Hani sen… saçlarımı okşayarak,
Her gece germî-i bâlinde beni
Yatırırdın, ısıtırdın., hani sen!
Nazar-î şefkatine hande eden
Oğlunun dîde-i hâbîdesini
Bûselerle kapatırdın; ancak
O zaman kendin uyurdun da yine
Gece kaç kerre, benimçün tekrar
Hâb-ı âsûdeni terk eyleyerek,
Ser-i bâlînime şeh-bâl-i melek
Gibi bir zıll-ı sıyânet îsâr
Etmeden vazgeçemezdin, anne!
Hani ben… en ufacık bir şeyle
Ba’zan âzürde-i hüzn olsam eğer
Nazar-i şefkatinin buseleri
Bana bir neş’e ederdi kederi;
Çeşm-i handânına eylerdi eser
Bî-sebeb girye-i tıflaane bile.
Hani sen… sıhhatini, râhatini,
Yavrunun neş’e-i ma’sûmu içün,
Zevk alırdın edivermekte fedâ;
Görmesen oğlunu bir gün meselâ
Mütegayyir, müteheyyictin o gün;
O gün örterdi keder safvetini.
Hani sen., âh unutmam bunu hîç!
Bister-i merke uzandın, bî-tâb;
İlticâ-gâhım olan göğsünden
Çıkıverdi nefesin pür şiven,
Dide-î müşfikin âlûd-ı sehâb,
Rû-yı zerdinde saçın pîç-â-pîç,
Müteveccihti semâvâta yüzün;
Bütün ebvâb-ı bülend-î rahmet
Pîş-gâhında küşâdeydi, yine
Bana ma’tûf olarak söndü gözün,
Beni tevdîi düşündün birine
Sen bu âlemden ederken rihlet
Bugün reşâşe-i seyl-âb-ı ömr-i mevc-â-mevc
Atar cebîn-i taab-dîdeme kef-î tahkir.
Arar o mevceler üstünde kollarım imdâd,
Fezâda hiçe döner ettiğim derin feryâd;
Yuvarlanır dururum muttasıl zelil ü hakir,
Geçer, gider ta yanımdan zılâl-ı fevc-â-fevc:
O gölgeler, o hayâlât-ı beste-çeşm ü dehen
Ne bir nigâh-ı tarahhum, ne bir sedâ-yı elem
Bırakmadan çekilir, dâimâ tereddüd eder
Ve ben, o gulgule-î şeyle vakf-ı sem’-i keder
Eder de serdî-yi haşyetle titrerim her dem…
Niçin harâret-i bâiin uzak bugün benden
Zavallı anneciğim!
(1898)
Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yok.
Bu yazıya yorum yapabilirsiniz.