GERİCİLİK VE GERİCİLİK ÜZERİNE – Galip Erdem
ÇOK partili demokratik sistemin memleketimizde de uygulanmağa başladığı günden beri, bilhassa 1950 yılından itibaren, bazı belli şahıslar ve teşekküller muntazam aralıklarla – âdeta devri bir şekilde – ortaya atılan «gericilik» iddiaları bir kere daha günün konusu haline getirilmek isteniyor. Bu hususta söylenen ve yazılanları dikkatle takip edenler ana hatları ile hiç değişmeyen bir oyunun bilmem kaçıncı defa sahneye konuşunu seyretmiş gibi oluyorlar. Oyunu tanzim edenler, oynatan ve oynayanlar – pek ehemmiyetsiz bâzı değişiklikler bir yana bırakılırsa – hep aynı kimseler. Perde, artık herkesin tanıdığı «ilerici» gazetelerin en iri puntolarla verdiği, hep birbirine benzeyen başlıklarla açılır: «irtica hortluyor. Filân şehirde, yahut falan kasabada gericilik cereyanları başladı.» Hemen arkasından, yine artık herkesin tanıdığı gayet ünlü «uyarıcı!» başyazarlarla fıkra kürsüsü ordinaryüslerinin yürekleri sızlatan pek acıklı feryatları başlar: «Nereye gidiyoruz? Sonumuz ne olacak? Tehlike büyüktür! Vakit geçirmeden bu adamların başını ezmeliyiz..» Bunları, yine muayyen siyasetçilerin şatafatlı nutukları takip eder: «Gericiliğe taviz veriliyor. Devrimler tehlikede.» Nihayet bâzı talebe dernekleri temsilcilerinin, çok defa kaçınılmaz bir zarûret duygusuna kapılarak söylediği: «Gericiliği ezeceğiz. Devrimlerin bekçisiyiz» gibi sözler, umumiyetle, oyunun bittiğini ilân eder. 15 yıldır, yılan hikâyesine rahmet okutan bu konuda çok şeyler söylendi, çok şeyler yazıldı. Buna rağmen, «gericilik» sözü ile nasıl bir zihniyetin kastedildiği, açık olarak hâlâ bir türlü anlaşılamadı. Bâzı şahısları, teşekkülleri ve davranışları gericilikle itham eden siyasetçi ve gazeteciler, gericilikten ne anladıklarını akla yakın bir izah içinde ifade edemedikleri gibi, itham ettiklerinin hangi sebeplerle gerici olduklarını da ortaya koyamadılar. Oysa, zaman zaman memleket çapında bir hâdise haline getirilmek istenilen böylesine hassas bir konuda, «gericilik» iddiasını ileri sürenlerin «gericilik» anlayışlarını bilmekte mutlak zarûret vardır. Çünkü, «gericilik» sözü matematik mefhumlarının kesinliğine ve herkes için müşterek bir mânâya sahip değildir. Aynı dünya görüşüne mensup bulunanların gericilik anlayışları arasındaki farkı ihmal etmemiz mümkün olsa bile, birbirine zıt dünya görüşlerinin bu mefhuma verdikleri mânâlar arasındaki farkı daima göz önünde bulundurmak mecburiyetindeyiz. Aksi halde, samimiyetlerinden ve vatanseverliklerinden şüphe etmek istemediğimiz bâzı kimselerin çok defa yaptığı gibi «irtica ile mücadele ediyoruz» diyerekt mensubu olduğumuz ve benimsediğimiz bir nizamın temel değerlerini yıkmağa çalışmak gibi kötü bir mâceraya sürüklenebiliriz. Bâzı siyasetçiler ve gazetecilerle bir kısmı ilim âlemine mensup münevverlerin bu noktaya dikkat etmemeleri, söylediklerine inandırmağa, hattâ bu kadarı ile yetinmeyip zaman zaman tahrik etmeye çalıştıkları kimselere, bilhassa gençliğe karşı sorumluluklarını müdrik olmamaları hazin bir keyfiyettir. Bu sebeple, daha ziyade, inkılâpların korunması konusunda büyük bir hassasiyet gösteren yüksek tahsil gençliğinin tel’in ve takdirlerine esas olması gereken ölçüleri belirtebilmek ümidi ile faydalı olacağım sandığımız bâzı hususların kısaca izahına çalışacağız.
Önce, Batı medeniyetine, hür dünya dediğimiz ve bizim de dahil olduğumuz âleme hâkim olan görüşün «gericilik»e verdiği mânâ ile, Atatürk’ün «Türk âleminin en büyük düşmanı» olarak tavsif ettiği komünizmin, gericilik anlayışını ve aralarındaki farkı tâyin etmek lâzımdır.
Çeşitli târiflerin yapılması mümkün olmamakla beraber, esas olarak, anti – komünist – umumiyetle milliyetçi- görüş muvacehesinde gericilik: «Zamanın şartları ve cemiyetlerin yapısına göre değişen, bir ölçü içinde, insanlığın gelişmesine; daha iyiyi, güzeli ve doğruyu arayıp bulmasına mâni olmaya çalışan ve zararı, yahut hiç değilse faydasızlığı, tecrübe ile sabit olmuş eski bir nizâma dönme gayretlerinin ifadesidir.»
II
MAZİ ile ilgilenmek, geçmişin tecrübelerinden istifade etmek, hattâ gerekirse daha eski bir sisteme dönmek mutlaka bir gericilik işareti değildir. Aksi iddia edildiği takdirde, tarihin kaydettiği en büyük inkılâp hareketlerinden biri olan rönesansa, zamanından iki bin yıl öncesinin düşünce tarzını ve ilim anlayışını diriltmek noktasından ilham aldığı için korkunç bir gericilik hareketi gözü ile bakmak icab eder- di. Ayrıca herhangi bir memlekette gericilik tehlikesinden bahsedilebilmesi için, bu istikametteki zihniyetin ferdî şuurun malı olmaktan çıkıp, teşkilâtlanmış bir topluluğun malı haline gelmesi iktiza eder. Asgarî şart olarak, gericilik isnadında bulunabilmeğe hak kazanmak için, böyle bir zihniyetin belli bir kitlede yaygın bir hale gelmiş bulunması lâzımdır. Bu görüşün kabul edebileceği gericilik anlayışının birçok misâllerini göstermek mümkündür. Biz burada, inkılâpçılık gibi gösterilmek istenmesine rağmen, hakikatte tipik bir gericilik örneği olan iki misâl vermekle yetineceğiz: Dilde tasfiyecilik zihniyetine sahip olmak gericiliktir. Çünkü, tasfiyecilik daha önce tecrübe edilmiş, hiç bir faydası olmadığı, üstelik kültür anarşisine sebebiyet verdiği için vazgeçilmiştir. Bugün, aynı tecrübeyi tekrarlamağa çalışmak, gericiliğin tâ kendisidir.
Muhterem Prof. Mehmet Kaplan’ın bir yazısında bir felsefe doçentine ait olduğu tasrih edilen şöyle bir bölüm okumuştum: «Bizim, yâni genç neslin mazi ile hiç bir alâkası yoktur. Bizi yalnız ve yalnız batı medeniyeti ilgilendirir. Halka en ilmî şekilde de olsa, dinden ve tarihten bahsetmek tehlikelidir ve devrimlere aykırıdır.»
îşte bu zihniyet de mutlaka mücadele edilmesi gereken bir gericilik örneğidir. Çünkü mazi ile, maziden hale intikal eden millî kıymetlerle, dinle her türlü alâkayı kesmek şıkkı zaman zaman tecrübe edilmiş, çok kötü sonuçlar verdiği görülmüş ve vazgeçilmiştir.
Bu konu, pek tabiî çok daha geniş izah ve tahlillere müsaittir. Ancak, demirperde dışındaki dünyaya ve dolayısiyle memleketimize hâkim olan ve insanlığa «istihsal unsuru» olmanın çok üstünde haysiyet tanıyan telâkki karşısında gericiliğin mânası, kısaca, bundan ibarettir.
Buna karşılık, komünizme göre gericilik yukarıdaki târifin tamamen dışında kalan apayrı bir mefhumdur.
Marksizmin hedefi, bilindiği gibi işçi diktatörlüğünün kurulmasıdır – Tabiî, nazariyedeki hedefinden bahsediyorum – ve Marksizme göre; işçi diktatörlüğünün gerçekleşmesine engel olan veya daha açık bir ifade ile, işçi diktatörlüğünün kurulması için sarf edilen gayretlere katılmayan her hareket, her düşünce gericiliktir. Kapitalist nizama ait müesseseleri korumağa çalışmak, bu nizamı yıkmak için yapılan faaliyetlere mâni olmak gericiliktir. Yine komünistlere göre, kapitalist burjuva nizamının yıkılması için bu nizamın en kuvvetli müessesesi olan milletin yıkılması şarttır. Bu sebeple, millî şahsiyeti muhafazaya yönelmiş çalışmalar gericiliktir.
Milleti yıkmak, milleti meydana getiren müesseseleri yıkmakla mümkündür. Ve yine aynı sebeple komünistlerin nazarında: Allah’a inanmak, dindar olmak, cemiyette dinî hayatın hürriyet içinde yaşanmasını müdafaa etmek gericiliktir. Tarihi sevmek, tarih şuuruna sahip bulunmak, ataların hâtırasına bağlı kalmak gericiliktir. Aile müessesesine değer vermek, ahlâkî endişelere sahip olmak gericiliktir. Hülâsa, milliyetçi olmak ve millî şahsiyetin muhafazasını arzu etmek, bu uğurda çalışmak komünizmin anlayışına sere gericiliktir. Çünkü, biraz önce de belirttiğimiz gibi komünizmin hakiki hasmı millettir. Ve yine onlara göre millet sevgisi dünya işçilerinin birleşmesine mâni olan menfur bir duygudur.
Biri hür dünyaya, diğeri komünizme ait olan ve birbirleri ile hiç yakınlığı bulunmayan bu gericilik anlayışları dışında üçüncü bir anlayış daha vardır ki, sadece memleketimize mahsustur.
Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yok.
Bu yazıya yorum yapabilirsiniz.