Türk’üm Özür Dilerim

6 Eylül 2017 0 yorum Genel , Kitap Eleştiri 547 Görüntüleme

0000000708384-1

TÜRK’ÜM ÖZÜR DİLERİM

İSKENDER ÖKSÜZ

Panama Yayıncılık, 2016, 1.Basım, 263 Sayfa, ISBN: 978- 605- 937- 128- 5

Bilge Kültür Sanat Yayıncılık, 1. Basım, 230 Sayfa, ISBN:975- 605- 5261- 66- 5

Ümit ÇALIŞKAN*

Son yıllarda “Türklüğe, Türk kimliğine, millete ve milliyete” karşı saldırılar artarak devam ediyor. Bu saldırılar yıllar öncesinde de yapıldığında o zaman “Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi-Teori” kitabını yazarak karşı bir duruş sergileyen Prof. Dr. İskender Öksüz şimdi “Türk’üm Özür Dilerim kitabı ile bu Kut’lu vazifeyi yerine getiriyor. Okuyuculara şunu da not düşmek isterim, eserin verilen sayfa numaraları Bilge Kültür Sanat Yayıncılık’tan çıkan ilk baskısındandır.

Prof. Dr. Öksüz, önemli bir işi kendine vazife edinerek kültürel ve sosyolojik açıdan “Millet” gerçeğini izah etmeye çalışır. “Size şöyle desem: ‘Bu ülkede Müslümanı var, Sünnîsi var, Nakşîsi var, Şiîsi, Hanefîsi, Alevisi, Malikîsi, Caferîsi var…”(sayfa 22.) Tıpkı Müslüman’dan sonra sayılanların da Müslümanlığın parçaları olduğu halde aynı cümle içerisinde sanki farklı kategorilerde gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Eserde modern dünya ölçeğindeki bir gerçek de şu şekilde dile getiriliyor: “Önce millet var; sınırları o çiziyor. Millet devleti, ulus devlet budur.”(sayfa 23.) Millet, kavramı da çok sade ve anlaşılır bir şekilde tanımlanıyor: “Millet, iptidaî cemiyet birimlerini aşan, tamamını kendi altında birleştiren sosyolojik bir olgudur.”(sayfa 24.) Türk aydınının en büyük sorunlarından biri de aslında aydınımız “Türk” olmayı da pek istememesidir. Tabi milli olması da beklenemeyeceği için onların kafasında milli menfaat düşüncesi yoktur: “Bizim ‘aydınımızın’ zihninde ise, dostlarımız mutlaka düşmanlarımız vardır. Bulunmayan tek şey, milli menfaatlerimizdir.” (sayfa 30.)

Ulus devletin demode hale geldiğini, küreselleşme ve bilgi çağında artık ulus devlet ile yola devam edilemeyeceğini iddia edenlere John Stuart Mill, Dankward Rustow, Robert A. Dahl(sayfa 32.) gibi önemli isimler kaynak gösterilerek böyle bir şeyin asla söz konusu olmadığı ve olamayacağı izah edilmiştir. Kitapta Türkiye’deki çarpıcı bir gerçeğe de temas edilmiştir: “… en az demokratik kurumlarımız, ‘demokrasinin vazgeçilmez unsurları’ olan siyasî partilerimiz değil mi?” Ne kadar hazindir ki siyasi partilerimiz de ‘parti içi demokrasi’ yokken biz ülkemizde demokrasiden hatta “ilerisinin” olduğundan söz edebiliyoruz. Demokrasi, ancak güçlü orta sınıfın hâkim olduğu, toplumda yoksulluğun minimum seviyelerde tutulduğu ülkelerde yaşayabilir: “Demokrasi hür insanların harcıdır. Hürriyetin olmadığı yerde demokrasi bir merasimden, bir ritüelden ibarettir.”(sayfa 36.)

Kitapta; Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi gibi uluslar arası kuruluşların ikircikli tavrına da temas edilmiştir: “Özkırımlı Hoca ne güzel söylemiş: Kalkınmakta olan ülkelerin milliyetçilikleri kötüdür. Gelişmiş ülkelerinki iyi. Zaten gelişmişlerinkine milliyetçilik değil vatanseverlik denir.”(sayfa 44.) Gerçekler açıkça ifade edilmiş değil mi? Hafazanallah gelişmemiş ülkeler milliyetçilik yapar da gelişmiş ülkelerin aleyhine büyüme kaydederlerse ne olur? İşte bu tam bir “milliyetçilik, değil midir?” Ancak gelişmiş ülkelerin sadece ama sadece “demokrasi ve insan hakları” için gelişmemiş ülkeleri işgal etmesi masum bir vatanseverliktir… “ ‘Dünyayı gizli güçler yönetmektedir… Yahudiler, Masonlar, ABD, AB, CFR, dönmeler, Soros…”(sayfa 47.) Doğal olarak bu denli başa çıkılması zor olan gizli güçlerin yönettiği dünya da biz de tek başımıza bir şey yapamayız. Onların bütün amacı bizi yok etmek iken yahu biz tek başımıza nasıl mücadele edebiliriz? Boş verelim gitsin, üst akılla ancak bizim “kutsal lider” mücadele edebilir, bizim kendimizi üretmek için yormamız boşadır. Hem zaten “Liderimiz” gerekli cevabı da veriyor. Türkiye’deki birçok insan böyle düşünmemekte midir? Prof. Dr. İskender Öksüz hoca da bunu ironili bir dille gayet güzel bir şekilde ele almış.

Aydınımızın pohpohlaya büyüttüğü “medeni dünyanın” ne kadar riyakâr olduğu gayet açıktır: “Baum’un sözleriyle son verelim: ‘Biz öldürürsek ‘zafer’dir. Onlar öldürürse, ‘katliam’.’(sayfa 61.) İşte Avrupa’nın, ABD’nin; Karabağ’a da, Kıbrıs’a da, 1915 olaylarına da yaklaşımı bundan ibarettir. Urumçi’deki, Kerkük’teki, Hocalı’daki, Balkanlar’daki katliamlara, yapılan soykırımlara insan hakları ve medeniyet açısından yaklaşmasını beklediğimiz insanlığın neden sessiz kaldığı da kitapta örneği ile birlikte verilmiştir: “Jared Diamond, ‘Tüfek, Mikrop ve Çelik’ kitabında, eğer tecavüz, Hristiyan ve beyaz bir halka karşı gerçekleştirilmemişse, Batılıların bunu görmediklerini yazmış.”(sayfa 63.) Türkiye’de MEB tarafından hazırlanan “Din kültürü ve ahlak bilgisi” dersini kendine dert edinenlerin “Almanya’da Türk çocuklarının din dersi müfredatı Hrıstiyan din adamları ve pedagoglar tarafından hazırlandı ve Almanca veriliyor.”(sayfa 71.) diye hiçbir çıkışını duydunuz mu?

Eserde ABD’nin o çok kötü olan “milliyetçiliğin” tezahürü olarak ekonomiden eğitime kendi güvenliği nasıl önemsediği ve bunun için neleri yapması gerektiği doğrudan ABD Başkanının ağzından resmi belgelerden aktarılmıştır: “ ‘Rakipsiz Ordu’ …Dünyanın en büyük ekonomisi ve en güçlü ordusu. … Millî güvenlik stratejimiz uzun vadede liderliğimizin yenilenmesine odaklanmalıdır… Bu yönetimin Amerikan halkının selameti ve güvenliğinden daha büyük bir sorumluluğu yoktur.”(sayfa 80, 82, 83) Küreselleşme çağında, dünyanın artık iç içe geçtiği bir dönemde, ulus devletin zamanı geçmişken şu Amerika’nın yaptığı da nedir “Amerikan halkı” çok demode bir kavram… Bakın biz Türklükten feragat ediyoruz bile, bunun sayesinde modernleştik, büyüdük muasır medeniyetler seviyesine ulaştık!

Türk milletini “ırkçılık” yapmakla itham edenlerin kendilerinden adeta “ırkçılık” fışkırmaktadır. “Huntington’un Medeniyetler Çatışması kitabında geçen ‘Ben üstünüm, çünkü benim kültürüm üstün!’”(sayfa 141.) Şimdi de “Ben üstünüm çünkü benim Avrupalı değerlerim üstün” diyen bir zihniyet ile karşı karşıyayız sahi bu durumda kim “ırkçı”?

Prof. Dr. Öksüz’ün son çıkan kitabı “Alt Akıllar: Aptallar ve Diktatörler” in konusunu o zaman incelemeye aldığını ve Lynn ile Vanhanen’in(sayfa 146-147) tezini çürütmeye odaklandığını anlıyoruz. Eserde son yıllarda en çok ihmal ettiğimiz konuların başında gelen “dil”e de dikkat çekilmeye çalışılmıştır: “Siz on yılda bir yeni bir dil icat etmeye kalkarsanız, en üstün başarınız, ancak on yıllık bir millet yaratmaktır.”(sayfa 185.) Çünkü dil kültürün taşıyıcısıdır. Dil, kültürün vazgeçilmezidir; diline sahip çıkmayan, dil şuuru olmayan toplumlar ne geleneklerini ne kültürlerini gelecek nesle aktarabilir. Bunun için de millet olarak devamlılığını sağlayamazlar. Eğitim konusuna değinilirken çözüm önerileri sorun ile birlikte verilmeye çalışılmıştır. Üniversitelerin “öğrenci bize liseden zayıf geliyor” diye şikâyet etmesinin yersiz olduğunu ifade eden Sayın Öksüz lisede, ilköğretimde eğitim veren öğretmenin de o üniversitelerden mezun olduğunu ifade ederek kimsenin söyleyemediğini söylemiştir. Öksüz, üniversiteler özelinde çözümünü de şu şekilde vermeye çalışmış: “Keşke YÖK yayın saymanın yanında istihdam üzerinden de bir değerlendirme yapsa. Yapsa ve bunun sonucunu da tıpkı yayında olduğu gibi terfilere ve üniversitelere tahsis edilen kadrolara yansıtsa. Bakın müfredatlar nasıl değişir; mezunları iş bulamayan bölümler nasıl kapanır; yenileri nasıl açılırdı.”(sayfa 208.)

Eser, gayet açık ve anlaşılır olmanın ötesinde ironili diliyle de okurken insanı birçok yerde de tebessüm ettiriyor. Son zamanlar yaşanan tartışmalara esaslı cevapların verildiği bu eseri okumak gerektiğini düşünüyorum.

* Kırıkkale Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Öğrencisi, umitcaliskan71@gmail.com

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum