ÇABUKLUK YA DA ÇOCUKLUK

14 Mayıs 2018 0 yorum Denemeler-Makaleler 370 Görüntüleme

boy-child-dry-leaves-36965

Çabuk büyüyor çocuklar. Çabuk kayboluyor çocukluk. Çubuktan atların üstündeki üç buçuk yaşlarında üç beş çocuk… büyümüşler çarçabuk! Çabukluk, çatır çutur yoğun bir ç sesiyle hissedilebilinir mi? Ya da söz çevirmek için soru şöyle sorulsun; ne zaman fark edilir çocuklukla çabukluk arasındaki paralellik? Soru kolay olunca cevap da kolay: Çocukluk kaybedilince denilecek kuşkusuz.

Çabukluk, ses yönünden çamur olmayı çağrıştırır. Çamur, yani ham, pişmemiş, olgunlaşmamış (TDK’ya göre;  [sıfat] Sataşkan, çevresini tedirgin eden, sulu, arsız)… İnsanın çocukluktaki çamurluğu hoşgörülür. Çünkü onlar, yeni yetme ve sabırsızdır. Sabırsızlığın ne olduğu, çocukların niçin sabırsız olduğu da anlaşılır bu açıklamalardan sonra. Hiçbir çocuk tadını çıkara çıkara yaşamamıştır çocukluğunu, çünkü istememişlerdir yavaş yavaş büyümeyi. İsteselerdi, bu mümkün müydü peki? Değil ebette. Hayatın çocuktaki manası; daha çok çabukluktur. Her şeyin çarçabuk olmasını ister çünkü çocuklar. Biraz sonra, yarın ya da ertesi gün zarflarını asla sevmezler; isterler ki anında olsun, şimdi ya da hemen.

Çabukluk içinde çocuk kalanlar var. Hayret duyulacak nokta burasıdır. Bu çabuklukla nasıl çocuk kalınır? Oyundan vazgeçmeyenler, farkına bile varmaz büyüdüğünün. Bir bayram namazı sonrası camiden çıkan büyükler, eve varıp tüfeklerine sarılacaklarını bir kutu fişeği yakacaklarını konuşuyordu; hemen arkalarındaki çocuklar da mantar tabancalarına aldıkları mantardan, havai fişekten… Bu büyüklü küçüklü kalabalık birden aynı oluverdiler: Seviyeleri, yaşları ve hayata bakışlarıyla. Çünkü oyundaki tılsım çocukları büyütmez, diğer yandan büyük sanılanları da çocuklaştırıverir hemen. Hayatı oyun ve eğlence görenler için çocukluk daimidir, hiç bitmez.

“İçimizdeki çocuk” çığırtkanlığı var. Bırakalım “içimizdeki çocuk” yaşasın diyen kişisel gelişimciler var hani; bütün saflığı, bütün insaniyeti içteki bu çocuğun devam ettirdiğine inandırmaya çalışan, çok bilmişler. Konuyu uzatıp Freud’a dayamak da dayanılır bir iş değil şimdi. Özetle büyümenin sabırla olgunlaşmak olduğunu çocukluğun kışkırtığı çabuklukta görmek gerek. Sabır, büyümenin anahtarıdır çünkü. Hayata katlanmak, acıları göğüslemek, insan olma mesuliyetini kabullenmekle başlayan sabır sınavları kişiyi olgunlaştırır. Atalar boşa dememiş: “Sabırla koruk helva olur, dut yaprağı atlas”. İnsanlığın önderi, iki cihan serverimiz buyurmuştur: “İman iki eşit parçadır; yarısı sabır, yarısı şükürdür”. İmanı olgunlaşmak, büyümek kabul edersek yapılacak şey; şükür ve sabırdır.

Sabır, şükür kişinin kendi büyümesi için. Çocukların büyümesi için de şükür ve sabır elbette. Bunun yanı sıra çocukların çabuk büyümesi dertlendirmeli anneyi, babayı… Hiçbir kederin olmasına gerek yok, insan gamlanmak istiyorsa bu yeterli. Dün kucakta tutulup sevilen bebek, bugün oturmuş büyükleriyle konuşuyor, onlara yardım ediyor. Ne güzel, denilecek. Güzel mi? Sabrın ve şükrün karşılığı olarak elbette güzel. Ya onlarla heba edilen ömür? Bu da güzel mi? Eh, dünyaya direk kalınacak değil; bu da güzel denebilir. Yalnız bu güzellik, gün batımı kızıllığı gibi hüzünlü.

Kızı, kendi elleriyle hazırladığı bir tabak meyve salatasını getirmiş babasına. Sevinçle, hüzünle uzanıyor tabağa baba. Karmakarış duygularla doluyor içi. Ağlaması mı gerek yoksa gülmesi mi; kestiremiyor bir türlü. Kestirdiği şey, yaşlandığı. “Kapıya konacak şey değil” der büyükler ihtiyarlık. Şimdi yaklaşan adım adım, günbegün kuşatan bu kapıya konmayacak ihtiyarlık… “ne çabuk geçiyor günler, ne çabuk büyüyor çocuklar” denecek vakit gelmiştir artık. Çabukluk içinde çocuklar, zaman da onlarla yarışa kalkmıştır. Hayatın tadına doyum olmaz artık.

Son söz olarak çocuklar büyüdükçe insan kendini biraz daha toprağa yakın hissetmeli. Hayatı usul usul onların ellerine bıraktığının ayırdında olmalı. Hüzünle gülmeli bu ara hayata, “şükürler olsun, bu günleri de gördük” diye dua tutmalı dudağında, bir de devam demeli sabıra.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum