ÇİÇEKTEN BAL YAPAR USTADIR ARI

18 Temmuz 2013 0 yorum Yaşar Kemal 1939 Görüntüleme

ÇİÇEKTEN BAL YAPAR USTADIR ARI – Yaşar Kemal

 

Onat Kutlar, Türkçenin zenginleşmesi, büyük bir şiir dili, büyük bir roman, hikâye dili olması için çabalayanlardan, bunun bilincine varmış kişilerden birisiydi. Ve bu çabası, bilinci onu Türkçenin büyük ustalarımdan yaptı. Onun yazılarındaki, hikâyelerindeki Türkçe, kendine has, eksiksiz güzel bir Türkçeydi. O, Türkçenin derinliklerine, ayrıntılarına girendi.

Yaşam bir Nâzım Hikmet, bir Sait Faik olma talihini ondan esirgedi. Hayat gailesi onu can evinden vurdu. Hepimizi vurdu ya. Onat bir kele­bek kanadı gibi incecikti, ona daha çok dokundu. Bununla, bütün fırtınalara göğüs geremedi demek istemiyorum. Her şeye karşın sanat için, güzellikler için, insanoğlunun mutluluğu için elinden geleni de gelmeyeni de yaptı.

Onat’la bizim bir maceramız var. Macera diyorsam bu tam bir mace­raydı. Deniz Gezmiş’leri astırmamak için büyük bir kampanyaya giriş tik. Sanırım yirmi binden fazla aydın imzası topladık. Onat Kutlar, Er dal Öz. Murat Belge, dördümüz. Doğaldır ki, öteki arkadaşlarımız da bi­ze büyük bir özveriyle yardım ediyorlardı. Onat, büyük bir inatla direniyordu. Aklı bir türlü, Deniz’lerin asılmasını almıyordu. Ve onların ası­lacağına inanmıyordu. Hukuk okumuştu, yasaları hepimizden iyi biliyor, bu bir cinayettir, diyordu. İdam hükmünün mutlaka Büyük Millet Meclisinden döneceğine inciniyordu. Ve buna bizi de inandırıyordu. Bunun için de veryansın ediyorduk imza toplamaya. Ne topladığımız imzalar, ne de öteki girişimlerimiz bir işe yaradı. Suçları idamlık değildi. Bu­nu bütün dünya gibi Türkiye de biliyordu. Ve askeriyenin emrindeki Büyük Millet Meclisinden, belki de bu insan tarihinin en onursuz idam kararı çıktı. O gün Onat’ı görmeliydiniz O ışık gibi gülen umudun adla­rını küçücük bir çocuk kadar kalmış, yumulmuş gitmiş, sağır dilsiz öl­çmüştü. Hiçbir şey onu teselli etmiyordu. Ne etsek, ne eylesek Onat’ı kendine getiremiyorduk. O gün arkadaşlara dedim ki. asılacak üç kişi değil dört kişidir, dördüncüsü de Onat Kutlar. Onat Kutlar’ı aldım Ada­lara götürdüm. Sabah gidiyor, konuşuyor, konuşuyor, gece geriye dö­nüyorduk. Onat’ın acısını dindirmek kolay değildi.

Bu imza kampanyasından dolayı başta Erdal Öz birkaç arkadaşımız hapse girdi. Nedense Onat’la beni almadılar. Denizler asıldıktan sonra uzun bir süre Onat’ı görmedim. Yüzüne bakamayacaktım.

Her zaman dingin görünen Onat’ın yüreği kaynardı. Kendini, sanatın her dalında, başını taştan taşa vururdu. Genç bir yetenek görmesin, is­ter sinemada, ister edebiyatta ilk kanadım gerenlerden biri Onat olur­du. Bir hikâye, iyi bir roman okumuş, iyi bir film görmüşse çocuklar gi­bi sevinir, o güzel Türkçesiyle, şiirli diliyle sevdasını döşenirdi.

Sinematek onun tutkusuydu. Festivallerin her zaman başında, en azından yanında hep o olurdu.

Ülkemizde yaratılmış her eser onun için mutluluktu. Ben, Abidin Dino. Nâzım Hikmet’ten sonra en cömert insan olarak onu gördüm. Bizde kıskançlık, dedikodu bir sanattır. Onat, bu sanattan yoksundu. Belki de bu sanattan yoksun aramızdaki tek kişiydi.

Yaratıcı ve çok yetenekliydi. O hikâyelerindeki güzelliği romanlara da aktarabilseydi, o kadar iş arasında buna vakti olsaydı, şimdi dünyanın hayran kalacağı bir romancımız olurdu. Buna çok inanıyor, onu roman yazmaya zorluyordum. Yakın arkadaşlarımız benim bu çabamı çok ya­kından bilirler. Ah, keşke bu iş başımıza gelmeseydi, bu aydınlığın tür­kücüsü. ışık gibi gülen adam bize kendisi gibi o ışıklı Türkçesiyle görmekli romanlar yazabilirdi. Zülfü Livaneli’nin dediği gibi, onun ölümü kozumuzu kanadımızı kırdı. Ben bundan sonra daha yazılmamış ro­manlarımı kime anlatabilirim artık? Kim beni böylesine can kulağıyla dinler de daha yazılmamış romanları kim benimle tartışır artık, diyece­ğim ya, çok şükür Doktor İbrahim Kınay, Fethi Naci Usta, Zülfü Livaneli var. İnşallah benden çok yaşarlar da benim daha yayınlanmamış yazılmamış romanlarımı okurlar, dinlerler.

Onat bugünkü Türkiye’nin kurbanıdır. Öfkem yöneticilere giderek büyüyor. Bir yüzyılda Onat özünde, zenginliğinde, ustalığında ur kaç kişi yetiştirebilir ki…

Doğum günü toplantısına gidemedim. İşte bunu yapamadım, yapamazdım. Hiçbir ölüm beni bu kadar etkilemedi. Çünkü Güneşte kuruldu petek / Bütün bal arıda kaldı.” On yıl, on yılcık daha yaşasaydı . on ne yapabileceğini, yaptıklarını görürdük.

Onat’ın kişiliğini, tatlı gülüşünü, kimseyi kırmamak için gösterdiği çabaları, inceliğini, inadını, düşüncelerinde kaya gibi sertliğini, buna karşın sonsuz hoşgörüsünü, ne kadar yaşarsak yaşayalım hiç birimiz unutmayacağız. En güzel yıldızımız kaydı gitti. Ülkemiz de her şeyiyle kaymak üzere. Onat sağ olsaydı, “Korkma Yaşar, üzülme, iyi olacak iyi olacak,” derdi inanılmaz iyimserliği, bitip tükenmeyen umuduyla. Şimdi, bugünlerde karanlık içindeyim. Şimdi o rahat uyusun diye.“İyi olacak Onat, iyi olacak üzülme.” diyorum. Onat rahat uyusun diye.

Onat’ın çok sevdiği iki dizeyi de yazmak istiyorum bu yazıya. Bu dizeleri ben 1971 de Davutpaşa Hapisanesi’ndeyken Sabahattin Eyuboğlu mektubunun içinde göndermişti. Bu dizeler bana değil, Onat’a yakışırdı. Şimdi bu dizeleri ona ithaf ediyorum:

İnsan var karartır ak gündüzü

 İnsan var ağartır gecemizi

İşte böyle maceramız. Karanlık gecemizi ağartmaya gücümüz yetecek mi… Bir bomba… Bir karanlık çağ… Gene de iyi olacak diyelim Onat kardeş, gene de:

Onat şimdi Gaziantep’teki köyde olsaydı, cenazesi en sıcak, en güzel ağıtlarla biterdi. Ben gene yazıyı yukarıdaki iki ağıt dizesiyle bitiriyorum:

Yeryüzünün çiçekleri

 Çığrıştı da açtımola

Öyle, açmıştır Onat Kutlar, öyle AÇMIŞTIR.

30 Ocak 1995

(Ustadır Arı. s. 167-169)

 

 

 

 

 

 

 

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

Sorry, no posts were found.

0 yorum