ATATÜRK’Ü ANLAMAK – Ömer Faruk Toprak
– 1–
Mustafa Kemal’in ilkin Türkiye çapında bir adam olması ulusal bir isyana bayraktarlık etmesiyle başlar. Her vatansever, ülkesinin koşullarına göre yetiştiği için onu başka ülkelerin ihtilâlcilerine benzetmek doğru olmaz. Hatta Türkiye tarihinde ona benzeyen veya onun benzediği bir kahraman bulmak olası değildir sanırım. 1919 Anadolu’sunun manzarası göz önüne getirilsin: Yüzyıllarca kendi kaderiyle başbaşa bırakılmış, ortaçağın feodal düzeni içinde sömürülen ülkemiz, batılı saldırganların paylaşmaya hazırlandıkları bir parça halindeydi. Ulusal isyanlarda çoğunlukla iç düşmanlarla çarpışılır: dışardan gelen sataşmalar pek olmaz. Bizim Kurtuluş Savaşımız ise sadece iç düşmanlarla yapılmadı: dışardan da dört büyük emperyalist saldırmıştı. Atatürk ve ulus son neferine kadar dövüşerek onları yenilgiye uğrattı. Ulusal Kurtuluş Savaşımız iç ve dış gericilere karşıydı bir anlamda. Çünkü Atatürk kurallara, sömürücü bir sınıf diktatoryasına, yeni atılımlara engel olan ulusal ve uluslararası gericiliğe karşıydı. Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarihten ölümüne kadar olan devre, Türkiye için evrimler, yenilikler devresidir. Bu iki tarih arasında o, iç ve dış gericilere karşı devrimciliği savunmuştur hep. Batının bilim ve kültürü bir çağıltı halinde, onun işareti üzerine ülkemize akmaya başladı. Bu amaca varmak için geçmişin kokuşmuş kurumlarını cesaretle yıkmasını bilmiştir. Denebilir ki. devrim hareketlerine girişirken duraksamaması, onun gerçekten inanmış, yürekli bir vatansever olduğunu gösteriyor. Bu yeni hareketler yapılmasaydı cahil softalar, halkın çoğunluğunu istedikleri yere sürükleyecek, bir avuç aydın ise gözler önünde saldırıya uğrayacaktı.
– 2 –
Atatürk’ün ölümü üzerinden on dört yıl geçti. Onun yeniliklerine tanık olmayan kuşak, şimdi ortaokul, lise ve hatta üniversite sıralarındadır. Bu yeni kuşağa Atatürk’ün başardığı işleri açık yürekle tanıtmalıyız. Çünkü sadece onun adını sık sık tekrarlamakla iş bitmez. Düşüncelerini, fikirlerini, ülkülerini iyice öğretmeliyiz. Onun kaleminden çıkmış nutukları, beyannameleri ve konuşmaları çok sayıda bastırarak okullara ve halka dağıtmalı ve kafalara yerleşmesini sağlamalıyız. Şapkayı giyen kafanın içinde gerici fikirler yaşarsa, devrimleri başarıya ulaşmış sayabilir miyiz? Onun sözleri, Türk yenilik hareketlerinin kaynağıdır: vaktiyle ‘İnkılâp Dersleri’ bunun için okutuluyordu. Gençlik, Atatürk’ün adıyla birlikte onun inanışlarını da bilmeli. Verdiği nutukların hangi olayları aydınlattığını belirtmeyi görev bilmeliyiz. Bunlar tam olarak yapılmazsa, bugünkü ve yarınki kuşaklar, yaşadıkları devrin anlamını, derinliğini kavrayamazlar ve üstünkörü bir anlamla yetinirler. Bunca emek ve fedakârlığın nereye gittiğini, zorlukların nasıl yenildiğini bilinçli olarak anlayamazlar. Çünkü bu hareketler hiç de kolay başarılmamıştır. Zaten devrimlerin korunması, değerlendirilmesi, ileriye götürülmesi böyle gerçekleşir. Devrimciliğin gelecekte yaşayabilmesi için bu zorunludur. Ulusal bayramlarda Atatürk’ü anıp gericiliği kınamakla sorun çözülmez. Bence önemli olan, yüreklere ve dimağlara Atatürk devrimciliğinin yerleştirilmesidir. Bu fikirleri yaymadan kabre çiçek koymak pek bir şey ifade etmez. Son yıllarda Kemalizmin ihmal edilmemesi gerekiyor. Zira mahalle okullarının eski harflerle eğitim yaptıklarını Hergün gazetelerde okuyup duruyoruz. Milli Eğitim bu konuda tam başarılı sayılmaz. Köylerde batı anlayışına göre inşa edilmiş okulların yanında imam okulları gitgide artıyor. Binbir emek ve masrafla yetiştirilmiş genç öğretmenlerin idealleri baltalanıyor böylece. Milli Eğitim politikası, bunlarla savaşımı gevşetirse, yarın bu kara kuvvetin önüne geçmekte pek çok güçlüklerle karşılaşırız. İç tehlikelerden bizi koruyacak olan Atatürk İlkeleri, ulusal birliğimizin en güçlü dayanağıdır. Devrim bilincine sahip bir çoğunluk olmasa, parti kongrelerinde baş kaldıran fesli ve peçeli zihniyet, geçmişin karanlığını hemen getiri- verecek.
–3–
Devrim sözcüğünün ifade ettiği anlam, dinamizmi içerir, donmuş değildir. Batı uygarlıklarının her gün yeniliklerle daha ileriye gittiğini görüyoruz. Buna ayak uydurmak, devrime dayandığımızı ve inandığımız gösterir. Hiçbir devrim belirli bir noktada tamamlanmış sayılmaz. Yaşadığımız dönemin sosyal ve ekonomik koşullarına uymak, halkın refah için uğraşmak, ilerici bir dünya görüşüyle evrimimizi sürdürmek vatan severliğin başlıca elemanlarıdır. Atatürk: “Düşerken bile bir adım iler atacaksın.” demişti. Biz hem düşmeyeceğiz, hem ileri gideceğiz. Onur aziz anısı ancak böyle yaşar.
(Ömer Faruk Toprak’ın Düzyazıları s. 89-91)
Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yok.
Bu yazıya yorum yapabilirsiniz.