Kültürler devingendir, zaman içerisinde yeni ihtiyaçlara bağlı olarak değişir ve güncellenir. Özellikle sanatta yeni değerler ortaya çıktıkça, düşüncede, duyguda ve ifade ortamında gelişmeler oldukça bazı eski değerler ortadan kaybolmakta (Eliot, 1987: 17) ya da farklı boyutlar kazanarak değişmektedir.
Kültürel değişmeler çok çeşitli nedenlerle gerçekleşebilir. Başka kültürlerle karşılaşma ve etkileşim kültürel değişmeleri motive edebileceği gibi ekonomik, sosyo-politik ve teknolojik değişmeler de kültürleri çeşitli açılardan etkilemektedir.
Her kültür, insanların topluma ve doğaya uyma stratejisidir. Uzun vadede bu stratejiler ekonomik, politik ve teknolojik değişmelerde karşılık bulur. Kültürel davranışlar, bir çeşit iç dinamizmle bu değişmelerden etkilenerek güncellenir. Avrupa da en dikkat çekici kültürel değişmeler sanayi devriminden sonra gerçekleşmiştir. Bu durum, ekonomik ve teknik gelişmelerin kültürel değişmeleri motive ettiğinin tipik bir örneğidir. Ekonomik, sosyo-politik ve teknik alanda ortaya çıkan değişmeler, kültürleri çeşitli boyutlarda etkilemekte bu durum, her neslin farklı tecrübeler yaşamasına ve geleneksel kabul edilen değerlerin; zaman zaman yalnız bir önceki nesil tarafından korunup yaşatılmasına neden olmaktadır. Yeni nesillere artan oranda yeni eğilimler nüfuz etmektedir. Bu nedenle, nesiller değiştikçe kültürler ve dünya görüşleri de değişmektedir (jnglehart, 1990: 3). Bütün bunlardan kültürlenme ya da kültürel davranış edinme süreçlerinin, toplumların ihtiyaçlarına ve beklentilerine göre değişerek devam eden, devingen süreçler olduğu anlaşılır.
Kültürel değişmeleri yaratan motiflerden biri de kültürlerarası etkileşimdir. Kültürlerarası etkileşim, farklı kültürlerin karşılaşması sonucu ortaya çıkar ve genellikle kültürel sistemlerden birinin ya da her ikisinin değişmesiyle sonuçlanır. Bu değişmeler, etkileşimin derecesine göre kültürel etkileşim, kültürel asimilasyon veya karma kültürlülük biçiminde ortaya çıkabilir. Kültürel etkileşim, maddi ve manevi kültür unsurlarında, inanç ve değerler sisteminde değişmelere neden olabilmektedir.
Türk kültür tarihinde meydana gelen kültürel değişme ve gelişmeleri farklı motiflerin yönlendirdiği görülür. Örneğin eski Uygur Türklerinde dinî motifli kültürel değişme süreçleri yaşanmıştır (Demir, Yılmaz, 2009: 10). 840 yılında Orhun vadisinden Tarım havzasına göç eden Uygur Türkleri, eski Türk inanç sistemi olan Gök Tanrı dininden Maniheizm ve Budizm dinî sistemlerine geçmişlerdir. Uygur Türklerinin, yeni dinleriyle birlikte, dâhil oldukları kültürel çevreler ve benimsedikleri öğreti sistemleri de değişmiştir. Yeni bir dinin kabulü, Uygurların yeni bir hayat anlayışı ve dünya görüşünü benimsemelerini, yeni dinlerinin öğretileri ile hayatlarının yeniden düzenlenmesini sağlamış ve kültürel değişmeleri de motive etmiştir. Maniheizmin öğreti sistemi, konargöçer hayat tarzı ile uyuşmayan, fiziksel dinamizmden çok iç dinginliğe önem veren, et yemeyi yasaklayan ve sebze yemeyi motive eden bir sistemdi. Maniheizmin kabulü, Uygur Türklerinin konargöçer hayattan yerleşik hayata geçmelerini; ticari faaliyetlerde, ilim, sanat ve edebiyatta gelişmelerini sağlayarak kültürel hayatları üzerinde belirgin bir etki oluşturmuştur (Koca, 2000: 188).
Kültürel değişme süreçlerinde tercümeler de yadsınamaz bir öneme sahiptir. Dünyadaki büyük kültür devrimlerinde, kültürel etkileşim süreçlerini takiben tercüme faaliyetleri gerçekleştirilmiş; tercüme faaliyetleriyle ortaya çıkan fikrî uyanışlar bir sonraki süreçte özgün fikirlerin yaratılması için basamak oluşturmuştur (Tür- ker, 2003: 92). Büyük uyanış devirleri tercüme ile açılmıştır. Eski Yunan uyanışı Anadolu, Fenike, Mısır tercümeleri ile; Batıda Rönesans İslam ve Yunan tercümeleri ile; 18. yüzyılda başlayan Germen uyanışı Latin ve Anglosakson tercümeleri ile mümkün olmuştur (Ülken, 1997: 14-15). Tercüme faaliyetleri, Türk kültür tarihinin değişim noktalarında da kendini gösterir. Eski Uygur Türkleri, yeni kabul ettikleri dinlerin öğreti kitaplarını ve diğer metinleri Çince, Toharca, Soğdca, Sanskritçe ve Tibetçeden kendi dillerine çevirmişler; dinî içerikli tercüme edebiyatla ciddi bir mesafe kat etmişlerdir. Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi, Maytrisimit, Altun Yaruk, Sekiz Yükmek, Kuanşi İm Pusar o dönemde diğer dillerden Eski Uygur Türkçesine çevrilen eserlerden birkaçıdır.
Farklı kültürlerin karşılaşmasıyla ya da kültürlerarası etkileşimle ortaya çıkan kültürel değişmeler, en önce kendini dilin söz varlığında hissettirir. Toplumların kültürel etkileşimleri sonucu dilin ilk ve en hızlı etkilenen, en kolay değişen öğesi ise söz varlığıdır. Türk kültür tarihinde yaşanan değişmeler söz varlığımızı da etkilemiş, karşılaşılan kültürlere ait çeşitli sözcükler dilimize girmiştir.
Türk kültür tarihinde, dinî temelli bir diğer kültürel değişme merhalesi de Türklerin 10. yüzyıldan itibaren İslam dinini kabul etmesiyle gerçekleşir. İslam dininin kabulü, Türkleri bu dine ait öğretileri öğrendikleri Arap ve Farslarm kültür dairelerine yaklaştırmış; dâhil olunan bu yeni kültürel çevreler Türk kültür hayatını pek çok açıdan etkilemiştir. Bu dönemde de tercüme faaliyetlerinin devam ettiği, Arapça ve Farsçadan dinî içerikli kaynakların, ilmihallerin, hadislerin, İslam hukukuyla ilgili teorik kaynakların, peygamber kıssalarının Türkçeye tercüme edildiği görülür. Anadolu sahasında, Türkçeye tercüme edilen ilk didaktik içerikli edebî eserler arasında Kul Mesut’un Farsçadan çevirdiği Kelile ve Dimne, Hoca Mesut’un Farsçadan çevirdiği Süheyl ü Nevbahar, Şeyhoğlu Sadrettin Mustafa’nın Farsçadan çevirdiği Marzu- banname, Salebî’nin Arapçadan çevirdiği Kısas-ı Enbiya adlı eseri sayılabilir.
Türk kültür hayatının 18. yüzyıldan itibaren yüzünü Avrupa’ya çevirdiği görülür. Orta Çağ’da skolastik düşünce ve kilise etkisiyle gerileyen Avrupa kültür ve medeniyeti, Rönesans ve Reform hareketleriyle bilimde ve sanatta ciddi ilerlemeler kaydetmiştir. Batı kültürünün bu yenilenme sürecine eski Yunan klasiklerinden ve İslam filozof ve bilim adamlarının eserlerinden yapılan çevirilerin de katkı sağladığını belirtmek gerekir. Batı kültür ve medeniyetinde meydana gelen ilerleme 18. yüzyılda çeşitli Avrupa ülkelerine seyahat eden Osmanlı aydınlarının ve elçilerinin dikkatini çekmiş; bu aydınlar Viyana, Paris gibi büyük Avrupa şehirlerinde gözlemlediklerini anı tarzında kaleme alarak bizlere Batı kültür hayatından kesitler sunmuşlardır. Yirmisekiz Çelebi Mehmet’in kaleme aldığı Sefaretname, İbrahim Müteferrika’nın Avrupa’da tanıştığı matbaayı İstanbul’a taşıması bu anlamda dikkat çeken ilk faaliyetlerdendir. 19. yüzyılda Batı dillerinden özellikle de Fransızcadan Türkçeye yapılan ilk tercümelerin daha çok edebî içerikli olması edebiyatta bir yenilenme ve anlayış değişikliğini yaratmış, Türk edebiyatında ilk roman ve ilk tiyatro eseri bu dönemde yazılmış, gazetecilik faaliyetleri bu dönemde başlamıştır. 19. yüzyılda Batı dillerinden Türkçeye yapılan edebî çevirilerin ilk ürünleri arasında Münif Paşa’mn Voltaire, Fenelon ve Fontenel’den seçilmiş felsefi diyalogları içeren Muhaverat-ı Hikemiyye adlı eseri, Yusuf Kâmil Paşa’nın Fenelon’dan yaptığı Telemak çevirisi, Münif Paşa’nın Victor Hugo’dan Mağdurîn Hikâyesi adıyla yaptığı Sefiller çevirisi, Ahmet Lütfi Efendi’nin Daniel Defoe’dan Hikâye-i Robenson adıyla yaptığı Robinson çevirisi, Recaizade Mahmut Ekrem’in Chateaubriand’dan Atala çevirisi, Ziya Paşa’nın Rousseau’dan Emile çevirisi, Sıddık’ın Saint-Pierre’den Paul ve Virginie çevirisi, Teodor Kasap’ın Aleksandre Dumas Pere’den Monte-Cristo çevirisi sayılabilir. Bu dönemde, yeni kurulan eğitim kurumlarındaki ders kitabı ihtiyacını karşılamak üzere batı dillerinden ders kitapları da çevrilmiştir.
Kültürel değişim süreçlerinin toplumsal yaygınlık kazanmasında haberleşmenin de belirli bir etkisi vardır. Şerif Mardin (2004:29) toplumun alt sınıflarındakilerle üst sınıflarındakiler arasında hem haberleşme hem de iktisadi yapı açısından karşılıklı bir bağımlılık varsa o zaman toplumsal seferberliğin de oluşacağını belirtir. Tanzimat döneminde gazetecilik faaliyetlerinin başlaması ve giderek hız kazanması, Türk modernleşmesi ve dilde sadeleşme adına önemli bir aşamadır. O dönemde çıkarılan belli başlı gazeteler Ceride-i Havadis, Tercüman-ı Ahvâl, Tasvir-i Efkâr, Muhbir, İbret, Devir, Bedir, Tercüman-ı Hakikat, Hadika, Vakit, Sabah’tır. Tanzimat döneminde gazeteciliğin başlıca amaçlarından birisi, Batıdan alınan siyasi, kültürel, sanatsal, edebî kavramları topluma aktararak, farkındalık yaratmak ve değişime öncülük etmektir. Dönemin başlıca kitle iletişim aracı olan gazete, içerdiği düşünce yazılarıyla toplumun Batılılaşması ve değişimi yolunda önemli bir işlevi yerine getirir. Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi gibi pek çok Türk aydını gazeteler aracılığıyla halka ulaşmış, yenilik hareketleri kadar zihniyet değişiminin de öncüleri olmuştur. Dolayısıyla Tanzimat döneminde gazeteler değişimin en önemli araçlarındandır.
Türk kültür tarihinde yaşanan belki de en önemli kültürel değişme aşaması, Cumhuriyetin kurulmasıyla, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetinin devlet programı dâhilinde devrimlerle gerçekleşir. Cumhuriyet devrimleri eğitim, hukuk, yaşam, dil vb. kültür hayatımızı ilgilendiren pek çok alanda gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde yapılan devrimler arasında kıyafet devrimi, takvim, saat ve ölçülerde değişiklik, harf devrimi, dil devrimi gibi bugünkü kültür hayatımızı da şekillendiren önemli atılımlar sayılabilir.
Kültürel değişme süreçleri belirli aşamalarla gerçekleşir. Bu aşamalar yenilik, seçici ayıklama, toplumsal kabullenme ve bütünleşme olarak sıralanabilir (Tezcan, 1991: 22). Yenileşme sürecinde bireyler, o kültürde var olan, alışılmış davranışları dışında, öğrenme yoluyla yeni davranışlar elde ederler. Yeni davranışlar; farklı kültürlerle karşılaşma ya da yeni teknolojik değişmeler, icatlar, toplumun kendi iç dinamikleriyle gerçekleştirdiği yenileşmeler ve yeni bilgiler yoluyla elde edilebilir. Seçici ayıklama sürecinde kültüre giren yeni öğeler, işlevlerini devraldıkları eski kültürel öğelerle rekabete girerler. Bir süre eski ve yeni kültür öğeleri bir arada yaşar, yarışır. Bu rekabeti yeni öge kazanırsa, giderek yaygınlaşır ve toplumun büyük bir bölümü tarafından kabul görür. Bu süreç, kabullenme süreci olarak adlandırılmaktadır. Bütünleşme sürecinde ise yeni öge, kültürün diğer öğeleriyle uyum sağlamaya başlar (Tezcan, 1991: 22, 27, 30).
Yukarıda Türk kültür hayatından hareketle verilen kültürel değişme örnekleri, kültürün statik değil değişen, güncellenen, dinamik bir öge olduğunu gösterir. İnsanların ihtiyaçları değiştikçe; ekonomik, sosyolojik ve politik koşullar farklılaştıkça kültürel hayatta değişmelerin gerçekleşmesi de kaçınılmazdır.
Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yok.
Bu yazıya yorum yapabilirsiniz.