NEF’İ HAYATI VE ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

27 Nisan 2013 0 yorum Divan Edebiyatı 573 Görüntüleme

NEF’Î (Ö.1635)
17. yy. ve bütün Türk edebiyatının en büyük kaside şairi olarak tanınan Nef’i, bu yüzyılın başında yaşamış, kasidede gerçek bir varlık göstermiş ve gerek kendi zamanında, gerekse sonraki yy.larda kaside yazan bütün şairleri etkilemiş bir şairidir. Nef’i, Erzurum’un Hasankale kazasında doğmuştur. Babası bölgenin eşraflarından Sipahi Mehmet Bey’dir. Nef’i’nin diğer adı Ömer’dir. İlköğrenimini Hasankale’de yapmış sonra Erzurum’da öğrenimini sürdürmüştür. Sadi ve Hafız’ı okuduğunu, kasidelerde Urfî ve Enverî’yi sevdiğini ve onlardan etkilendiğini, yine Arap şairi Mütenebbî’yi örnek aldığını bu şairlerin şiirlerindeki etkisinden anlıyabiliyoruz.


Nef’i Erzurum’da genç yaşta şiir yazmaya başlamış ve ilk mahlas olarak da Zarrî (zararlı) ismini seçmiştir. Dönemin Erzurum Defterdarı olan Künhü’l-Ahbâr adlı eserin sahibi Gelibolulu Ali, Nef’i’nin şiirlerini beğenmiş ve kendisine “Nef’i” (Nâfî, yararlı) mahlasını vermiştir. Bunu Nef’i’nin aşağıdaki beytinden öğreniyoruz:
Eyledün mahlâs-ı Nef’i ile kadrüm a’lâ
Zihn-i pâkümde görüp kuvvet-i iz’ân-ı suhen

Nef’i o sıralarda Celâli isyanlarını bastırmakla görevli Kuyucu Murat Paşa’yı tanımış ve onun yardımıyla da Sultan I. Ahmed devrinde (1603-1617) İstanbul’a Mabeyn Katibi olarak gönderilmiştir. İstanbul’a gelir gelmez şiirleriyle kendini tanıtmayı başaran Nef’i, çeşitli fırsatlarla Sultan I. Ahmed’e kasideler sunmuştur. Nef’i
Bârekallah zihî âtıfet-i rabbânî
Ki şeh-i âleme olmış ezelî erzânî

Matlâlı kasidesini padişaha sunarak onun himmetini talep etmiş ve bunu başarmıştır. Nef’i bunun gibi I. Ahmed’e sekiz kaside sunmuştur.

Nef’i sadece Sultan I. Ahmed’e değil devrin ileri gelen devlet adamlarından; Kuyucu Murat Paşa (ö. 1611), Nasuh Paşa (ö. 1614), Mehmed Paşa (ö. 1620), Halil Paşa’ya (ö. 1630) da kasideler sunmuştur. Nef’i , asıl ününü Sultan IV. Murad’ın saltanatı döneminde yakalamıştır. Sultan IV. Murad, kendisi gibi haşin ve sert mizaçlı Nef’i’yi korumuş ve ihsanını kendisine göstermiştir. Nef’i, Sultan Murad’a 12 kaside yamıştır. Bunlar arasında,
Esdi nesîm-i nevbahâr açıldı güller subhdem
Açsın bizim de gönlümüz sâkî meded sun câm- Cem

Matlâlı bahariyyesi vardır. Nef’i bu devirde de sadece padişaha değil dönemin ileri gelen devlet adamlarından olan Sadrazam Hafız Mehmet Paşa, Hüsrev Paşa, ve İlyas Paşa’ya da kasideler sunmuş ve onlardan iltifatlar görmüştür. Hatta İlyas Paşa’ya sunduğu kasidenin karşılığında kendisine “1000 duka altını, 10 top Frenk kumaşı, 10 elbiselik kumaş, bir küheylan, bir Çerkes cariye, bir samur kürk ve ayrıca 10 katır yükü eşya” verildiği devrin kaynaklarında ifade edilir.

Nef’i’nin şöhretinin bu denli yayılması, devrin padişahları ve devlet adamlarınca da korunup kollanması dönemin diğer şair ve yazarlarını da kıskandırıyor, yazdığı hicivler sebebiyle de düşman kazanıyordu. Nitekim Sultan Murad’ın Nef’i’nin Siham-ı Kaza adlı kitabını okurken yanı başına yıldırım düşmesi Nef’i’nin düşmanlarına istediği fırsatı vermişti. Padişahın ayağının dibine yıldırım düşmesini Nef’i’nin kitabının uğursuzluğuna bağlayanlar padişahı da bu türlü düşünmeye ikna etmişler ve padişah da Nef’i’yi Edirne’ye sürgüne göndermişti. Nef’i bunun üzerine bir daha hiciv yazmayacağına tövbe etmiş ve tekrar padişahın iltifatını kazanmak için fırsat kollamaya başlamıştır. Bu durum devrin şairlerinden İbrahim Vehbî tarafından şöyle ifade edilmiştir:
Gökden nazîre indi Sihâm-ı Kazâsına
Nef’i diliyle uğradı hakkun belâsına

Nef’i, Sultan IV. Murad’ın Edirne’ye geldiği bir sırada kendisine bir kaside sunar ve affını talep eder. Bunun üzerine padişah tarafından affedilen Nef’i’ye İstanbul’da cizye muhasebeciliği görevi verilmiştir.

Nef’i’nin ölümü üzerine çeşitli rivayetler vardır. Ancak kesin olarak bilinen bir şey varsa o da Bayram Paşa tarafından boğdurularak öldürüldüğü ve cesedinin denize atıldığıdır. Naîmâ ve Karaçelebizâde, Nef’i’nin ölüm tarihi olarak 1044 ( miladi 1635) tarihini verirler.

ESERLERİ:
Nef’i’nin biri Türkçe diğeri Farsça olmak üzere iki divanı ve Sihâm-ı Kazâ adını verdiği hiciv kitabı vardır.

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER


1.Gamzen ne dem ki tîğ çekip hûn feşan olur

Uşşak-ı dil-figâra ecel mihribân olur.

 

2.Çeşmin o kahramân-i gazabnâkdir senin

Kim hışımı zâil olsa dahî bîamân olur

 

3.Kim gördü böyle hindû-yi mest-i kemîn-güşâ

Kim bir hadengi âfet-i cân-ı cihân olur

 

4.Müjgânlarınla seyr eden ol ebrûvânı der

Birden bu denlü tîr nice derkemân olur

 

5.Gamzen suâle başlasa uşşâka her müjen

Gûyâ lisân-ı hâl ile bir tercemân olur

 

6.Gamzen görür itâb ile öldürdüğün bizi

Durmaz girişme dahi ana hem-zebân olur

 

7.Bu nâz ü bu nigâh-i tegâfül ki sen de var

Hızr olsa âşıkın sebeb-i terk-i cân olur

 

8.Sen böyle nâz ü şive satınca gedalara

Narh-ı metâ-ı der ü belâ rayegân olur

 

9.Yeksân ise yanında seven sevmeyen seni

Hûbâna bu muameleden çok ziyân olur

 

10.Râzî değilse ger buna nâmûs-ı dilberi

Uşşâka derse böyle ihânet yamân olur

 

11.Her nâmahalle ruhsat-i nezzâre ya neden

Bir gün demez misin ki mahallinde kân olur

 

12.Dil bu havâ ile kafes-i teng-i sinede

Manend-i mürg-i bâl-i şikeste-tapân olur

 

13.Kim gülşen-i ruhunda vere nağmeye karâr

Tâ ol zamân ki bağ-ı cihân pür hazân olur.

14.Fikr eyleyince dâm-ı girih-gîr-i zülfünü
Bir hâlet elverir ki kafes gülsitân olur

15.Zülfün mü yâ gezende siyeh mâr-i hambeham
Kim pâsbân-ı genc-i nihân-ı miyân olur

16.Yahut hümâ şikâr edici şâhbâzdır
Dâim havâ-yi sayd ile bîâşiyân olur

17.Gâhi ki halka halka durur pîç ü tâb ile
Tuğra-yı hükm-i padişeh-i hüsn ân olur

18.Gâhi ki deste deste yatar yerde gûyiyâ
Çârûb-ı âsitân-ı memâlik-i sitân olur

19.Ol safder-i yegâne ki tâb-ı mehâbeti
Cevşen-güdâz-ı Tehmeten ü Kahramân olur

20.Ol dâver-i zemâne ki âb-ı adâleti
Gülbün tırâz-ı gülşen-i emn ü emân olur

21.Paşa-yı bî-karîne-i âlem ki âleme
İhsânı bî-nihâyet ü bî-imtihân olur

22.Düstûr-ı kâmkâr ki yekrûze bahşişi
Dahl-i hezâr sâle-i deryâ vü kân olur

23.Maksûd-ı kâinât u Murâd-ı cihâniyân
Kim âsitân-ı kıble-geh-i ins ü cân olur

24.Şem’-i cihân-serây-i vezâret ki şu’lesi
Meş’âl-fürûz-ı encümen-i hüsrevân olur

25.Mâh-ı felek-serîr-i saâdet ki pertevi
Nûr-ı çerâğ-ı baht-ı şeh-i ahterân olur

26.Rey’i münîri kim felek-i fehm ü dânişe
Bir mihr-i zerreperver-i arş-âsümân olur

27.Ger zerre denlü nûru ziyâ verse âleme
Hurşîd zerre gibi nazardan nihân olur

28.Bâd-ı sabâ ki bûy-ı gül ü yasemen için
Cerrâr-ı bînevâ-yı reh-i bûstân olur

29.Bir şemmesini bulsa eğer bûy-ı hûlkunun
Attâr-ı çârsû-yı zemîn ü zemân olur

30.Adli ki bir diyâr-i pür-âşûbe hükm ede
Düzd ü harâmi bedreka-i kârbân olur

…………………………………….
59. Kim vasf ederse zât-ı şerîfin benim gibi
Rûh-ı kelâmı kâleb-i mazmuna cân olur

60.Hakkâ benim o nâdire-perver ki her sözüm
Bir tuhfe gibi elden ele armağân olur

61.Tab’ım ki yâd-ı cezbe-i medhinle dem-be-dem
Bir bahr-i pür-hurûş-ı leâlî-feşân olur

62.Her gevher- nefis ki andan zuhur eder
Ârâyiş-i hazâin-i kevn ü mekân olur

63.Kim cem’ ederse gevher-i mazmun-ı hâsımı
Cem’iyyet-i cevâhir ile kâmrân olur

64.Tab’ımla kimse bahs edemez kahramân gibi
Endişe aleminde cihân pehlivân olur

65.Tutdu cihânı debdebe-i kûs-ı şöhretim
İşitmez anı gûşu hasudun girân olur

66.Hâsid benimle da’vi-i nazm eylese n’ola
Zu’münce har sühân-ver-i Îsî-beyân olur

67.Gör i’tikâd-i fâsidin etmez bu fikri kim
Rûbeh nice mukâbil-i şîr-i jeyân olur

68.Bir düzd-i nâbekâr-ı meanî-tırâş iken
Yârân sözüyle şair olur nüktedân olur

69.Hasm ittihâz edinmek o terzîk-gûyû ben
Nâmûs-ı şâirriyetime kesr-i şân olur

70.Anda liyâkat olsa ki ben laf urup desem
Gelsin benimle var ise bir imtihân olur

71.Nef’i duâya başla ko da’vâyı kim duâ
Nazm âhirinde âdet-i nazm-âverân olur

72.Tâ kim fürûğ-i câm-ı zer-endûd-ı âfitâb
Revnak-fürûz-i bezm-geh-i hâverân olur

73.Dönsün felekde sâgar-ı ikbâli gün gibi
Tâ ana dek ki âhir-i bezm-i cihân olur

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİYLE
1.Yan bakışın kılıç çekip kan saçmaya başlayınca yüreği yaralı aşıklara ecel acır, şefkat gösterir.

2.Senin gözün öyle hiddetli bir kahramandır ki kızgınlığı geçse bile amansız merhametsizdir.

3.Böyle, bir oku dünyanın canına bela olan, tuzak kuran ve kendinden geçmiş kara yağız bir Hintliyi kim görmüştür.
4.O kaşları kirpiklerinle beraber seyreden “Birden bu kadar ok yaya nasıl konabilir” der.

5.Ey sevgili, gamzelerin bize soru sormaya başlasa her kirpiğin âşıklara hal diliyle güya tercüman olur
6.Yan bakışın, senin bizi azarlayarak öldürdüğünü gördüğü halde, cilve de onunla durmadan szö birliği eder.
7.Aşıkın Hızır olsa da, sendeki bu naz ve anlamazlıktan gelen bakış, onun bile ölümüne sebep olur.
8.Sen aşkını dilenen herkese böyle naz ve şive satınca, dert ve belâ malı da değerini kaybeder.

9.Senin nazarında seven ve sevmeyenin farkı yoksa, bu yolda hareket etmekten güzellere çok zarar gelir.
10.-11. Dilberlik haysiyeti ve namusu buna razı olmaz da, âşıklara: “bize böyle hakaret etmeniz, sonra fena olur!” derse, peki, öyle her olur olmaza sana bakma müsaadesini neden veriyorsun? Sırasında, bu yüzden kan dökülebileceği aklına gelmez mi?
12-13-14. Gönül dünya bahçesinde sonbahar oluncaya (yani kıyamete) kadar, senin bir gül bahçesini andıran yanağında ötedurmak arzusuyla, kanadı kırık kuş gibi, göğsün dar kafesinde çırpınır. Fakat saçının düğümlerle dolu olan tuzağını düşününce, öyle bir hâl gelir ki, kafes ona bir gülistan kesilir.
15.Bu zülfün müdür; yoksa gizli bel hazinesinin bekçisi olan


GAZEL:

Ne tende cân ile sensiz ümîd-i sıhhat olur
Ne cân bedende gam-ı fırkatınla râhat olur

Ne çâre var ki firâkınla eğlenem bir gün
Ne ta’liim meded eyler visâle fursat olur.

Dil ise gitdi kesilmez havâ-yi aşkından
Nasîhat eylediğimce beter melâmet olur

Belâ budur ki alışdı belâlarınla gönül
Gamın da gelse dile bâ’is-i meserret olur

Nedir bu tali’ ile derdi Nef’i-i zârın
Ne şûhu sevse mülâyim dedikçe âfet olur

Ne şeb ki kûyuna yüz sürmesem o şeb ölürüm
Ne gün ki kametini görmesem kıyâmet olur

Günümüz Türkçesiyle

1.Sensiz ne tende can ve sağlık ümidi olur; ne de ayrılığın tasası ile bedende rahat yüzü görür
2. Ne senden ayrı iken bir an olsun, durup oturmanın çaresi vardır; ne de talihim yardım eder de sana kavuşma fırsatını bulabilirim
3. Gönül ise aşkının peşinden koşup durur, bundan vaz geçmez. Ben ona nasihat ettikçe, o daha beter melamete düşer.

4. Bela budur ki, gönül senin belalarına alıştı. Gönle senden bir ızdırap da gelse, sevinç sebebi olur.

5. İnleyen Nef’i’nin bu talih ile başının derde girişi nedir? Hangi güzeli sevse, ona uysal dedikçe, bir afet kesilir
6. Hangi gece bulunduğun yere yüz sürmesem, o gece ölürüm. Senin endamını hangi gün görmesem, o gün kıyamet kopar.

 

 

GAZEL
Yazanlar peykerim destimde bir peymâne yazmışlar
Görüp mest-i mey-i aşk olduğum mestâne yazmışlar

Bana teklîf-i zühd etmezdi idrâk olsa zâhitde
Yazıklar kim anı âkıl beni divâne yazmışlar

Değildir gözlerinde sâye-i müjgânı uşşâkın
Hatın resmin beyâzı dîde-i giryâna yazmışlar

Benim âşık ki rüsvâlıkla tutdu şöhretim şehri
Yazanlar kıssa-i Mecnûn’u hep yabana yazmışlar

Nice zâhirdir ey Nef’i sözünden dildeki sûzun
Yazınca nüshâ-i şi’rin kalemler yana yazmışlar

Günümüz Türkçesiyle
Resmimi çizenler, beni elimde bir kadeh olduğu hâlde tasvir etmişlerdir. Aşk şarabı ile sarhoş olduğumu görüp beni, bir sarhoş şeklinde canlandırmışlardır.

Zahitte idrak olsa, bana zühd ( din işlerinde perhizcilik dünya nimetlerine değer vermemek) teklifinde bulunmazdı. Yazıklar olsun ki onu akıllı beni de divane sanmışlar.

(Bu görünen) âşıkların gözlerinde kirpiğinin gölgesi değildir. Senin hattının resmini, ağlayan gözlerin beyazına yazmışlar.

Asıl aşık benim ki rüsvalıkla şöhretim bütün şehri tuttu. Mecnun’un hikâyesini yazanlar, hep yabana yazmışlar
Ey Nef’i, sözlerinden gönlündeki yanışın nasıl apaçık görünüyor. Kalemler, senin şiir kitabını yazarken, az kalsın yana yazıyorlarmış.

Not: Sitemizden kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

 

Kaynakça:

Prof. Dr. Halûk İpekten, Nef’î-Hayatı, Sanatı, Eserleri; Akçağ yay. Ankara 1998

İskender pala, Kronolojik Divan Şiiri Antolojisi, Akçağ yay. İst. 1995

 

 

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum