TÜRKİYE.
Ayağa kalk!
(Sanık sandalyesi. Bomboş salonun nemli hüznü. Bi adam süpürgesiyle tarihin tozunu alıyor derin koridor larda. Mübaşir, daktiloların ritmini Tarkan’ın son parçasına göre ayarlıyor. ’65 milyon yargıç nereye sığacak,’ diye söyleniyor; cebinden buruşuk bir harita çıkarıyoı Türkiye haritası!)
Cumhuriyetim
Dolu dolu gülümsüyor
Birdenbire
Bir sakız ağacından sızan
Reçine kokusu
Salona doluyor
Havada uçuşan
Sigara dumanlan
Ve küllere inat Türkiye,
Ayağa kalk!
(Yere bir seccade serilmiş; avludaki ağaçlar bir eğilip, bir kalkıyor; çember sakallı bir acı, Arapça nidalarla trans haline geçiyor, ben spontane olarak Türkçeye çeviriyorum…)
Aklıma
Unutulmuş devrim marşlan
Üşüşüyor nedense
Bütün coğrafyalarda
Ve her dilde
Sanki bir kızı
Belinden sıkıca kavrayıp
‘Seni seviyorum’
Diyebilmenin inceliğinde
Sonra akşam oluyor
Bakalım bugün Kaç yaprak döktük, diyor
Yanımda dikilip duran Bir adam
(Mübaşir Tarkan’ın şarkısını yeniden başa aldı).
Boğulmanın karekökü
Ölümün ar damarı
Faili meçhul bir iklimde
Dere yataklanna gömüldüm
Dağlara bağırdım
Şehirli aynalara
Sular seller gibi ağladım
Duyan yok
Gören az önce çıktı
Türkiye,
Ayağa kalk!
Yorgunluğum
Boyumu aştı.
Bitpazarlarında
Masa aradım günlerce
Bu şiiri yazmak için Göçebelikleri
Sevmiyorum artık
Çocuğum, karım
Ve partim
Ve ikide bir
Göğsüme bastırdığım
Solgun cumhuriyetim
IV. Murat çelişkilerimin üstüne
Alkol döktüm
Kargasekmez bulvarında yürürken
Tökezlesem de
Düşmedim bak
Türkiye, ayağa kalk!
Sanık sandalyesindesin
Farkında değil misin
Memurlar yürüdü
Kızılay alanında bugün
Polisten dayak yediler
Kanayan burunlarını
Klasörlere sildiler.
Yalnız mıyım ki, diye sordum
Durup dururken kendime
Çoğullandım sanki
Upuzun bir yüklemde
Bir deste kâğıt olarak
Sustum
Susmam bile şimdi
Bir başkaldırı sanılacak
Türkiye,
Ayağa kalk!..
(Tarkan, şarkının en olmadık yerinde sesinin kılığını değiştiriyor. Gencecik bir kız yeni bir kâğıt takıyor daktilosuna ve alnını tavana dikerek yazıyor: Ya İstiklal, Ya Ölüm!)
Gözleri doluyor
tozlu çerçevedeki
Mustafa Kemal’in
Bir elinde Cumhuriyet’in
kum saati
bir elinde
‘Adalet mülkün temelidir!’
sanki beyazıt meydanında
nümayişe çıkmış eski bir tüfek
Ağlıyor
Ceketinin koluna
Gözyaşlarını silerek
Türkiye
Ayağa kalk!
Bu ülkede
Her sözcüğün altına
Bir mayın gerek
Üstüne ölü toprağı serpilmiş
Bir halk
Ar damarı çatlamış emperyalizm
Durup durup
Kanatlarını yoluyor gülümün
Gülümün
Üç yanı denizle çevrelenmiş gülümün
İnadına çırpınan
Zeytin ağaçlarıyla
Boğazlarıyla
Boğulma pahasına
Türkiye, yurdum
Gazeteler
Boşuna mı çıkıyor
Boşuna mı atıldı
‘İlk Kurşun’
Yarasa hüznüme sığınacak
Bir mağara arıyorum
Türkiye,
Sevgilim
(Daktilo takırtılarına, sokaktan bağırarak geçen öğrencilerin sesi karışıyor; görünmez bir el, pencereyi kapatıyor).
Daltaban ömrüm
Kaçıyor
Kuşağının kusmuk böğürtüsünde
Uygun adım
Partim var,
Çocuğum, karım
Gel, beni gözlerimden öp
Türkiye,
Sevdalım
Evim öldü
Barkım yarına kaldı
Ve ömrü tükendi
Sevdiğim bütün sözcüklerin –
Yine de öp
Gidersen, bari
Pencere açık kalsın.
Ahmet Erhan
Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yok.
Bu yazıya yorum yapabilirsiniz.