Veysi Toktaş – Edebice Dergisi http://edebice.net Resmi Web Sitesi Mon, 06 May 2019 17:41:26 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.6.14 Anka Kuşu’nun Kanadında http://edebice.net/2017/02/27/yangin-yeri-bir-sokak/ http://edebice.net/2017/02/27/yangin-yeri-bir-sokak/#respond Mon, 27 Feb 2017 20:09:00 +0000 http://edebice.net/?p=4614 Anka Kuşu’nun kanadına tutunsam,sarılıp rengârenk boynuna, yelken açsam çok uzaklara. Uzak bir yer var mı bildiğin? Kimsenin gidemediği, karanlıkların hakim olduğu, zifiri boşlukları olan bir yer… Öyle ki tüm dertlerimi,

Anka Kuşu’nun Kanadında yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
anka-kusu

Anka Kuşu’nun kanadına tutunsam,sarılıp rengârenk boynuna, yelken açsam çok uzaklara. Uzak bir yer var mı bildiğin? Kimsenin gidemediği, karanlıkların hakim olduğu, zifiri boşlukları olan bir yer… Öyle ki tüm dertlerimi, acılarımı, hüznümü ve mutsuzluğu yürek sırtına alıp oraya bırakacağım bir yer. Hiçbir yaşanmışlık gidip getirmesin onları biçilmiş hayatıma. Sonra Anka Kuşu’nun kanadına tutunsam, sarılıp rengarenk boynuna, yelken açsam çok uzaklara. Tüm sevdiğim iyi insanlar, çocuklar, bayramlar, güzel kokular, yemekler, grileşmemiş gökyüzü, saçlarımı okşayan rüzgar, güneş ve barış Anka’nın hayallerine girsin. Birlikte gideriz o hayallere… Kimse girmesin oraya, ben hayal edersem hayallerimi kirletir, hatta Anka’nın kanadını bile kırarlar. Heybetli, yüce dağların en tepesindeki gülleri alıp uçan bir kayığa binip gökyüzünden dünyaya atsam: Kötü, çirkef, yüreği kararan insanların yüzüne. Onlar da kapılsa bu heyecana ve güller yaksa yüreğinde.

Uzak bir yer olsun iyi-kötü güzel-çirkin farkının olmadığı… Dilenciler olsun her yerde sevgiyi ve mutluluğu onlarla paylaşıp, gözlerine gülelim. Rütbeler, kinler, zenginlik, fakirlik olmasın herkes sevginin gözüyle baksın simalara… Birbirimize şarkılarla seslensek, sevginin buram buram tüten ahenginde dans etsek ve sadece gülsek bu halimize. Ne iyi olurdu. Nazım Hikmet’in dediği gibi çocuklar şeker yesin.Aman geçerken yürek perdesinden kontrol da olsun. Hatta hayvanlar üstümüzü arasın onlar bilir silahları. Kim bilir belki kötü birisi Anka Kuşu’mun canını alır. Sonra nasıl giderim bu kötü yerden. Gitmeliyim ki iyi hayaller getirip insanlara dağıtayım. Uzak bir yere gitmeliyim ama silahların patlamadığı, ideolojinin kurduğu bir düzenin olmadığı,saf aklın ve berrak yüreğin perdelenmediği mavi gökyüzünün altında olan bir uzağa. Anka Kuşu’nun kanatlarına tutunup yükseldikçe donan hayallerimi güneşe yaklaştırıp ufuklara uçacağım. Kimse bulmasın bizi. Ben ve Anka Kuşum ile birlikte.

Anka Kuşu’nun Kanadında yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2017/02/27/yangin-yeri-bir-sokak/feed/ 0
Karanfiller Bahçesi http://edebice.net/2016/12/13/3644/ http://edebice.net/2016/12/13/3644/#respond Mon, 12 Dec 2016 21:48:43 +0000 http://edebice.net/?p=3644 “Çok değil birkaç gün uzaklıktan gülümsüyor umutlar ama gözyaşlarım içinde boylu boyunca yatıyorum.” Ölüyoruz her gün birer birer… Gidiyoruz sonsuz bir sığınağa, kuşatılmış bir kurtuluşa. Düşüyoruz dipsiz kuyulara; uçuyoruz göğe

Karanfiller Bahçesi yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
karanfiller

“Çok değil birkaç gün uzaklıktan gülümsüyor umutlar ama gözyaşlarım içinde boylu boyunca yatıyorum.” Ölüyoruz her gün birer birer… Gidiyoruz sonsuz bir sığınağa, kuşatılmış bir kurtuluşa. Düşüyoruz dipsiz kuyulara; uçuyoruz göğe ama nedense ayaklarımız hep boşlukta! Derme çatma bir evin eşiğinde al yazması, yamalı elbisesi ile duruyor sessizce tabutun başında. Kimisinin başı elleri arasında, kimisi yıkılmış bir duvarın dibinde; bir çığlık ki korkutmuş tüm ahaliyi. Susun, dinleyin ölümcül korkuyu! Boynu bükük garipleri kim sarar? Bir anne ; şefkatle büyümüş gözünde, bir mevsim gibi büyüdü elinde; bir tanesi, yavrucağı… Sofranın ortasına düşen şarapnel parçası kanlı bir gölgeden düştü. Kor yangını düştü; uzak durduk ama hep bize geldi öteden beriden. Sustum, sustum usulca. Sustalı bir bıçağın acısı kan ağlıyor. Bize yine susmak kaldı. Gökten kuşlar düşüyor ve toprakta cemreler kuruyor. Bahar gelmeyecek. Yüz kırışıklarımıza çekilen gözyaşları gibi kuytu bir köşeye çekilince meydan büyüyecek, ölüme susayan gölgeler büyüyecek… Biz sustukça çocuklar ağlayacak biz sustukça ölümcül olacak korkular; ölümün peçesi değil yüzyılın namı ile büyüyen halkamız gökyüzünü yeniden aydınlatan ufuklarla süslenecek. Karanfiller bahçesine bürünen meydanlar arşa değmeli. Ölümü eline alıp içine gömenlerin gözü bir cennet bahçesi gözükmeli; bu karanfiller bahçesi. Nazarında bir evlât gün almışsa zaferden anneler artık ağlamamalı. Sonra sarıldık birbirimize bu yangında. Amansızca bir acının kucağında büyüyebilmeliyiz günbegün. Ve karanfiller bahçesinde yaşlı gözleriyle sonsuz perdelere yaslanan cılız bedenlerin büyük hakkı değil mi? Bir çift kelam; Sen çok yaşa, sen çok yaşa yiğidim! Nedense birileri ne duymuş ne görmüş ne de biliyor! Soluyan katilleri. Öylece dalmış uykusunun en bayağı rüyasında. Kan revan olmuş yerle gök şayet birileri uyuyor. Zevki sefası bitmek bilmiyor katillerin. Dünün çocukları büyüyor. Körpe bir zamanın çocukları. Dev göğü inleyecek tüm şarkıları. Nağmeler yeri yara yara coşacak. Bayrak uçsuz, bucaksız zamanın ve ufkun çarkında yükseldikçe büzülecek korkular, katiller ve kara gölgeler. Ve ölmek zaman alacak. Dipdik duracağız karanfiller bahçesinde. Dünün çocukları bugün de gülecek…

Karanfiller Bahçesi yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2016/12/13/3644/feed/ 0
Kırık Kalemler http://edebice.net/2016/12/06/kirik-kalemler/ http://edebice.net/2016/12/06/kirik-kalemler/#respond Tue, 06 Dec 2016 07:18:52 +0000 http://edebice.net/?p=3582 Yüreği avucunda,masmavi bir umuda yelken açmış korkunun buhranından,sınırlardan taşan küçük eller. Yara bere içinde elleri,akıp giden zamana tutunamıyor. Aç, susuz ve yalınayak; bir gecenin,uykusuzluğun yolunda yüzüstü düşünüyor çizgilerden büyümüş hayatına,umutlarına.

Kırık Kalemler yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
kirik-kalemler

Yüreği avucunda,masmavi bir umuda yelken açmış korkunun buhranından,sınırlardan taşan küçük eller. Yara bere içinde elleri,akıp giden zamana tutunamıyor. Aç, susuz ve yalınayak; bir gecenin,uykusuzluğun yolunda yüzüstü düşünüyor çizgilerden büyümüş hayatına,umutlarına. Tüm bu yegâne çabalar kuşların özgürce kanat çırptığı ufuklarda nefes almak içindi. Zamana,acıya sürgülü; göçmen kafilesinin alnı açık melekleri.

Bir umut çocuklar. Velhasıl diyor ya Aziz Nesin: ” Öyle bir ölsem Öyle bir ölsem çocuklar Size hiç ölüm kalmasa.” Çocuğun sesi yankılanmasın savaşın, ölümün, dertlerin ve nefretin sinesinde. Göğe yükselen bahçelerde çınlasın o kokulu sesler. Sevgiye boğan nağmeleri, yüreğimizde dinlensin. “Ah çocuğum! Ah küçüğüm.” Daha kaç zamanı kaç devri arşınlasak da yerle yeksan olsa bu zehir zemberek savaşlar. Gıyabında el ele tutuşup yanan meş’alelerle aydınlatmak derin, karanlık dehlizleri. “Sakın kapama gözlerini, yumma umudunu, beni başı boş bırakma. Yersiz yurtsuz, kalemi kırık çocuk!” Hiç tekin olmayan yolları kolaçan ettim. Hiç bilinmeyen güzergahları bir göz ucuyla baktım. Tank, tüfeklerin gölgesi buğulanıyor, bombaların sesi patlıyor dibimde. Gök yırtılıyor güneşin kızıllığında. Renkler kararıyor dönen başımdan. Gel güzel çocuk,al kalemini; bana cennet köşelerini çiz, mavi gökyüzünü,güzel renkli elbiseleri. Portakal reçelinin kokusu sarsın dört bir yanı, sıcak ekmeğimizi alıp bir ağacın altında güzel günleri anlatalım. Annen,baban ve kardeşlerin yanı başında. Ne güzel uzun uzadıya sohbetin. Susuyorum çocuklar. Deniz kıyılarına vuralı solan çiçekleri ,taşların arasına sızalı kanları, göklerde yırtılan çığlıkları duydum duyalı susuyorum. Yırtılan elbisenle sakladım günahlarımı, ağlamalarımı. Hiç dinmedi inleyişler, kör bir geceden sağa çıkmayalı. Çocuk bir gün olacak; kalemini alıp tüm dünyayı baştan çizeceksin. En güzel dilekleri kalplere dolduracaksın, en güzel zamanlar akacak tarifsiz mutluluğun suretinde. Ve güleceksin en amansızca acıya, hiç dinmeyecek mutluluğun sancıları; dolup dolup taşacak yerlere kadar mutluluk. Baktıkça sen çocuk, güldükçe sen dünya en güzel şekilde dönecek.

Kırık Kalemler yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2016/12/06/kirik-kalemler/feed/ 0
Hoşgörü Çemberi: Anadolu http://edebice.net/2016/12/04/hosgoru-cemberi-anadolu/ http://edebice.net/2016/12/04/hosgoru-cemberi-anadolu/#respond Sun, 04 Dec 2016 18:44:24 +0000 http://edebice.net/?p=3557 Mevlana der ki: “Testi, içinde ne varsa onu sızdırır.”Mevlana gibi büyük bir ulviyete sahip,kuşaktan kuşağa gönül bağı ile yaşayan ve hala dillerde pelesenk olan bir düşünürün bu sözü insana bulunduğu

Hoşgörü Çemberi: Anadolu yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Mevlana der ki:
“Testi, içinde ne varsa onu sızdırır.”Mevlana gibi büyük bir ulviyete sahip,kuşaktan kuşağa gönül bağı ile yaşayan ve hala dillerde pelesenk olan bir düşünürün bu sözü insana bulunduğu kadim toprağı-Anadolu’yu, Anadolu insanını- düşündürür.
Hele ki şefkat ve hoşgörü perdesinin üstünü ördüğü yüreklerin demlendiği bu yedi iklim ve asırlarca medeniyetin eşiği olmuş;içinde renk cümbüşü oluşturan farklı ırkları,dinleri ve kültürleri barındıran güzel Anadolu’m. Ne pervasızca döner durur,biricik gönüller,sevgiyle keşmekeş olduğu semaların altında. Gök kubbeyi dolduran sözlerin kıyafetli huşusu selam buyurur; öteden,beriden… Gel,gel der gibi. Çehresinde eriyen bakışların ne manalı Anadolu İnsanı’m. Yüzyıllar boyunca kültürü,hoşgörüsü ve medeniyetiyle Anadolu İnsanı hep hürmetkâr ve sevgi tomurcuğu olmuştur. Yıllar yılı ve özellikle son yıllarda bu hoşgörü ve sevginin az biraz perçinlendiğini,yıprandığını görüyoruz. Adeta ateş çemberine girmiş gibi kuyuya düşmüş insana uzatılan ipi sadece biz tutalım istiyoruz. Açgözlülük ve bu doyumsuz insanoğlu her geçen gün biraz daha kaybediyor; şuurunu, aklı selimini…
Bu zarar ziyanlar bir tek insana zarar verse; hayvanlara,doğaya verdiğimiz zararlar had safhada. Zaman zaman öyle şeylere sahne oluyor ki bu güzel memleket! Eğitimden yoksun insanlar mı, çağ dışı uygulamalar mı,rezil rüsva insanlık namı mı? Hangisi yok? Bu sorunların bir çoğu gözümüzün önünde. Toprakları,dağları ve göğü çınlatan bu haykırışları duyamıyoruz. “Akıp giden denizde yol alan gemidekiler,kamışlık gidiyor sanırlar. Biz de şu dünyadan geçip gidiyoruz da, giderken,dünya yürüyor gidiyor sanıyoruz.” diye bir sözü daha var Mevlâna’nın; sanıyoruz ki sadece biz yaşıyoruz bu gezegende,bir tek bizim için yaratılmış her şey. Sanki hiç etki etmeden,iz bırakmadan gidiyoruz. İşte neden güzel izler bırakıp bu güzel renklere karışmıyorsun.
Ey Anadolu İnsanı’m ! Uyan bu uykulu,cahil esaretinden! Seyre dursun seni yedi iklim,asırlarca bu gök kubbeye uzanan insanlığın. Bir karış toprağı değil yedi kuşak nesilden nesle aksın şanın.

Avucunun içinde dünyanın izi;
rengarenk uçurumlara düşüyor başın,
bir çocuk gör ki yedi nesilden;
gelmiş konmuş gönül yuvana.

hosgoru-anadolu mevlana-hosgoru

Hoşgörü Çemberi: Anadolu yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2016/12/04/hosgoru-cemberi-anadolu/feed/ 0