Hiciv, dilimize Arapçadan geçmiş bir kelimedir. Arapçadaki karşılığı “hecv” ve “hecâ” olan kelimenin Türkçe karşılığı olarak “yermek” kelimesinden türetilen “yergi”dir. Batı edebiyatlarında ise hiciv kelimesinin karşılığı “satire”dir.
Terim manası olarak hiciv eski sözlüklerde “bir âdemi şi’r ile zemm ve şetm eylemek” olarak açıklanmıştır.[1] Atilla Özkırımlı kelimeyi “bir kimseyi, nesneyi ya da yeri, bir inancı ya da düşünüş biçimini yermek, toplumun ya da düzenin aksayan, kusurlu yanlarını iğneleyici, alaycı bir dille eleştirmek amacını taşıyan manzum ürünlerin adı”[2] olarak açıklar. Kubbealtı Neşriyat’ın yayımladığı tanımda da yukarıdakine benzer bir anlam vardır: “Hiciv, bir kimse veya toplumun kusurlarını, hatalarını, gülünç taraflarını nazım ve nesir yoluyla ortaya koyma, kötüleyip taşlama, yerme.” Bu tanımda Özkırımlı’dan farklı olarak hicvin nesir (düz yazı) şeklinde de yapılabileceği belirtilmektedir. Son olarak TDK güncel sözlüğünde hiciv “yergi” olarak açıklanmaktadır. TDK, kelimeyi terim boyutu ile değil sadece anlam bakımından tek kelime ile açıklamıştır.
Bu tanımlardan anlaşılacağı üzere hicvin hem zemm etme (yerme) hem de şetm (küfür yoluyla yıkma) yönü bulunuyor. Hiciv şairleri çoğunlukla bireyi hedef almışlardır. Kendi görüş ve düşüncelerine ya da toplumun genel geçer kurallarına uygun görmedikleri davranışları yeren hiciv şairleri, bazen bunun bedelini canıyla ödemişlerdir. Türk edebiyatında ilk kez yazdığı hiciv yüzünden idam edilen Figânî’dir (Ö. 1532). Figânî Kanuni Sultan Süleyman dönemi Sadrazamlarından İbrahim Paşa’ya (Pargalı İbrahim, Ö. 1536) şu hicvi yazmış ve bu hicvi sebebiyle öldürüldüğü nakledilir.
Dü İbrâhim âmed be-deyr-i cihân
Yeki büt-şiken ü yeki büt-nişân
( Dünyaya iki İbrahim geldi. Biri put yıkandı –İbrahim Peygamber- öbürü put diken – İbrahim Paşa-)
Hicvin diğer bir yönü de küfür ve müstehcenlik(şetm)dir. Türk edebiyatında hicvin bu yönü de oldukça yaygındır. Karşısındakini kaba ve çirkin sözlerle küçük düşürmeyi hatta yıkmayı hedefleyen bu hicivlerden birini de Türk edebiyatının hiciv ustalarından sayılan Nef’i (Ö. 1635) yazmıştır:
Kim s…r kîrine şimdengerü Dilkeç Ömer’ün
Fercini Kîrli Nigâr’un gidi pek yırtamadı
Kim takar bir dahi ya g…ine ol forkun kim
Burnına ol köpegün bir kavara çertemedi
(kîr: erkeklik organı, ferç: kadınlık organı, gidi: pezevenk, hafif küfür, fork: ağır hakaret sözü, ahlaksız kadın, kavara: yellenmek, çertmek: kakmak, dikmek)
Bu şiirde Kîrli Nigâr (Ganizade Nâdirî -ö. 1626) agır sözler ve küfürlerle aşağılanmaktadır. Burada kişisel husumet dolayısıyla belki hicvin dozu artmış, ancak herhangi bir sebep belirtilmemiştir.
Kişisel anlaşmazlık ve husumetlerden dolayı hiciv yazma geleneği sadece yönetici sınıf ile şair arasında değil iki şair arasında da görülebilmektedir. Şair Vehbî (Sünbülzade, ö. 1809) ve Sürûrî (ö. 1813) arasında da böyle bir ilişki vardır.
Kadılıkda halka fitne salıvirdün Vehbîyâ
Vakt-i azlünde giriftâr eyledi anlar seni
(Ey Vehbi, kadılık görevindeyken halka fitne saldın ama görevinden atılman da onlar yüzünden oldu)
Sokdılar dama sokaklarda alup etrâfını
İt gibi dögdi ulutdı bekçi segbanlar seni
(Seni sokaklardan alıp hapishaneye attılar ve köpek bekçileri seni dövüp it gibi uluttular)
Kişiyi hedef alan hicivlerde şairlerin söz vadisinde karşılıklı atıştıkları da görülür. Karşılıklı atışma biçimindeki hicivlere “mühâcât” denilmektedir.[3] Basîrî (ö. 1535) Revânî’ye sunduğu kasidenin karşılığında aldığı ücreti beğenmeyince şu hicvi yazar:
Vardum Revânî matbahına tu’me isteyü
Gördüm harabesini acından köpek kusar
(Revani’nin mutfağına gelip azık istedim ama onun evinde köpeğin bile acından kustuğunu gördüm)
Revânî ise buna karşılık şu şiiri söylemiştir:
Ey Basîrî katı gönli karadur şu hînüñ
Gel e insâf idelüm sen de biraz alacasın
Didim bu ikisinden acaba kangısı yeg
Didi biri toñuzuñ alacasın karacasın
(Ey Basiri, su kurnazın yüreği çok karadır. Gel insaf edelim sen de biraz alacasın-bir tür deri hastalığı- bu acaba bu ikisinden hangisi üstündür dedim, dedi domuzun alacasından bile karacasın)
Divan Edebiyatında hiciv türü çok yaygındır. Bu alanda Şeyhî, Figânî, Fuzûlî, Bağdatlı Rûhî, Veysî, Nef’î, Sünbülzade Vehbî, Fehîm-i Kadîm, Osmanzâde Taib, Sürûrî, Nev’izade Atâî, Küfrî Bahâyî, Tırsî, Nâbî, Keçecizade İzzet Molla, Ziya Paşa, Namık Kemal isimleri öne çıkanlardır. Hiciv Ustası Nef’i den bir hicivle bitirelim:
(Gürcü Mehmet Paşa hakkında hicviye)[4]
Gürc-i hınzır a samsun-ı muazzamı a köpek
Kandasın kanda nigeh-bâni-i âlem a köpek
Vây ol devlete kim ola mürebbîsi anın
Bir senin gibi denî cehl-i mücessem a köpek
Ne güne kaldı meded Devlet-i Al-i Osman
Hey yazık hey ne musibet bu ne mâtem a köpek
Ne ihanettir o sadra bu zamanda andan
Olmaya sâhibi bir âsaf-ı ekrem a köpek
Pây-mâl eylediniz saltanatın ırzını hep
Yok yere oldu telef ol kadar âdem a köpek
Sen kadar düşmen-i devlet mi olur hınzîr
Ne durur saltanatın sâhibi bilmem a köpek
Add olunsa eğer esbâb-ı nizâm-ı devlet
Seni kati eylemedir cümleden akdem a köpek
Ehl-i dil düşmeni din yoksulu bir mel’unsun
Öldürürlerse eğer can-be-cehennem a köpek
Sende İslâm eseri olsa eğer zerre kadar
Eylemezdin Alaman-zâdeyi hem-dem a köpek
Bu kadar cürm ile sen sağ olasın da yine ben
Vacibü’l-katl olam ey bahtek-i azlem a köpek
Hele bu hükme gâvur kadısı olmaz râzî
Kanda kaldı ki müselmân-ı müsellem a köpek
Seni hicv etmek ile katle neden istihkak
Sen nesin bilmem eyâ kâfir-i mübhem a köpek
Sana şetm eylemek olursa eğer katle sebeb
Katl-i âm eyle heman durma dem-â-dem a köpek
Bî-güneh katle rızâ var mı şerîatte sor â
Gör ne der hazretti müfti-i mükerrem a köpek
Tutalım müfti sükût eylese hak söylemede
Yok mu bir dâd-ger ü a’del ü ahkem a köpek
Hak götürdü arabı gitti hele dünyâdan
Kim götürse akabince seni bilsem a köpek
File nâ-çâr meğer yükledeler tâbûtun
Çekemez cife-i murdârını âdem a köpek
Fîller de çekemezse ne aceb lâşeni kim
Var mı bir sencileyin dîv-i mücessem a köpek
Çâk çâk etmiş iken tîğ-i zebânımla seni
Kanda buldun bu kadar yâreye merhem a köpek
Ki ferâmûş edip ol mertebe zahmın acısın
Kudurup yine ısırdın beni muhkem a köpek
Sonra duydum seni ol fâhişe kişkirdiğini
Hak belâsın vere ol fâhişeye hem a köpek
Ondan a’lâ bilir olmazdı benim kadrimi hiç
Yalınız ben demezem der bunu âlem a köpek
Garazım cehlini tahkiktir anın yohsa
Sen kadar har olayım kendim öğersem a köpek
Sana nisbetle har-ender-har iken Veysî’ye
Yaraşır dense har-ı Îsi-i Meryem a köpek
Sen kadar har da olur mu acabâ dünyâda
Harsın ammâ har-ı Deccâl ile tev’em a köpek
Kâfirim ger seni hicv ettiğime nâdim isem
Hak huzûrunda ya senden utanursam a köpek
Her ki bâ-mâ bi-sitîzed be-hudâ istîzed
Hak elimde ne kadar çerb çalarsam a köpek
İ’tikâdımca gazâ eyledim inşâ-allâh
Hak sözü söylemeden hiç usanmam a köpek
Men ne anem ki zebûnî-ı keşem ez-çarh-ı felek
Feleği hicv ederim cevrini görsem a köpek
Haşre dek sağ kalursam da sana şetm ederim
Hak sözü söylemeden hiç usanmam a köpek
Hâtır-ı devlet için yâ taleb-i cennet için
Terk olur mu bu kadar ma’ni-i mülhem a köpek
Beni incitmeyiceksen yine bu hicv-i cedîd
Olmamıştı dahi va’llâhi musammem a köpek
Nef’î
Yaşar Vural
[1] Mütercim Asım, Kâmus Tercümesi, Matbaatü’l Osmaniyye, 1305, C. III, s. 954
[2] Atilla Özkırımlı, Türk Edebiyatı Ansiklopedisi, C. III, Cem Yay. İst. 1987, s. 634
[3] Kamus tercümesi, C.III, s.954
[4] Cem Dilçin, Türk Şiir Bilgisi, TDK yay. Ankara, 1997, s. 264
Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yok.
Bu yazıya yorum yapabilirsiniz.