Edebice Üzerine Milli Devlet Gazetesi ile Söyleşi

5 Mart 2019 0 yorum Edebice Dergisi , Söyleşi 271 Görüntüleme

Edebice dergisi Genel Yayın Yönetmeni Yaşar Vural ile yapılan söyleşi Milli Devlet Gazatesi’nin 70 sayısında (04-10 Mart 2019) yayımlandı.

yasar-vural

1-) Edebice dergisinin çıkış amacı ve misyonu nelerdir? Çıkış hikayesinden bahseder misiniz?

Millî Devlet gazetemizin değerli yönetici ve emektarlarına bize düşüncelerimizi ifade etme fırsatı verdikleri için teşekkür ederek söze başlamak isterim. Edebice 2016 Mayıs ayında ilk sayısıyla okuyucusuna merhaba dedi. Edebice ismi ve edebice dergisi çıkarma fikri bende ta, öğretmenliğimin ilk yıllarında vardı. Bu fikri hayata geçirmek için diyebilirim ki on beş yıldan fazla bir zaman gerekti. 2013’te edebice.net adıyla bir internet sitesi açtım önce. Bu site kültür, sanat ve edebiyat ile ilgili yayın yapıyordu ki hâlâ yapıyor. 2016’ya geldiğimizde artık şartların oluştuğunu düşünerek işe giriştik.

Bir edebiyat dergisinin olmazsa olmazlarından birisi “Niçin Çıkıyoruz?” sorusuna okuyucuyu tatmin edecek cevaplar vermektir. Bu, en başta halledilmesi gereken çetin bir meseledir. Çünkü bu mesele sadece iddialı sözlerde bulunmak değil, bu iddiaların altını doldurabilmektir. Elbette bu iddiaların doğruluğu için zamana ihtiyaç vardır, ancak siz okuyucuyu daha en baştan etkileyemez ve elinde tuttuğu dergiyi “niçin okuması gerektiği” hususunda okuyucunuzu ikna edemezseniz, işin başında eksilerle, eksiklerle yola çıkmış olursunuz. Onun için iyi bir manifesto -yahut bildiri- ve etkili bir slogan belirlemek edebiyatseverlerde işin başında olumlu bir etki bırakmak için kaçınılmazdır. Biz de bu bilinçle manifestomuzu yazdık ve bir slogan belirlemeye çalıştık. Bizim çıkış sloganımız “Güneş altında söylenmemiş söz var ve her söz sahibini arar”dı. Bu sözü slogan olarak seçmemizde “yeryüzünde söylenmemiş söz yoktur” ifadesinin etkisini ifade etmeliyim. Çünkü yeryüzünde eğer her şey söylenmişse biz ve günümüz insanı ve edebiyatı sürekli tekrara düşmektedir. Biz tekrarın değil “yinelenmemiş bir yeni”nin peşinde olduğumuzu vurgulamak istedik. İlk sayımızın takdim yazısında şöyle demiştim:

“Edebî hayatımızın yepyeni bir yüzü, edebiyat bahçemizin yeni bir çiçeği edebîce… ‘Yeni’lik, edebiyatta çok iddialı bir kelime, yeniliği yinelemeden sürdürmek ise çok daha zor ve iddialı. İddiamız ‘edebî’ olmak! Bu edebîlik, bazen eskiden gelen bir esintide, bazen yeni söyleyişlerin tınısındadır. Bayağılık ve basitlik çukuruna düşmeden, edebiyat göğünde bir yıldız da biz olalım istedik. Yeni yanlarımız ve konularımızla, yenilerle beraber varlığını maziden güç alarak devam ettiren yazar ve şairlerimizle edebiyat hayatımızı taze ve estetik dokunuşlarla desteklemek arzusundayız. Yeni taraflarımız eskiyi karalamaz, eski yanlarımız yeniye karşı durmaz…

Türk dilinin sınırsız ifade kabiliyeti en büyük dayanağımızdır. Bunun yanında edebiyat ve fikir hayatımıza daha temiz ve sürekli nefes aldırmak isteyen genç kadromuz da ayrı bir güven ve güç kaynağımız.”

 

Misyonumuzun ne olduğu sorusuna dilerseniz ilk sayımızda yayınladığımız “Niçin Edebice” adlı manifestomuzdan cevap verelim: Biz, iyi niyet ötesi bir yerde durma kararlılığındayız. Edebiyatın da sanatın da nicelikçe ve nitelikçe de iyileşip çoğalması için yola çıkıyoruz. Var olandan başlayıp yeni şeyler söylemenin, var olanı da tazeleyip, cilalamanın zamanı gelmiştir. Var olana da var olacağa da bir “edebîce” dokunuş gerek. Edebîce düşünüş, edebîce hissediş ve edebîce ifade ediş… Güzel, ancak bu yanıyla güzeldir. Derinliksiz, hazmedilmeden idraklere yerleşen edebiyat mahsüllerinin, insan bedenine yararlı olmayan gıdalardan bir farkı var mıdır?

 

Yeni olmak iddiası bir zaman sonra hükmünü kendiliğinden düşürür. Yunus misali her dem yeniden doğmaya adadık azim ve heyecanımızı.  “Yeni” iddiamız hükümsüz kalmasın, yinelenen bir “yeni” olmaktan ziyade yeniden bir “yeni” olmaktır bizimkisi.  Onun için “Her dem yeniden yazarız, bizden kim usanası!”

Güzel olan, edebî olan değerlidir. Bu sebeple edebiyatımıza bir edebice bir “değer” katmak için yola çıktık ve bunu üç yılı aşkındır yapmaya çalışıyoruz.

2-) Derginin çıkarılmasında emeği geçen ekibin bir araya gelişi nasıl ve hangi saiklerle oldu?

Derginin adı ve dergiyi çıkarma fikri bende kesinleşince, dergimizin şimdi yazı işleri müdürü olan Sabit Bayar ile istişare ettik önce. Gerçi Sabit kardeşimle ilçemizde Bafra Ülkü Ocakları bünyesinde 9 sayı “İlteriş” adlı bir dergi çıkarmıştık. Bu dergi her ne kadar kültür ve edebiyat birikimi barındırsa da derginin ideolojik bir yönü de vardı ve “İlteriş” edebiyat adına hedeflerimizi ve isteklerimizi gerçekleştirmek için bizleri kısıtlıyordu. Nihayetinde bu derginin kurumsal kimliğe de uygun hareket etmesi gerekiyordu ve ideolojik bir tarafı da vardı. Oysa benim çıkarmak istediğim dergi tamamen kültür sanat ve edebiyat ağırlıklı bir dergiydi. Ancak İlteriş bize bir okul oldu adeta. İlteriş’te epey tecrübe edinmiştik.  İlteriş 2015’te 9. Sayıdan sonra çıkmayınca, biz “Edebice” için uygun zamanın yavaş yavaş geldiğini düşündük. Bir edebiyat dergisi çıkarma fikrini daha sonra aynı gönül ikliminde olduğumuz ve ilimizde gören yapan Dr. Mehmet Emre Çelik hocamız ve yazı kurulumuzdaki diğer arkadaşlarımızla görüştük. Onlar da Edebice isimi ve dergi çıkarma fikrine olumlu yaklaştılar. Hazırlıklarımızı tamamlayarak ilk sayımızı Mayıs 2016’da çıkardık.

İlk sayımız çok olumlu tepkiler aldı. Edebice tanınmaya başlandıkça ilerleyen sayılarda ekibimize yeni arkadaşlar da katıldı.

3-) Yayın alanınızın edebiyat olduğunu biliyoruz. Edebiyat alanında yayın yapan dergiler ve Türkiye’deki edebiyat hayatı hakkında neler söylemek istersiniz?

Edebice, edebî verimlerin tümüne yer vermeye çalışan bir dergi. Şiir, öykü, deneme, makale, söyleşi. Bunun yanında diğer sanat dallarından resim, karikatür de dergimiz sayfalarında yer verdiğimiz sanat verimlerinden. Türkiye’de edebiyatın ve biraz da sanatın soluk alışverişi edebiyat dergileri sayesindedir dersek abartmış olmayız kanaatindeyim. Usta yazar ve şairlerin yanında yöresinde genç ve istidadı olan edebiyat tutkunları da bu dergilerde kendilerine yer bulabilmektedirler. Ben edebî dergileri edebiyatın er meydanına benzetirim. Bu meydana inmeden, bu meydanda boyunun ölçüsünü almadan okuyucu ile buluşan isimlerin; yazar ya da şairlerin hep bir yanlarının eksik olduğunu düşünürüm. Çünkü edebiyat dergilerine gönderilen yazılar iyi bir süzgeçten geçer. Yazının veya şiirin olumlu ve olumsuz yanları ortaya konur. Edebi değer taşıyan ve yayın kurulunca yayımlanmaya uygun olanlar er meydanına çıkar. Tabi bu söylediklerim edebiyatı ciddiye alan, yayın kurullarında kendini ispatlamış yahut edebî zevki yüksek isimlerden seçen dergiler için geçerli. Türkiye’de bütün edebiyat dergileri için bu ciddiyet geçerli midir? Bu soruya evet demek pek mümkün görünmüyor. Bırakın yazının edebi ağırlığına dikkat edecek isimlere yayın kurulunda yer vermeyi doğru dürüst bir dil denetimi yapabilmekten aciz dergiler görüyorum.

Ülkemizde temel sorunların başında insanların yaptığı işi ciddiye almaması gelmektedir. Ne iş yaparsanız yapın, önce işinizi ciddiye almalı, işinize gerekli özeni göstermelisiniz. Bakınız burada bir şeyi daha söylemeliyim. Artık eskisi gibi dergi okurları çok değil. Yani, en köklü ve kurumsal edebiyat dergileri bile binlerle ifade edilebilecek rakamlara zor ulaşıyor. Bunu şunun için hatırlatıyorum, belki edebiyat dergisi okur sayısı az ancak, bu az okuyucu arasında çok iyi ve nitelikli okurlar var. Bu okurlar, edebiyat dergileri aracılığıyla edebiyatın er meydanına çıkan yazar ve şairleri çok iyi tartıyor, değerlendiriyor. Dergiyi didik didik ediyor. Siz dergi yöneticileri olarak dergide niteliği, kaliteyi düşürdüğünüzde bu okuyucu bunu hemen fark ediyor. Duyarlı olan okuyucu bir şekilde size ulaşıyor ve görüşlerini ifade ediyor, dergide gördüğü eksiklikleri söylüyor. Daha az duyarlı olan ise size ulaşma ihtiyacı bile hissetmeden dergi ile irtibatını kesiyor. Demek istediğim, okuyucunuza özensiz, niteliksiz bir dergi okutmaya hakkınız yok. Bu okuyucu hem derginize para hem de zaman harcıyor. Sizin ne insanların zamanını çalmaya ne de insanların az veya çok paralarını boşa harcamalarına hakkınız olamaz. Ülkemizde yayın yapan dergiler, yerel yahut ulusal ölçekli dergiler, edebi niteliğe dikkat etmek zorundadır.

Ülkemizdeki edebiyat bahsi ise çok ayrı ve uzun bir bahis… Dijital çağ haliyle edebiyatı etkiliyor. Edebiyatta hâlâ hazırı tükettiğimiz kanaatindeyim. Dergide nitelik bahsi aslında edebiyat için de geçerli. Yayınevlerinin sadece kazanma hırsları ile nitelikten ödün verip, genç ve ergen kesimin ilgi ve isteklerine uygun yazı denemelerini -ki bunlara eser diyemeyiz, bunlar ergence şeyler, karalamalardır- albenili kapaklarla piyasaya sürmeleri edebiyatımızın nicelik olarak belki genişlemesine sebep olabilir ancak nitelik olarak zayıflamasına sebep olmaktadır. Gençlerin veya edebiyata meraklı insanların yazı çalışmaları, yazarlığa heves etmeleri elbette edebiyat için bir kazançtır. Ancak, edebi değer ve nitelikten yoksun yazı çalışmalarının on binlerce gence ulaşması ve bu kitapların peynir ekmek gibi satması edebiyatımız için başka sorunların kaplarını aralamaktadır. Bu genç yazar adaylarının edebî derinliği ve değeri olmayan bu kitaplarından beslenen on binlerce yaşıtı, gerçek edebî eserleri sıkıcı bulmaya, onları okumaya değer görmemeye başlıyor. Ergen yazarların kitaplarını nitelikli edebiyat eserlerine geçişte bir basamak olarak değerlendirenler de var ancak bu geçiş maalesef istenilen düzeyde değil ve bu kitaplar onları okuyanlarda bağımlılık yapabiliyor. Basit olay anlatımları ve hep aynı konular etrafında dönen bu kitaplar gençlerin hayal gücünü ve dimağlarını zorlamıyor. Ben bu kitapları ayaküstü atıştırmalık yiyeceklere -fastfood- benzetiyorum. Çok lezzetli görünmekle birlikte vücuda, sağlığımıza zarar verebilen yiyecekler gibi bu kitaplar. Kısa sürede okunup bitiriliyor fakat okuyucunun estetik zevkine ve edebî gelişimine bir katkı sunmuyor. Edebiyatın sorunlarına ayrı bir söyleşide daha geniş değinmek lazım…

4-) Son günlerde ülkemizde sizin de malumunuzdur ki yayıncılık yapmak epey zor. Edebice dergisi bu zorlu süreçle nasıl mücadele etmektedir?

Evet, ülkemizde yayıncılık çok zor ve yayıncılıktan kazananlar da çoğunlukla yayın tekelleri ve banka yayınları. Paranın başındakiler yayıncılığın da başında görünüyor. Peki bunu, onlar bir kültür hizmeti olarak mı yapıyorlar? Bunun böyle olmadığı aşikâr. Özellikle telif hakkı olan birçok kitabın telif haklarını elinde bulunduran bu yayınevleri pek yüksek kârlarla kitapları satıyorlar. Evet, yayıncılık zorda ancak yayıncılık bizim için zor. Yayıncılık pastasının büyük dilimlerini elinde tutanlar için böyle bir zorluk olduğunu düşünmüyorum.

Yayıncılığın bu zorlu günlerinde devletimizin kitap ve dergilerden alınan KDV oranlarını sıfırlaması yayıncılığa ve dergiciliğe bir can suyu olacaktır. Dediğim gibi, büyük yayınevlerinin ve özellikle banka yayınlarının can suyuna ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Belki bu KDV indirimi onları daha da büyütecektir, ne diyelim Allah arttırsın. Ancak, bu alanda başkaca çözümlere de ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Kâğıt, basım ve hazırlık maliyetleri gerçekten çok yüksek. Kâğıdın, özellikle dergi ve kitap basımında kullanılan kâğıdın ithal ediliyor oluşu maliyetleri arttıran en önemli sebep. İthal kâğıt yayıncılıkta kur baskısını devam ettiriyor. İşte burada da yerlilik vurgusu yapmak gerekiyor sanırım.

Edebice, bu zor süreci atlatmaya çalışıyor. Abonelerimizin desteği, sponsorlarımızın yardımlarıyla yol almaya, dergimizi okurlarımızla buluşturmaya çalışıyoruz. Kitap sektörü kur dalgalanmasından elbette etkilendi ancak dergiler bunu çok daha fazla hissetti. Nedenine gelecek olursak, ülkemizde okuyan kesim, nüfusa oranladığımızda maalesef çok az. Burada rakamların diliyle konuşmak istemiyorum ama gelişmiş ülkelere göre durumumuz ortada. Hâl böyleyken, okuyan kesimin çoğu da kitap okuru. Bu ne demek, basılı materyal okuyanların çoğu kitap okuyor. Dergi takip eden, dergi okuyan sayısı çok daha az. İşte bu az okurun desteği ile ayakta durmaya çalışıyor dergiler. Yayıncılık sektöründe olduğunuz için bu söylediklerimi siz daha iyi anlayacaksınız.

5-) Edebice dergisi bildiğimiz üzere 3 ayda bir yayımlanan bir yayın. Edebice dergisinin temin yolları nelerdir?

Edebice 16. sayıya kadar iki ayda bir yayımlanıyordu. Şartlar daha önce de zordu, duyarlı okuyucularımız ve sponsor destekleri ile yılda altı sayı çıkarabiliyorduk. Ancak 2019’un başından itibaren üçer aylık yayın periyoduna döndük, ekonomik şarlar gereği. Bir önceki sorunuzda aslında dergimizin neden üç aylık çıkmaya başladığının cevabı da var. Biz, iki aylık süre çok uzun, okurlarımızla aylık buluşabilir miyiz diye düşünürken, maalesef üç ayda bir yayımlamak durumunda kaldık Edebice’yi. Yani tamamen ekonomik şartlar gereği bu tasarrufta bulunduk.

Edebice dergisini temin etmek isteyen dostlarımız bize her şekilde ulaşabilirler, telefonla, e-posta ile, sosyal medya hesaplarımız ile… Edebice.net sitemizde sanal mağazamız var. İsteyen okurlarımız buradan okumak istedikleri sayıların siparişini verebilirler. İstanbul, Ankara, İzmir, Kayseri, Gaziantep, Konya, Kahramanmaraş, Samsun, Sivas, Eskişehir gibi belli başlı illerimizde satış noktalarımız var. Mesela Denizli’deki satış noktamız Yeni Ufuk Kitabevi’miz. Temsilcilerimiz var. Bu arkadaşlarımıza dergi gönderiyoruz. Onlar kendi çevrelerinde dergimizi okumak isteyenlere dergimizi ulaştırıyorlar. İmkânı olan dostlarımıza dergimize abone olmalarını tavsiye ederiz. Böylelikle çıkan her sayıyı adreslerine göndermiş oluyoruz.

6-) Edebice dergisinin geleceğe yönelik ne gibi hedefleri var?

Söyleşimizin başında “nitelikçe ve nicelikçe iyileşip çoğalma gayretiyle her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası” demiştik. Bu gayemizden hız alarak edebiyatımıza katkı sunmaya, usta isimlerle birlikte yeni isimlere fırsat vermeye çalışacağız. Büyük iddialara bulunmaya gerek yok. Ülkemizde edebiyatın ve sanatın hâli ortada. Bir sürü çalı çırpı ve dikenin arasından çıkmaya çalışan kır çiçeklerine, papatyalara başını alıp yükselecekleri bir gök sunmaya çalışıyoruz. Hâlâ kirlenmemiş, edebiyatı seven, edebîce bir şeyler söylemek isteyenlere seslerini, sözlerini duyurabilecekleri bir ortam sunmaya çalışıyoruz. Bunu ne kadar süre yapabiliriz, bilemiyorum. Edebice ile ilgili daha önce yapılan bir söyleşide şöyle dediğimi hatırlıyorum: “Sonsuza kadar değil belki ama sonuna kadar gitmek” istiyoruz.

Edebice sadece bir dergi değil yukarıda ifade ettiğim gibi Edebice.net sitemizde kültür, sanat, edebiyat, söyleşi, imza, etkinlik, kitap haberlerine yer veriyoruz. Bunun dışında “Edebice okur yazar buluşmaları” düzenliyoruz. Dergimizde yazan birçok yazar ve hocamızı okurlarımızla buluşturduk. Yine bu buluşmalar devem edecek. Mesela Mart ayının 14’ünde Ondokuz Mayıs Üniversitesinde dergimizin yazar editörleri ile üniversite öğrencilerini bir panelde buluşturacağız. Yine ülkemizin değişik illerinde bu okur yazar buluşmalarına devam etmeyi düşünüyoruz. Her sayımızın çıkışının ardından “Dergiye Dokun” adıyla bir dergi ve kitap hediye kampanyası düzenliyoruz. 17. sayımızın ardından düzenlediğimiz kampanya on dördüncü hediye kampanyasıydı. Dinamik, genç ve heyecanlı bir ekibimiz var. Yeri gelmişken onlara ayrı ayrı teşekkür etmek istiyorum. Çünkü hiçbir menfaat beklentisi olmadan dergimizi yaşatmak, dahası nitelikli olarak okurlarımıza ulaşmasını sağlamak için uğraşıyorlar. Ekibimizde hedef, proje çok. İmkânlar ölçüsünde gerek edebiyatımıza gerek gençlerimize gerekse ülkemize katkısı olduğunu düşündüğümüz birçok faaliyeti gerçekleştirmeye çalışacağız. Eğer bir sıralama yapmam gerekirse öncelikli hedefimiz dergimizin sürekliliğini sağlamaktır. Çünkü ana taşıyıcı “Edebice”dir. Sonra panel, konferans, okur yazar buluşmaları gibi etkinlikleri değişik illerimizde yapmak. Ankara’da iki defa yaptık. Eskişehir, Denizli gibi illerimizde de yapmak istiyoruz. Bakalım…

Ülkemiz ve edebiyatımız için güzellikler temenni ediyor, bizlere sayfalarınızda yer verdiğiniz için tekrar teşekkür etmek istiyorum.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum