süleyman nazif – Edebice Dergisi http://edebice.net Resmi Web Sitesi Mon, 08 Jun 2020 22:03:27 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.6.19 Şebâb-ı Muhtazır http://edebice.net/2015/05/04/sebabi-muhtazir/ http://edebice.net/2015/05/04/sebabi-muhtazir/#respond Mon, 04 May 2015 08:40:00 +0000 http://edebice.net/2015/05/04/sebabi-muhtazir/ Şebâb önünde tebessümle rû-küşâde iken O başka noktaya dikmiş dü çeşm-i bî-ferini Garîb emellere vermiş dil-î mükedderini  Bu hastanın bulamam şimdi hîç farkını ben  Dem-î rebîide solmuş şükûfe-i terden  

Şebâb-ı Muhtazır yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Şebâb önünde tebessümle rû-küşâde iken

O başka noktaya dikmiş dü çeşm-i bî-ferini

Garîb emellere vermiş dil-î mükedderini

 Bu hastanın bulamam şimdi hîç farkını ben

 Dem-î rebîide solmuş şükûfe-i terden

 

 

Bu dem cihâna tabiat hayât-güsterdir

Şükûfeler, seheri handeler, meserretler

Eder bu köhne cihânı garîk-i neşve-i ter

Fakat melûle bedâyi’ bile gam-âverdir

 Bakın bu gence, mükedder, esîr-i bisterdir!

 

Sönük nigâhı gehî mün’atıf semâvâta

Arar o necm-i felâket-medâr-ı şübbânı

Odur bugün beşerin vech-i hüzn ü hüsrânı

Kader o yerde olur dâğ-zen müsâvâta,

Emel o yerde eder handeler mücâzâta!

 

Yüzünde reng-i civânî karîn-i haclettir

Gurûblar görünür levha-yî tulû’unda

Bu ihtizâr-ı elimin dem-i vukuunda

Şebâb nevha-ger-î baht-ı âdemiyyettir,

Ümîd muntazır-î makdem-î kıyâmettir!

 

Yine ümîde mi ma’rûz o cebhe-i garrâ

Gözünde nûr-ı dehâ gerçi intifâya karîb

Dudaklarında fakat var bir ibtisâm-ı garîb

Dokundu kalb-i hazîne bu hâl-i müstesna:

Hayâtı muhtazır ammâ, ümîdi hande-nümâ!

 

                            Süleyman Nazif (Gizli Figânlar, 1896)

 

 

Şebâb-ı Muhtazır yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2015/05/04/sebabi-muhtazir/feed/ 0
Ey Ebnâ-yı Vatan http://edebice.net/2015/05/04/ey-ebna-y-vatan/ http://edebice.net/2015/05/04/ey-ebna-y-vatan/#respond Mon, 04 May 2015 08:31:37 +0000 http://edebice.net/2015/05/04/ey-ebna-y-vatan/ EY EBNÂ-YI VATAN işte gül-zâr-î vatan mahv oldu istibdâd ile Bizden istimdâd eder her zerre bir feryâd ile Geçmesin eyyâmımız beyhude istimdâd ile Pençeleşmek muktazî gaddâr ile, bî-dâd ile Zulm

Ey Ebnâ-yı Vatan yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
EY EBNÂ-YI VATAN

işte gül-zâr-î vatan mahv oldu istibdâd ile

Bizden istimdâd eder her zerre bir feryâd ile

Geçmesin eyyâmımız beyhude istimdâd ile

Pençeleşmek muktazî gaddâr ile, bî-dâd ile

Zulm ü istibdâd devri, derd ü ye’s eyyâmıdır.

Arkadaşlar, kan dökün kan dökmenin hengâmıdır.

 

 

Arkadaşlar, kan dökün tâ cûşa gelsin kâinât

 Lerze-bahş olsun cihâna bizdeki azm ü sebât

Zillete, ömre müreccahtır şerefli bir memât

Ümmete lâzım değildir böyle efsürde hayât

Zulm ü istibdâd devri, derd ü ye’s eyyâmıdır.

Arkadaşlar, kan dökün kan dökmenin hengâmıdır.

 

Her tarafta bir enîn-î dâimî cûşân iken

Midhat’ın evlâdına lâyık mı kayd-ı hıfz-ı ten

Bak şehîd-î a’zama yatmakta bî-kabr ü kefen

Böyle feryâd eyliyor şimdi civâr-ı Kâ’be’den

Zulm ü istibdâd devri, derd ü ye s eyyâmıdır.

Arkadaşlar, kan dökün kan dökmenin hengâmıdır.

                            Süleyman Nazif (Gizli Figânlar, 1897)

Ey Ebnâ-yı Vatan yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2015/05/04/ey-ebna-y-vatan/feed/ 0
DAÜSSILA – SÜLEYMAN NAZİF http://edebice.net/2013/04/27/dauessila-sueleyman-nazif/ http://edebice.net/2013/04/27/dauessila-sueleyman-nazif/#respond Sat, 27 Apr 2013 18:14:12 +0000 http://edebice.net/2013/04/27/dauessila-sueleyman-nazif/ DAÜSSILA* Bu şeb de cûşiş-i yâdınla ağladım… Gel ey kerîme-i târîh olan güzel yurdum     Ufukların nazarımdan nihân olup gideli, Bu hâk-dân-ı fenânın karardı her şekli.   Gözümde kalmadı

DAÜSSILA – SÜLEYMAN NAZİF yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
DAÜSSILA*

Bu şeb de cûşiş-i yâdınla ağladım…

Gel ey kerîme-i târîh olan güzel yurdum

 

 

Ufukların nazarımdan nihân olup gideli,

Bu hâk-dân-ı fenânın karardı her şekli.

 

Gözümde kalmadı yer, gök; batar, çıkar, giderim…

-Zemîne münkesirim, asûmâna muğberim-

 

Gelir bu cevv-i kebûdun serâirinde güler,

Çocukluğumdaki ruyâya benzeyen gözler.

 

Zevâhirin beni ta’zib eden güzelliğine,

Taaccüb etme, melâlim durursa bîgâne.

 

Dumanlı dağların ağlar, gözümde tüttükçe,

Olur mehâsin-i gurbet de başka işkence

 

Bizim diyar-ı tahassürden etmemiş mi güzer?

Acab yine neden lâ-kayd eser nesîm-i seher?

 

Verirdi belki tesellâ bu ömr-i me’yûsa,

Çiçeklerden uçan ıtra âşinâ olsa.

 

Demek bu mahbes- i âmâl içinde ben ebedî,

Yabancıyım… Bana her şey yabancıdır şimdi:

 

Ne rüzgârında şemîm-i cibâlimizdir esen,

Ne dağlarda haber var bizim sehâvilden.

 

Garîbiyim bu yerin şevki yok, harâreti yok;

Doğan, batan güneşin günlerime nisbeti yok.

 

Olunca yâdıma hasret-fiken fezâ-yı vatan,

Semâ-yı şark sual eylerim bulutlardan.

                              (Malta Geceleri)

*Malta’ya sürgün giden Süleyman Nazif’in sürgün günlerinde memleket hasretini terennüm eden şiiri.

 

DAÜSSILA – SÜLEYMAN NAZİF yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2013/04/27/dauessila-sueleyman-nazif/feed/ 0
FAİK ALİ OZANSOY (1876-1950) http://edebice.net/2013/04/27/faik-ali-ozansoy-1876-1950/ http://edebice.net/2013/04/27/faik-ali-ozansoy-1876-1950/#respond Sat, 27 Apr 2013 04:28:45 +0000 http://edebice.net/2013/04/27/faik-ali-ozansoy-1876-1950/ KİMDİR?   Servet-i Fünûnun gözü kara kalemi Süleyman Nazif’in kardeşi Faik Ali Ozansoy Diyarbakır’da 1876’da doğmuştur. Asıl adı Mehmet Faik’tir. İstanbul’da Mekteb-i Mülkiye’ye girmiş ve Servet-i Fünûn topluluğunu bu yıllarda

FAİK ALİ OZANSOY (1876-1950) yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
KİMDİR?

 

195Servet-i Fünûnun gözü kara kalemi Süleyman Nazif’in kardeşi Faik Ali Ozansoy Diyarbakır’da 1876’da doğmuştur. Asıl adı Mehmet Faik’tir. İstanbul’da Mekteb-i Mülkiye’ye girmiş ve Servet-i Fünûn topluluğunu bu yıllarda tanımıştır.(1897) Servet-i Fünun’da “Zâhir” imzasıyla şiirlerini yayımlamıştır. Bursa, Diyarbakır, Sındırgı, Burhaniye, pazarköy gibi yerlerde kaymakamlık ve devlet memurlukları görevlerinde bulundu. 1908 yılında evlenen Faik Ali’nin ikisi kız olmak üzere beş çocuğu olmuştur. 1920’de müsteşarlık görevini bıraktıktan sonra devlet işlerine bir daha dönmedi. Bir ara İstanbul’da bir Fransız okulunda Türkçe dersleri verdi. Ankara’da oğlu Munis faik ozansoy ile “Marmara” adlı edebiyat dergisi çıkarmıştır. 1 Ekim 1950’de kalp krizi sonucu Ankara’da ölmüştür.

SANATI

Faik Ali, birçok sanatçı gibi taklit devresi geçirdikten sonra 1897’de Servet-i Fünûncuları tanımış ve çok az bir zaman sonra onların üslûp ve duyuş tarzına yaklaşmıştı. Faik Ali’nin Servet-i Fünûn nazmına uyum sağlamasında en büyük etkenlerden biri de Abdülhâk Hamid’in şiirlerinin tesirinde kalmasıdır. “Tulû’dan Evvel” gibi bazı şiirlerinde Hamid’in açık tesiri görülür.

Faik Ali 1908’e kadar şiirlerinde tam bir ferdiyetçidir. İlk şiir kitabı olan “Fanî Teselliler”in önsözünde kendi iç aleminin dar sınırlarını aşıp, dünyayı çevreleyemeyen şiirinin ıstırabını yaşar. İçinde bulunduğu diğer topluluk üyeleri gibi onun şiirlerinde de melal ve kötümserlik havası hakimdir. 1908 yılında Mithat Paşa için yazdığı uzun manzume ile ferdiyetçiliğin yanında kendi toplumu ile de alakadar olmaya başlar. Özellikle Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya Savaşları sırasında yazdığı şiirlerden oluşan “Elhan-ı Vatan” eseri böyle bir alakanın ve ilginin mahsulüdür. Eserin “Genç Şairlere” adlı ilk parçası şahsi ıztırap ve bencillikten kurtulamamış gençlere bir uyarıdır.

Faik Ali’nin manzumeleri şekil olarak yenidir. Son zamanlar da eski nazım şekillerini de kullandığı olmuştur. 1908 yılına kadarki şiirleri bütün Servet-i Fünûncularda olduğu gibi “aşk ve tabiat”tır. Aşkı, idealize edilmiş bir kadına yöneltilmiş romantik bir aşktır. Faik Ali’de tabiat, bir kısım Servet-i Fünûn sanatçılarında olduğu gibi bir parça olmaktan çıkıp tema haline gelmiştir. Tabiat manzaraları içinde ise “geceler, gökler, çiçekler (özellikle menekşe9, akşam, tulû, gurup” en çok tercih ettikleridir. Faik Ali’nin son şiirlerinde bu temalara “ölüm” düşüncesi de eklenmiştir. Şair ölüme sık sık düşünmesine rağmen ondan korkmaz ve bir gönül huzuru içinde onu bekler.

Şairin şiirlerinde duygu ve hayal ön plandadır. Şair, düştüğü melal atmosferindeki hassasiyetini bile derin ve zarif işlemiştir. Hayal gücü bakımında Servet-i Fununcular arasında Cenap’tan sonra geldiği ve orijinal hayallerinin Fecr-i Âtî nazmına da geçtiği söylenebilir.

Dili kullanışı da Servet-i Fünûn nazmına uygun hatta onlardan ileridir. Özellikle yabancı tamlamaları kullanmakta hepsinden önde olduğu söylenebilir. 1908’den ölümüne kadarki şiirlerinde ifade sadeliğine başlasa da, o da Tevfik Fikret gibi sadeleşirken basitleşmek ve bayağılaşmaktan korkar. Hatta bu düşüncesini 1932 yılında Birinci Dil Kurultayı’nda da ifade eder. Şair Hamid ve Fikret’in başlangıçtaki tesirlerinden hızla sıyrılarak kendi üslûbunu kurmayı başarmıştır.

Faik Ali, şiirden sonra ikinci önem verdiği tür tiyatrodur. “Payitahtın Kapsında” adlı tiyatrosu Çanakkale Savaşı sırasındaki bir aşk öyküsünü ve vatan temasını birlikte işler. İkinci tiyatro eseri ise “Nedim ve Lale Devri” adını taşır. Ölümünden kısa bir süre önce basılabilen bu eser, manzum ve aruz ölçüsüyle yazılmış bir piyestir.

ESERLERİ:

ŞİİR: Fâni Teselliler (1908), Temâsil (1913), Elhan-ı Vatan (1915)

TİYATRO: Payitahtın Kapısında(manzum, 1918), Nedim ve Lale Devri (1950)

ŞİİRİNDEN ÖRNEK:

BEN İSTERİM Kİ

Ben isterim ki bütün sânihât-ı kalbiyyem

Şebîh-i nağme bir âheng-i bî-karar olsun.

Ki hande-nâk, fakat gizli gizli girye-nümûn;

Kuyûd içinde, fakat hür, açık fakat mübhem

Evet, ben isterim olsun o nağmelerde iyân

Bir anda za’f ile kuvvet, sükûnla hep heyecan;

Evet, ben isterim olsun o şi’ri her okuyan

Hazîn iken mütebessim ve şâd iken giryân.

Bir ihtizâzı boğuk bir reşâşe-i rikkat,

Bir ihtizâzı bütün yıldırımlar, efgânlar;

Bu anda cûşiş-i sevdâ, o anda tûfanlar.

Hülâsa isterim, ey şi’r-i ulvi-yi hilkat.

Ne hisseder ne yazarsam gülümsesin dursun

O şeyde, çehre-i şi’r-i tezâd-me’nûsun.

FAİK ALİ OZANSOY (1876-1950) yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2013/04/27/faik-ali-ozansoy-1876-1950/feed/ 0
KURŞUNA DİZDİRECEK YAZI: “KARA BİR GÜN” http://edebice.net/2013/04/27/kursuna-dizdirecek-yazi-kara-bir-guen/ http://edebice.net/2013/04/27/kursuna-dizdirecek-yazi-kara-bir-guen/#comments Sat, 27 Apr 2013 04:15:12 +0000 http://edebice.net/2013/04/27/kursuna-dizdirecek-yazi-kara-bir-guen/ Süleyman Nazif, Servet-i Fünûn topluluğunun içinde anılsa da, aslında onlardan birçok yönden ayrılan bir sanatçıydı. Servet-i Fünûncuların mülayim ve yumuşak mizaçlı olmalarına karşın, Süleyman Nazif gözünü budaktan esirgemeyen, doğru bildiğini

KURŞUNA DİZDİRECEK YAZI: “KARA BİR GÜN” yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
suleyman nazif

Süleyman Nazif, Servet-i Fünûn topluluğunun içinde anılsa da, aslında onlardan birçok yönden ayrılan bir sanatçıydı. Servet-i Fünûncuların mülayim ve yumuşak mizaçlı olmalarına karşın, Süleyman Nazif gözünü budaktan esirgemeyen, doğru bildiğini her fırsatta ve her ortamda söyleyebilen bir edip olarak dikkatleri çekiyordu. Cenap Şahabettin ile sıkı dost olmalarına rağmen Süleyman Nazif’in olaylara bakışı Cenap’tan farklıydı. Nazif, her şeyden önce millî konulara daha fazla hassasiyetle yaklaşıyor ve memleketin ateşle imtihanı dönemlerinde milliyetçi ve vatansever yazılara imza atmaktan çekinmiyordu. Cenap Şahabettin ile Hâdisât gazetesinde birlikte yazmalarına karşın Cenap, millî mücadele hareketini küçümseyen yazılar kaleme alırken Süleyman Nazif onun aksine millî davaya sahip çıkıyor ve bu uğurda her türlü tehlikeyi göze alıyordu.

9 Şubat 1919 tarihli Hâdisât gazetesinde siyah bir çerçeve içinde yayınlanan “Kara Bir Gün” yazısı Süleyman Nazif’in cesur kaleminden dökülen satırlardan oluşur. Nazif, İtilaf kuvvetlerinin İstanbul’u işgali ertesinde yazdığı bu yazının akabinde Fransız generali tarafından kurşuna dizdirilmek istenmiş ancak nedendir bilinmez bu düşünceden vazgeçilerek diğer ittihatçı ve milliyetçi şair, yazarlarla birlikte Malta’ya sürgüne gönderilmiştir.

Süleyman Nazif’e bu yazıyı yazdıran sebeplerin başında varlıklarını ve dillerini bize borçlu olan gayrimüslimlerin (Ermeni, Rum, Yahudi) İstanbul’un işgali münasebetiyle düzenledikleri şaşaalı gösterilerdir. Yüzlerce yıldır içimizde yaşayan bu zevâtın ikiyüzlülüklerine ateş püsküren Nazif, bu duruma biraz da müstehak olduğumuzu belirterek sitem etmektedir. Viyana önlerine dayanan, bugün İstanbul önlerinde dişlerini gösteren düşmanın atalarına diz çöktüren ecdâdını hatırlıyor ve ecdâdın evlatlarının düştüğü bu içler acısı duruma kahrediyor.

İşte Süleyman Nazif’i sürgüne yollayan yazı:

 

 

Süleyman Nazif’in el yazısıyla orjinal metin

KARA BİR GÜN (Hadisât gazetesi 9 Şubat 1919)

Fransız cenaralinin (generalinin) dün şehrimize vürûdu (gelişi) münasebetiyle bir kısım vatandaşlarımız (azınlıklar) tarafından icra olunan nümayiş Türk’ün ve İslam’ın kalbinde müebbeden kanayacak bir cerihâ (yara) açtı. Aradan asırlar geçse ve bugünkü hüzün ve idbârımız (talihsizliğimiz) şevk ve ikbâle münkalib olsa (yerini neşeye ve talihsizliğe bıraksa)yine bu acıyı hissedecek ve bu hüzün ve teessürü evlâd ve ahfâdımıza (torunlarımıza) nesilden nesile ağlayacak bir miras ter edeceğiz.

Almanya orduları 1871 senesinde Paris’e dahil olarak –Büyük Napolyon’un Neşide-i mütehaccire-i muzafferiyâtı olan (Napolyon’un kazandığı zaferlerin taşlaşmış bir şiiri olan)- Tâk-ı Zafer altından geçerken bile Fransızlar bizim kadar hakaret görmemişti. Ve bizim dün sabah saat dokuzdan on bire kadar hissettiğiz ye’s ve azabı duymamıştı. Çünkü (Fransız) namını taşıyan her ferd, çünkü yalnız Hıristiyanlar

değil, Yahudi Fransızlarla Cezâyirli Müslümanlar o matem-i millî karşısında aynı telehhüf ve hicâb (üzüntü ve utanç) ile ağlamış ve kızarmışlardı.

Biz ise mevcûdiyet-i millîye ve lisâniyyelerini bizim ulûv-ı cenâbımıza (gönlümüzün yüceliğine) medyûn (borçlu) olan bir kısım halkın (azınlıkların) hây ü hûy-ı şemâteti (şamata çığlıkları) ile matem-i muazzezimize en acı hakaretlerin birer tokat şeklinde atıldığını gördük. Buna müstehâk değil idik diyemeyiz. Müstehak olmasaydık bu felakete dûçâr olmazdık (uğramazdık). Her kavmin sehâif-i hayatında (hayat sayfalarında) birçok ikbâl ve idbâr sahifeleri vardır. Fransa kralı birinci Fransua’yı (Şarl Ken)in mahbesinden kurtarmış ve koca viyana şehrini kerrât ile (birçok kere) sarmış bir ümmetin defter-i mukadderâtında böyle bir satr-ı elîm (çok acı bir satır) de mestûr imiş (yazılıymış). Her hâl, mütehavvildir (değişir). Arapların güzel bir sözü var:

‘Isbır feinne’d-dehre lá yesbır’(Sen Sabret. Çünkü nasıl olsa zaman sabretmez), derler.

 

KURŞUNA DİZDİRECEK YAZI: “KARA BİR GÜN” yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2013/04/27/kursuna-dizdirecek-yazi-kara-bir-guen/feed/ 2