duğu, kültür sözcüğünün kavram alanının, farklı bilim dallarına veya disiplinlere göre değiştiği söylenir. Nitekim kültür konusu antropologlar, toplumbilimciler, ta­rihçiler, halkbilimciler ve insani bilimlerin diğer disiplinlerine mensup olan araştır­macılar tarafından ele alınmış ve farklı yönleriyle tanımlanmıştır.

Internet ortamın­da “kültür” kelimesiyle ilgili bir arama yapıldığında müzik kültürü, şehir kültürü, Türk kültürü, Macar kültürü, İngiliz kültürü, Çin kültürü, Karadeniz kültürü, halk kültürü, mutfak kültürü, çay kültürü, demokrasi kültürü, okuma kültürü, tü­ketim kültürü, Ahilik kültürü, okul kültürü, din kültürü vb. birçok kullanımla kar­şılaşılması da bu nedenledir. Toplumlar çeşitlendikçe ve aynı toplum içinde kurumların işlevleri farklılaştıkça ve çoğaldıkça çeşitli kültür düzeylerinin, yani çeşit­li sınıf veya grup kültürlerinin ortaya çıktığı görülür (Eliot, 1981: 16).

Kültür kavramının Türk Dil Kurumu’nun yayımladığı Türkçe Sözlük’ te altı ayrı anlamı verilmiştir. Bunlardan ilki ve en kapsamlı olanı şöyledir:

 

“Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve top­lumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin ” (2005: 1282)

Farklı kaynaklarda aşağıdaki örneklerde olduğu gibi kültürün değişik biçimler­de tanımlarına da rastlamaktayız.

Kültür, beşerin içtimai yoldan tevarüs ettiği maddi ve manevi her unsurdur” (Tur­han, 1969: 36).

“Toplumun üyesi olarak insanoğlunun öğrendiği ya da kazandığı bilgi, sanat, gele­nek- görenek vb. yetenek, beceri ve alışkanlıkları içine alan karmaşık bir bütün ” (Mengü, 2003: 15).

“İnsan başarılarının tümü”(Develi, 2006: 17).

“Bir topluluğu, bir cemiyeti, bir milleti millet yapan, onu diğer milletlerden farklı kı­lan hayat tezahürlerinin bütünü”(Ergin, 1986: 19).

“Bir milletin uzun bir tarih içerisinde ortaya koyduğu, geliştirdiği ve tecrübe ile sağlamlaştırıp kesinleştirdiği maddi ve manevi değerler bütünü”(Koca, 2000: 8). “İnsanın kendini kendi evinde duymasını sağlayacak bir dünya ortaya koyması” (Uygur, 1996: 17).

“Toplumların eğitim, teknoloji, siyaset, hukuk, iktisat, sanat ve dine ilişkin sorunları­nı çözdükleri kendilerine özgü yola, o toplumun kültürü denir” (Mardin, 2004: 23).

Bu tanımlarda yer alan ortak özellikleri dikkate alarak diyebiliriz ki kültürel dav­ranışlar, toplum tarafından üzerinde uzlaşı sağlanan davranışlar bütünüdür ve bu nedenle bu davranışlar bütünü, toplumlar için bir çeşit “ortak bilinç” de oluşturur. Fransız sosyolog Durkheim’e göre “ortak bilinç” bir toplumda “ortak” olanların tem­silidir. Aynı kültürel davranışlara ve davranış edinme süreçlerine sahip olan insan­lar; ortak kavrayış biçimleri, etkileşim kuralları ve diğer kültürel içerikler sayesinde birbirlerini daha iyi anlar, birbirleriyle daha kolay iletişim kurarlar (Smelser, 1992: 8). Ortak kültürel alt yapı ve kolektif bilinç, yaşanan olaylar ve problemler karşısın­da benzer stratejiler ve davranış modelleri geliştirmeyi motive ederek toplumun or­tak aklını da oluşturur. Bir toplum için kültür, herkesin nefes alabildiği, konuşabil­diği ve üretebildiği alan olduğuna göre bilgi, inanç ve ahlaktan ayrı düşünülemez.

 

Bütün bunlardan yola çıkarak diyebiliriz ki kültür, maddesi ve üslubu ile haya­tın bütünüdür. Bir milletin ortak faaliyetlerinin ve iş yapma biçimlerinin tümünü ifade eden kültür; bir şeyleri algılama, değerlendirme ve davranışları yönlendirme açısından zihnî çaba ve bunun tarihî eylem alanına yansıma biçimidir. Öz bir de­yişle kültür, bir milletin hayat tarzıdır ve maddi, manevi değerlerinin tümüdür.

 

Fransızca “cultura” kelimesinden gelen kültür kavramının algılanışı, dönemlere göre de farklılıklar göstermiştir. Örneğin, 19. yüzyılda Batılı sosyal filozoflar ve ta­rihçiler, kültürü bir toplumun etik değerlerini oluşturan, onu diğer toplumlardan ayırt eden düşünce veya manevi değerler bütünü olarak görme eğilimindeydiler. 20. yüzyılda ise kültür kavramı, daha geniş kapsamlı olarak ele alınmaktadır. İngi­liz antropolog Tylor, kültür kavramını “bilgiyi, sanatı, etiği, hukuku, gelenekleri ve bireylerin o toplumda edindiği alışkanlık ve yetileri içine alan bir bütünlük” olarak tanımlar (Smelser, 1992: 4). Bu çalışmalarda kültür ve uygarlık kavramlarının içe­rikleri de tartışılır. Tylor, kültür ve uygarlık arasında bir ayrım yapmazsa da İngiliz tarihçi A. Toynbee kültürle uygarlık kavramlarını birbirinden ayırmış ve uygarlığı “bütün insanlığın, herkesi kapsayan tek bir ailenin üyeleri olarak, tam bir uyum hâlinde yaşayabilecekleri bir toplum durumunu yaratmak için girişilmiş bir çaba” şeklinde tanımlamıştır (Yıldırım, 2009: 2).

Amerikalı antropolog Edward Sapir, kültürün üç ayrı tanımından bahseder: Bunlardan ilki, etnologlar ve kültür tarihçileri tarafından da kabul gören, kültürün “bir insanın yaşamında miras edindiği, babadan oğula geçen maddi veya manevi unsurlar” olduğudur. Kültürün bu anlamı, insanın kendisi ile neredeyse eşgüdüm­lüdür. Geleneksel davranışlar, alışkanlıklar, nesneleri kullanma biçimleri, örneğin

 

Güney Afrikalıların avlanma yöntemleri, Kızılderililerin halk hekimlikleri bu anla­yışa göre kültürün bir parçasıdır. Bu yaklaşıma göre bütün insanlar, farklı yollarla ve farklı karmaşıklık derecelerine sahip olmak üzere, kültürlenirler. Kültürel un­surlar, insanların ortak akli çabalarıyla oluşur ve toplumsal miras yoluyla diğer ne­sillere aktarılarak gelenekleri meydana getirir (Sapir, 1951: 309).

 

Sapir’e (1951: 309) göre, kültür teriminin ikinci anlamı “bireysel gelişmede yet­kin örnek olma” ile ilgilidir. Kültürün özümsenmiş bilgi ve deneyim, entelektüel alanda donanımlı ve sofistike olma vb. bildiren bu anlamı, “kültürlü insan” ifade­siyle de özdeşleşir. Burada kastedilen kültürlü olma durumu, insanların eğitim ve yaşantılar sonucu, düşünce dünyalarında, estetik anlayışlarında, zevklerinde ve dünya görüşlerinde meydana gelen olumlu gelişmelerle de ifade edilebilir.

 

Sapir’in (1951: 310) üzerinde durduğu üçüncü kültür tanımı ise sözü edilen bu iki tanımın kesiştiği bir anlama denk gelir. Buna göre kültür “Bir toplumun diğer unsurlara göre daha değerli görülen, daha belirgin, manevi anlamda daha önemli olan unsurlarıdır.” Bu kültür tanımı, maddi olandan çok manevi unsurları kucaklar ve bu nedenle, uygarlıkla ilgili unsurlar bu yaklaşımın dışında kalır. Sapir’in (1951: 311) kendi kültür tanımı ise mensubiyet kavramıyla yakından ilgilidir ve millî kül­tür anlayışıyla örtüşür. Buna göre kültür, “Belirli bir grup insanı diğerlerinden fark­lı kılan, ayıran genel davranışlar ve yaşam tarzlarıdır ve o toplumun ürettiği uygar­lığın belirgin, tipik göstergelerini de içine alır.” Aynı kültüre sahip olan insanlar, za­man içerisinde düşünce tarzlarında ve tepkilerinde benzerlikler gösterirler. Tarih içerisinde bu düşünce tarzları ve tepki gösterme biçimleri o toplum için tipik ve normal hâle gelir, yeni unsurlar için de model oluşturur. Böylece toplumların ken­dilerine özgü kültürel kimlikleri meydana gelir. Toplumların veya milletlerin kültü­rel kimlikleri; sanatlarına, edebiyatlarına, mimarilerine, maddi ve manevi üretimle­rine de yansıyarak bu ögeleri o kültüre özgü biçime dönüştürür. Diğer yandan kü­reselleşme, toplumlar arasındaki bilgi paylaşımının artması, kültürel karşılaşmalar gibi etmenler zaman içerisinde farklı toplumlara ait kültürel unsurların belirli dü­zeylerde birbirine benzer duruma gelmesine de neden olabilmektedir.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum