“Neşter İzleri” Kitabı Üzerine

20 Aralık 2018 0 yorum Kitap Eleştiri 472 Görüntüleme

NEŞTER İZLERİ KİTABI ÜZERİNE[1]

sinan-beyhan-nester-izleri

Operatör Dr. Sinan Beyhan’ın Neşter İzleri kitabı Eylül 2018’de Bilgeoğuz Yayınları arasından çıktı. Kitabı çıktığı günlerde kıymetli hocamdan imzalı olarak temin etmiş ancak hemen okuma fırsatı bulamamıştım. Kitabı bitirince kitapla ilgili birkaç değerlendirme cümlesi yazmak, kitabın yazarına hürmetin ve bir saygının gereğidir.

Sinan Beyhan 32 yıllık meslek hayatını “Neşter İzleri” kitabıyla gözler önüne seriyor. Kitabın son sözünde bu durumu şöyle ifade ediyor yazar: “Sayısız hatıramdan yazabileceklerimi seçip, ilk iki kitabımda yazdıklarımdan birkaçını aralara serpiştirerek otuz iki senelik hekimlik hayatıma istinaden otuz iki hatıramı, hatıra türünde yazarak bitirdim kitabımı. Kitabımda ana karakter benim ve beni, olduğum gibi bence yazdım.”

Son sözü olan kitabın “ön sözü” de olur değil mi? Sinan Beyhan kitabının ön sözünde sahnede ve sahne dışında cerrahların yaşantılarının bir olamayacağını, robot gibi görünen doktorların da aslında sıradan birer insan olduklarının anlaşılmasını, her şeyi bilmelerinin zannedildiği gibi mümkün olmadığını göstermeyi amaçladığını belirtiyor ön sözde. Bu girişin ardından “Katlanmadan Sevebilmek” başlığıyla ilk anısını okuyoruz Beyhan’ın. 23 yaşında askerlik görevini yerine getiren Beyhan’ın askerlik anılarını okuyacağımızı zannettiğimiz bu ilk anısında yazar, mesleğe nasıl başladığının ve genel cerrah olarak ihtisasına devam etme kararını nasıl verdiğinin hikâyesini okutarak daha ilk anısında şaşırtıyor okuyucuyu. Kurgu içinde kurgu veriyor yazar. Beyhan, anılarını yazdığını söylese de öykü tekniğinden çok fazla yararlanıyor. 32 anı diyebiliriz ki, ustaca kurgulanmış 32 öykü. Öyküdeki kurgu tekniğini ve tasvirci üslubu her anıda kullanmaya çalışıyor yazar. Misal olarak kitapta ikinci sıradaki “Öğrenmek” başlıklı anıda yer alan şu cümleleri okuyabiliriz:[2] “Zemini kavuniçi halıfleks döşeli, vişneçürüğü saten perdeleri köşelerde toplanmış, tam karşımızdaki pencereden giren haziran güneşinin aydınlattığı, iki kişilik hasta koğuşu büyüklüğündeki odanın kapısının iki adım önünde, klinik şefimizin odasında, padişah huzurundaki vezirler gibi ellerimiz önde kavuşturulmuş, ayakta, heykel gibi dimdik huzurdaydık.” Bunun gibi birçok anıda betimleyici ögeler bulmak mümkün. Betimlemelerde yer yer acemilikler sezilse de okuyucuya mekânın detayı, kişilerin ruh tahlilleri aktarılarak okuyucudaki gerçeklik algısı pekiştirilmeye çalışılıyor.

Yazar anılarını kronolojik bir sıra takip ederek aktarıyor. İstanbul’da Güngören’de başlayan doktorluk görevi, Haseki Hastanesi ardından Erciş görevi, sonrasında Merzifon ve Bandırma… “Bir Şey ve Her Şey” adlı anısında 1992 Temmuz’unda Erçiş’te görev yaptığı hastanede çalışan Hemşire Tülay Hanım’la evlendiğini, sonraki anısında ise (Unutulmaz Kupa)[3] Merzifon’a tayininin çıktığını öğreniyoruz. Emekli olmadan önceki son görev yeri Bandırma’ya tayininin çıktığını “Sonlar da Unutulmamalı”[4] adlı anısından okuyoruz. Sinan Beyhan, son anısında “Emeklilik özgürlüktür” sloganıyla 2015’te emekliye ayrılışını anlatıyor.[5]  “Emeklilik adlı son anısında yazar, 1985’te Haseki’de başladığı cerrahlığına 2015’te Bandırma’da son noktayı koyduğunu söylüyor. Bugün yine Bandırma’da emekliliğinin keyfini çıkarıyor. Kitap okuyor, doluyor ve doldurduğu testiyi yine su yolunda harcama gayretini taşıyor. Yazıyor, ara sıra da çiziyor. Sinan Beyhan’ın bir iki karikatürü de Edebice dergimizde yayımlanmıştı.

Sinan Beyhan’ın anıları kişisel hayatın sınırlarında dolaştığı kadar ülke ve sağlık meselelerine de değiniyor, bu meselelere öneri ve eleştiriler de getiriyor. Mesela “Bıçak parası”nın bir efsane olmadığını Beyhan’ın anılarındaki satır aralarından okuyabiliyoruz. Hastanelere sık yolu düşen bir millet oluşumuz gerçeğinden hareketle bu yaşanmışlıklarla bir ünsiyet kurmak, Beyhan’ın esprili anlatımıyla gülümsemekle birlikte “ya hu aynısını ben de yaşamıştım” diyecek kadar bu anılarda anlatılanlarla hemhal olmak mümkün. Kitapta anlatılanların çoğu ile benzer şeyler yaşayışımız sebebiyle okuyucunun kitapta kendinden bir şeyler bulması kuvvetle muhtemeldir. Yani bu “yaşanmışlık ve aynılık” hissi uyandırma bu kitabın hanesine yazılacak diğer olumlu yargılardan biridir.

Dost acı söyler faslına gelecek olursak Beyhan’ın samimi anlatımının bazen sınırlarının zorlandığını, zaman zaman bu samimiyetin anlatımı basitliğe götürdüğünü, anlatımı renkli kılmak adına yapılmaya çalışılan betimlemelerin bazen anlatımda eğreti durduğunu söylemek isterim.

Kitapta göze çarpan diğer bir olumsuzluk ise yazım yanlışlarıdır. Kitap, istisnasız her sayfası yazım, noktalama hatalarıyla dolu. Bu yazarından çok, yayınevinin dikkatsizliği ile ilgili bir durum. Kitap hiçbir dil ve yazım denetiminden geçirilmeden baskıya alınmış gibi duruyor. Yayınevi, bu şekilde hem kendi işini ciddiye almıyor hem de yazarın onca emeğine saygısızlık ediyor. Ayrıca azımsanmayacak oranda anlatım bozukluğu ihtiva ediyor kitap. Misal olması bakımından şu cümleyi verebilirim: “Koskoca Haseki Hastanesinde saat 16-16.30’dan sonra tüm cerrahi vakalara ilk kararı ben, son kararı nöbetçi başasistan uzman abi veriyordu.”[6] İki cümle “veriyordu” öznesinde bağlanmış ancak birinci cümledeki özne “ben” ile ikinci cümledeki özne “başasistan uzman abi”, “veriyordu” yüklemine bağlanmış dolayısıyla “ben veriyordu” gibi bir anlam ortaya çıkmış. Buna benzer birçok örnek var. Bu hatalar kitabın ikinci baskısında gözden geçirilmeli ve okuyucu bu hatalarla yorulmamalıdır.

Anılar; bir devre, bir zümreye, bir mesleğe ışık tutar. Yazarının toplumla ve kendisiyle yüzleşmesi, yaşanmışlıkların ardından çoğunlukla tarafsızca bakmasıdır. O yüzden bu metinler kıymetlidir. Yazarı tanınmış olsun ya da olmasın her anı, yaşanmışlığıyla, ortak hayatları vurgulayışı, bizden de bir şeyler söylemesi sebebiyle okunasıdır. Sinan Bey bu eseriyle, sadece tıp dünyasında değil edebiyat âleminde de bir “neşter izi” bırakıyor.

Yaşar Vural

20 Aralık 2018

[1] Sinan Beyhan, Neşter İzleri, Bilgeoğuz Yayınları, İstanbul, 2018, 255. s

[2] A.g.e. s. 17

[3] A.g.e s. 109

[4] A.g.e. s. 223

[5] A.g.e. s. 246

[6] A.g.e. s. 22

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum