Şeb-i Nisân
Mahmur, muzî, mâi, derin bir şeb-i nîsân
Olmuştu nücûmuyle miyâh-ı dile rîzân.
Dallardan uçan ıtr-ı bahâr-ı mütefekkir
Dökmüştü o solgun şebe hülya, emel ü şi’r.
Sesler gülüşür sâyede, sevdâ ile bî-hûş,
Bâd anları eylerdi nevâzişle der-âgûş.
Bir cism-i perestîdeyi kalb üstüne sarmak
Hırsıyle başım sıtmalı, gözler kuru, parlak.
Eller asabî, hıçkırarak sahile indim;
Karşımda deniz… göklerin altında gezindim.
Ey sen ki uzaktan mütebessim, heves-âmûz,
Olmuş şeb-i ömründe nigâhın bana merkûz.
Leyl işte, sükût işte… yed-i sâhir-i nisan,
Dökmüş suya ezhâr-ı ziya, dillere nirân;
Olmuş denizin rûhu semâlarla hem-âgûş.
Bin bûseyi tanzir ile encüm suya dolmuş;
Eşcâr ü havâ gölgede sessiz sarışır, gel!
Gel, yalnızım ey beklenilen hüsn-i muhayyel!
Ey çeşm-i siyah, ey dağınık zülf-i şeb-engîz.
Ey leb ki eder âteşi her cinneti tecviz.
Ey sine ki âlâmını tenvim edeceksin,
Ey rûh-ı heves, rûh-ı ziya, rûh-ı mehâsin;
Gelsen ve bu hicrânı, bu âlâmı bitirsen.
Sen anlayacaksın beni ey rûh-ı ziyâ, sen!
Kendimle bütün bunları tekrâr ediyordum.
Doğmuştu kamer, şimdi, uzaklardaki mağmum
Dağlardan; açık ra’şeler elvâha dağılmış.
Sarmış dil-i eşyayı heves, bûsiş ü hâhiş.
Hep çift idi karşımda : Kamer, encüm ü eşcâr;
Bendim yalınız ordaki bî-hem-ser ü bîdâr;
Durgun suya baktım ve dedim : Âh ölebilsem.
Mâdâm ki yok ağlayacak mevtime kimsem.
Ahmet Hâşim (1908, Göl Saatleri)
Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yok.
Bu yazıya yorum yapabilirsiniz.