Hüseyin Siret Özsever

27 Nisan 2013 0 yorum Servet-i Fünûn Edebiyatı 4571 Görüntüleme

Huseyin-Siret-OzseverHÜSEYİN SİRET ÖZSEVER (1872-1959) 

           1872’de İstanbul’da doğdu. babası Zaptiye Nezareti mektupçularından Süleyman Mazhar Bey’dir. İki yaşında babasını kaybeden Sîret, ilköğrenimine Aksaray’daki Taş Mektep’te başladı. Kısa bir süre sonra Mülkiye İdadîsi’ne girdi. Hastalığı sebebiyle buradan alınarak Fransız Firerler okuluna verildi. Okulu bitince Nafiâ Nezareti Tercüme Odası’nda işe başladı. 1900’ün başlarında İngilizlerin girdiği bir savaşı İngilizlerin kazanmasını temenni eden bir muhtırayı imzalayanlar arasında bulunması sebebiyle tutuklanmış ve İngiliz elçiliğinin araya girmesi sebebiyle serbest bırakılmıştır. İstanbul’dan uzaklaştırılan Hüseyin Sîret, Malatya’ya Tahrîrât Katipliğine gönderilmiştir. Buradan İngiliz Konsolosluğunun yardımıyla İskenderiye’ye oradan da Paris’e kaçmıştır. Hakkında, “Yıldız Sarayı civarına dinamit yerleştirmek” dedikodusu yayılmış ve bu sebeple gıyabında idam kararı çıkarılmıştır. İkinci Meşrutiyet ilan edilince yurda dönen Sîret, Bursa Vilayeti Mektupçuluğuna tayin edilmiştir. Bir yıl sonra o zamana kadar yayımlanmış olan şiirlerini bir araya toplayarak “Leyâl-i Girîzân” adıyla kitaplaştırmıştır.

Bâb-ı Âli Vakası’na karışması sebebiyle birkaç gün Tevfik Fikret’in evine saklanan Sîret, oradan Marsilya’ya kaçmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonuna kadar yurda dönemeyen Sîret, Mondros Mütarekesi’nden sonra yurda dönmüş ve Gazi Osman Paşa Sultanîsi’nde edebiyat öğretmenliğinin yanı sıra Hariciye Nezareti’nde mektupçuluk görevlerinde bulunmuştur. İstanbul Hükûmeti’nin düşmesi üzerine devlet görevleri sona ermiş olduğundan Darüşşafaka’ya geçerek orada uzun yıllar Edebiyat öğretmenliği yapmıştır. Bu arada 1910 ile 1919 yılları arasında yazdığı şiirlerini “Bağbozumu” adı altında kitaplaştırmıştır (1928).  1937 yılında üçüncü şiir kitabı “Kıvılcımlı Kül”ü ve Halid Ziya Uşaklıgil’e ithaf ettiği “Üstâdın Şâiri”ni yayınladı. Bundan sonra manzum bir hicviye olan “Kargalar”ı (1939) ardından “İki Kaside” (1942), “Bir Mektubun Cevabı” ile “Hüseyin Avni Ulaş”a adlı eserlerini yayınladı (1948). Sanatçı 1959’da İstanbul’da vafat etti.

Sanatı:

             Hüseyin Sîret’in sanatında Tevfik Fikret’in büyük tesiri görülür. Eski şiirin etkisini hissetmeden doğrudan yeni şiirin etkisinde kalan sanatçını bu özelliğinde Servet-i Fünûn Topluluğunda olmasının etkisi büyüktür. Servet-i Fünûn’un bütün şairlerinde olduğu gibi onun şiirlerinde de bireysellik ön plandadır. Dönemin en önemli şiir temleri olan “aşk, tabiat ve aile” temleri Sîret’in şiirlerinde de temel konulardır. Ona göre şiir demek duygu ve hayal demektir. Fikret gibi zarif ve sevimli bir hayale sahip olan şairin hislerinde sürekli bir elem ve hüzün sezilir. Bunun sebepleri arasında yaradılışından gelen özellikler yanında hayatının karışık ve ızdıraplı olayların da bulunması muhakkaktır.

Leyâl-i Girizan ve Bağbozumu adlı  şiir kitaplarının dil özellikleri Servet-i Fünûn dil özelliklerini taşımakla beraber diğer eserlerinde devrin dil hususiyetleri sebebiyle dilde sadeleşme görülmektedir. Kıvılcımlı Kül adlı eserinde hece ölçüsüyle yazdığı şiirlere de yer vermiştir.

Yararlanılan kaynaklar:

Kenan Akyüz, Batı Tesirinde Türk Şiiri Antolojisi, İnkılâp Yayınları

Şiirinden örnek:

AYRILIK

Mendil elimde, gittiğin akşam selamladım;

Baktım uzak ufuklara, arkandan ağladım.

Gönlüm gözüm veda-ı nigâhınla dopdolu,

Her akşamüstü bekliyorum gittiğin yolu.

Kıldın peyinde bir kuru yaprak bu düşkünü,

Hicrinle sonbahar gibi yağmurlu her günü

Yollarda tozlu bir ağacın sayesinde ben

Mâzîme ağlayıp örerim gölgeden kefen.

Mehcûrunum elem-zede gönlüm bugün bilir,

Sevmek nedir, sevilme nedir, ayrılık nedir?

Ben söylesem, inanmayacaksın melâlimi;

Sor gizli, gördüğün gece mehtâba halimi.

Yalnız bıraktığın oda hicrinle bir ölü,

Her şey odanda sanki hayâlinle örtülü.

Kalmış sedîr-i nâzının üstünde yastığın,

Âguuş-ı intizârını açmış yataklığın.

Her yerde hatırâtını gönlüm, gözüm taşır;

Senden uzak düşen, sana ruhen yakınlaşır.

Seyr eyle öldüğüm gece, ey ruhumun gülü,

Göklerde keh-keşan olacak kalbimin külü.

                            Hüseyin Sîret Özsever (Bağbozumu)

  

      ADA’DAN DÖNERKEN 

Bırakıp gidiyorum Ada’yı ilkteşrinde 

Sen yeşil bir kıyısın, ben dalgayım enginde 

Gözyaşlarım dolaşır yorulmuş eteğinde.

 

Ben ağlarım uzaktan iniltimi dinlersin.

 

Mevsim yaprak dökümü, hep ağaçlar üşüyor, 

Yaprak sanma, her daldan soluk bir ah düşüyor, 

Düşünceli dağlara karaltılar üşüyor.

 

Yol üstünde böyle geç vakit kimi beklersin?

 

Baş ucundaki yıldız sönük gece kandilli; 

şu geçen beyaz bulut yaşlı hicran mendilli, 

Rüzgâr atmış havaya, onu al da sevgili,

 

Derdinle ağlayanın gözyaşını silersin.

 

Sanırsın derdli İshak garip öttükçe 

Bir kırık dal altından ney üfler hazân gece, 

Beyaz atkı omzunda meh-tâb dinler sessizce…

 

Ayrılık akşamıdır hazân gibi inlersin… 

                         (1930, Kıvılcımlı Kül) 

        (Not: Sitemizden Kopyalanan Yazılarda Kaynak Gösterilmelidir!)

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum