ramazan – Edebice Dergisi http://edebice.net Resmi Web Sitesi Fri, 15 May 2020 21:52:50 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.6.18 Ezan’ı Beklerken http://edebice.net/2019/05/06/ezani-beklerken/ http://edebice.net/2019/05/06/ezani-beklerken/#respond Mon, 06 May 2019 17:41:26 +0000 http://edebice.net/?p=10592 Erzurum’u bilir misiniz? Hani soğuğu, kışı fena olan şehir. Kar yağdıktan sonra geceler boyunca ayaz çeker. Üşür de üşürsünüz Erzurum’u iyi bilirim. Ömr-ü hayatımın altı yılını geçirdiğim şehirdir. Evliya Çelebi;

Ezan’ı Beklerken yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
cami-2350512_1920
Erzurum’u bilir misiniz? Hani soğuğu, kışı fena olan şehir. Kar yağdıktan sonra geceler boyunca ayaz çeker. Üşür de üşürsünüz
Erzurum’u iyi bilirim. Ömr-ü hayatımın altı yılını geçirdiğim şehirdir.
Evliya Çelebi; “ere zulüm olan yer” der bu şehir için. Orada kışa rastladın mı diye soranlara Evliya: “On bir ay yirmi dokuz gün kaldım, halk yaz gelecek dedi ama ben görmedim” der.
İkliminin soğukluğuna karşın insanı sıcaktır. Misafirine ikramı seven, dost canlısı insanlardır.
Evet, yerden buzu kalkmazdı bu şehrin. Evlerin saçaklarında –bazen birkaç metreyi bulan- buz sarkıtları olurdu. Bir aşağıya bakardınız kayıp düşmemek için; bir yukarı bakardınız saçaklardan sarkan bir buz parçasının hedefi olmamak için. Ancak hele o buzun üzerine ince bir kar yağdıysa işte o zaman aman dikkat! Yukarıdan aşağıya havuz başına kadar eğimli olan Cumhuriyet Caddesi’nde yürürken kayıp dünyaya tersten baktığım birkaç düşüşüm olmuştur ki sormayın.
Soğuk ve kar üzerine Erzurum hakkında çok şey söylenmiştir. Ben yeni bir şey söyleyecek değilim bu konu üzerine.
***
Erzurum’un bir de ramazanı, iftarı, teravihi vardır ki tadından yenmez. Ulu Cami’de Lalapaşa’ da kılınan teravihleri hatırladıkça burnumun direği sızlar, hayali cihan değer.
Ayran aşının, kadayıf dolmasının, su böreğinin, kıtlama çayının eksik olmadığı iftar sofralarının tadı hala damağımdadır.
Buyurun benden size bir iftar anısı:
Öğrenciliğimin ikinci yılıydı.
Erzurum tren istasyonuna yakın Gürcü kapı semtinde bir apartmanın birinci katında beş arkadaşımla birlikte kalmaktaydık. Mevsimlerden kış, aylardan ocak, sene 1998.
İmkânları birbirine yakın olan, Anadolu’nun değişik yerlerinden gelmiş beş arkadaş mezun olup hayata atılmanın hayali içinde makarnayla, çorbayla karnımızı doyurup kardeş gibi koyun koyuna yatarak günlerimizi geçiriyorduk. Günlerin kısacık olduğu o kış günlerinde akşam ezanı saat 16.00 gibi okunurdu.
Bir hafta sonu bir yıl önce öğrenci yurdunda beraber kaldığımız arkadaşlarımızı iftara davet etmeye karar verdik.
O günü evde hazırlık yaparak geçirdik. Güzel yemek yapan bir arkadaşımız yemekleri yapacak, bir diğeri sofrayı kuracak, diğerleri bulaşığı yıkayacak… Misafirlerimiz öğleden sonra geldi. Yemekler ocağa kondu.
Vakit geldi geliyor derken hiç beklemediğimiz bir aksilik geldi; kapıya dayandı. Tüp bitmişti. Salladık, yan yatırdık. Nafile… Yemekler ocakta kaldı. Ezan okundu okunacak. Salonda oturan arkadaşlar oruçlu ve aç. Biz aç kalırız, sorun değil. Ama misafire mahcup olmak var. O zamanlar cep telefonu yeni yeni duyuluyor ve henüz hiçbirimizde yok. Tüpçüyü dışarıdaki ankesörlü telefondan arıyoruz ama cevap veren yok.
Hemen bir arkadaşımızı tüpçüye gönderdik. “Aman!” dedik; “tüpsüz gelme”. Zaman geçiyor ve artık ezanın okunmasına neredeyse on- on beş dakika kaldı. Ne gelen var ne giden. İçeride oturan arkadaşların haberi olmasın diye uğraşıyoruz ama hepimiz bir telaş içerisindeyiz. Acaba ne yapsak?
Tam bu sırada bir arkadaşımızın aklına bir fikir geliyor. Komşularımızdan birinden piknik tüpü denilen küçük tüplerini istemeyi akıl ediyoruz.
Hemen üst katımızda bulunan komşumuz aklımıza geliyor. Bu komşumuz bizi her gördüğünde selam verir, halimizi hatırımızı sorar, hatta bazen de yemek gönderirdi. Böylesine sıkışık bir zamanımızda herhalde bize bu küçük iyiliği yapardı. Kapısına koştuk, ziline bastık. Bizi gülümseyerek karşıladı. Durumumuzu birkaç cümle ile anlattık. Gülümsedi, anlamlı bir gülümsemeydi bu.
“Bekleyin, geliyorum” dedi.
Küçük bir tüpü beklemenin bu kadar mutluluk vereceğini hayal etmezdik tabii ki. Ama her şey beklediğimizden farklı gelişti.
Ev sahibi az sonra iki elinde iki tepsi ile yanımıza geldi. Birinden nar gibi kızarmış tavuk yemeği, diğerinde ise tereyağı mis gibi kokan pirinç pilavı vardı.
Biz her ne kadar; “tüp istemiştik ama” desek de o getirmeye devam ediyordu. Bu sefer de kadayıf dolması ve su böreği olan iki tepsiyi elimize tutuşturdu. Bu esnada hep tebessüm halindeydi yüzü. Son tepsiyi de elimize tutuşturduktan sonra bizlere şunları söyledi:
“Gençler, şaşırdınız biliyorum. Anlatayım. “Bugün iftara misafirlerim gelecekti. Az önce telefon ettiler ve gelemeyeceklerini söylediler. Ben ve eşim onlar gelecek diye bu yemekleri hazırlamıştık. Ben de bu yemekleri ne yapsam diye düşünürken siz kapımı çaldınız. Buyurun bu yemekler sizin rızkınızmış, afiyet olsun.”
Şaşkınlıktan ve mutluluktan ne diyeceğimiz bilemedik haliyle. Ellerimizde mis gibi kokan lezzetli yemeklerle evimize girdiğimiz anda, minarelerden o kutlu iftar vaktinin habercisi akşam ezanları okunuyordu.

Ezan’ı Beklerken yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2019/05/06/ezani-beklerken/feed/ 0
BAYRAM http://edebice.net/2017/06/25/6330/ http://edebice.net/2017/06/25/6330/#respond Sun, 25 Jun 2017 13:35:32 +0000 http://edebice.net/?p=6330 Bayram.. Anne babaya evlat,evlada anne baba,bekleyene vuslat,yaralıya merhem,yolcuya azık,dertliye derman,hastaya şifa,merhuma rahmet.. Bayram.. Herkese farklı anlamlar getiren bir giz.Şeker tadında geçsin diye adı Şeker Bayramı olsa da Ramazan-ı Şerife ulaşıp

BAYRAM yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
FB_IMG_1498339354690Bayram..

Anne babaya evlat,evlada anne baba,bekleyene vuslat,yaralıya merhem,yolcuya azık,dertliye derman,hastaya şifa,merhuma rahmet..

Bayram..
Herkese farklı anlamlar getiren bir giz.Şeker tadında geçsin diye adı Şeker Bayramı olsa da Ramazan-ı Şerife ulaşıp bu muhteşem ayı layıkıyla geçiren Müslümanlara verilen en özel en güzel ödül, Ramazan Bayramı.

Bayram..
Sevinç, bayram coşku, bayram rahmet… Mini mini ellere yakılan kına, kapı kapı toplanan şeker, beklenen harçlık, e tabi tabak tabak yenen tatlılar..

Bayram..
Ne dünyadakilerin ne ahirettekilerin unutulmadığı harika zaman dilimleri..

Bayram..
Canların cana karıştığı, mutlulukların havalandığı,gönüllerin birleştiği, kalplerin huzura kavuştuğu birlik beraberlik anları günleri..

Bayram..
Bir yanı eksik kalanların hüznü, bir yanı toprak altındakilerin acısı,şehit analarının yarası,yetimlerin gözyaşı,öksüzlerin sırdaşı.

Bayram herkesin farklı bir yanı.

~CâN İÇRE

BAYRAM yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2017/06/25/6330/feed/ 0