Yolculuğun Hazzı

12 Şubat 2019 1 yorum Edebîce Yazılar , Edebiyat Üzerine , Köşe Yazıları 409 Görüntüleme

Yolcuyuz… “Yol” bizi hakîki insan yapmanın yegâne müsebbibi… “Yol”da olmak, insan olmaktır. “Yürümeye devam et, yol insanı terbiye eder!” diyen Dücane Cündioğlu, aynı yolun idrakine ermiş ki insanın olgunlaşmasını “yolda olmak”la eşdeğer tutmuş.

MagazinePic-07-2.3.001-bigpicture_07_5

İnsan tek bir hayat yaşar. Başka hayatlara sadece tanık olur. Tanımakla “olmak” ayrı şeylerdir. O yüzden ahkâm kesmek, tevazu duygusunun zıddıdır. Bu durumda bir “yol”, bir “insan” eder. Bu yolda gözünü kapatıp ilerleyen de etrafın tadını çıkaran da ölecektir. Ölümlü (fani) bir insan olmak var, ceset olmak var; ikisi farklı… “Yol”un terbiye ettiği “insan”, etten kemikten, yemek-içmekten, gülüp geçmekten ibaret kalsaydı Allah ona eşref-i mahlûkattan sayar mıydı? “Modernite”nin diliyle insana “kalite” katan çevresine kattığı “kalite”dir. Kaliteli insana tasavvuf ehli insan-ı kâmil diyor. “Yol”da yürüyen bir “insan”… “Yol”un idrakine ermiş. Kaliteyi elden bırakmamak için kuyumcu titizliğiyle işlemiş kendini ve bir tevazu sarayının sultanı olmuş. Kim onlar? İlk emre itaat edenler: Okuyanlar.

Bir kömürü yüz yıl bekleseniz elmas yapamazsınız. Ama bir insanı ömrü vefa etse de yüz yıl okuma talimine tâbi tutsanız, ondan âlim çıkarabilirsiniz. O âlim ki yaşadıklarıyla okuduklarını harmanlayıp asırlara damga vurabilir. Bir de tevazu sahibiyse gönüllere taht kurar. Söz gelimi İmam-ı Âzam’ın ilmine laf uzatamazsınız; ancak ondan neşet eden “Bilmediklerimi ayağımın altına alsam başım göğe yükselir.” sözüyle onun tevazusuna şahit olabilirsiniz. Şahit olmak, ilgilenmemek ve “banane”cilikten daha kutsaldır.

İnsan, hayat denilen yolda okudukları, öğrendikleri kadar insandır. Hele bu çağda öğrenmemek, öğrenmeye direnmek tam anlamıyla bir ayıptır. İmkânların bunca türediği bir çağın “cahil”i olmak, cehalet sevdasının tezahürüdür. Aldığımız, kutsadığımız cihazların hafıza özellikleri, hıfzettiklerimizden değerliyse makinenin esiriyiz demektir. Artık fıkra anlatanlar kalmadı, geleneksel tiyatromuz can çekişiyor, ezberinde şiir bulunanlar efsane karakterlere dönüştü ve en önemlisi kitap bitirmek cehalet akımına karşı bir anarşizm niteliğindedir.

Biz, betonlaşmış kentlerin kasvetinden boğulan lisanını kaybetmiş cesetlere mi dönüşeceğiz; yoksa ruhumuzun Ergenekon’unu mu bulacağız? Bütün mesele burada. Cehalete ayıp demiştik; yalnızlık da ayıp. Aramasını bilene çok dost var. Nitekim aramak da yolda olmaya atıfta bulunur. Madem yoldayız karşımıza Faust’u alıp mana arayacağız. Madem yoldayız gökyüzündeki kuşların Simurg sevdasından bî-haber olamayız.  Günün muhasebesini yaparken iyilik-kötülük sarmalında Raskolnikof’tan akıl alacağız. Vicdanımızın pasına iyi gelir. Banu Çiçek gibi kadınlarla Mihriban gibi kadınları toplayıp Türk kadınına eşitleyeceğiz. Çünkü edebiyat bilinenin aksine bol miktarda matematik barındırır. “Ecdaaaadımız” diye başlayan cümleleri Halil Hoca’sız kurmayacağız. Hele edebiyat tarihimiz derken Tanpınar’ı, Şeyhülmuharririn Kabaklı Hoca’yı, Köprülü’yü, Kaplan’ı unutursak “şiir sokakta” sığlığından yukarı çıkamayız. Bazen kuralsız bazen kurallı şiire karşı çıkacağız. Bu, Yahya Kemâl veya Orhan Veli’nin muhabbete katılmasına bağlı olacak. An gelir melâli anlamayan nesle çatarız, an gelir çayı tesbihi şiire meze yaparız. Arada felsefe de yapacağız. Kendimi bulmaktır derdim derseniz Fazlıoğlu’ndan reçete temin edeceğiz. Felsefeyi İslam’a yoldaş eden Hoca Ahmet Yesevi’den hikmetli sözler dinleyecek, dergâha eğri odun getirmemenin eğitimini alacağız.

Fikir münakaşasına girmek için bereketli topraklarda olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Efrada töre lazım; Atsız koşarak gelir. Alperenliği 21. yüzyıla taşımak istediniz; Arvasi bu işin ehli. Maarif davamızın kaybettiği ruhu arıyorsunuz; Topçu yardımınıza hazır. Ülküsü olmayan insanları Galip Erdem’le, Erol Güngör’le terbiye ederiz. Yahu bizim ne kıymetli dostlarımız varmış. Ne abide şahsiyetlere vatan olmuşuz da haberimiz yok.

Toparlayalım,

Toparlanalım…

“Yol”dayız… “İnsan”ız… Cehaleti makul görmüyoruz… Mütevazıyız (aşırı olmayanından)… Şekli ve ruhuyla soğuk kentleri ısıtmayı da biliriz; manasını kaybetmiş mekânları dergâh yapmayı da…

 

Ne mutlu yola revan olanlara…

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

1 yorum

  1. Tardu Şubat 25, at 21:24

    Hamdın oldun pişmene ramak kalmış. Kalemine sağlık.

    Reply

Yorum Yapabilirsiniz