Sevgül Yılmaz – Edebice Dergisi http://edebice.net Resmi Web Sitesi Mon, 06 May 2019 17:41:26 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.6.14 Vefa(sız) http://edebice.net/2016/12/11/vefasiz/ http://edebice.net/2016/12/11/vefasiz/#respond Sun, 11 Dec 2016 12:54:42 +0000 http://edebice.net/?p=3618 Ana baba hakkı ödenmez denmiştir ya siz siz olun sakın ha inanmayın bu söze. Ödenir efendim ödenir, üstelik en ucuz en kolay ödenen ana baba hakkıdır. Neymiş efendim doğururken acıların

Vefa(sız) yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
yasli-ana-baba

Ana baba hakkı ödenmez denmiştir ya siz siz olun sakın ha inanmayın bu söze. Ödenir efendim ödenir, üstelik en ucuz en kolay ödenen ana baba hakkıdır. Neymiş efendim doğururken acıların en dayanılmazını çekmişmiş, kendi yemeyip yedirmiş kendi giymemiş giydirmişmiş. Kendi boğazından keyfinden kesip okutmuş adam etmişmiş. Geceler boyu uykularını heba etmişmiş. Yapmasaymışlar… Kim dedi yapsınlar diye… Biz mi istedik dünyaya gelmeyi… Üstüne üstlük de doğarken yaşlandıklarında bakacağımıza dair söz mü verdik, senet mi imzaladık! Bunca işin gücün arasında üstelik… Bize mi sordular yaşlanırken elden ayaktan düşerken hasta olurken!

Evet, yanlış duymadınız ben söylüyorum bunları hem de bir evlat olarak. Neden mi, çünkü en kolay ve en ucuz ödendiğine çokça şahit olmuşluğum vardır ana baba hakkının. Ödeniyor hem de nasıl kolay nasıl ucuz nasıl göz boyayarak ve nasıl da içe sinerek ödeniyor. Hayret sözcüğü zayıf kalıyor bu ödenmenin kolaylığı karşısında. O yüzden söylüyorum size ki eğer yaşlı başlı babanız ananız varsa sakın ola ki onlar için keyfinizi bozmaya kalkmayın. Tatile gidecekseniz varın gidin, akşam sinema tiyatro ya da kafanızı dinlemek için sağlıklı ailenizle hafta sonu kaçamakları artık her ne ise yapın gitsin. Hastalanmasalardı ya ana babanız da! Ne hastalıkları biter bu yaşlıların ne de istekleri. Gençliğimizin en güzel zamanlarını onların yanında heba etmemizi beklemeleri ne büyük bencillik oysa. Hastalık herkesin başında. Yanında olsanız ne olacak olmasanız ne olacak sonuçta.

Uzun hastalıklarla pençeleştikten sonra hayata gözleri açık veda eden ana babamızın ardından günahlarımızı bağışlatmak ne kolaydır bir bilseniz. Günah da denir mi yaptığımıza ondan da çok emin değilizdir ya neyse. Kolaydır efendim, gidersiniz bilgisi derin bir hocaya danışırsınız. Anamın babamın sağlığında işim gücümden pek bir ilgilenmem mümkün olamadı ama çok istedim, şimdi içimde vicdan denen bir yer var derinlerde bir yerde, bazı bazı durduğu yerde kımıl kımıl beni dürtüyor. İçimin rahat etmesi için ne yapsam münasip düşer? Usulünce sorarsınız. Hoca derin bir bilgiye sahipse muhtemelen yetmiş defa ana babanın ardından Yasin okutmanızı salık verecektir, onların ruhuna. Yetmiş Yasin okumak da her babayiğidin harcı değil ki! Zaman ister, nefes ister. İyisi mi bir kolayına bakmalı… Siz de gider yatılı bir kız ya da erkek yurduna elinizde bir tepsi tatlısıyla yetmiş Yasin’i okutur o akşam gönül rahatlığı içinde dalarsınız uykunuza. Demiştim size çok kolaydır diye. Hadi hadi çok olsa yüz liraya patlar size, gönül rahatlığı için ne ehemmiyetsiz bir miktar değil mi?

Boşuna demiyorum size, kendinizi yok yere yorup keyfinizden etmeye hiç mi hiç gerek yok. Ölümlü dünya sonuçta, hepimiz ölüp gideceğiz, ha önce ha sonra. Var mı elden gelen bir şey, ne yapalım, şairin dediği gibi ölüm herkesin başında, uyudun uyamadın olacak! Kimileri o uykuya dalmadan cehennem azaplarını hastalık adı altında çekip de gidiyor gideceği sonsuzluğa. Ana babamız çekip gittikten sonra da evlat olarak kimi sorumluluklarımızı harfiyen yerine getirmek boynumuzun borcu, en çok da öldükleri günlerde. Kolay ağlayabilen bir yapınız varsa sizden daha şanslısı da yoktur böyle zamanlarda. Ananız babanız hastayken aklı başındayken muhtaçken ve gözleri kapıya bakarken, kulakları evlat sesine hasretken çalmadığınız o kapıya gitmek böyle zamanlarda elzemdir artık. Cenaze hangi evden kalkacaksa, sizin evden kalkacak değil ya, peşinden bir de o evin temizliği, gelene gidene hizmeti olacak, sizde vakit ne gezer, gidersiniz o evin kapısına atalarımızın yaptığı gibi saçınızı başınızı yolarak, sesinizin avazınızın çıktığı kadar yırtına yırtına ağlarsınız. Ne kadar çok ve uzun ağlarsanız acınızın derinliğini o kadar göstermiş olursunuz elâleme. Ana babanızın muhtaç zamanlarında onlara karşı ihmal ettiğiniz ne varsa şimdi göstermenin tam yeri ve zamanıdır. Sel gibi gözyaşlarınızın karşısında konu komşunun hısım akrabanın size bakışı değişir, gözlerinde hidayete erersiniz. Daha ötesini hiç düşünmeyin, O zaten konuşmuyor ve söylemiyor yüreğinizin lekelerini ama biliyor ve unutmuyor. Günü geldiğinde misliyle ödenmek üzere bir kenarda bekletiliyor yapılanlar.

Gösterinin bu kısmını başarıyla atlattıktan sonra iş asıl kısma gelecektir. Ana babanın zor günler için bir kenara koyduğu kefenlik varsa yahut birkaç parça mal mülk evladı olarak elbette sizin de her kuruşunda hakkınız vardır. Gerçi bir kenara üç beş kuruş atabilmeleri ne derece mümkün olmuştur orası da tartışılır ya. Hani birkaç sene evvel başınız çok sıkışmıştı da imdadınıza anneniz yetişmişti. Emekli aylığından yemeyip bir kenara koyduğu güvenceliğini hiç düşünmeden avcunuza sayıvermişti. Gerçi siz borç almıştınız, ama hayat şartları malum, ödemek mümkün olamadı. Zaten anneniz de hiç sormadı bunu size. Bir ara da araba değiştirirken yine kenardaki üç beş bileziğini çam sakızı çoban armağanı deyip verivermişti. Torunların okulları için arada verdiklerini hiç hesap etmedi. Demek yine kenarda üç beş kuruşu varmış. Eskiler arttırmayı biliyorlar. Şimdi sıra onun üleştirilmesinde. Bir de dededen kalma ev var kirada, birkaç dönüm de toprak. Evlat olarak hakkınız değil mi bunlardan nemalanmak. Tamam, belki sizin diğer kardeşiniz kadar emeğiniz yok ana babanızın üstünde ama işiniz gücünüz olmayaydı olurdu nasılsa. Hem diğer kardeşiniz sizden fazla ne yaptı ki… Bir kap yemek, bir iki alışveriş, bir iki doktor hastane ve ilaç peşinde koşma… Evladı olarak o kadarını da yapmayacak mı? Sizin işiniz tatiliniz keyfiniz olmasaydı siz de yapacaktınız. Öyleyse var olan her şey kuruşu kuruşuna paylaşılmalı. Siz de o ananın ve babanın evladı değil misiniz? Alın gitsin…

Kim demiş ki Vefa sadece İstanbul’da bir semt adıdır! Külliyen yalan demişler. Hepimiz vefalıyız. Bu hayatta en kolay ve en ucuz şeydir vefalı olmak… Vicdanınızı da susturmayı başarmışsanız, sizden daha vefalısını bulmak mümkün değildir bu hayatta. Yaşayın keyfinizce…

 

Vefa(sız) yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2016/12/11/vefasiz/feed/ 0
Hayallerim ve Ben http://edebice.net/2016/12/04/hayallerim-ve-ben/ http://edebice.net/2016/12/04/hayallerim-ve-ben/#respond Sun, 04 Dec 2016 18:22:49 +0000 http://edebice.net/?p=3554                   HAYALLERİM ve BEN… Siz siz olun kimsenin hayallerini küçümsemeyin, kimseyi hayalcilikle suçlamayın ya da hayallerini yargılamayın. Pek sevdiğim bir söz vardır

Hayallerim ve Ben yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
kuslar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HAYALLERİM ve BEN…

Siz siz olun kimsenin hayallerini küçümsemeyin, kimseyi hayalcilikle suçlamayın ya da hayallerini yargılamayın. Pek sevdiğim bir söz vardır şimdi tam olarak kime ait olduğunu çıkaramadığım ama her okuyuşumda iliklerime kadar doğruluğuna ve geçerliliğine inandığım bir söz grubu… Bob Marley idi sanıyorum. Benim hayatımı yargılamadan önce benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç. Hüznü, neşeyi ve acıyı tat. Benim geçtiğim senelerden geç. Benim takıldığım taşlara takıl, yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git. Benim gittiğim gibi… Ancak ondan sonra beni yargılayabilirsin…

Hayatta en kolay şeydir başkasını oturduğumuz yerden yargılamak, yargısız infaz… Ne de çok yaparız bunu her defasında yapmadığımızı üzerine basa basa söyleyerek.

Sizi bilemem ama ben çok hayal kurarım. Yoooo hayır, şimdiki yaşlarıma özel bir durum değildir hayal kurma alışkanlığım, kendimi bildiğim yaşlardan itibaren kurardım. Hayli küçük yaşlarımda anımsarım hayali bir arkadaşımın da olduğunu, adı da Şengül’dü. Neden Şengül bunu bilmiyorum ama çok uzun zaman benimle kaldığını iyi biliyorum. Ne zaman ayrıldım ondan bunu da hatırlayamıyorum. Şengül adında tanıdığım kimse olmadığını sanıyorum ama hayali arkadaşıma neden bu adı koyduğumu bilmiyorum. İnsan zihni çözülmemiş gizler dehlizi… Muhakkak ki vardır bir sebebi. Şimdi koca kadın olmama rağmen hala kendi kendime konuşma alışkanlığım vardır. Olayların değerlendirmesini kendimle yaparım konuşarak sanki yanı başımda beni dinleyen biri varmış gibi. Günümüz dünyasında onca antidepresan kullanan insanlar varken ben hâlâ baş edebiliyorum dünya ahvâliyle. Galiba yazabilmenin ilaç tesiri bu…

Çok hayal kurarım gerçekten, bu elbette ayaklarımın yere basmadığı anlamına gelmiyor. Zaten ne kadar hayalci olursanız olun hakikatin sesi o kadar yüksek çıkıyor ki kulaklarınızı kapasanız da benliğinize dinletiyor kendini. Ondan kaçmanızın hiç imkânı olmuyor. Kaldı ki hangimizin zaman zaman bunu yapmaya ihtiyacımız yok ki! Günlük telaşlardan zorunluluklardan birkaç saatliğine kaçış hangimize iyi gelmiyor!

Demiştim ya az evvel siz siz olun kimsenin hayallerini küçümsemeyin, hafife almayın ve kimseyi hayalci olmakla suçlamayın. Hayaller olmasaydı belki yaşamımızda pek çok şey eksik kalacaktı. Jules Verne, Aya Seyahat’i yazdığında pek çok kişi muhtemeldir ki onu delilikle suçlamışlardı. Bugün değil aya ayak basmak neredeyse yerleşim birimleri kuracak seviyeye gelmedik mi? Hasta adam Osmanlı İmparatorluğu’ndan taze bir Türkiye Cumhuriyeti kurma fikrine 1919’da en aydınlarımız bile çılgınlık gözüyle bakmamışlar mıydı? O şartlarda muhakkak ki öyleydi ama Mustafa Kemal ağır gerçeklere en güzel hayalini gerçekleştirerek cevabını verdi. Hayaller gerçekleştirilmek üzere kurulur. Hepimiz bulduklarımızla yetinmekle kalsaydık, keyfimi bozma, risk alma cesaretini göstermeseydik yaşama katacağımız hiçbir şey olmazdı. Tıpkı bizim dışımızdaki canlılar gibi yer, içer; uyur, ürer dururduk. Bizi biz yapan biraz da hayallerimiz değil midir!

Çok hayal kurduğum gibi çevremdekilerin hayallerine ortak olmaya da bayılırım. Onları dinlemekten ayrı bir haz duyarım. Hele hayallerine yürekten inananların gözlerindeki o benzeri olmayan ışıkla bana kendilerinden geçerek anlattıklarında bilirim ki ben görmesem de bir gün anlattıkları gerçeğe taşınacaktır. Hepimizin yürekten inanarak kurduğumuz hayallerin eninde sonunda hakikatin katı yüzeyini delip geçeceğini biliyorum, çok tecrübe etmişliğim vardır.

Size de yakınlarınızdan biri hayallerinden söz ettiğinde sonuna kadar dinleyin onu. Yargılamadan, inancını paylaşarak dinleyin. Gerçekleşmese bile ne fark eder aslında! Hepimizin bu zor şartlarda ertesi günü bekleyecek, bize güç kuvvet verecek, yatağımızdan kalkacak gücü damarlarımıza pompalayacak bir hayale ihtiyacımız yok mu? Yarından ümidimizi kesersek, yarına dair hayallerimizi kurutursak içimizde bize mücadele gücünü ne verecek? Bırakalım hayallerine inansınlar, bırakalım onu gerçekleştirmek için var güçleriyle çalışsınlar, yarına dair güç biriktirsinler. Bunu ellerinden alma hakkını kendimizde bulmayalım. Başka nemiz var ki elimizde!

Ben çok hayal kurarım, hayalci biri miyim bilmiyorum ama dünya telaşının katı gerçeklerini beyaz hayallerimle biraz yumuşatmazsam sanki yaşamak çok zorlaşacak gibi geliyor bana. Hayal kırıklığı yaşadığım da çok oldu ama ondan da öğrendiğim bir ders var; hayal kuracağın mecrayı doğru seçersen kırıklığını da yaşamazsın…

 

Hayallerim ve Ben yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2016/12/04/hayallerim-ve-ben/feed/ 0