BİR TİYATRO ERMİŞİ – Haldun Taner
Bakın ne diyor:
«Ben hayatımı, ruhumu, sağlığımı, sevgimi, kısacası her şeyimi seve seve bu tiyatro denen ideale harcadım ve bu savurganlıktan mutluluk duydum. Hiçbir şey yapamadımsa bile, ona ömrümü vermekle cömertliğimi ve sevgimi gösterdim ya, bu bana yeter.»
Bu gelgeç, kapkaç ve uçarı ortamda tüm varlığını bir ömür boyu tek bir amaca adamak başlı başına bir marifet Muhsin Ertuğrul’un en büyük gücünü önce bu büyük sevgide ve tutkuda aramalı.
Onu da ailedeki büyükleri gibi yüksek bir bürokrat, ya da bir hariciyeci yapmayı kuran babası, bir gün oğlunun her şeyi tepip, on altı yaşında evden kaçıp, ailesi ile köprüleri yıkıp, açlığı göze alıp oyuncu olacağım nereden bilebilirlerdi. Ne olmuşsa, o Kuşdili Çayırında birlikte gittikleri tiyatrolarda olmuştu. Daha sonra da Mınakyan’ı seyrederken. Bu suskun, çekingen çocuk tiyatroya orada tutulmuştu.
Tutku İnsanı
Sıcak ve konforlu baba evini, güvercinli bir geleceği hiçe sayıp hele o devirde, bu serüvene atılmak ne demektir? Yoksulluğu, açlığı göze almak demektir. Toplumun oyuncuyu hakir gören budalaca şartlanmasını karşısına almak demektir. İnsanın içini ısıtan böyle yüce bir aşk olursa aç da kalır, soğukta da titrer, ama yaşamın, yoğun yaşamın sırrına da erer. Paris’te kuru ekmekle geçen haftalar sonunda pazar günleri kestane yiyebilmeyi bile mutluluk sayar olabilir.
Öğrenmeye susamış bir delikanlı için artık tekdüzelik kalmaz, can sıkıntısı kalmaz, her gün bir önceki günün üstünde bir basamak olur. Yeni bilgiler, yeni sevinçlerin kaynağını oluşturur.
Bu verimli açlık, Muhsin Ertuğrul’u son dakikalarına kadar bırakmamıştır. Bu büyük aşk onun yaşamının içeriğidir.
Şu halde Muhsin Ertuğrul önce bir aşk, bir tutku insanıdır.
İrade İnsanı
İnsanın on altı yaşında evine, ailesine toplumun çarpık yargılarına kafa tutabilmesi için, sadece büyük bir aşk yetmez. Kendine güvenmesi de gerekir. Muhsin Ertuğrul, herhalde daha o yaşta oturup düşünmüş, olacakları tahmin etmiş, kendi iradesini, direnme gücünü ölçüp biçmiş, bunlara dayanabileceğini kestirdikten sonra bu savaşıma atılmıştır. Büyük aşklar bir süre sonra saman alevi gibi sönebilir. O gücü tavında tutabilmek için ayrıca çelik bir irade zorunludur. Muhsin Ertuğrul’un bir başlıca niteliği de bu kendini tartış, kendisiyle uğraşış, kişiliğini durmadan oluşturuş ve yenileyiş gücüdür. İrade gücüdür. Esasen yaradılıştan da nazik, saygılı, çok duygusal, alçakgönüllü, olgun, insancıl mayasını o, ömrü boyunca daha da işlemiş, geliştirmiş, kültürle, sanatla, estetikle bezemiş, bu olgunluğu her anında yaymış, uygar mı uygar bir insan örneği olmuş çıkmışsa, bunu o demir gibi iradesine borçludur.
Şu halde Muhsin Ertuğrul, aynı zamanda bir inanç ve irade insanıdır.
Onurlu İnsan
İnsancıl yaklaşımı onu nasıl her insana karşı saygılı olmaya itiyorsa, kendi kendine de saygılı ve tutarlı olmaya zorlamıştır. Onca bu saygıya layık olmayanlar, ilkel içgüdülerine gem vuramamış hışırlar, ihtirastan baş alamamış politikacılar, bencilliklerini içlerinde eritememiş aydınlar ve saplantılarının tutsağı kalmış gericilerdir. O, bunlara karşı bile acıma ile karışık bir hoşgörü eğilimi göstermiştir. Ama bazen küstahlığı, onun yolunu engelleyecek raddeye çıkardıkları zaman sabrının taştığı da olmuştur. İşte o zaman o suskun, o çekingen adam hiç ummadığımız sert tepkiler göstermiştir. Değer yargıları dağarında mevki, mansıp, iktidar, rahat, para, güvence sözcüklerine hiç mi hiç yer vermemiştir. Ayrıca hem yaradılışından, hem olgunluğundan gelen büyük tokgözlü- lüğü de vardır. İnsanları çıkarlarından yakalayıp istedikleri yere sürüklemeye alışmış olanlar, bu gibi niteliklerden yoksun oldukları için, hocanın neden bu kadar ilke sahibi, bu kadar kesin, bu kadar ödünsüz olduğuna bir türlü akıl erdirememişlerdir. Bu durumlarda hiç duraksamadan şapkasını almış, kapıyı çarpıp gitmiştir. Onursuz adamdan onurlu iş çıkamayacağını bize o öğretmiştir. Nice ağır hastalıkların bile -zatürreeli olarak işinin başında çalıştığına tanık olmuşumdur- onu ayıramadığı tiyatrodan zaman zaman geçici de olsa bu onur tepkileri ayırabilmiştir.
Şu halde Muhsin Ertuğrul bir onur insanıdır.
Muhsin Ertuğrul fenomenine elbet çeşitli açılardan yaklaşılacaktır. Ben bu kısa yazıda sadece Muhsin Ertuğrul’u, Muhsin Ertuğrul yapan üç psikolojik veriden söz ettim. Her bilge gibi ölüme kendini genç yaştan beri alıştırmıştı. Her zaman başucunda hissettiği ölümdür ki, onu böylesine inanılmaz bir aksiyon adamı yaptı. Başkasının dört emre sığdıramayacağı hizmetleri bir ömür süresine sığdırdı. Evrensel bir din saydığı tiyatroyu halk kitlelerinin uyanması, bilinçlenmesi, aydınlanması için en büyük araç sayıyordu. Ölüm bu gepgenç, bu dipdiri, bu atılgan ve canlı insanı yatağında değil, bir kapı önünde ayakta aldı götürdü.
Unutulmayacaktır. Unutulamaz ki. Öncü olarak. İnsan olarak, sanatçı olarak. Halkın dostu, toplumun hocası olarak Millete mal olmuş bir anıt olarak.
(Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil, s. 164-167)
Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yok.
Bu yazıya yorum yapabilirsiniz.