Türkiye, Ayağa Kalk!

22 Kasım 2015 0 yorum Ahmet Erhan 650 Görüntüleme

TÜRKİYE.

Ayağa kalk!

(Sanık sandalyesi. Bomboş salonun nemli hüznü. Bi adam süpürgesiyle tarihin tozunu alıyor derin koridor larda. Mübaşir, daktiloların ritmini Tarkan’ın son parçasına göre ayarlıyor. ’65 milyon yargıç nereye sığacak,’ diye söyleniyor; cebinden buruşuk bir harita çıkarıyoı Türkiye haritası!)

 

Cumhuriyetim

Dolu dolu gülümsüyor

Birdenbire

Bir sakız ağacından sızan

Reçine kokusu

Salona doluyor

Havada uçuşan

Sigara dumanlan

Ve küllere inat Türkiye,

Ayağa kalk!

 

(Yere bir seccade serilmiş; avludaki ağaçlar bir eğilip, bir kalkıyor; çember sakallı bir acı, Arapça nidalarla trans haline geçiyor, ben spontane olarak Türkçeye çeviriyo­rum…)

Aklıma

Unutulmuş devrim marşlan

Üşüşüyor nedense

Bütün coğrafyalarda

Ve her dilde

Sanki bir kızı

Belinden sıkıca kavrayıp

‘Seni seviyorum’

Diyebilmenin inceliğinde

Sonra akşam oluyor

Bakalım bugün Kaç yaprak döktük, diyor

Yanımda dikilip duran Bir adam

 

(Mübaşir Tarkan’ın şarkısını yeniden başa aldı).

Boğulmanın karekökü

Ölümün ar damarı

Faili meçhul bir iklimde

Dere yataklanna gömüldüm

Dağlara bağırdım

Şehirli aynalara

Sular seller gibi ağladım

Duyan yok

Gören az önce çıktı

Türkiye,

Ayağa kalk!

Yorgunluğum

Boyumu aştı.

 

Bitpazarlarında

Masa aradım günlerce

Bu şiiri yazmak için Göçebelikleri

Sevmiyorum artık

Çocuğum, karım

Ve partim

Ve ikide bir

Göğsüme bastırdığım

Solgun cumhuriyetim

 

IV. Murat çelişkilerimin üstüne

Alkol döktüm

Kargasekmez bulvarında yürürken

Tökezlesem de

Düşmedim bak

Türkiye, ayağa kalk!

Sanık sandalyesindesin

Farkında değil misin

Memurlar yürüdü                                                                                                         

Kızılay alanında bugün

Polisten dayak yediler

Kanayan burunlarını

Klasörlere sildiler.

 

Yalnız mıyım ki, diye sordum

Durup dururken kendime

Çoğullandım sanki

Upuzun bir yüklemde

Bir deste kâğıt olarak

Sustum

Susmam bile şimdi

Bir başkaldırı sanılacak

Türkiye,

Ayağa kalk!..

(Tarkan, şarkının en olmadık yerinde sesinin kılığını de­ğiştiriyor. Gencecik bir kız yeni bir kâğıt takıyor daktilo­suna ve alnını tavana dikerek yazıyor: Ya İstiklal, Ya Ölüm!)

 

Gözleri doluyor

tozlu çerçevedeki

Mustafa Kemal’in

Bir elinde Cumhuriyet’in

kum saati

bir elinde

‘Adalet mülkün temelidir!’

sanki beyazıt meydanında

nümayişe çıkmış eski bir tüfek

Ağlıyor

Ceketinin koluna

Gözyaşlarını silerek

Türkiye

Ayağa kalk!

 

Bu ülkede

Her sözcüğün altına

Bir mayın gerek

Üstüne ölü toprağı serpilmiş

Bir halk

Ar damarı çatlamış emperyalizm

Durup durup

Kanatlarını yoluyor gülümün

Gülümün

Üç yanı denizle çevrelenmiş gülümün

İnadına çırpınan

Zeytin ağaçlarıyla

Boğazlarıyla

Boğulma pahasına

 

Türkiye, yurdum

Gazeteler

Boşuna mı çıkıyor

Boşuna mı atıldı

‘İlk Kurşun’

Yarasa hüznüme sığınacak

Bir mağara arıyorum

Türkiye,

Sevgilim

(Daktilo takırtılarına, sokaktan bağırarak geçen öğrencilerin sesi karışıyor; görünmez bir el, pencereyi kapatıyor).

 

Daltaban ömrüm

Kaçıyor

Kuşağının kusmuk böğürtüsünde

Uygun adım

Partim var,

Çocuğum, karım

Gel, beni gözlerimden öp

Türkiye,

Sevdalım

Evim öldü

Barkım yarına kaldı

Ve ömrü tükendi

Sevdiğim bütün sözcüklerin –

Yine de öp

Gidersen, bari

Pencere açık kalsın.

     Ahmet Erhan

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum