Muhsin Yazıcıoğlu; “Mertti. Namert arttı. O da aldı başını gitti.”

26 Mart 2017 0 yorum Genel 448 Görüntüleme

 

yazıcıoğlu

Sayın Ahmet Yenilmez’in yazıp yönettiği, “Sevdam gözlerinde kaldı” filminde, şöyle bir replik vardı;

– “Mertti. Namert arttı. O da aldı başını gitti.”

Şehit lider Muhsin YAZICIOĞLU…

25 Mart tarihi, ben ve benim gibi ülke menfaatinin ve tam bağımsız, dünyaya baş kaldıran bir medeniyet tasavvur edenlerin hayatında, sadece mart ayının sıradan 25. günü olarak yer almaz. Bugün, kurulan yüksek hayallerin, koyulan büyük hedeflerin yara aldığı ve bunun öncülüğünü yapıp ateş bekleyen bu bedenlerimize kıvılcım olan, Anadolu’nun Beyi, Türk-İslam dünyasının komutanlarından ağabeyimiz Muhsin YAZICIOĞLU’nun sevgilisiyle buluştuğu, şehadet şerbetini içtiği gündür.

Bazen kelimeler yetersiz, cümleler anlamsız kalır. işte onlardan biri. O yüzden dedim ki kendi kelimelerim ve cümlelerimle bu güzide, büyük insana belki saygısızlık ederim korkusu ve O’na layık olamama edebiyle, kendi sözleriyle bir derleme yapayım. O bize nasıl seslenmiş, ne miras bırakmış bilenler anılarını tazelesin, bilmeyenler ise nasıl liderler gelip, nasıl etki bırakmış görsün istedim.

“Benim adım Muhsin Yazıcıoğlu! Bana baskı sökmez! Bizim Allah’tan başka kimseden korkumuz yok.” derken, dünyadaki beşer kuvvetlere sırtını dayamadığını,beşerin de sahibi olan Allah’a güvendiğini söylüyordu. Bazen bunu dili yerine attığı adım, bir keskin bakış yapıyordu.

“Zindanmış bu karanlık oda ne gam! Bana imanımın ışığı yeter!” derken ise önündeki birçok engel, koca koca dağlar olsa da benim haritam elimde, güvencem yüreğimde demek istiyordu.

“İki saniye sonrasına garantimiz olmayan bir hayatımız için fırıldak olmaya gerek yok.” derken, gerek siyaset gerek ticaret bütün alanlarda, her türlü kaypaklığı, kurnazlığı, hileyi mubah görenlerin karşısına dikilerek, yapmayın “ölüm var” diyordu.

“İnanmadığım yolda milyonlarla yürüyeceğime, inandığım yolda tek başıma yürürüm. Haksız bir dava uğruna sultanlık yapacağıma, gerekirse haklı davada tek başıma yürüyeceğimi söylüyorum” derken, az olduğumuz haksız olduğumuz anlamına gelmez, nice azlar çoklara galip gelmiştir diyordu. Kalabalık zor gördüğünde çil yavrusu gibi dağılır. Fakat belli bir ideal ve amaç için fedakarlık eden, inanmışların dağılmayıp, dün Bedir savaşındaki gibi Allah’ın inayetiyle galip geleceğini söylüyordu.

“Biz, Fatih Sultan Mehmed Han kadar Türk, Said Nursi Hz. kadar Kürdüz! Ve hepimiz aynı kilimin desenleriyiz.” derken, herkesi kucaklayan bir kültürün taşıyıcısı olduğumuzu söylüyordu. Her kötü niyetlinin gelip kaşıması ile yara yapılmaya çalışılan bu büyük medeniyetin bir kilit gibi bağlanması gerektiğinden bahsediyordu.

“Bu ülkede dürüst olmak başa beladır ama o bela başımızın tacıdır.” derken, hani meşhur bir tabir vardır ya “Siyasetin evliyası olmaz”, işte bunu başarmaya çalışıyordu. Bu yüzdendir ki, dürüst olmayanlar O’ndan hep rahatsız olmuştu. Çünkü siyasette dürüstlük belli menfaatlerin kaybedilmesi demektir. O ise, bireysel menfaatlerini her zaman ülke menfaatlerinin berisinde tutup, kendimi Türk-İslam dünyasına kurban ediyorum diyordu.

“Bir elinde Bilgisayar, Bir elinde KUR’AN olsun.” derken, geleceğimizin teminatı gençler hem bilim yapsın, yaptığı bilimi ve ilmi, dünyanın kurtuluşu için, insanlığın saadeti için kullansın; İnsanlığın saadetini ise Kuran’ı anlayarak yerine getirsin diyordu.

“Vatan aşkı maya gibidir. Sütü bozuklarda tutmaz.”, “Kan dökmeyi seven bir millet değiliz ancak söz konusu vatan ise; dünyanın şah damarını keseriz.” derken, huzur ve güven içinde yaşayan bir medeniyete gerek içeriden gerek dışarıdan herhangi bir tecavüz karşısında, gereken ne ise onu yapmaktan asla çekinmeyeceğini, “Zulüm Azrail olsa da hep Hakk’ı tutacağım. Mukaddes, davalarda ölüm bile güzeldir.” diyerek ölümü bir ödül olarak kabul edeceğini söylüyordu.

“Ben Avrupa Birliği kapısında zorlanan, aşağılanan Türkiye istemiyorum. Ben kendi medeniyetimle olurum. Ben yeniden Tük-İslam medeniyetinin inşaatını istiyorum.” derken, dünyayı yönettiğini söyleyen menfaat dostları olan kuruluşlara meydan okuyup, tamamen kendi milli benliğine ve medeniyetine, kültürüne has bir birlikteliğin derdinde olduğunu söylüyordu. İzzeti ve ikramı Batıda değil kendi milli benliğimizde aramamız gerektiğinden bahsediyordu.

O, her sözü içi dolu dolu olan, doğudan batıya kaynaşmış büyük bir medeniyetin hedef ve idealleriyle hayatını sonlandırıp bu mirası bize devreden koca bir çınardır.

Devam ediyor;

“Biz, herkesin inandığını açıkça ifade edebileceği, ifade ettiğini serbestçe hiçbir baskıya uğramadan yaşayabileceği ve bütün mezheplerin, bütün inançların, bütün fikirlerin tartışılmaz bir şekilde yaşayabileceği bir Türkiye istiyoruz. Biz, Kürt’üyle, Türkmen’iyle, doğulusuyla batılısıyla, Alevi’si Sünni’siyle biriz ve beraberiz. Ortak sorunlarımız var ve onları demokrasi içinde çözeriz. Çerkez’iz, Laz’ız, Boşnak’ız, Azeri’yiz, Terekeme’yiz, Türkmen’iz, Kürt’üz, Alevi’yiz, Sünni’yiz; ama hepimiz hep beraber büyük Türk milletiyiz. Asla ve asla etnik köken değiliz. Böldürtmeyeceğiz, soydurtmayacağız, Türkiyemize, Mirastarlarımıza her şeyiyle sahip çıkacağız.”

Bazen büyük insanlar dünyalarını değiştirse de, öyle dolu kelamlar etmiştir ki, sanki hala bize sesleniyor, meydanları kasıp kavurarak bize seslerini duyurur gibilerdir. Her döneme ait sözler etmişlerdir. Ve en önemlisi bu sözler açık seçik vasiyettir.

“Bizim siyasi projelerimizin esasını, milli, manevi, insani ve demokratik değerler üzerinde yükselecek, her halükarda kudretli ve büyük bir Türkiye ideali oluşturmaktadır. Türk gençliği Türk vatanının hem ziynetidir, hem de bekasının teminatıdır. Türkiye İran olmaz. Türkiye Cezayir olmayacak. Türkiye’nin Suriye olmasına da biz müsaade etmeyeceğiz. Er meydanı kancıklık kabul etmez! Ölüm inançsız insanlar için korkunç bir sondur ama inananlar için ne kadar zevkli bir başlangıçtır! Eğer Anadolu’da rahat oturmak istiyorsak; o zaman Türkiye, Bosna’da olmak mecburiyetindedir, Kafkaslarda olmak, Ortadoğu’da olmak mecburiyetindedir. Önümüzde iki seçenek var: Ya ibret almayanlar gibi tarihin tekerrürüne seyirci kalacağız ya da bu ezberi bozacağız. Biz, ikinci yolu seçiyoruz.”

Bu vasiyet uzun, vebali ağır olan, ancak kendinden vazgeçerek yerine getirilebilecek büyük bir vasiyettir.

Dünya var olduğu sürece üzerimize her türlü gelecekler. Yıpratacaklar. Yaralayacaklar. Zedeleyecekler. Saldıracaklar. Belki tükenme noktasına geleceğiz. İşte o gün bile olsa dimdik doğrulacağız. İşte o gün Muhsin’i tavrı hatırla. İşte o gün Muhsin’i duruşu hatırla. Muhsin’i mücadeleyi hatırla. Muhsin’i başkaldırışı hatırla. Tek başına da olsan bir gurup kadar kalabalık olduğunu unutma. Kalk. At üstündeki ölü toprağını. Sana yakışanı yap. Bir elinde Anadolunun inancı, diğer elinde Tarihinin şerefi var. Sana bırakılan vasiyeti unutma. Vasiyetine sahip çık..!

Ben Türk’üm, Türk esir olmaz.
Ben Türk’üm, Türk Devletsiz olmaz.
Ben Türk’üm, Türk Bayraksız olmaz.
Ben Türk’üm, Türk Ezansız olmaz.
Ben Türk’üm, Türk Hürriyetsiz olmaz.

Esir olmayacağız..
Devletimiz baki olacak..
Bayrağımız inmeyecek..
Ezanımız Susmayacak..
Hürriyetimizi bırakmayacağız..

Hakkını bize helal et.

Allah’tan temennimiz, senin zerre dirayetini bize vermesidir.

Ruhuna Fatiha..

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum