İzmir Şairler ve Bestekârlar Derneği Şiir Yarışması yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>
İzmir Şairler ve Bestekarlar Derneği tarafından bu yıl ikincisi şair TURAN ATASEVER adına düzenlenen şiir yarışmasının başvuruları başladı.
Şair ve söz yazarlarını, nitelikli eserler vermeye teşvik etmek, şiirlerinin tanıtılmasına katkıda bulunmak ve bestekarlar tarafından bestelenmesini sağlamak amacını taşıyan yarışmaya son başvuru tarihi 8 Mart 2019 olarak belirlendi. Yarışmaya gönderilecek şiirlerin bestelenmeye uygun olması açısından hece ölçüsü veya aruz kalıbıyla yazılmış olması gerekmektedir. Seçici kurul tarafından belirlenen 20 eser Mart ayı ortasında ilan edilecek ve daha sonra düzenlenen konser gecesinde bu eserler arasından derece alan ilk beş eser bestelenmiş olarak sahnede icra edilecektir. Seçici kurul üyeleri alfabetik sıra ile şöyledir: 1- Engin Çır (Şair-Bestekar Devlet Korosu sanatçısı) 2- Gaffar Güllü (Şair) 3- Halim Akın (Şair-Dernek başkanı) 4- İbrahim Taşdemir (Şair-17.dönem milletvekili) 5- Mustafa Tellaloğlu (Bestekar) 6- Mustafa Töngemen (Şair-Bestekar-Öğretmen) 7- Şerif Kutludağ (Şair-Öğretim üyesi) 8- Şevki Dinçal (Şair-Em.Emniyet müdürü) 9- Türker Atik (Bestekar-Öğrt.Gör.)
Geçen yıl birincisi şair Yalçın Benlican adına ve sadece İzmir ili kapsamında düzenlenen yarışma bu yıl gelen yoğun talep üzerine bütün şairlere açıktır. Yarışma şartnamesine İzmir Şairler ve Bestekarlar Derneği’nin facebook sayfasından ulaşılabilir.
İZMİR ŞAİRLER VE BESTEKÂRLAR DERNEĞİ
TURAN ATASEVER 2. ŞİİR YARIŞMASI ÖZEL ŞARTNAMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
GENEL HÜKÜMLER
MADDE 1
İzmir Şairler ve Bestekârlar Derneği tarafından 2019 yılında düzenlenecek olan şiir yarışmasında sanat adına zenginlikler katmak şiirleri topluma kazandırmak, şairleri yeni eserler üretmeye teşvik etmek amacıyla bu yarışma düzenlenmiştir. Yarışma son başvuru tarihi 15.03.2019 dur.
AMAÇ
MADDE 2
“TURAN ATASEVER 2. şiir yarışmasının amacı, , söz yazarlarını nitelikli yeni eserler vermeye teşvik etmek, eserlerinin tanıtılmasına katkıda bulunmak ve bestekârlar tarafından bestelenebilmesini sağlamaktır.
YARIŞMAYA KATILACAKLARDA ARANAN ŞARTLAR
MADDE 3
a-) Yarışmaya T.C. vatandaşı olan şairler (şahsen) katılabilir.
b-) Yarışmaya Türkiyenin her ilinden şairler katılabileceklerdir.
c-) İzmir Şairler ve Bestekârlar Derneği yönetim kurulu üyeleri Yarışma Seçici Kurul Üyeleri, yarışma konuları ile ilgili yönetici kadrolar da bulunan veya yarışmalarda görev alan personel ile bunların birinci derecede yakınları yarışmaya katılamazlar. Bu kişiler, yarışmaya katılan eserlere hiçbir şekilde katkıda bulunamazlar.
d -) Yarışma neticesinde finale giren eserlerin Ek 1 belgesinde belirtilen özel durumları 1 yıl süre ile İzmir Şairler ve Bestekârlar Derneğine aittir.
İKİNCİ BÖLÜM
SEÇİCİ KURUL
MADDE 4
1.Yarışmaya katılan şiirleri seçebilmek amacı ile konusunda uzman olan 7 şair ve 2 bestekâr görevlendirilecektir
2- Seçici Kurul 9 kişiden oluşacaktır.
Şairler :
Bestekârlar :
3- Her bir şiir seçici kurul üyeleri tarafından 100’ lük puan sistemine göre değerlendirilecek ve değerlendirme çizelgelerine güftelere verilen numaralandırmaya göre işlenecektir.
4- Seçici Kurul üyeleri 1. puanlama çizelgelerini en geç..19-03-2019…… tarihine kadar İzmir Şairler ve Bestekârlar derneği yönetimine teslim edeceklerdir.
5- Seçici kurul ve komite üyeleri aynı gün toplanarak hazırlamış olduğu raporda, ödül ve mansiyona değer nitelikte gördüğü toplam 20 (yirmi) eserle ödül ve mansiyon verilmeksizin övgüye layık gördüğü diğer eserleri puan sıralamasına göre belirleyecek ve aynı gün sosyal medya üzerinden karışık sıralama usulünü yayınlayacaktır.
6- Seçici kurul ilk 20 ye kalan eserler üzerinde ikinci bir puan değerlendirmesi yaparak ilk 10’a giren eserleri karışık sıralama usulü ile ………22-03-2019……….. tarihine kadar belirleyecektir
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
YARIŞMAYA KATILACAK ESERLERDE ARANACAK NİTELİKLER
MADDE 5
1-) Şiirler; Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkelerle, Cumhuriyetin niteliklerini benimsetici ve bu görüş ve ilkelere uygun düşünce tarzına, Türk toplumunun moral ve manevi değerlerine, yapısına, yaşama tarzına, Atatürk İlkelerine ve aykırı olamaz. Ayrıca seçilen temanın, hiçbir ideolojiye hizmet amacı gütmemesi, herhangi bir politik görüşü övücü veya yerici, müstehcen, anlamsız, insan haysiyetine aykırı olmaması ve ticari amaç taşımaması gerekmektedir.
Yarışmaya gönderilecek eserler;
2-) Başka güftelerle bariz benzerlik taşımamalıdır.
3-) Hece ölçülü veya Aruz kalıbında yazılmış olmalıdır.
4-)İçerik bakımından özgün olmalıdır.
5-) Daha önce hiçbir yarışmada ilk 10 dereceye kalmamış ve yerel-ulusal radyo, TV’ lerde yayınlanmamış olmalıdır.(Sosyal paylaşım siteleri, Kitap, Dergi, Gazete vb. yayınlanmış olabilir.)
6-) Güfteler toplamda beş kıtayı geçmemelidir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
KARŞILIKLI HAKLAR
MADDE 6
1- İzmir Şairler ve Bestekârlar Derneği ödül ve mansiyon alan eserlerin yazarlarına Telif Hakları Yasası’ndan doğan hakları saklı kalmak üzere aralarında yapılan anlaşmada belirtilecek süreyle yerel radyo ve televizyonlarda yayınlama, plak, bant, kaset, cd vb. materyal haline getirme, notaya alma, kitap haline getirme, yayın, eğitim ve kültür kurum ve kuruluşlarına gönderme konusunda öncelik hakkına sahiptir.
2-Şairler şiirlerinin bütünüyle kendilerine ait olduğunu ve hiçbir şekilde bir şiirden intial yapmadıklarını, bugüne kadar düzenlenen hiçbir yarışmaya göndermediklerini taahhüt edip TURAN ATASEVER 2. Şiir yarışması şartnamesini aynen kabul ettiklerini belirten yazılı ve imzalı (EK-1) belgeyi yarışma bürosuna vermekle yükümlüdürler.
BEŞİNCİ BÖLÜM
ESER TESLİM, YARIŞMA TAKVİMİ, ÖDÜLLER
MADDE 7
Şairler şiirlerini …15-03-2019….. tarihine kadar, istenen diğer belgelerin de bulunacağı evrak zarflarını yarışma kuruluna elden veya posta yöntemi ile ulaştıracaklardır. 163 Sk. No 27/A Basınsitesi – Hatay/Karabağlar (Ebruli Cafe) – İZMİR adresine , posta – kargo ile göndermiş, ya da elden imza karşılığı teslim etmiş olmalıdırlar. Postadaki gecikmeler için dernek sorumlu tutulamaz. Posta ile müracaatlarda ilan edilen teslim süresi için son gün evrakın postaya verildiği değil verilen adrese intikal tarihi olarak kabul edilecektir.
1-Yarışmaya her şair sadece 1 şiir ile katılabilecektir.
2-Şiirler 9′ ar nüsha halinde gönderilecektir.
a) Bilgisayar ile temiz ve okunaklı yazılmış olmalıdır.
b) Kurşun ve tükenmez kalemle yazılmamalıdır.
c) Fotokopi ile çoğaltılabilecektir.
3-Şairler şiirlerini büyük zarfa koyacaklardır. Güftelerinin üzerinde veya zarfta hiçbir rumuz isim soyadı ve adres bilgileri olmayacaktır.
4-Şairler ayrıca küçük bir zarfın içine EK 1 belgesini ve de kısa biyografisini koyacaklardır. Küçük zarfın üzerine de hiç bir rumuz isim soyadı ve adres bilgileri yazılmayacaktır. Küçük zarflar 10×15 cm ebadında beyaz zarf olmalıdır
5- Posta ile müracaat edildiğinde yukarıda belirtilen iki zarfın içinde bulunduğu posta gönderisi zarf üzerine sadece 5 harften oluşan herhangi bir rumuz yazılabilecektir. Örnek ELMAS, ÇİÇEK, KALEM vb. Posta zarfı içindeki iki zarf alındıktan sonra posta gönderisi hemen imha edilecek, büyük ve küçük zarflara geliş sırasına göre numara verilecektir.
DEĞERLENDİRME
Yarışmaya gönderilen şiirlerin sadece büyük zarfları 3 kişilik komisyon önünde açılacak ve şiirlere posta kaydediliş sırasına göre aynı numara komisyon tarafından verilecektir. Aynı numara küçük zarflar açılmadan da üzerine işlenecektir. Sıraya alınmış şiirler daha sonra jüri üyelerine gönderilecektir. Dolayısıyla jüri üyeleri güftelerin kime ait olduğunu bilemeyecekler ve sadece sıra numaralarını görebileceklerdir. Jüri üyeleri hazırlanmış olan not çizelgesinde belirlenmiş sıra numarasına göre not değerlendirmesi yapacak ve yarışma komitesine …19-03-2019. tarihine kadar göndereceklerdir. Tüm jüriden alınan puantaj çizelgeleri neticesinde en yüksek puandan en düşük puana doğru ilk 20 sıradaki eserler aynı gün belirlenecek buna göre o sıra numarasına göre küçük zarflar açılıp ilk 20 dereceye giren şiir sahipleri öğrenilecek ve o gün sosyal medyadan karışık sıralama usulüyle yayınlanacaktır. İkinci puan değerlendirmesi ve ilk 10 derecenin belirlenmesi seçici kurul tarafından ……22-03-2019……… tarihine kadar kesinlik kazanacaktır. Puanlama sonucu bazı şiirlerde eşitlik olması durumunda nihai karar kura ile belirlenecektir. Derecelendirme sonucu tekrar yayınlanmayacak ve dereceye giren şiir ve sahibinin isimleri tarihi sonradan belirlenecek final etkinliğinde sahnede ödül takdimleri ile duyurulacaktır.( Yer ve saati daha sonra duyurulacaktır. )
SON HÜKÜM
Yarışmaya katılan her şair tüm bu şartnameleri kabul etmiş sayılır.
YARIŞMA TAKVİMİ
MADDE 10
Eserlerin kurumumuza son teslim tarihi; 15-03-2019… dur.
Dernek yönetim kurulu en geç ……11-03-2019……. tarihinde ödül ve mansiyona değer 20 eser ile övgüye değer eserler varsa tespit ederek isim listesini sosyal medya üzerinden o gün karışık sıralama usulüyle yayınlayacaktır. Sonradan belirlenecek bir tarihte final etkinliği yapılacak ve ilk 10 derece ilan edilecektir.
ÖDÜLLER
Birinci şiir’e; Plaket takdimi ve şiirinin bestelenmesi
İkinci şiir’e; Plaket takdimi ve şiirinin bestelenmesi
Üçüncü şiir’e; Plaket takdimi şiirinin bestelenmesi
Dördüncü şiir’e; Plaket takdimi ve şiirinin bestelenmesi
Beşinci şiir’e; Plaket takdimi ve şiirinin bestelenmesi
Mansiyon Ödülleri Plaket takdimi 5 Adet.
EK:1
SÖZLEŞME:
İzmir Şairler ve Bestekârlar Derneğinin düzenlemiş olduğu TURAN ATASEVER 2. Şiir Yarışması’nda eserimin finale kalması durumunda tamamının kendime ait olduğunu ve de hiçbir eserden intihal yapmadığımı, bu güne kadar düzenlenen hiçbir yarışmaya göndermediğimi taahhüt edip Fikir ve Sanat Eserleri Yasası’ndan doğan haklarım saklı kalmak üzere şartnameye uyarak BİR YIL süre ile yerel radyo ve televizyonlarda yayınlama, notasını basma, kitap haline getirme, yayın, eğitim ve kültür kurum ve kuruluşlarına gönderme konusunda öncelik hakkının dernek yönetiminin olduğunu ve de öncelikli yayın hakkını devir mukavelesi imzaladığı ( şirket veya 3. şahıslara) ait olduğunu beyan ediyorum.
…../…../2019
İMZA
Şair Ad-Soyad :
Eserin ilk mısrası-Eserin Adı :
Eser sahibinin T.C. No :
Adresi :
Tel No :
E-Posta :
İzmir Şairler ve Bestekârlar Derneği Şiir Yarışması yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>2017’de Kaybettiğimiz Yazar ve Şairler… yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>
2017’nin geride kalmasına saatler kaldı. Peki 2017’yi uğurladığımız şu saatlerde 2017’de kimleri ebediyete uğurladık…
REFİK ERDURAN (1928- 7 OCAK 2017)
1934 yılında o zamanki adı 15. İlkokul olan Nilüfer Hatun İlkokulu’na başladı. 1938 yılında başladığı Robert Kolej’i bitirdikten sonra 1947 sonbaharında Amerika’da Cornell Üniversitesi’nde tiyatro tarihi okudu. Tuzla’daki Yedek Subay Okulu’nun ardından askerliğini Kore Savaşı sırasında Türk Tugayı’nda yedek subay olarak yaptı. 1954-1955 arasında TEF adlı haftalık mizah dergisini yönetti. Dergi, 1955’te kapandı. Yayıncılık ve filmcilikle uğraştı. Yayımcılık işlerini Ertem Eğilmez‘e bıraktı, tiyatro yazarlığına yöneldi. Daha çok güldürü ve vodvil türünde oyunlar yazmıştır. İlk eşinin abisi Nazım Hikmet’in yurt dışına kaçmasında etkili olmuştur. Değişik tarihlerde 4 kez evlenmiş ve bu evliliklerden dört çocuğu olmuştur.
Eserleri:
1954 – Yağmur Duası
2003 – Domuz
2004 – Er Oyunu
2004 – Kavşak: “Dünyayı Kadınlar Kurtaracak“
2004 – Neşe’nin Şarkıları
2004 – Sabiha (Sabiha Sertel‘in yaşamöyküsü,)
2005 – İblisler, Azizler, Kadınlar (Anı)
2007 – Jetonlar Düştükçe
Senaryo : 1992 – Metamorfoz
DOĞAN HEPER (1937-9 HAZİRAN 2017)
Doğan Heper, 1937’de İstanbul Aksaray’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Heper, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi.
Heper, 1964’te Abdi İpekçi’nin isteği ile Milliyet gazetesi kadrosuna girdi. Milliyet’te Abdi İpekçi’den sonra uzun süre genel yayın yönetmenliği görevinde bulunan Heper, Milliyet’te muhabirlik, sayfa sekreterliği, sorumlu müdürlük, yazı işleri müdürlüğü, genel yayın yönetmenliği, murahhas üyelik, icra kurulu başkanlığı, yönetim kurulu üyeliği yaptı.
Milliyet’te toplam 53 yıl görev yapan Heper, Doğan Medya Grubu Yayın Konseyi Üyeliği görevini de üstlendi.
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü’nde ve İletişim Fakültesi’nde ders veren Doğan Heper, gazetecilik yaşamını 3 yıl önce kaleme aldığı “Milliyet’le 50 yıl” kitabında topladı. (Kaynak: Hürriyet)

AYŞE ARAL (1971-20 HAZİRAN 2017)
Babası karikatürist Tekin Aral, Gırgır Dergisi kurucularındandır. Gazeteci yazar Ayşe Aral Hürriyet gazetesi köşe yazarlarındandı. Kalp rahatsızlığı olan yazar 46 yaşında hayata veda etti.
GALİP TEKİN ( 1958- 6 TEMMUZ 2017)
Galip Tekin, 20 Nisan 1958’de Konya’da doğdu.
Fantastik ve bilim kurgu tarzdaki eserleriyle tanınan çizgi romancı olan Galip Tekin, Gırgır dergisinde yetişti. Oğuz Aral döneminin Gırgır’ında, komik, fantastik ve absürt öyküler çizerek başladığı çizgi romanları, giderek daha çok bilim kurguya yaklaşmış ve mizahi olmaktan uzaklaşmıştı.
Bir dönem çizgi roman denince akla gelen ilk isimlerden biri olan Galip Tekin, Gırgır’da Oğuz Aral döneminin bitmesinden sonra hemen hemen bütün mizah dergilerinde çalıştı. Çizerliğinin yanı sıra Taksim’in bir dönemin en popüler barı olan Kemancı’nın ortağı ve işletmecisi olan Galip Tekin, aynı zamanda üniversitelerde çizgi roman dersleri verdi.
Galip Tekin hikayelerine başlarken ilk karede kendi yer alır, hikayeyle ilgili kısa bilgiler verirdi. Bazen de baş karakter kendisi olurdu.
Usta karikatürist, kara delikler, hiçbir yerde göremeyeceğimiz makineler, zamanda yolculuklar, boyutlar arası yolculuklar ve savaşlarla maceradan maceraya atlardı.
Sevilen bazı öyküleri Alavarza, Delik, Son Neoplan, Tursuntur olarak sayılabilir. Haftalık dergilerde devamı haftaya şeklinde uzun soluklu yayınlanan bu öyküler, 2011 senesinde albümleştirilerek yayınlanmaya başlandı.
Son olarak Uykusuz dergisinde çizen Tekin’in Hikâyelerinden yola çıkılarak 2012 yılında Acayip Hikayeler adlı bir dizi yayınlanmış, 2012-2013 sezonunda yayından kaldırılmıştır. Tekin ayrıca 2016’da çizgi roman dergisi olarak çıkan “Hortlak” dergisinde de çiziyordu. (Kaynak: Sözcü)
AHMET CEMAL (1942- 1 AĞUSTOS 2017)
Ahmet Cemal, 1942 yılında İzmir’de dünyaya geldi.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Cemal, üniversitede Almanca dersleri verdi.
“Yeni Ufuklar”, “Yazko”, “Varlık” ve “Milliyet Sanat”ın da aralarında bulunduğu çok sayıda dergide yazarlık yapan Ahmet Cemal, üniversitelerde sanat tarihi, estetik, kültür tarihi ve çağdaş tiyatro gibi dersler vermeyi sürdürdü.
Cemal; Ingeborg Bachmann, Walter Benjamin, Bertolt Brecht, Hermann Broch, Elias Canetti, Paul Celan, Ernst Fischer, J.W.v. Goethe, E.H. Gombrich, Friedrich Hölderlin, Franz Kafka, Heinrich von Kleist, Georg Lukacs, Robert Musil, Friedrich Nietzsche, Novalis, Erich Maria Remerque, Rainer Maria Rilke, Friedrich Schiller, Anna Seghers, Manes Sperber, Georg Trakl ve Stefan Zweig’ın eserlerini Türkçeye çevirdi.
Ahmet Cemal’in makale ve denemeleri “Odak Noktasında Yaşananlar”, “Yaşamdan Çevirdiklerim”, “Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor”, “Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler”, “Aradığımız Tiyatro”, “Oynamak Varken”, “Sanat Üzerine Denemeler”, “İnsana dönmek”, “Giderayak”, “Lanetlenmiş Ağustosböcekleri”, “Okuyan Gençliğe Mektuplar” isimleriyle kitaplaştı.
Cemal’in “Geçmiş Bir Dua Kitabından” isimli şiir kitabı, “Kıyıda Yaşamak” isimli romanı “Dokunmak” ismli öykü kitabı ile “Ben, Nazım, Yaşarken ve Ölürken” ve “Deliliğe Övgüye Methiye” adlı oyunları bulunuyor.
Avusturya Federal Cumhuriyeti Altın Liyakat Nişanı ile ödüllendirilen Cemal, 2012 yılında Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştı. (Kaynak: NTV.com.tr)
MUZAFFER İZGÜ (1933- 26 AĞUSTOS 2017)
Muzaffer İzgü, 29 Ekim 1933 tarihinde Adana’da dünyaya geldi. Yoksul bir çocukluk geçiren İzgü, eğitim hayatı esnasında bulaşıkçılık, garsonluk ve sinemalarda gazoz satıcılığı gibi birçok işte çalıştı.
İnönü Okulu, Gazipaşa İlkokulu, İstiklal İlkokulu, Tepebağ Ortaokulu ve Diyarbakır Öğretmenokulu’nda eğitimini tamamladı ve ardından Aydın’daki Güzelhisar İlkokulu’nda öğretmenlik yapmaya başladı. 11 yıl süren ilkokul öğretmenliğinden sonra ortaokul öğretmenliğine geçiş yaptı ve Aydın Gazipaşa Ortaokulu’nda Türkçe öğretmenliği yaptı.
1978 yılında emekli oldu ve öğretmenliği bıraktı. Emekliliğiyle birlikte İzmir’e yerleşen Muzaffer İzgü, ilk yazılarını 1959 yılında Hüraydın Gazetesi’nde yayınladı. Küçük öykü ve röportajlar derleyen İzgü, 1964 yılından itibaren yazarlığını Demokrat İzmir Gazetesi’nde sürdürdü.
Zamanla, röportaj ve öykülerin yanı sıra tiyatro oyunu yazmaya yönelen İzgü, özel tiyatrolarda oynanan, radyolarda yayınlanan oyun ve skeçleriyle ün yaptı. Yazdığı ilk oyun, Nejat Uygur için yazdığı İnsaniyettin’dir.
DOĞAN YURDAKUL (1946- 3 EYLÜL 2017)
Doğan Yurdakul 1946’da Aydın’ın Bozdoğan ilçesinde doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Paris Sorbonne, Vincennes ve Cenevre üniversitelerinde lisansüstü öğrenim gördü. Yenigün, Ulus, Vatan, Aydınlık, Evrensel, Siyah-Beyaz, Günaydın gazeteleri ile Kim, Yön ve Devrim dergilerinde çalıştı. 32. Gün adlı televizyon programının Ankara temsilciliğini yürüttü. 35 yılın ardından emekli oldu. 1998’den bu yana yaşamını çevirmenlik yaparak ve kitap yazarak sürdürdü.
ERDOĞAN TOKMAKÇIOĞLU (1934- 4 EYLÜL 2017)
1934’te Sarayköy’de (Denizli) doğdu. Ankara Hukuk Fakültesi ve DTCF Tiyatro Enstitüsü’nde öğrenim gördü. Ankara ve İstanbul’da birçok gazetede çalıştı. Yeni Günaydın ve Asabi gazetelerinde görev yaptı. Edebiyata şiirle başladı. İlk öyküsü Dolmuş, Türk Dili Dergisi Öykü Yarışması’nda derece alınca (1953) öyküye yöneldi. Çocuğun Biri adlı öyküsü Dünya Gazetesi Yarışması’nda birincilik kazandı (1954).1951’de ilk baskısı yapılan Bütün Yönleriyle Nasreddin Hoca adlı yapıtı yurtiçinde ve dışında geniş yankı uyandırdı. Kültür ve Dışişleri bakanlıklarının seçkisiyle yapıt, Bulgaristan’da Gobrova-836. Uluslararası Biennali’nde Türkiye’yi temsil etti. Sözcü Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı. Çok sayıda kitabı olan Erdoğan Tokmakçıoğlu, evli ve iki çocuk sahibiydi. Basın Şeref Kartı taşıyordu. (Kaynak: gazatevatan)
ŞERİF MARDİN (1927- 6 EYLÜL 2017)
1927 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’nde başladığı orta öğrenimini ABD’de tamamladı. Kökleri Muhammed’in torunu Hüseyin’e kadar gittiği iddia edilen Mardinizade ailesine mensuptur ve baba tarafından Betül Mardin ve Arif Mardin’in kuzenidir.
Stanford Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü mezuniyetinin ardından lisansüstü eğitimini Johns Hopkins Üniversitesi’nde yaptı. Doktorasını Stanford Üniversitesi’nde Hoover Institute’de “The young Ottoman movement: a study in the evolution of Turkish political thought in the nineteenth century” başlıklı tezle savundu. Aynı tezin genişletilmiş halini 1962 yılında Princeton University Press’ten “The Genesis of The Young Ottoman Thought” adıyla bastırdı. Bu konu üzerindeki çalışmalarını 1964 yılında çıkan diğer eseri “Jön Türklerin Siyasi Fikirleri: 1895-1908” (Türkiye İş Bankası Yayınları) ile taçlandırdı. Bu iki çalışma sonraki çalışma alanını tayin etti ve Türk Modernleşmesi problematiğini genişletecek ayrıntılı makale çalışmaları ile devam etti. 1954-1966 yılları arasında dönemin önemli dergisi olan Forum’da yazarlık yaptı.
Ankara Üniversitesi’nde 13 yıl hocalık yaptıktan sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nin kurucu Dekanlığını ve Sosyoloji Bölümü Başkanlığı yaptı (1973). Daha sonra yaklaşık 13 sene Washington’daki American University’de İslam Araştırmaları Merkezi Başkanlığını yürüttü. Sonra Türkiye’ye Sabancı Üniversitesi’ne Tanzimat Dönemi Türk Düşüncesi hakkındaki çalışmalarını geliştirecek bir programın başına döndü. 2011 yılında Emeritus statüsü verilmiş, hâlen aynı fakültede çalışmaktadır. İnsan, tarih, sosyoloji, popüler kültür konularında her Pazar yayınlanan Gerçek Orada Bir Yerde adlı sohbet programında, Oğuz Haksever’in yönetiminde Gündüz Vassaf ve Murat Belge ile birlikte yer aldı.
1961- 1972 yılları arasındaki dönemde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Doçent ve ardından Profesör unvanları ile akademik yaşamını sürdüren Şerif Mardin, Türkiye’de ve yurt dışında birçok üniversitede misafir profesör olarak akademik ve idari hizmetlerde bulunmuş, 1967-1970 yılları arasında Türkiye Sosyal Bilimler Derneği kurucu başkanlığı görevini yürütmüştür. 1973-1991 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi iktisadi idari Bilimler Fakültesi’nin kurucu dekanı ve Siyaset Bilimi Bölümü’nde Profesör olarak görevler alarak Türkiye’deki sosyal bilimsel düşün açısından çok önemli katkılarda bulunmuştur.
1957 yılında Hürriyet Partisi’nde genel sekreterlik görevini üstlendiği dönemde 1954-1966 yılları arasında yazılarının yayınlandığı ve dönemin en önemli dergilerinden biri olan Forum Dergisi’ndeki yazarlık faaliyetlerine başlamıştır (Kayalı 1983). 1958-1961 yılları arasında Princeton Üniversitesi fiark Çalışmaları Bölümü’nde Doktora Sonrası Araştırmacı; 1960-1961 yılları arasında ise Harvard Üniversitesi, Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırma bursu kapsamında çalışmalar yapmıştır.
1961- 1972 yılları arasındaki dönemde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Doçent ve ardından Profesör unvanları ile akademik yaşamını sürdüren Şerif Mardin, Türkiye’de ve yurt dışında birçok üniversitede misafir profesör olarak akademik ve idari hizmetlerde bulunmuş, 1967-1970 yılları arasında Türkiye Sosyal Bilimler Derneği kurucu başkanlığı görevini yürütmüştür. 1973-1991 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi iktisadi idari Bilimler Fakültesi’nin kurucu dekanı ve Siyaset Bilimi Bölümü’nde Profesör olarak görevler alarak Türkiye’deki sosyal bilimsel düşün açısından çok önemli katkılarda bulunmuştur.
(KAYNAK: sozcu.com.tr)
FEYZİ HALICI (1924- 9 EKİM 2017)
1924 yılında Konya’da doğan Feyzi Halıcı, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümünden mezun oldu. Bir süre ticaretle uğraştıktan sonra Çağrı dergisini çıkardı. 1968 yılında Konya senatörü seçildi ve bir süre bu görevi yürüttü. “Fezai” mahlasıyla Yedigün ve Çınaraltı dergilerinde saz şiirleri yazdı. Uluslararası sempozyumlara da katılan Halıcı, yaşamı boyunca birçok eser kaleme aldı. Feyzi Halıcı’nın, Çinuçen Tanrıkorur başta olmak üzere çok sayıda besteci tarafından şiirleri bestelendi ve hemen hemen Türk sanat müziğinin tüm yorumcuları tarafından şarkıları okundu. O eserlerden bazıları “Bir Aşkın Şiirleri, Masmavi, İstanbul Caddesi, Günaydın, Dinle Neyden, Gecenin Bir Yerinde İki Ceylan, Selçukya’da Aşk, Bizim Şairler, İstanbul ve Fetih Şiirleri, Saz Şairlerinin Diliyle Atatürk”tür.
2017’de Kaybettiğimiz Yazar ve Şairler… yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>Şiir Diyârına Yolcu yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>
Şiiri bir diyâr olarak düşünürün hep, şairler ise bu diyâra birer yolcu…
Bu yazımda şiir diyârına yürüdüğüm yolda karşılaştığım, kalemi de, kelâmı da güçlü bir kardeşimden bahsedeceğim elim döndüğünce.
Yirmi yıl boyunca aynı şehirde yaklaşık on yıl aynı mahallede yaşadığım, 2014 yılında mahalle teşkilatlanması vasıtası ile yakından tanıdığım, Kerem Gürbüz
Bir çok şiirine yazı aşamasında tanık olduğum ve bunları bizzat okuma fırsatı bulduğum Kerem Gürbüz’ün şiirleri aşk, dâvâ, bağlılık üzerine yoğunlaştığı, duygu tonunun fazla olduğu birer eserdir.
Şair için duygu çok önemlidir, herhangi bir şeye karşı duygu besleyebilme, yazıya dökebilme, okuyucuya aktarabilme yeteneğine sahiptir.
BEYAZ
Gürbüz’ün diline bir yara beyaz
Ona haykırdığı bir nara beyaz
Gürbüz’ün hayali bin kere beyaz
Koluna saramaz etme n’olursun…
BEYAZ NEDİR
Beyaz nedir diye sorarsan eğer
Bil! Beyaz sadece bir renk değildir
Anla! Dünyamdaki ettiğin değer
Bil! Beyaz sadece bir renk değildir
Beyazın, geçmişi geleceği yok
Ama gönlümdeki, geleceği çok
Sakın ha beyazı bir renk sanma bak,
Bil! Beyaz sadece bir renk değildir
Göllerde dolaşan, kuğular gibi
Tanrı dağ üstüne, buğular gibi
Azraili gören, yağılar gibi
Bil! Beyaz sadece bir renk değildir
Ne tene yorulur, ne de kıyafet
Gözlerde olursa tam bir zerafet
Ozanın gönlünü, yıkan bir afet
Bil! Beyaz sadece bir renk değildir.
Dumanlı dağlardaki karlar gibi
Kendisine kattığı o yarlar gibi
Çevresinde kurulan diyarlar gibi
Bil! Beyaz sadece bir renk değildir
Sigarasındaki, efkâr dumanı
Ki sana ettiği, bağış amanı
İçindeki yanı kut’lu şamanı
Bil! Beyaz sadece bir renk değildir
Beyaz şu gürbüzün, mezar taşıdır
ve akıttığı bir, damla yaşıdır
Uğruna verdiği, aciz başıdır
Bil! Beyaz sadece bir renk değildir.
Bizzat okuduğum ve aklımın bir köşesinde her zaman yeri olan bir şiirinde ise şöyle der şair;
Diyorlar ki; aşk insanı kor eder
Dünyalığı gören gözü kör eder
Aşk olunca tüm işleri zor eder
Olsun varsın tüm işlerim zor olsun
Sana olan sevdam bana kâr olsun…
Şairliğin yanı sıra dâvâ adamlığına da soyunmak farklı bir meziyettir, herkes kaldıramaz ya da o sıfatı üzerine giyemez.
Kerem, şiirleri dışında bu yolda da emin ve net adımlarla yürümektedir.
Pamukkale Üniversitesi Gastronomi bölümü öğrencisi olarak öğrenim hayatına devam eden şair aynı zamanda Türkçülüğün Denizli ilindeki savunucularındandır. Özellikle dâvâ şiirlerinde bunu net okuyabilmekteyiz.
Türk yurdunda gayrı sefa sürenler
Türk ölünce şenlik bayram edenler
İte iman edip dava güdenler
Gün gelince asılacak and olsun!
Tanrı Türk’ü koruyacak and olsun!
Biz bilmeyiz ne sağını ne solu.
Üstündedir hepsinden şu Türk soyu
Tanrıdağın gölgesinde Türk boyu
Gün gelince birleşecek and olsun!
Tanrı Türk’ü koruyacak and olsun!
Türk elinden başlayıpta acuna
Turan elin en sonuna, ucuna
Tanrı dağdan haber salıp acuna
Gün gelince yürüyecek and olsun!
Tanrı Türk’ü koruyacak and olsun!
Oy’a ekmek verip dava güdenler
Cübbe giyip dinle dava güdenler
Kardeş vurup farklı dava güdenler
Gün gelince yenilecek and olsun!
Tanrı Türk’ü koruyacak and olsun!
Türkçüyüz biz tek derdimiz Türk eli!
En iyisi en güzeli Türk eli
Zamanında öptüğünüz Türk eli!
Gün gelince dirilecek and olsun!
Tanrı Türk’ü koruyacak and olsun!
Ve sevgi…
Sevgi, şairin en dolu olduğu duygudur, seven şairse kırılgandır, alıngandır.
Sevdiğine karşı yoğun duygular besler, kolay unutamaz çünkü her şiirini ezbere bilir.
Bir kere kırılırsa da tekrar telafisi olmaz.
BEYAZ 2
Gözlerine bakınca, kelam etmez susarım
Ki haykırsan adımı, sevdan ile eserim
Eline bir dokunsam, başka ele küserim
Sonu ölüm olsa’da ben seni seveceğim…
SAAT 11
Yazmamı istemişsin, aşk kağıda yazılmaz.
Yüreğinde olursa kolay kolay bozulmaz
Resim gibi değildir duvarlara çizilmez
Ben ki senin adını yüreğime kazıdım
Bir tek sana demedim, çekindim söylemedim
Ben aşkınla tutuştum, sakındım söylemedim
Aşkımı bir zırh gibi takındım söylemedim
Ben ki senin adını yüreğime kazıdım
Saçmaladım günlerce deli oldu şu aklım
Hüzünlendim ağladım duman doldu şu aklım
Tüm kuşlara haykırdı kanat yoldu şu aklım
Ben ki senin adını yüreğime kazıdım
Bilemedim ne desem, anlatmadım sana’da
Dilim dolandıkça hep dert doldum tasana’da
Gayrı yetti beklemek hem bana hem sana da
Ben ki senin adını yüreğime kazıdım
Eller kahpe söyledi ele güne anlattı
Geçtiği güzelleri, aldı düne anlattı
Ağzını hancı etti ona buna anlattı
Ben ki senin adını yüreğime kazıdım.
Şair için bağlılık önemlidir, bağlı olduğu değere son derece saygılı ve aşinadır. Bildiği ve öğrendiği değerin bağlılığı onun için herşeyden üstün olabilir.
Vatan denilince hırçındır…
KARA SANCAK
Süngün elbet delecek, yağının o döşünü
Istırabın dinecek, sil gözünün yaşını
Gök atana sorsana? Kızılelma düşünü.
Yiğitlere tütecek elbette o son ocak!
Genç Atsız’ın elinde yükselen Kara Sancak!
Sen ki bir Türk gencisin, çetrefilli yol tutma
O ki düşman da olsa, sakın iftira atma
Çalış Türk genci çalış, çalış evinde yatma !
Çalışana açılır, bil ki şefkatli kucak
Genç Atsız’ın elinde yükselen Kara Sancak!
Öz kardeşten ayrılmak, hiç içine siner mi?
Taştan bir set bir duvar, bir vatanı böler mi?
Özgürlüğü düşmanın, tepsi ile sunar mı?
Başarırsan alırsın, senin olur köy, bucak
Genç Atsız’ın elinde yükselen Kara Sancak!
Kolay değildir elbet, millet için çalışmak
Geceyi gündüz edip, sabahlarla buluşmak
Sonu güzel olacak, o Turan’a kavuşmak
Bitecek tüm dertlerin, açılacak o Sancak
Genç Atsız’ın elinde yükselen Kara Sancak!
Elini her zaman taşın altına koyan vatan aşkı ile yanan Kerem gibi birçok genç şair arkadaşımız var, ki Kerem Gürbüz bunların en önemli örneklerinden.
Türk milliyetçiliğinin zorlu çetin davasına gönül veren Gürbüz kardeşim aynı zamanda büyük mesafe katettiği şiir yolunda da son derece başarılı ve istekli.
Daha şimdiden bir çok site ve sosyal medya sayfalarında kendine yer bulan, şiirleri aylık çıkan Türkçü Turancı yayın Ötüken Dergisi’nde yayınlanan Gürbüz şaire, şiir diyarına doğru hızla yürüdüğü bu yolda başarılar dilerim.
İleride bir çok kez adını duyacağımızdan, nice şiirlerine göz misafiri olacağımızdan hiç şüphem yok.
Tanrı kalemine güç, kelâmına kuvvet versin.
Yazımın sonunu şairin çok beğendiğim “Fasıl” adlı şiiri ile getireceğim.
Şiirle kalın, esen kalın…
Dünyada hiç bitmeyecek
Yaşam ile ölüm faslı
Şu ocak ki tütmeyecek
Öyle güzel puslu puslu
Ne yiğitler geçti yine
Selam harcadığı düne
Savurup atsa o yana
Bırakacak bizi yaslı
Ey! Adını almış şehit
Hülyalara dalmış şehit
Tek sevdası ”al”mış şehit
İşte budur işin aslı
Bak akıyor o ırmağın
Toprak ki senin toprağın
Ay yıldızlı al bayrağın
Dalgalanır… Nazlı nazlı.
Şiir Diyârına Yolcu yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>Burçe yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>
“Gökyüzünün en sevimli,
en parlak eşsiz yıldızına”
Bir Kasım gecesi ruhum da hissettiğim o sızı iliklerime kadar işledi
Adın kulağımda bir sır Burçe
Beklemediğim bir an beklemediğim bir şekilde çıka geldin
Gülüşlerin âh sarıyor her yanımı
Gidemiyorum istesem de
Tutuyorsun hiç bırakmayacakmış gibi
Yıllar geçiyor
Her geçen dakika ömrüme vuruyor, saçlarıma, yüzüme,
Bir çaresiz dert oluyorsun, içimde kalıyorsun,
Bir Kasım gecesi sesin işledi tâ yüreğime,
Bir Kasım gecesi Burçe …
Bilmezdim hiç bu duygunun beni yakacağını
Ecelim misin yaklaştın gizlice?
Bir bakışla hapsettin beni kendine…
Bâdeli aşıklar eşlik ediyor bize,
Uzaklardan, çok uzaklardan bir ozan dokunuyor sazının teline, seni çalıyor;
Sazım sana hasret,
Türküm sana,
Irkım sana hasret,
Yurdum sana…
Soğuk bir kasım gecesi soluksuz rüya gibiydin hayallerimde,
Ardımda bin atlı ile koşuyordum sana doğru,
Manaslı aksakalların duâları üzerimizde,
Kavuşmamız yakın hissediyorum, çok yakın,
Ardımda bin atlı,
Son ok delmeden sakla yüreğimi Burçe…
Çok sevdiğim yıldızlara götüreceğim sevgimi,
Bilir misin sen, yıldızları çok severim,
Her yıldız düştüğünde gökten yere doğru
Dilek değil, seni dilerim,
Bilirim ki yıldızlarda beni sever,
Bu isteği bana çok görmezler,
Soğuk bir Kasım gecesi
Acun derin bir sessizlikteyken, ( acun – dünya – cihan)
Sen konuştun gönlünce
Susma hep konuş anlat Burçe…
Yıldızları, bulutları çok sevdiğim gökyüzünü anlat,
Sen anlatınca anlamlı oluyor her şey,
Alıyorsun götürüyorsun çok ötelere,
Al götür bırakma beni Burçe…
Büyük bir sızı çok büyük
Hiç dinmeyecekmiş gibi
Hiç bitmeyecekmiş gibi
Sen misin yoksa bu sızı?
Eğer sen isen hiç bitme
Dur hep sol yanımda öylece
Biz yerin ve göğün paylaşamadığı,
Şânlı ırkın özgür torunlarıyız,
Esâret nedir bilmeyiz, ölürüz esir olmayız,
Ben esir düştüm gözlerine,
Dermânım yok! öldür beni,
Yaşayamam gâyrı özgürce,
Vur öldür ama gözlerinden azâd etme Burçe…
Bir Kasım gecesi esir düştüm gözlerine
Soğuk bir kasım gecesi Burçe
Sen bilirsin nasıl bir duygu bu
Anlatılmaz sızlar
Ve sen yine bilirsin ki
Unutulmaz hep sızlar
Bir gecenin şâvkı vuruyor yüzüne,
Oturmuş yıldızları seyrediyorsun bir başına,
Keşke bende yanında olsam,
Başını yaslasan sen omzuma,
Saçların göğüs hizâmdan dökülse,
Ve ben saçlarını tarasam ellerimle…
Güldüğünü göremiyorum,
Gülünce sen çiçekler boy verirdi,
Göremiyorum güldüğünü Burçe,
Solgun çiçekler,
Bir kasım gecesi yapraklar dökülürken hoyrat bir rüzgârla,
Geldin girdin gönlüme,
Gitme hep kal benimle…
Leylâ ve Mecnûn demişler de aşka,
Bilememişler nasıl sevdiğimi,
Nasıl yandığımı görememişler,
Kör bir kuyuda kalmışım diyememişler,
Diyememişler sevdâmı kimselere ,
Sen söyle güle, bülbüle anlat Burçe…
Ya Râb belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni,
Bir dem belâ-yı aşkdan etme cüdâ beni.
Seninle konuşurken aklıma yıldızlar dökülür,
Kor bir ateş olur yanarsın yüreğimde,
Sönmesin isterim hiç bu ateş,
Hep yaksın senide beni de.
Şimdi Horasanlı Erenlerin nâsihatini tutmuş yürüyorum,
Tebriz’in sarp kayalarına kazıyorum adını,
Heydar Baba dağına döküyorum derdimi,
Şehriyâr’ın hâsretini duyuyorum özümde…
Heyder Baba, yolum senden keç oldu,
Ömrüm keçdi, gelenmedim geç oldu,
Heç bilmedim gözellerin neç oldu?
Bilmezidim döngeler var, dönüm var,
İtginlik var, ayrılık var, ölüm var.
Ellerin ellerin geliyor aklıma, tıkanıp kalıyorum Burçe,
Sinâ çölünde esen bir sâm yeli gibi savuruyor aklımı hayalin,
Uzun kervânları yoldaş ediyorum kendime,
Biliyorum bu yol sana çıkmıyor,
Ama dönüşü yok!
Bu yol sana çıkmıyor biliyorum Burçe…
Yine saklıyorum seni en güzide gecelere,
Başka bir kasım gecesi gün ışıkları karanlığı boğarken,
Belki bu defa bizim için doğar güneş yeryüzüne,
Bir kasım gecesi Burçe,
Soğuk bir kasım gecesi,
Sen konuştun gönlünce,
Susma hep konuş böyle…
Sesin ılık bir bahar rüzgârı gibi esiyor,
Tebessüm ediyorum,
Gülümseme sebebim sensin,
Seni duyamayınca hânçer gibi saplanıyor sızın yüreğime,
Bitmesin hiç nefesin hep söyle Burçe…
Karadeniz gecelerini sen iyi bilirsin,
Deniz mavisini göğe geri vermişse,
Yıldızlara daha yakın olursun,
Sanki uzansan tutacakmışsın gibi,
Denizin karalığı renginden değil,
Belki kaderindendir,
Bu deli denizin sesi alır götürür bizi ötelere,
Çok ötelerden bir ses duyarım,
On bin yıl önceden seslenir bana ızdırap içersinde bir çığlık,
Pusat’ın yürek sızısı gibi,
On bin yıl önceden seslenir bana,
Yine yarım kalmış bir sevdâ…
Gel geçmişte yaşanmış ve gelecekte yaşanacak nice birliktelikler için,
Ruhu darda kalmış aşıklar ve asil soyumuz için,
Bir daha sevelim verelim el ele
Bir hâsreti vuslâta çevirelim Burçe…
Bir kasım gecesi,
Soğuk bir kasım gecesi,
Sen konuştun gönlünce,
Susma hep konuş anlat Burçe…
SESLENDİRME: https://youtu.be/alcJXb_UPeg
Burçe yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>Mehmet Ali Kalkan Onuruna Şiir Yarışması Düzenleniyor. yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>
Kırmızılar Derneği, Şair Mehmet Ali Kalkan onuruna şiir yarışması düzenliyor. 3 Kategoride düzenlenecek yarışma için 1 Kasım – 1 Aralık 2017 tarihleri arasında eser gönderilebilecek. İşte ayrıntılar.
Derneğimizin amaç ve hedeflerine uygun şekilde bir “Şiir” yarışması açılmasına karar verilmiştir.
Sözkonusu yarışma, 1 Kasım – 1 Aralık 2017 târihleri arasında yapılacaktır.
Yarışmaya, 18 yaşını bitirmiş olan herkes katılma hakkına sâhiptir.
Bir kişi, birden fazla kategoride yarışmaya katılabilir. Şu kadar ki, eser sâhipleri, belirlenmiş olan kategorilerden her birisine yalnızca bir şiirle katılabilirler.
Yarışma kategorileri konu olarak şöyledir:
1- Kırmızılar: Kırmızılar Hareketi’nin www.kirmizilar.com veya www.kirmizilar.org adreslerinde yer alan amaç, hedef, işlev ve ideallerini işleyen şiirler.
2- Aşk ve Sevgi: Aşk, sevgi, hasret, hikmet, tasavvufi konuları işleyen şiirler.
3- Memleket, millet, tarih: Türk milletini, tarihini, efsanelerini, vatanı, kahramanlarını işleyen şiirler.
Yarışmaya katılan her esere, eser sâhibince ayrı bir rumuz verilmelidir.
Yarışmaya katılmak isteyen eser sâhiplerinin, başvurularını http://www.kirmizilar.com/tr/ adresindeki “Şiir Yarışması” çerçevesi içinde yer alan “katılım belgesi”ni masa üstüne indirerek doldurup, bu belgeyle birlikte nüfus cüzdanlarının arkalı önlü kopyasını (pdf veya jpeg dosyası olarak) [email protected] veya [email protected] adresine göndermeleri gerekmektedir.
Yarışmaya birden fazla eser ile katılan eser sâhiplerinin, her eser için ayrı bir katılım belgesi düzenlemeleri gerekmektedir.
Katılım belgesinin eksiksiz doldurulması ve gerekli bilgi ve belgelerin eksiksiz gönderilmesi zorunludur. Eksik bilgi ve belge gönderen katılımcıların başvuruları geçersiz sayılacaktır.
Katılım sırasında hatâlı bilgi ve belge sunulmasından kaynaklanacak ihtilâfların hukûkî ve cezâî sorumluluğu katılımcılara aittir. Derneğimizin bu hususlardan zarar görmesi durumunda, ilgililere rücû hakkı saklıdır.
Yarışmacılar, yarışmaya katıldıkları eseri Word dosyası içinde başlığı büyük harf, Times New Roman karakterinde, 12 punto büyüklükte, 1 satır aralığında, beyit veya kıta aralarına 2 satır ara vererek hazırlamalıdır.
Yarışmaya katılan eserlerin “asıl (orjinal)” olması, başka bir kitap, dergi, yayınağı veya sayfada yayınlanmamış olması zorunludur. Telif hakkı başkalarına ait olan eserlerin yarışmaya katılmasından doğacak hukûkî ve cezâî sorumluluk eser sâhibine aittir.
Yarışmaya katılacak eserler, Yönetim Kurulumuz tarafından belirlenen Juri tarafından değerlendirilecek olup, sonuçlar 1 Ocak 2018 tarihinde yayınağımızda yapılacak duyuru ile ilân edilecektir.
Yarışmada dereceye giren eserlerden; “birinci” seçilen eserin sâhibine “1,000 TL”, “ikinci” seçilen eserin sâhibine “600 TL”, üçüncü seçilen eser sahibine “400 TL” ödül olarak verilecektir.
Dereceye giren yarışmacıların ödülleri, “telif hakkı devir sözleşmesi”ni ıslak imza ile imzaladıktan sonra, 10 (on) gün içerisinde, verilecektir.
Yarışmaya katılan eserlerden oluşan bir kitap yayınlanabilir, bu durumda yarışmaya katılan ancak dereceye giremeyen eserler de şairinin adıyla bu kitapta yer alabilir. Katılımcılar, telif hakları devir sözleşmesini imzalayarak, yarışmaya katılan eserin telif haklarını Derneğimize devretmiş olduklarından, kitapta yayınlanan eser sâhiplerine telif hakkı ya da başka bir adla herhangi bir ödeme yapılmayacaktır.Yarışmaya başvurmak, bir bedel talebinde bulunmadan kitaba dahil olmayı kabul etmektir.
Yarışmaya katılan eserler www.kirmizilar.org/com adresinde yayınlanabilir. Bu durumda yarışmaya katılan ancak dereceye giremeyen eserler de şairinin adıyla bu yayında yer alabilir. Yarışmaya başvurmak bir bedel talebinde bulunmadan yayına dahil olmayı kabul etmektir.
Yarışmaya katılan ancak dereceye giremeyen ve kitap basımında da yer almayan eserleri yarışmacılar diledikleri şekilde değerlendirme hakkına sâhiptir.
İletişim adreslerimiz aşağıda yer almaktadır.
Yarışma Jurisi Yavuz Bülent Bakiler, Mehmet Ali Kalkan, Burhan Kadah ve İbrahim Sağır’dan oluşmaktadır.
Kırmızılar Derneği İletişim Bilgileri:
e-posta : [email protected] veya [email protected]
Yayınağı : www.kirmizilar.com www.kirmizilar.org
www.kirmizilar.net www.kirmizilar.org.tr
Şiir Yarışması katılım belgesi için tıklayınız.
Şiir Yarışması Devir Sözleşmesi için tıklayınız.
Mehmet Ali Kalkan Onuruna Şiir Yarışması Düzenleniyor. yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>KALEMİ PUSAT BİLMEK yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>
“Kalem kılıçtan keskindir” sözünü bildim bileli; kendimi sözle biledim, kalemi göğsümün üstünde yüreğimin kıyısında tuttum. Yazmayı cenk bilişim, kâğıdı meydan görüşüm bundandır. Bundandır yazarken delilenişim, kendimden geçişlerim, doludizgin kelimeleri savuruşlarım… Bununla beraber savaşın bir hile olacağını, yürekle delilenmenin yanı sıra akılla da hareket etmenin gerekliliğini de bilirim. Kelimelerin bilinen anlamının yanı sıra yan anlamlarını da gözeterek ele alırım.
Kelimeyi özenle ele almak, dudaktan çıkarırken itiyatla olmak elzemdir. Kutadgu Bilig’de Yusuf Has Hacip: “Kara başın düşmanı kırmızı dildir; o ne kadar baş yemiştir ve yine de yemektedir. Başını kurtarmak istersen dilini gözet; dilin her gün senin başını tehdit eder.” Der. Dilin bir ateş olduğunu, kontrol altında tutulmazsa insanın başını yakacağını bin yıl evvel söylemiş. O yüzden sözü ölçüp biçerek kaleme dökerim. O yüzden “her kelime bir kuşun / her cümle bir bomba” derim ve yine o yüzden öğrencilerimi “Türkçenin bir savaşçısı olarak / dilleriyle silahlanmaya çağırırım”.
“Şiir patlatmak” diye bir deyim kendini göstermeye başladı. “Şairim” desem, “bir şiir patlat” diyorlar. Gülümsüyorum. Kelimelerin gücü geliyor dudaklarıma. “Sözle doğrulan kolay kolay eğrilmez” diyerek yeniliyorum kendimi o vakit. Bir kelimeye tutunarak yekinmenin, bir kelimeye yaslanarak haykırmanın ne demek olduğunu biliyorum elbette. Bunları geçirince aklımdan zihnim hemen bir harp alanına dönüyor. Savaş naraları, kılıç şakırtılarını ile uğulduyor başım.
Kalemi pusat bilmek, sözün değerini görmekle ilgilidir. Çünkü söz, insanı yüceltir. Yaratan buyurmuştur: “Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun ki Sen, Rabbinin nimeti sayesinde bir mecnun değilsin” (Kalem 1,2). Kişi sözün nimet olduğunu bilirse ve bu nimetin şükrünü yerine getirirse mecnun olmaktan azadedir. Yine Yusuf Has Hacip’in dediği gibi kişi söz sayesinde kara yerden, mavi göğe yükselir ve başköşeye kurulur. Burada kalması da doğru söze iman etmesine, yalanlamamasına bağlıdır.
Kalemi pusat diyerek kuşanmak, nihayetinde kitaba yönelmeyi beraberinde de kitap sahibi olmayı gerektirir. Lakin kitap, çalakalem yazılardan değil; meydan savaşı yazılardan olmalıdır. Okuyan “bir kitap okudum hayatım değişti” demelidir. Böyle olursa eğer kitap kazanılmış bir kutlu zafer gibi durur.
KALEMİ PUSAT BİLMEK yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>Bir Daha Söyle yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>Yegâne sevdiğin âlemde ben miyim şimdi?
Sahîh ben miyim artık muhâtab-ı aşkın?
Bütün o hiss-i amîki fuâd-ı pür-şevkin,
O ibtilâ-yı ezel, o alâik-î ebedî
Benim mi şahsıma mahsûr?.. Bir daha söyle.
O sânihât-ı hazinin, o beyyinât-ı gamın,
Sahîh, mülhimi hep ben miyim, bugün, söyle;
Tahassüsâtını, efkârını bütün söyle.
Getir şu kalbime dök varsa, sevdiğim, elemin
Eden nedir seni rencûr?.. Bir daha söyle.
Nigâr Hanım (Aks i Seda)
Bir Daha Söyle yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>SUSMALI yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>Şimdi susmak sonrası için.
Ağız dolusu susmak…
Düğüm düğüm boğum boğum boğazım
Çatlasa da, patlasa da, şişse de dilim
En iyisi susmak
Neye yarar nefreti kusmak
Sen deli olmuşsun alem çün
Alem yavşak, alem tırsak
Ben tutsak
En iyisi susmak…
Şimdi susmalı sonrası için,
Hesabı iyi tutmalı yarına
Ama sönmemeli içinin koru insanın,
Ayağa durmak için gönülde köz kalmalı
Tüketmemeli nefreti de, sevgiyi de
Her ikisi için de söyleyecek söz kalmalı
Kire pasa bulanmadan yürümeli
Sevdasına bakmaya yüz kalmalı
Varsın dilinin bağı çözülsün
Sıra bizde diyen bezirganların
Dönsün pervane gibi ateşten yana
Yüzü kudurganların
Ne çıkar bundan
Hani Nemrut nerde?
Ya Karun nice oldu?
Bunların da defterini düzecek bir kıssa
İşte bu kadar açık, bu kadar kısa.
Şimdi susmalı diyorum,
Adi birçok lakırdıya karışmamalı sözüm
Topaç gibi fırıldakların kapladığı mekanlara
Akrabalara, hısımlara, akranlara
Salya sümük karışan ekranlara
Karışmamalı.
Ayağa düşmemeli söz,
Boş beleş insanlara, boş beleş işlere
Fikri zabitlere,
Hele ahmaklara harcanmamalı.
Şimdi susmalı diyorum,
Sahibinin sesi binlercesi konuşunca
Tek ağızdan
En iyisi susmalı…
Belki de susarak konuşmalı…
Susarak, susa… susss…
Yaşar Vural
SUSMALI yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>HEY DÜNYA VERECEĞİN OLSUN! yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>69 yıl önce, aramızdan sessizce çekip gittiğinde yirmi iki yaşındaydı. Hayatının da şairliğinin de en başındaydı. Sihirli sözler söyleyen dilleri sustuğunda, insanlık uykudaydı. Yirmi iki yaşında adı gibi rüştünü ispat etti şiirleri.
Rüştü Onur… Bitmemiş bir cümledir, sonuna üç nokta konmuş. Öncesi çok kısa sonrası sonsuza… Türkçenin ufuklarında sonsuza dek yankılanacak mısraları. Su gibi akışkan, saf ve berrak. Havası var şiirlerinde memleketimin, çiçeğinin tazeliği, kömürünün kokusu. Şiirlerine işlenmiş güzel dilimin dokusu… Apaçık, dupduru bir Türkçe, zorlanmamış, sanata mecaza boğulmamış. İnsanı içine çekiyor öylece;
Benden zarar gelmez
Kovanındaki arıya
Yuvasındaki kuşa;
Ben kendi halimde yaşarım
Şapkamın altında.
Sebepsiz gülüşüm caddelerde
Memnuniyetimden;
Ve bu çılgınlık delicesine
İçimden geliyor.
Dilsiz değilim susamam
Öyle ölüler gibi
Bu güzel dünyanın ortasında
Gencecik bir dimağda güçlü ilhamların tesiridir yukarıdaki şiir. Kolayca söylenmiş izlenimi verse de, tam tersine şairane bir söyleyiş. Etkilendiği Garip akımındaki ustalara bile taş çıkartacak cinsten mısralarla karşı karşıya olduğumuzu yukarıdaki şiiri okur okumaz anlıyoruz. Hele bir “Hülasa” deyişi var ki, şiirlerini okumaktaki “memnuniyet”imize, derin bir hüzün karıyor:
Ben ölsem be anacığım
Nem var ki sana kalacak
Ceketimi kasap alacak,
Pardösömü bakkal
Borcuma mahsuben…
Ya aşklarım
Ya şiirlerim ne olacak
Ya sen ele güne karşı
Nasıl bakacaksın insan yüzüne
Hülasa anacığım
Ne ambarda darım
Ne evde karım var.
Çıplak doğurdun beni
Çıplak gideceğim
Ölüm teminin bu denli doğal ve etkileyici anlatıldığı ender şiirlerdendir yukarıdaki mısralar. Şairin hazin sonunu hatırladığımızda yukarıdaki mısralar şairin bir anlamda kaderini çizdiğini anlayabiliyoruz. Şiirdeki söyleyiş güzelliği, doğallığı, kelimeler arasındaki mükemmel uyum, sanki şiir üzerinde senelerce çalışılmış izlenimi veriyor. Oysa, daha yirmi iki yaşında –ki öldüğü tarihte yirmi iki yaşındaydı, bu şiiri yazdığında daha da gençtir muhtemelen- öldüğünü düşündüğümüzde Rüştü Onur’un ne denli güçlü şair olduğunu kestirebiliriz.
Burada niyetim Rüştü Onur’un şiirlerinin uzun uzun tahlilini yapmak değildir. Onun şiirlerinin ispatı için, şair olmaya gerek yoktur. Onun şiirlerini okuduğunuzda “işte bu” diyecek ve böylesine şiir sahasında yetenekli bir şairin bu dünyadan erken göçüp gitmesine üzülecek hatta kahırlanacaksınız. Çünkü, Rüştü Onur’un şiirleri öylesine gelecek vaat ediyor ki, eğer yaşamış olsaydı otuzlu yaşlardan sonra söyleyeceği şiirlerin mükemmeliyetini, şairâneliğini tahmin etmekte zorlanmayacaksınız.
Rüştü Onur, bu dünyadan erken gitmiştir. Erken demek, uygun belki ama yetersiz. Onun durumuna en uygun kelime budur belki de: “Alacaklı”. Hayalleri, dostlukları, sevdası, şiirleri, sanat ve edebiyat aşkı… Hepsi yarım kaldı, hepsi eksik. Belki bütün ölümler erken ama “ölüm” Rüştü Onur için çok daha erkendi. Hey dünya! Bu sefer alacağın değil vereceğin olsun! Hem de bir ömür.
Yaşar VURAL
02/12/2011
Rüştü Onur ile ilgili diğer yazılar:
“Şeyh Dede Şair Torun Devrekli Rüştü Onur Kitabı üzerine”
“İbrahim Tığ ile Rüştü Onur Üzerine”
HEY DÜNYA VERECEĞİN OLSUN! yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.
]]>