Öğretmen Yanarsa

15 Aralık 2014 0 yorum Yaşar VURAL bilgi@edebice.net 335 Görüntüleme

ÖĞRETMEN YANARSA…

Aydınlığa giden yol, aydınların ellerindeki meşalelerle aydınlanır. Bugün insanlığın ulaştığı uygarlık düzeyinde, kitap ehlinin yani aydınların payının ne olduğunu sormak, uygarlığı inkâr etmek olur sanırım. Uygarlıkla birlikte insanlığı da yükselten, düştüğü dehlizlerden çıkaran yine aydınlar olmuştur. Onların yaktığı bilgi ışığı bugün dünyanın burçlarından ışıyor. Peki dünyaya ışık saçan bu kavramın yani aydın olmanın mesleki karşılığı var mıdır?

 

Şüphesiz aydın ya da eski ismiyle münevveri tek bir meslekle bağdaştırmak imkânsızdır. Ama belli bir meslek grubunun tümünün aydın insanlardan oluştuğunu söylemek, o mesleğin hakkını teslim etmek olacaktır. Evet, bahsettiğim meslek öğretmenlik mesleği. Kendi aydınlanmadan başkasını aydınlatamaz öğretmen.  Ama yanmadan yandırmak kime mahsus? Ya da yanmayı bilmeden yananın halini anlamak mümkün müdür? Öğretmen, yandıkça aydınlatan, aydınlattıkça daha çok yanandır. Fuzuli bir beytinde şöyle tarif eder yanmayı:  “Âşk odu evvel düşer maşuka, ândan âşıka, / Şem’i gör kim, yanmadan yandırmadı pervâneyi.”  Günümüz Türkçesinde söyleyecek olursak: Aşk ateşi önce sevgiliye sonra da aşığa düşer. Zira mum bile kendi yanmadan pervaneyi yakmaz. Mum her dönem aydınlığın sembolü olmuştur. Eğer bir yerde ışık varsa o ışığın etrafında ondan istifade etmek isteyen nice pervaneler vardır. Karanlıkta yolunu kaybedenlerin gözü uzaklardan kendilerine rehberlik edecek bir ışık arar ve ışığı gördüğünde de o ışığa doğru koşar. Çünkü o ışık kurtuluştur, Karanlığa karşı bir başkaldırı, karanlıktan sıyrılıştır. Karanlıkla hesabı olanların ışığa yüzünü dönmeleri gibi cehalete karşı duranların da öğretmenlerin yanında saf tutmaları , onun etki alanında olmaları çok doğaldır.

Her şey zıddı ile kaimdir. Karayı beyazla, güzeli çirkinle, iyiyi kötüyle daha iyi anlatır, kavratırız. Öğretmeni de “mum, pervane, ışık, karanlık” gibi sembollerin sırtında taşıyıp sonra zihinlerin algı kanallarına bırakmak, Türkçenin mecaz ve anlatım gücünü ortaya koyar. Zaten, kendini mum gibi başkalarını aydınlatmaya adayanları anlatan bir yazının da farkı olmalı değil mi?

Gelelim madalyonun öteki yüzüne. Milletçe 24 Kasımlarda öve öve bitiremediğimiz öğretmenlerimizi yılın diğer 364 gününde nasıl anıyoruz. Tüketim çağının her değeri öğüttüğü bir gerçek. Bize her türlü insani değeri aşılayan, ilim ve irfana giden yolda bizlere rehberlik eden öğretmenlerimizi maalesef bugün sadece maaş ve haftalık çalışma saati noktasında gündeme getiriyor, başka mesleklerin çalışma yükü ve ücretiyle kıyaslıyoruz. Bu kıyaslamaları da yaparken genellikle asgari ücretli bir çalışanı merkeze alıp öğretmenlerin ücretini eleştiri konusu yapıyoruz. Ülkemizde çalışanların mali durumunun iyi olduğunu kimse iddia edemez ancak, hiçbir vasfı bulunmayan bir işçi ile ömrünün çeyreğini mesleği için eğitimine adamış öğretmenleri kıyaslamak aklın da, doğanın da kanunlarına terstir. Bu değerlendirmeler ve kıyaslamalar toplum nazarında öğretmenlik mesleğinin itibarını zedelemekte, öğretmenleri anlamsız tartışmaların içine çekip bu mesleği icra edenleri  sıradanlaştırmaktadır. Başka bir husus da bu mesleğin içinde, mesleğini layıkıyla yerine getiremeyenlerden hareketle bütün öğretmenleri zan altında bırakan yaklaşım ve yorumlardır. Bu yorumlara zaman zaman devletimizin ileri gelenlerinin de katıldığını ve belli çevrelerin ya da öğretmenlik mesleğinin dışındakilerin bir nevi gazını almak için öğretmenlere yüklenildiği görülmektedir. Bunlar hem öğretmenleri üzmekte hem de bu mesleğin kutsaliyetine gölge düşürmektedir.

Öğretmenlik, her türlü maişet kaygısından ve maddi endişeden uzak tutulması gereken bir meslektir. Çünkü her anlamda donanımlı, bilgili ahlak ve erdem sahibi öğrencilerin yetişmesinin karşılığı hiçbir maddi değer ile ölçülemez. Öğretmen, kendine ve topluma yararlı bireyleri milletine kazandırmanın karşılığını, yine kendi içinde, bir birey yetiştirmenin vermiş oldu haz ile alır. Devletimizin ve milletimizin ilim ve irfan kaynaklarına yaklaşımı maddi konular üzerinden olmamalıdır. Kaldı ki öğretmenlerimizi maddi bakımdan iyi yerlere getiremediklerini her 24 Kasım’da devletimizin üst kademe yöneticileri dillendirmekte adeta itiraf etmektedirler. Hal böyleyken şark kurnazlığı ile öğretmenlerin aldığı ücreti asgari ücretlilerle karşılaştırarak yapılan karalama kampanyaları her şeyden önce büyük bir haksızlık ve düşüncesizliktir hatta ahmaklıktır. Çünkü bu durum, kendi bindiği dalı kesmeye benzer. Milletin okuyup aydınlanmasında, eğitim seviyesinin yükselmesinde en büyük pay şüphesiz ki öğretmenlerindir. Onları pervasızca karalamak bir bakıma aydınlanma kaynaklarını, yaşam pınarlarını kurutmak demektir.

 Öğretmen yetiştirmede ve öğretmenlik mesleğini icra edenlerin bazılarında kusurlar olabilir. Bunların giderilmesi görevi devletimize aittir. Ancak kendini “öğretmen” olarak tanımlayan insan, yüksek ideal sahibi, milletine kendini adamış, önce kendini aydınlatmış sonra da çevresini aydınlatmayı hedeflemiş insan demektir. “Öğretmek” mastarından türemiş bu mesleğin erbapları, öğretme işinde usta demektir. Yazımızın başında münevver olmanın mesleki bir karşılığı var mı diye sormuştuk. Her meslekten münevver olabilir belki ancak öğretmenlerin hepsi münevverdir ve münevver olmak zorundadır. Bu iddialı bir söz gibi durabilir ama öğretmen ışık saçan demekse eğer münevverin kelime anlamı da “nurlandırılmış, ışıklı” demektir. O yüzden öğretmen “münevver”dir. Yanıp yanıp yandırandır. Bu mesleğin erbapları “aydın” insandır. Öyleyse toplum olarak aydınlara bakışımızı gözden geçirmeli ve öğretmenlik mesleğine hak ettiği itibarı yeniden kazandırmalıyız. Basit, kısır tartışmaların sadece öğretmene değil millete de zarar verdiğini gözden kaçırmamalıyız. Şu sözle bitirelim: Öğretmen yanarsa millet de yanar. Her açıdan…

(Yedikemer Dergisi, Aralık 2014, 1. sayı)

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum