Rübâb’ın Cevâbı
— Hicrân biter mi, girye-yi hicran diner mi hiç?..
Bir lâhza önce neydi o feryâd-ı muhtelic?
Şendin “Uyukluyor!” diye, gûya donuk, denî
Bir kalb-i der-be-der gibi tel’în eden beni!
Sendin başımda zâr ü sitem-kâr inildeyen;
Sendin: “Vatan harâb oluyor, ağlıyor!” diyen.
Sensin vuran bu darbeyi, ey rûh-ı bî-sükûn,
Lerzemle şimdi ürperiyor, titriyor musun?
Sen zanneder misin ki benim hep elemlerim?
Heyhât! Ben nevâib-i eyyâmı inlerim!
Tehzîz eden bu telleri, ey rûh-ı münkesir,
Âfâkı inleten o mukaddes iniltidir.
Ma’kes her ihtizâza urûkum nihân, iyân:
Ba’zan cerî, güzide bir ümmîdi avlayan
Bir kurşunun safîr-i fecî’iyle sarsılır,
Nefretle inlerim; ve sesim zerd ü muhtazır
Bir çehrenin hutût-ı hamûşunda titreşen
Evcâ’ı besteler; bu yanık ser-nüvişti ben
Günlerle inler, inlerim artık… Tagallûbun,
Kahrın demir dudakları, cehlin, taassubun
Masrû’ ü müfteris, canavar dişlerinde hep
İnsanlığın asırlara mevdû’ ü pür taab
Şekvâ-yı iktirâbını dinler; yakın, uzak
Her nevha-yı elemde boğuk bir enîn-i hak,
Sûzişli bir kitâbe okur, inlerim… Şebâb
Âguuş açar karanlığa, ben inlerim harâb…
Ufkun bir ihmirâr-ı ketumunda, kuşların
Çığlıklarında, köyleri tekfin eden karın
Levninde bir fecîa duyar, inlerim… Vatan
İfrît-i hırs u gâyzın o her keyfi hak sayan,
Her şekl-i iltikâmı helâl add eden, “Sözüm
Kânun!” diyen tasaltunu altında: “Öksüzüm,
“Bed-bahtım, işte kimseciğin hayrı yok bana;
“Ben bir zavallıyım!..” diye pür şehka vü bükâ
İnlerken, artık, inlememek, hem de en cesûr,
En gür sesimle inlememek bir günâh olur…
Ey gözlerinde mâi güneşler gurûb eden,
Altın başında fırtınalardan, didişmeden
Bir tâc-ı nûr olan o güzel saç didik didik,
Nâzân vücûdu bir kucak ot, bir yığın kemik,
Mahzûn bir ihtifâl ile mâzî-yi şâdının
Gerdûne-yi şükûhunu teşyî’ eden kadın!
Anlat: O bağra hangi yılan zehridir, akan?
Anlat: Ciğerlerin ne için yorgun? Âh, o kan
Sinende, kollarında kimin, hangi can-fedâ
Âşıkların hediyye-yi yâkûtu, bî-behâ?..
Onlar ki aldatıp seni “Kurbânınız!” diye
Kurbân eder teseyyübe, ikbâle… her şeye,
Sâdık çocukların olamaz, hem de olmasın!
Sen hiç mükedder olma: Senin öz oğulların,
Şefkatli kızların da var; onlar sabûr, asil
Bir aşk-ı fazl u hakla senin şimdi pek melîl.
Pek münhasif duran o muazzez cebînine
Rahşân hilâleler örecekler; ve sen yine
– Şarkın melek perisi, mübârek melikesi! –
Hüsnün, mehâsinin ve füyûzunla her sesi
Pîşinde nağme-hîz edeceksin, güneş gibi.
Ben böyle isterim seni: Hep leyle ecnebî,
Hep şu’le, hep seher dolu bir cebhe-yi sefîd!
Karşında son terâne-yi ruhum benim, medîd
Bir sayha-yi ûmîd olacaktır… Ümîd!.. Ümîd!..
Tevfik Fikret (Şubat 1912)
Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yok.
Bu yazıya yorum yapabilirsiniz.