BAĞIMSIZLIK ANDI

18 Temmuz 2013 0 yorum Ceyhun Atuf Kansu 1326 Görüntüleme

BAĞIMSIZLIK ANDI – Ceyhun Atuf Kansu

 

Bağımsızlık serüvenimize, Mustafa Kemal’le başlamıştık. Onun ken­di kendisinin ilkesini nasıl ulusal kaynağa bağladığını bu tarihsel gezi­mizde yaşadık. Bu serüvenin kapısını kaparken, yeniden onun “Söylev”ini, bağımsızlık âşıklarının başucu kitabını açacağız. “Ulusal hayatı son bulmuş sayılan bir ulus, bağımsızlığını nasıl kazanır?” Söylev bunu anlatır. Gelecek kuşaklara, bu dersi öğretir: Bir bağımsızlık üniversite­sidir Söylev. Onun öğretmek istediği yalnızca bu değildir, bir ulusun ba­ğımsızlığını nasıl kazandığını öğretmek değildir. O, bağımsızlığı kurtar­mak, kazanmak yetmez diyor, onu korumak, savunmak, her gün yeni­den kazanmak gereklidir. Ne demek bağımsızlığı her gün yeniden ka­zanmak?

Bağımsızlık güç elde edilebilen bir yaşama halidir: Atatürk’ün deyi­şiyle bir uyanışın ve savaşın sonucu kazandık onu biz: “Yüzyıllardan beri çekilen ulusal çilelerin verdiği bir uyanış” ve “bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedeli.” Bağımsızlığın bedeli ağırdır. Kan be­deli alınır ve kazanıldı mı, her gün korunması gereken bir yaşama ko­şulu olur. Bağımsızlık bir olupbitti, bir donmuş-durulmuş olay değildir, bir süreçtir: Her an yaşanılır, her an yeniden kazanılır, her an temelle­rine yeni gelen kuşakların emeği, bilinci, sevgisi karışır. Bağımsızlık, bir devrim ilkesi olduğuna göre: Bağımsızlık gibi devrim de, eşanlamda sü­rerler. Devrim bitti, değişimler sona erdi demek, bütün bağımsızlık ko­şullarının gerçekleştiğini söylemek değilse; bağımsızlığın donduğunu söylemek demektir: Bir süreç donmaz, bitmez: bağımsızlık da donmaz,

bitmez, devrimle birlikte gider. Bağımsızlık dondu mu, -onun temeli devrim dondu mu- bağımsızlık geriler, hayat damarları kansız kalır: Ba­ğımsızlığı donduran, bağımsızlığı her gün yeniden kazanmayan, bağım­sızlığı yitirir. Senin en güzel ilken nedir, yarının koşucusu? Onun ilke­si bağımsızlıktır. Biz onun ilkesini kendimize de ilke yaptık: Bağımsız­lık bizim de kendi kendimizin ilkesidir.

Senin, en değerli hâzinen nedir, ey geleceklerin çocuğu? Senin en de­ğerli hâzinen bağımsızlığındır: Türk bağımsızlığı. Bu bağımsızlığa geliş­menin, sonsuzluğun temellerini atan: Çağdaş devletindir, cumhuriyet­tir, çağdaşlaşma devrimindir: Türk devrimidir. Onun “Ya bağımsızlık, ya ölüm!” çığlığı birdenbire sonsuza akan bir çığlığa çevriliyor, kazanıl­mış bağımsızlığın ateşiyle, sevinciyle, sorumuyla: “Ey Türk Gençliği! Bi­rinci ödevin, Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuza dek ko­rumak ve savunmaktır!”

Şimdi sor bakalım kendine: Bu hâzineyi nasıl sonsuza dek koruyabi­lirim, savunabilirim? Onun deyimiyle: “Bir gün, seni bu hâzineden -ya­şamanın, kişiliğinin, varlığının en değerli hâzinesi- yoksun bırakmak is­teyen iç ve dış ‘bedhahlar’ olursa, ne yapacaksın, ne yapmalısın?”

Onun kaynağından içerek karşılık ver buna: Yeniden, her gün kaza­nılması gereken bağımsızlık adına and içerek, de ki: “Varlığımın ve ge­leceğimin tek temeli, bağımsızlıktır. Bu temel benim en değerli hazinem- dir. Benim varoluşumdur. Kendi ilkemdir bu, benim: Kişiliğim, özgürlüğümdür. Bu hâzineyi benim elimden kimse alamaz: Ne içte kötüler, ne dışta kötüler. Bağımsızlık ilkesini öğrendim ben: Kendime yeteceğim ve çağımın insanı olacağım. Bilincim bu benim ve sorumluluğum. Devrimi alıp sonsuza değin götüreceğim, oluşlar, değişimler toprağında bağım­sızlığın temellerini her gün yeniden öreceğim. Bağımsızlığın özsuyunu dondurmayacağım, devrimin ağacını kurutmayacağım: Taze ve diri tu­tacağım. Bu hâzineyi elimden almak İsterlerse? İç korsanlar, dış kor­sanlar. Direteceğim onlara. Yeni bir bağımsızlık savaşı vereceğim. Ba­ğımsızlık savaşma ilk ben yazılacağım, bağımlılığın ilk belirtilerine dev­rimin tan yerinden başkaldıracağım. Ulusal bağımsızlığı. Cumhuriyetçi bir halk çocuğu olarak kurtaracağım. Kanım, bağımsızlıktan değerli de­ğildir: Kanım bağımsız yaşamak içindir. Devrimin damarlarına bağlamı­şım damarlarımı: Hayatımız birleşmiştir. Ve bu hâzineyi almak isterler­se, “koşullar ne olursa olsun” senin sesinle haykıracağım: Ya bağımsız­lık ya ölüm! Bağımsızlık âşığı olarak and içerim ben!”

Onun kendi ilkesinden gelecek kuşaklara bıraktığı bağımsızlık andı budur: Ya bağımsızlık ya ölüm!

Ya bağımsızlık ya ölüm! Hayat bağımlı olunca, bir yerde ölüm en gü­zel bağımsızlıktır: Hiç olmazsa orada ne sömürülme, ne hor görülme, ne uşaklık, ne tutsaklık, ne boyun eğme, ne ezilme vardır; ama bağımlılığı ölüme değişmeden yapacağım ilk şey. bağımsızlık için yaşamak, bağım­sızlık için başkaldırmaktır, bağımlılığın en ufak çizgisi belirdi mi, baş­kaldırmak!

Devrimci olarak Mustafa Kemal’e verdiğim söz budur!

1964

(Cumhuriyet Ağacı / Ya Bağımsızlık Ya Ölüm, s. 117-119)

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

Sorry, no posts were found.

0 yorum