Mersiye-yi Reşîd Pâşâ
Felektir ol ki bulunca vücûd her eşyâ
Vesâil -î adem ü mahvını eder peydâ
Felektir ol ki dahî gelmeden bu eşbâha
Verir meşimede tıfl-î cenîne hûnu gıdâ
Felektir ol ki eder bir sabî-yi ma’sûmu
Pelâs pûşî mihen gâhvâre-bend-i anâ
Felektir ol ki eder behr-i terbiye tıflı
Zebûn-i sîli-yi üstâd ü pençe-yî lâlâ
Felektir ol ki eder akl-i hikmet-âmûzu
İkaal-bend-i habâyâ-yi fikr-i derd ü belâ
Felektir ol ki hezâr imtinanla katre verip
Alır usâre-yi hûn-î ciğer ile deryâ
Felektir ol ki verir derd-i ser zamanlarca
Verirse her kime bir lâhza cür’ayî sahbâ
Felektir ol felek-î bî-aman ki çeşmesine
Gelen attâşı eder hûn-i dil ebed-irvâ
Felek bir öyle felektir ki cân alır yerine
Ederse her kime nân-pâre-yî hayât i’tâ
Bir âsiyâb-ı felâkettir âsiyâb-ı felek
İçinde gendüm-i gerdanıdır semâ vü semek
Bu âlem-î aceb-efzâ acîb âlemdir
Ukûlün anda bedîhîsi ayn-i mübhemdir
Hayât addedilen hem-nejâdıdır mevtin
Sürür vehm olunan fikr olunsa mâtemdir
Ne rütbe mertebe bulsa kişi bu âlemde
Yine zebûn-i ecel olması musammemdir
Nice Sikender ü Cemşîdler ne Dârâlar
Defîn-i hâk-i meğâk olduğu müsellemdir
Yazık ki tu’me-yi mûrân-ı lâhd-i zillet ola
O ten ki bister-i i’zâzda mükerremdir
Dirîğ kim ola bâzîçe-yî kilâb âhir
O ser ki bâliş-i zer-kâr üzre mükremdir
Ne nâm ü şâm olan ehl-i iştihâr geçti
Ki nâmı mensi-yi idrâk-i nev’-i âdemdir
Şükûh ü satvet-i iclâli mahv eder fî’l-hâl
Ecel ecel denilen bir belâ-yı mübremdir
Kanî ol âsaf-ı devran Reşîd Pâşâ kim
Fezâil-î selefe fazl-ı zâtı akdemdir
Dirîğ dîdeden ol nûr-i dîde oldu nihân
Sezâ kıyâmete dek matem etse halk-ı cihân
Vücûdü âlem-i ihsânın âf-tâbı idi
Fütâde-gân der-i lûtfunda kâm-tâbı idi
Mehâm-ı kârda hallâl-i müşkilât-ı ümem
Ya re’y-i sâibi yâ hükm-i bâ-sevâbı idi
O şeh-süvâr-ı fehâmet ki binse âlâya
Celâl tevsen-i iclâlinin rikâbı idi
Nihâl-i ravza-yı irfân idi elinde kalem
Midâdı bâğ-ı kemâlâtın âb-ü-tâbı idi
Bir ehl-i âcz suâl-î terahhum etse eğer
Kabül-i hâcet anın evvel-î cevâbı idi
Havâs şâkir idi hüsn-i iltifâtından
Avâm bende-yi halka-begûş-i bâbı idi
Meded-res-i zuafâ dest-gîr-i mazlûmân
O ma’den-i keremin lûtf-ı bî-hisâbı idi
Garîb ü âciz ü dil-rîş ü derd-mendânın
Melâzı bâr-geh-i âtıfet-meâbı idi
Fakîr ü bây ü sigaar ü kibâr el-hâsıl
Umûm müftehir-î bâb-ı intisabı idi
O şem’ gitti hezârân çerâğ söndü diriğ
Ne hanedanlara ye’s ü kesel göründü diriğ
Sipihre yûf edip izhâr vaz’-ı gaddârı
Nazardan etti nihân ol sütûde-girdârı
Sipihre yûf o belîğ-ül mekaali kıldı hamûş
Eder iken fusahâyı hamûş güftârı
Sipihre yûf ki o mihr-i münevver etti ufûl
Cihâna şâmil iken iltimâ-ı âsârı
Sipihre yûf ki o bedr-i münîre erdi husûf
Münevver eyler iken kâinâtı envârı
Sipihre yuf ki makaam etti bister-i hâki
O zâta kim eser-i hayr idi bütün kârı
Sipihre yuf felek-i zâlime hezâran yûf
Ki gaaib etti bir öyle güzîde-etvârı
Ol âsaf-î hikem-âmûz ü fazl-pîrâ kim
Karîn-i hikmet, idi cümle tarz ü mişvârı
Edîb ü kâmil ü hayr-âzmâ ki şâyandır
Olursa zikri zebanlarda haşre dek câri
Sitâre-yî şeref-efşan ki r’ey ü hikmette
O sâbit ü vükelâ olmuş idi seyyârı
Hülâsa akl ile olmuştu müsteşâr-ı düvel
Misâli âleme gelmez ve gelmedi evvel
Fenâdan eyleyip ol âsaf-i yegâne güzer
Bıraktı âleme hicri ile gumûm ü keder
Berâber aldı götürdü ulûm ü irfânı
Anınla gitti fünun-î kemâl ü fazl ü hüner
Hüner-verâm yetîm etti ol sühan-pîrâ
Sühan-verânı garîb etti ol hüner-perver
Fakîre yâver ü nâsır zelîle yâr ü muîn
Garibe müşfik ü hâmî idi yetîme peder
Sehâda Hâtem idi ma’delette Nûşirevân
Atâda Ma’n idi ihsân ü lûtfda Ca’fer
Ne hâcet eylemek evsâf-ı hasletin ta’dâd
Kemâl-î fazlı için işte bu delîl yeter
Ki câh-ı Sadra gelip altı def’a verdi şeref
Yine o mesned-i âlîde kıldı adne sefer
Hüdâ o sadr-ı felek-câha dâr-ı ukbâda
Serîr-i sadr-ı muallâ-yı adni ide makar
Civâr-ı türbede bu can-güdâz mersiyyem
Teessüf üzre okunsun zamân-ı haşre kadar
Sezâ verir ise târîhi hüzn-i bî-gaaye
Cinânı Hak kıla melce’ Reşîd Pâşâ’ye
Ziya Paşa (1858)
Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yok.
Bu yazıya yorum yapabilirsiniz.