KONUŞMA ÜZERİNE BİR KONUŞMA

13 Ekim 2010 0 yorum Dil ve Anlatım 363 Görüntüleme

           İnsanoğlu hayatta en çok neyi sever? Bu soruya çok değişik ve çeşitli cevaplar verilebilir aslında. Ancak, kanaatimce bu soruya verilebilecek en kapsamlı ve anlamlı cevap, “insanın konuşma tutkusu”dur. Günlük hayatta insanın en sık yaptığı iş, konuşma değil midir?  İstediğimizi, düşündüğümüzü, hissettiğimizi, sevdiğimizi, sevmediğimizi, temel ihtiyaçlarımızı nasıl ifade ederiz? Elbette ki dil vasıtası ve konuşma yöntemiyle. Öyleyse “konuşma ihtiyacı” temel gereksinimlerimizden birisidir.

           

 

            Konuşma ihtiyacının, insanın temel ihtiyaçlarından biri olduğu konusunda belki herkesle hemfikirizdir. Ancak benim üzerinde durmak istediğim husus bu ihtiyacın giderilmesi noktasında insanların nasıl bir tutum sergiledikleridir. Daha doğrusu konuşma kurallarını bilip bilmediğimizdir. İnsanın ihtiyacıyla sevdiği şey aynı olmayabilir. Konuşmayı çok sevdiğimiz bir yorumdur ancak insanın konuşmaya ihtiyaç duyması bir gerçektir. Konuşmayı çok sevmemizin sebebi ona, ihtiyacımız olmasından ileri gelmiyor aslında. Bizdeki konuşma tutkusu, ihtiyacın çok ötesinde bir şey. Konuşmayı çok sevmeyi “ihtiyaç” olarak açıklamak yanlış olur.

            Atalar, “dil bir kulak iki” demekle çok konuşmayı değil tam tersi “susmayı” öğütlemişlerdir. Dilin bir olması “az konuşmayı”, kulağın iki olması ise “çok dinlemeyi” işaret eder. Diogenes ise “çok dinlememiz, az konuşmamız için iki kulağımız ve bir dilimiz vardır” diyerek aynı hususa vurgu yapmıştır. Ancak biz bu sözlerin ifade ettiği manaya uygun olmayan bir biçimde çok konuşuyor az dinliyoruz. Hatta dinliyor görünüp hiç dinlemiyoruz. Bizim için karşımızdakinin ne söylediği değil bizim ne söylediğimiz önemlidir. İsteriz ki herkes bizi dinlesin; her mecliste, her ortamda biz konuşalım. Bir yakınınız size derdini anlatma çabası içindedir, siz ise onu dinlemek yerine aynı şekilde karşılık vererek kendi sıkıntınızı anlatma derdine düşmüşsünüz. Herkesin bizi dinlemesini istemenin anlamı “bencillik”tir. Bencil insanların her ortamda konuştuklarına, kendilerini ispat kaygısıyla konuyu bilsin ya da bilmesin görüş beyan ettiklerine çok şahit olmuşumdur. Bir insanın her konuda bilgisi olabilir. Genel kültürümüzü geliştirmek adına alanımız dışındaki konular hakkında da bilgimiz olmalıdır. Ancak bir kişinin kendi ilgi alanı dışındaki konularda görüş belirtirken itinalı davranması gerekmez mi? Hakkında detaylı bilgiye sahip olunmayan bir konuda konuşmak; işte, bu kendini ispat endişesiyle hareket eden bencil kişilere yakışır. Lafazânlık payesini öyle sahiplenmişlerdir ki, ebkem olmaya (suskunluğa) asla tahammülleri yoktur. Öyle olur olmaz yerlerde, ölçüp biçmeden konuşmak bu “lâf ebeleri”nin işidir. Çok konuşma hastalığına yakalanmışlara, “az konuşmak” üzerine söylenmiş yüzlerce özlü sözü bulup söyleyebiliriz. Zirâ “az konuşmayı” erdemli olmanın olmazsa olmazlarından gören atalar, “söz gümüşse sükût altındır” diyerek susmayı konuşmadan daha üstün tutmuşlardır.

Eski edebiyatın temsilcilerinden olan Nevres-i Kadîm (17. yy.), insanların konuşmalarına dikkat etmeleri gerektiğini bize üç asır önce şöyle hatırlatmıştır:

“Önün ardın gözet, fikr-i dakîk et, onda bir söyle

 Öğütme ağzına her ne gelirse âsiyâb-âsâ”

(  Sözün önünü ardını gözet, ince düşün, onda bir söyle.  Değirmen gibi ağzına her ne gelirse hemen öğütme )  Biz iki dinle bir söyle derken, Nevres “onda bir söyle” demektedir. Yani o, konuşma konusunda biraz daha cimri iken dinleme konusunda oldukça cömerttir. Burada insanın bir değirmenle ilişkilendirilmesi elbette tesadüf değildir. Değirmenin işlevi herkesçe malumdur, ağzına ne gelirse öğütmek yani una çevirmektir. Ancak insanın ağzına her geleni söylemesi sonucu elde edeceği şey, değirmenin elde ettiği gibi olmayacaktır. Onun için ağzımıza her geleni söylemek yani öğütmek yerine daha az konuşmayı ve konuştuklarımıza dikkat etmeyi öğrenmeliyiz. Konfiçyüs, “Az konuşmaktan pek az, çok konuşmaktan sık sık pişmanlık duyulur” demiştir. Sık sık pişmanlık duymak ise yapılan hatalardan ders alınmadığını gösterir. Yani çok konuşmak bir alışkanlık halini almışsa, bu hatalar daha çok yapılacak demektir.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum