İnsanlığa Bulaşan Kanı Akkanatlarıyla Silmeye Çalışan Hünkar: Hacı Bektaş

14 Eylül 2015 0 yorum Yaşar VURAL bilgi@edebice.net 352 Görüntüleme

Durali Yılmaz’ın Yeni Kitabı Hacı Bektaş Veli üzerine

                             -Hacı Bektaş, İnsanlığı kurtaracak bir gemi inşa etme tasasındadır!-

 

Anadolu, zengin kültürel mirası ve birikimiyle birçok şaire, araştırmacıya, romancıya, senariste esin kaynağı olmaya devam ediyor. Anadolu’nun Türk yurdu olarak inşasında Ahmet Yesevi talebelerinin, Yunus Emre’nin, Mevlana’nın yanı sıra Hacı Bektaş-i Veli’nin ve onun ocağının etkileri tartışılamaz.Anadolu’da Tasavvuf geleneğinin önemli bir kolu sayılan Bektaşiliğin kurucusu ve Bektaşi tekkelerinin piri Hacı Bektaş-ı Veli, şüphesiz etkileri günümüze kadar ulaşan mutasavvıflarımızdandır. Şöhreti ve öğretileri Kafkaslar, Orta Asya ve Balkanlara kadar uzanan Hacı Bektaşi Veli’nin öğretilerinin temelinde, piri Ahmet Yesevi’nin hikmetleri vardır. Ancak, zamanla İran menşeili Hûrifiliğin tesiri özellikle Bektaşi tekkeleri üzerinde etkili olmuş, tasavvufa getirilen bu farklı yorumlar Anadolu’daki derin ayrılıkların tohumlarını atmıştır. Sonrası malum, Anadolu’ya büyük fitne yayılmış, bugün alevi-sünni ayrışmasının ana temelleri 14. 15. yy.larda atılmıştır.

Oysa Hacı Bektaş:

Sevgi muhabbet kaynar, yanan ocağımızda,

Bülbüller şevke gelir, gül açar bağımızda.

Hırslar, kinler yok olur, aşkla meydanımızda,

Aslanlarla ceylanlar, dosttur kucağımızda.

 

Gibi şiirlerinde yeryüzünün iki zıt yaratılışlı canlısının bile ocaklarında dost olduklarını vurgulamış, Anadolu’da muhabbet ve sevgiyle yanan bir ocak kurmuştu. Peki ne oldu da bugün bile takip edilen ayrılıklar gayrılıklar ortaya çıktı. Bunun üzerine tarihçiler, araştırmacı yazarlar onlarca cilt dolusu kitap yazmışlardır. Bizim konumuz bu değil.

Tarihçi sebep sonuç ilişkisi içinde salt gerçekliğin peşinde koşar, oysa romancı gerçekler ışığında, bu gerçeklerin gönül telimize dokunan sızıların, heyecan ya da hüzünlerin peşindedir. Salt gerçekliğe hayal perdesinden bakar ve bu perdeden damıttıklarını yepyeni bir kurguyla bize sunar. İşte Durali Yılmaz’ın “Hacı Bektaş Veli’si de öyle bir kitap.

 

Güneşin Doğduğu ülkenin kalbinde yani Anadolu’da Babai İsyanında ülke kan deryasına dönüşür. Hünkar Hacı Bektaş, bir insanlık gemisi inşa etmenin tasasındadır.

 

Yazar Durali Yılmaz yeni çıkan romanın son satırlarında şunları yazmış:

 

“Malya ovasından bir yel esti; yüreğim, sonbaharda yapayalnız savrulan bir yaprak oldu. Kızılca Halvet’ten Hırka dağına doğru sürüklenen yüreğimin ardınca sürünmeye başladım. Ben param parça, yüreğim param parça; yönler birbirine karışıyor. Bütün yönleri tutmuş Seyfe gölü. Seyfe gölü, kıpkızıl kan, Malya ovasından dünyaya yürüyen. Hırka dağına tutunuyorum; Hırka dağı bir gemi oluyor ve kan denizinde yüzüyor. Geminin dümenine yapışıyorum, kan denizinde çırpınanları gemime almak için çabalıyorum. Bütün canlar bağrışıyorlar:

‘Hünkar!.. Hünkar Hacı Bektaş!..’

Hünkar… Evet bütün canlar, beni kurtarıcı ve yol açıcı olarak görüyorlar. Ne var ki ben, bu kan deryasında kardeşim Menteş’i bile bulup kurtaramıyorum. Güneşin Doğduğu ülkenin kalbinde, kardeşim Menteş ve binlerce can, çırpınıyorlar, çırpınıyorlar ama kan denizi, duyarsız ve acımasız. Güneşin Doğduğu ülkeye, yeniden güneş doğacak mı? Yoksa güneşin battığı bir ülke, güneşi sonsuza dek tutacak mı?

Bu kez de Amasya’dan koparak gelen ve param parça yüreğime düşen bir kor; her parça bir alev topuna dönüşüyor. Baba İlyas ve yanındakiler, kılıçtan geçirilmişler; Baba İlyas’ın cesedi, Amasya kalesinin burcunda sallanıyormuş. Baba İlyas, Selçuklu’ya beddua etmiş; ’80 yıl sürünesin,’ demiş. Çünkü 80 kişiymişler ve hepsi de öldürülmüş. Baba İlyas, tam ölümün eşiğindeymiş beddua ettiğinde; yoksa o, herkes için hayırdua eder.

Yüreğimde çoğalan ateş toplarından biri, hırka dağına düşüyor ve tam da ardıç ağacımın yanındaki çalıları tutuşturuyor. O an, yıllar önceki gibi, harlanan ateşin çevresinde dönmeye başlıyorum. Bütün canlar da uyanan bu çerağın çevresinde halkalanıp benimle birlikte dönmeye başlıyorlar. Bir zamanlar Hırka dağını ağaçlandıran semahımız, bu kez de bizi kan denizinden kurtarabilecek mi?

Nereden düştü bu kelime: Semah… Evet, Makalat’a düşen ilk harf elifti. Bu kelime onun gibi bir mızrak değil, sanki herkesi sarmalamaya çalışan yumuşak bir kucak… Bu, Celalettin’in semaına karşılık mı? Neredesin Celalettin? Konya artık kanlı oldu; onun sokaklarında hala dönerek kendini ve çevrendekileri avutabilecek misin? Bak, işte gör; bizin ateş çevresinde dönüşümüz, kor üzerinde yürümektir.Seninki ise halı üzerinde gezinmek… Biz yüreğimizden dökülen kelimelerle çerağlar uyandırıp kan deryasını nurlu bir bahçeye dönüştürmek için çırpınıyoruz; sen, acemin kelimelerini dilinde evirip çeviriyorsun. Artık ‘kahpenin kardeşi’ deme bana; uzat elini bana da şu gemiyi birlikte yüzdürelim. Baksan a ne çok insan dolmuş gemimize!.. Bu gemi, nasıl taşır bu kadar canı kan denizinde? Bizi yalnız koma Celalettin; haydi uzat ellerini. Bu boğulanlar yalnız benim değil, senin de canların, kardeşlerin.

Güneşin Doğduğu Ülke giderek, bir gemiye dönüşüyor. Hacı Bektaş, Hünkar Hacı Bektaş, haydi yürüt yürütebilirsen bu insanlık gemisini. Güneşin Doğduğu Ülkenin en yüce ve en kutsal eşiğine ulaşarak, insanlığı tufandan kurtaran Nuh’un gemisi için Yüce Tanrı: ‘Kazan kaynadı, gemi yürüdü,’ buyurmuştu. Nerede senin geminin kazanı? O kazana yüreğinden bir kor düşür de insanlık adına bir büyük çerağ uyansın; o çerağın sıcaklığında kazan kaynasın, gemi yürüsün. O çerağın aydınlığında insanlar semah yapsınlar. O çerağ, bir tanrısal bir meşale olup sonsuza dek insanlığı aydınlatsın.

Ararat dağından havalanan güvercinler, sürü sürü gemime konuyorlar. Güvercinler tutmuş bütün dünyayı. Şahinler nerede? Ararat dağının eteklerinde ben güvercindim, Menteş şahin… Ya şimdi? Herkes kanayaklı güvercin midir? Yoksa bu gemiye yalnızca güvercinler mi konacaktır ? Ben, Hünkar Hacı Bektaş; binlerce güvercin olup Güneşin Doğduğu Ülkenin dört bir yönüne savrularak insanlığa bulaşan kanı, ak kanatlarımla silmek için yaşıyorum ve yaşayacağım.”

Bu romanda Hacı Bektaş şöyle sesleniyor insanlığa:

Ben Hünkar Hacı Bektaş; binlerce güvercin olup Güneşin doğduğu ülkenin dört bir yönüne savrularak, insanlığa bulaşan kanı, ak kanatlarımla silmek için yaşıyorum, yaşayacağım.

 

 

 

 

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum