Siyasi Ümmetçilik-I / Prof. Dr. İskender Öksüz

12 Eylül 2015 0 yorum Denemeler-Makaleler 476 Görüntüleme

               

               Türk olmaktan kurtulmak

               “Bizi birbirimize bağlayan en büyük bağ, İslam kardeşliği bağıdır; bunu yakaladığımız anda işi çözeriz. Gazetenin bir tanesi yazmış ‘Türkiye Türklerindir’ diye, ahlaksız bu, hayâsız. Eğer bunu derseniz, Türkiye’yi 30’a bölersiniz. Çünkü Türkiye’de sadece Türkler yaşamıyor. Türkiye’de Kürt’ü de var, Laz’ı ve Çerkez’i de var. Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür diyor. Olmaz öyle şey. Biz diyoruz ki Türkiye, Türkiye’de yaşayan herkesindir”(Recep Tayyip Erdoğan)(1)

 

               “Ak Parti sayesinde hepimiz Türk olmaktan kurtulduk.” (Aziz Pabuşçu)(2)

               Siyasî Ümmetçilik, millete bakışıyla da insanlara etki mekanizmasıyla da Marksizm’e benzer.

               İçinde yaşadıkları toplumun kimliğine mensubiyeti reddeden, kendini başka bir topluluğun kimliğinden sayanların içlerindeki bu çatışmayı çözebilmek için Marksizm’e kayarlar. Millet teorisyeni Marksistlerden Benedict Anderson İngiliz toplumunda bir İrlanda milliyetçisi, Tom Nairn ise yine İngiliz toplumunda bir İskoç milliyetçisidir. Mensup olabileceği her türlü kimlikten kendini soyutlamış Karl Marks ve Eric Hobsbawm ise içinde yaşadığı toplumun kimliğine soğuk fakat hiçbir millete mensup olmayan Marksistlerdi. Siyasî ümmetçiliğin insanları içinde yaşadıkları toplumun kimliğinden nasıl “kurtardığı” da yukarıdaki alıntılarda görülüyor. Gözlenen asabî üslup, meseleye fikir ve siyasetin dışında hislerin de karıştığına işaret ediyor.

               Erol Güngör bu hali şöyle anlatıyor:

               “Bu anlamda İslâmcılık şimdiye kadar hep hâkim milliyete karşı hoşnutsuzluğunu doğrudan doğruya belirtemeyen etnik azınlıkların ideolojisi olmuştur. Bunların amacı İslam ülkeleri arasında birlik sağlamaktan ziyade kendi yaşadıkları ülkede milliyetçi politikayı etkisiz duruma getirmektir. Bu azınlıklar ayrılıkçı bir politika takip edecek kadar kalabalık ve güçlü olduklarını hissettikleri an kendi istikametlerinde bir milliyetçilik hareketi açıklamaktan hiç geri kalmazlar; böyle bir güce erişemedikleri müddetçe İslâm davasının şampiyonu olarak görünürler.”(3)

               Siyasî ümmetçilerin Türklük hakkındaki fikirlerini duyanlar, bir çelişki hissederler. Türklük uydurmadır. Atatürk tarafından icat edilmiştir. Fakat iş Türklük dışındaki unsurlara geldiğinde onların reddedilmesi son derece yanlıştır.

               Sosyolog Mustafa Aksoy, bir makalesinde(4) Mümtazer Türköne’den ve Yasin Aktay’dan ard arda alıntı yapıyor: “Türkçülüğün önemli eleştiricilerinden ve Kürtçülüğün dolaylı savunucularından ve önde gelen meşrulaştırıcılarından Türköne, 13 Kasım 2007’de yayınlanan makalesinde şöyle diyordu: ‘….. 27 Mayıs Darbesi’nin hemen ertesinde yayımlanan ‘Doğu İlleri ve Varto Tarihi’ isimli kitaba, devlet başkanı sıfatıyla yazdığı takdim yazısında Gürsel, ‘Dünya üzerinde ‘Kürt’ diye adlandırılacak müstakil hüviyetli bir ırk yoktur.’ diyor. Onların gerçekte ‘Doğu Türkleri’ olduğunu söylüyor. Bugün Kürtlerin ‘müstakil hüviyetli bir ırk’ olup olmadığını kimse tartışmıyor.’

               …

               Geçtiğimiz haftalarda Türköne ile aynı kulvarda koşan Yasin Aktay Bayburt’ta yaptığı konuşmada şöyle diyordu: ‘Sana demişler ki ‘Sen Türksün’. Ne demek Türklük? İşte, Orta Asya’dan gelmişsin. Bir bakıyorsun, kaçımızın dedesi Orta Asya’dan gelmiş, bir sor bakayım gerçekten var mı böyle bir şey… Türk nedir meselâ? İsmet Özel’in çok ilginç, çok güzel tahlilleri vardır. Türk dediğin bir sentezdir zaten. Türk diye bir ırk yok. Macarlar Türk müdür meselâ? Ben o kadarını söyleyeyim. Türkiye’de o kadar insan 3-4-5-6 nesil öncesine baktığın zaman, şimdi kendini zannettiğinden çok farklı çıkıyor insanlar.” (30 Aralık 2013 tarihli basından).’”

               Aksoy bu iki pasajı verdikten sonra Türköne’ye soruyor: Kürtler müstakil bir ırk değildir diyeni mahkum ederken, Türkler müstakil bir ırk değildir diyen sizin için makbul mu oluyor?

               Mustafa Aksoy, Gürsel’in de Yasin Aktay’ın da “ırk”a vurgusunun yanlış olduğunu belirtiyor. Irkçılık bölümünde belirtildiği gibi bu bilim açısından da hatadır. Bu konularda ırktan bahsetmek iptidailiktir. Fakat siyasî ümmetçilerin yaptığı iptidailik şuurludur: Onların terminolojisinde ve zihninde millet kavramı yoktur, sadece ırk vardır. Daha doğrusu propagandanın yapıldığı yer ve zamana göre kavim, ırk, millet kelimelerinden en uygunu kullanılır.

               Aslında Siyasî Ümmetçiler, Erol Güngör’ün tespitindeki gibi genel olarak “ırklar”a karşı değiller. Zaten derindeki maksad azınlık “ırkçılığı” yapabilmektir. Bunu başarabilmek için ülkedeki hâkim, çoğunluk “ırk”ına karşı çıkmak, onu yok saymak gerekir. Maksat: Millî birliği, millî egemenliği, neticede millet devletini yok etmektir. Türköne de o tarihlerde buna paralel yayın yapmakta, kötü olanın “hâkim millet milliyetçiliği” olduğunu söylemektedir. Kürtlere karşı Türkçülük yapmak kötüdür ama Türklere karşı Kürtçülük yapmak demokrasidir.

               Bu davranışı Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Ali Yardım 1978 yılında yazmış(5): “Şurası acı bir gerçektir ki. «İslâm Irkçılığı Yasaklamıştır!» sloganı, öteden beri sâdece «Türk Milliyetçiliği ve Türk Milliyetçileri» için kullanılagelmektedir: Türkler yaparsa yasak, bir başkası yaparsa serbest. Hikmetinden suâl olunmaz.”

               Rahmetli Ali Yardım hocanın bu ifadesi de tecahül-ü arifandandır. Yoksa o da Erol Güngör’ün işaret ettiği gerçeğin farkındadır.

               “İslâm Irkçılığı Reddeder!”(6)

               Birinci Dünya Harbi’nin arifesinde bugün Irak’ta kalan Süleymaniye’nin Sorani Baban Aşireti(7) Riyaset Hanedanından Ahmet Naim, Sebil-ül Reşat dergisinde “İslâm’da Davayı Kavmiyyet” başlıklı bir makale yayınlar. Makale hemen kitapçık halinde de basılır.(8)

               Kitap yaklaşık yarım asır sonra “İslâm Irkçılığı Menetmiştir” başlığıyla tekrar yayımlandı.(9)

               O gün bu gündür, “İslâm ırkçılığı reddeder”, “Ya Müslümansın ya milliyetçi”, “İslam Kavmiyetçiliğe karşıdır” gibi başlıklarla Siyasî İslâmcılar tarafından sık sık tekrarlanan yayınlar, büyük çapta bu kitaba dayanır. Bu yayınların günümüze en yakın örnekleri, Diyanet İşleri’nin Din İşleri Genel Müdürlüğü’nde Yıldıray Kaplan’ın yazanı göründüğü ve genel seçimlere iki gün kala Cuma hutbesinde okutturulan “İslam ırkçılığın her türlüsünü reddeder” başlıklı metin, Diyanet Dergisi’nin “Asabiyet” özel sayısında Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in “Irkçılık: İslam’ın reddettiği zihniyet” başlıklı başyazısı ile (10) yine aynı dergide Prof. Dr. Yusuf Ziya Keskin’in “Kuran ve sünnete göre kavmiyetçilik”(11) yazılarıdır.

               Merhum Ali Yardım hocanın atıf yaptığımız makalesi okununca bu yayınlardaki yanlış açıkça görülmektedir. Bunlar özetle;

               1. Yanlış tercüme,

               2. Maksada uygun görülen hadislerin alınıp, uymayanlardan hiç bahsedilmemesi, hattâ aynı hadisin iddiaya yardımcı olacak yarısının alınıp diğer yarısının atılması,

               3. Ahmet Naim’in kasten yanlış kullandığı “asabiyyet” kelimesinin son dönemde bir kere daha yanlış olarak “ırkçılık”, “kavmiyetçilik”, hatta “milliyetçilik” diye çevrilmesidir.

               Bir başka deyişle, duruma göre;

               1. Doğru söylenmemektedir,

               2. Doğrunun tamamı söylenmemektedir,

               3. Doğruya yanlış ilaveler yapılmaktadır.

               Kimlerin bu yolla kasten yalan söylediğini, kimlerin bilgisizlikten bu hataya düştüklerini tespit zordur. Yukarıdaki unvanlara bakıldığında, bu iki halden hangisinin daha vahim olduğuna karar vermek de kolay değildir.

               İlk yalanlar, Ahmet Naim(12) tarafından icrâ edilmekte, sonra günümüz Siyasî İslamcılarınca sürdürülmektedir (Alıntılar Prof. Ali Yardım’ın adı geçen makalesindendir.):

               1. Hadislerde kullanıldığı şekliyle “asabiyyet”, “fanatizm” demektir: “Peygamber Efendimizin yasaklamış olduğu « a s a b i y y e t» kavramını bir sistem olarak ifâde etmemiz gerekirse, mevcut tâbirler içersinde buna en uygun olanı «Fanatizm» dir.”

               2. Bir tutumu değil, bir fiili gösterir.

               Ali Yardım ekliyor: “Tercüme bir emânettir derken, tercümede gösterilmesi gereken bu titizliğe işâret etmek istemiştik. Maalesef bugün Türkiye’mizde, yukarıdaki hadîsin metni değil, Ahmed Naim Bey’in tercümesi yürürlüktedir. Bu hatâlı tercüme bir daha tercüme edilerek, ortaya, «Îslâm Irkçılığı Menetmiştir» hükmü çıkmıştır. Birisi de kalkar bu ikinciyi tercüme etmeye girişirse, artık ne ortaya çıkar, bilemeyiz.”

               Aşağıda önce gerçek hadis tercümeleri, sonra da Siyasî İslâm asabiyyetiyle saptırılmış tercümeler verilmektedir.

               «Halkı, fanatizm icra etmek üzere toplanmağa çağıran bizden değildir. Fanatizm yolunda dövüşüp çarpışan da bizden değildir. Ayni şekilde fanatizm uğrunda ölen kimse de bizden değildir!…»

               “Irkçılığa çağıran bizden değildir. Irkçılık davası uğruna savaşan bizden değildir. Irkçılık davası uğruna ölen de bizden değildir.” (Diyanet İşleri, Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü 5 Haziran 2015 hutbesi.)

               «Her kim, ulülemr’in itaatinden çıkar ve topluluktan ayrılır da bu hâlde iken ölürse, o kimse câhiliyet ölümü ile ölmüş olur!..

               “Yine her kim, basiretsizce açılan bir bayrak altında: asabiyyet için hiddetlenir, yâhut asabiyyete teşvik eder, yâhut asabiyyet icrasında olanlara yardım ederek, bu yolda öldürülürse, işte o kimsenin ölümü tam bir câhiliyet ölümüdür.

               “ Ve yine her kim, mü’min olanlarını ayırt etmeksizin ve andlaşmalı olanların andlaşmalarına da aldırmaksızm, iyisine kötüsüne saldırarak ümmetime karşı baş kaldırırsa; o benden değildir, ben de ondan değilimdir!..»

               Bir başka sözlerinde “Irkçılık duygularıyla hareket ederek İslam cemaatinden ayrılan, asabiyet duygusuyla öfkelenen, bu uğurda savaşan, insanları böyle bir davaya çağıran ve bu davayı güderek körü körüne açılmış bir bayrak altında ölen kimsenin bu ölümünü ‘cahiliye ölümü’” olarak nitelendirmiş. (Prof. Mehmet Görmez, Diyanet Dergisi, Haziran 2013, başyazı)

               Son hadisin aslını okuduğunuzda, Ali Yardım’ın da ifade ettiği gibi, kınanan ve reddedilen asabiyetin, aynı zamanda bir diplomatik emniyet supabı olduğu görülmektedir; şöyle ki: Doğru tercümenin son cümlesinde, andlaşmalı olan kâfirlerin andlaşmalarına riayet etmeyerek Müslüman fanatikliğiyle onlara saldırmak da yasaklanmaktadır.

               Sıkça baş vurulan bir başka yol, hadislerin bir kısmını alıp bir kısmını almamaktır. Bu, ya hadisi keserek yapılmakta, yahut, aynı derecede sahih olduğu bilindiği halde hadisin geniş değil, işlerine yarayan dar şeklini kullanarak gerçekleştirilmektedir. Meselâ, sayın Diyanet İşleri Başkanı, yukarıda kaynağı gösterilen yazısında şu nakilde bulunmuştur:

               “Irkçılık, zalim de olsa kendi kavmine arka çıkmandır.”

               Hadisin “sebebi vürud”uyla verilen şekli şudur(13):

               “Ashabdan Vâsile b. Ül-Aska‘ anlatıyor :

               Peygamber Efendimiz’e sordum :

               — «Yâ Resûlallah! Bir kimsenin kavmini sevmesi asabiyyetten sayılır mı?»

               Zât-ı Risâletleri buyurdular ki :

               «Hayır!.. Ancak kişinin, zulüm ve haksızlık hâlinde olan kavmine yardım etmesi asabiyyet’ tir.”

               Hadisin yukarıda verilen şeklinde görüldüğü gibi kişinin kavmini sevmesinin asabiyyetten sayılmayacağı kısmı, “Hayır!…”a kadar, ve o “Hayır!…” dâhil atılmakta, sonra asabiyyet kelimesi ırkçılık kelimesiyle yer değiştirmektedir ve bu, ahlâklı, dürüst dinî telkin olmaktadır. Bu derece ahlâklı ve dürüst dinî telkini de bittabî Diyanet İşleri Başkanı yapmaktadır.

               Fakat yalan söylemenin en kolay yolu muhakkak ki, bazı hakikatlerden hiç ama hiç bahsetmemektir. Meselâ, yukarıda verdiğimiz hadisin hemen altında, yine Ebu Davud’da, yine Edep bahsinde şu hadis yer alır:

               En hayırlınız, günah işlememek kaydıyla kabilesini müdafaa edendir.

               Tırmizî’nin el-Cami’inin Faziletler bölümündeki şu hadisten de hiç bahsedilmez: (Hazreti Peygamber buyurdu ki) Şüphe yok ki, Allah İsmail’in çocuklarından Kinana’yı seçti, Kinana’dan Kureyş’i seçti, Kureyş’ten Haşim’i seçti ve Beni Haşim’den de beni seçti.

               Bu yazdıklarımı araştırırken İnternet’teki hadis sitelerinde “asabiyyet”i “party spirit” yani “parti ruhu ~ partizanlık”olarak İngilizce’ye çevirdiklerini fark ettim.(14). “Partizanlık” “fanatizm”den çok da uzak değil. Seçim öncesi hutbelerine bakarsak, belki bunların arkasındaki asıl sebep de budur: Partizanlık, parti asabiyyeti. Kusura bakmayın, galiba siz, bizim ümmetimizden değilsiniz!

Kaynaklar:

1 Yalçın Bayer, Hürriyet, 25.07.2004 http://www.hurriyet.com.tr/index/ArsivNews.aspx?id=243817  2

2 Aziz Pabuşçu, AKP İstanbul İl Başkanı ve 25. Dönem İstanbul Milletvekili. İstanbul İl Danışma Mecisi toplanıtısında yaptığı konuşmadan. 26 Ocak 2013. 27.01.2013 tarihli gazeteler. http://www.yenicaggazetesi.com.tr/akp-ile-hepimiz-turk-olmaktan-kurtulduk-80036h.htm

3 Erol Güngör, “İslâm’ın Bugünkü Meseleleri”, Ötüken,1981, sayfa 181.

4 Mustafa Aksoy, Türkiye Günlüğü, 116 Güz 2013, sayfa 28.

5 Ali Yardım, “Asabiyyet milliyetçilik demek midir?” Kubbealtı Akademi Dergisi Yıl 7 Sayı 2 1978, s 71

6 Bu bölüm büyük çapta Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı Başkanı rahmetli Prof. Dr. Ali Yardım’ın Kubbealtı Akademi Dergisi’ne ard arda üç sayıda yayınlanan “Asabiyyet milliyetçilik demek midir?”Ali Yardım, “Asabiyyet milliyetçilik demek midir?” Kubbealtı Akademi Dergisi Yıl 6 Sayı 4 1977, s 20; Yıl 7 Sayı 1 1978, s.32 ve Yıl 7 Sayı 2 1978, s. 71. başlıklı makalesine dayanır.

7 Baban, Osmanlı’ya isyan eden aşiretlerin belli başlılarındandır.

8 Sebîlürreşad, c. XII, sayı: 293, s. 114 – 129, 27 Cemâdiyelûlâ 1332 Perşenbe (1914). Kitapçık: Ahmed Naim. Islâmda Dâvâ-yı Kavmiyet, İst. 1332, 55 sayfa, Tevsî-i Tıbâat matbaası Sebîlürreşad Kütüphanesi neşriyatı, Nu: 18

9 Abdullah Işıklar tarafından, İstanbul 1963.

10 Mehmet Görmez, “Irkçılık: İslam’ın reddettiği zihniyet”, Diyanet- Aylık Dergi, 270. sayı, Haziran 2013, başyazı.

11 Yusuf Ziya Keskin, “Kur’an ve sünnete göre kavmiyetçilik”, Diyanet- Aylık Dergi, 270. sayı, Haziran 2013, s. 5.

12 Siyasî İslamcıların baş tacı Ahmet Naim’in yalancılığı hadis sahtekârlığından ibaret değildir. Sicilinde intihal da vardır. Ali Yardım Hoca, atıf yaptığımız makalede şöyle demektedir: “Ancak, kendisinin de bir «Te’lif eser» olarak takdim ettiği Hadis Usûlü’ne dâir olan «Tecrîd-i Sarih Mukaddimesi» (eski harflerle 482 shf.) maalesef, te’lif değil «Tercüme» bir eserdir. Adı geçen mukaddime, Suyûtî (ö; 911/1505),nin «Tedrîb’ür-Râvî fî Şerh-i Takrîb’in-Nevevî» adlı kitabının tam bir tercümesidir.”

13 Ali Yardım’dan: Ahmed bin Hanbel, 4/107, 160; İbn Mâce, Fiten 7, hadis no: 3949

14 Meselâ: http://sunnah.com/abudawud/43

 SİYASİ ÜMMETÇİLİK-II İÇİN TIKLAYINIZ

 (Bu Makale Yeni Ufuk dergisi Ağustos 2015 sayısında yayımlanmıştır)

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum