öykü – Edebice Dergisi http://edebice.net Resmi Web Sitesi Mon, 08 Jun 2020 22:03:27 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.6.19 17. Dergiye Dokun Kampanyası http://edebice.net/2020/05/30/17-dergiye-dokun-kampanyasi/ http://edebice.net/2020/05/30/17-dergiye-dokun-kampanyasi/#respond Sat, 30 May 2020 08:50:37 +0000 http://edebice.net/?p=11352 Dergiye Dokun kampanyamızın 17.sini düzenliyoruz. Şanslı 10 okurumuza Edebice’nin 22. Sayısını ve Muhammet Erdevir’in “Son Gül için Prelüt” adlı öykü kitabını hediye ediyoruz. Bütün sosyal medya hesaplarımızdan kampanyaya katılabilirsiniz. Yapmanız

17. Dergiye Dokun Kampanyası yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
17. dergiye dokun kampanyası

Dergiye Dokun kampanyamızın 17.sini düzenliyoruz. Şanslı 10 okurumuza Edebice’nin 22. Sayısını ve Muhammet Erdevir’in “Son Gül için Prelüt” adlı öykü kitabını hediye ediyoruz. Bütün sosyal medya hesaplarımızdan kampanyaya katılabilirsiniz. Yapmanız gereken sadece bu paylaşımın altına “Kampanyaya katılmak istiyorum” yazmak ve bu kampanyayı en azından kendi duvarınızda paylaşmak. Dostlarınızı da etiketleyerek onları bu güzellikten haberdar edebilirsiniz. Güzel düşünelim, tüm güzellikler bizimle olsun.

Açıklamalar:

1- Bu paylaşımın altına “Kampanyadan yararlanmak istiyorum” yazıp, bu paylaşımı kendi duvarında paylaşan dostlarımız hediye kampanyamıza katılabilirler.

2- Kampanyamızdan hediye dergi ve kitap kazanan dostlarımızın isimleri 5 Haziran 2020 Cuma akşamı saat 20.00’de sayfamızdan (facebook/edebice.net) ilan edilecektir.

3- Hediye dergi ve kitap kazanan dostlarımıza hediyeleri PTT kargo aracılığı ile ödemeli olarak gönderilecektir (PTT Kargo ücreti 3,5 TL)

 

17. Dergiye Dokun Kampanyası yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2020/05/30/17-dergiye-dokun-kampanyasi/feed/ 0
Edebice Sosyal Medya Söyleşileri-Numan Altuğ Öksüz http://edebice.net/2020/04/21/edebice-sosyal-medya-soylesileri-numan-altug-oksuz/ http://edebice.net/2020/04/21/edebice-sosyal-medya-soylesileri-numan-altug-oksuz/#respond Tue, 21 Apr 2020 08:10:23 +0000 http://edebice.net/?p=11237 Edebice Sosyal Medya söyleşilerinin bu seferki konuğu dergimizin editörü yazar Numan Altuğ Öksüz. Mustafa Tuğrul Çolak ve Numan Altuğ Öksüz’ün söyleşisi 22 Nisan Çarşamba akşamı saat 21.00’de… Söyleşiyi instagram hesabımızdan

Edebice Sosyal Medya Söyleşileri-Numan Altuğ Öksüz yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Sosyal Söyleşi Numan Altuğ

Edebice Sosyal Medya söyleşilerinin bu seferki konuğu dergimizin editörü yazar Numan Altuğ Öksüz. Mustafa Tuğrul Çolak ve Numan Altuğ Öksüz’ün söyleşisi 22 Nisan Çarşamba akşamı saat 21.00’de… Söyleşiyi instagram hesabımızdan (instagram.com/edebicedergisi) takip edebilirsiniz.

Edebice Sosyal Medya Söyleşileri-Numan Altuğ Öksüz yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2020/04/21/edebice-sosyal-medya-soylesileri-numan-altug-oksuz/feed/ 0
Prof. Dr. Şaban Sağlık/Türk İnsanının “İrfân”ını “Hikmet” Boyasıyla Süsleyip Türk Kültürüne Hediye Eden Yazar http://edebice.net/2020/02/26/prof-dr-saban-saglikturk-insaninin-irfanini-hikmet-boyasiyla-susleyip-turk-kulturune-hediye-eden-yazar/ http://edebice.net/2020/02/26/prof-dr-saban-saglikturk-insaninin-irfanini-hikmet-boyasiyla-susleyip-turk-kulturune-hediye-eden-yazar/#respond Wed, 26 Feb 2020 15:00:20 +0000 http://edebice.net/?p=11066 ık   Türk İnsanının “İrfân”ını “Hikmet” Boyasıyla Süsleyip Türk Kültürüne Hediye Eden Yazar ÖMER SEYFETTİN   Büyük yazarlar, hem milletin kalbinde yer edinmeleri hem de mensubu oldukları kültür ve medeniyetin

Prof. Dr. Şaban Sağlık/Türk İnsanının “İrfân”ını “Hikmet” Boyasıyla Süsleyip Türk Kültürüne Hediye Eden Yazar yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
şaban sağlık-21ık

 

Türk İnsanının “İrfân”ını “Hikmet” Boyasıyla Süsleyip Türk Kültürüne Hediye Eden Yazar

ÖMER SEYFETTİN

 

Büyük yazarlar, hem milletin kalbinde yer edinmeleri hem de mensubu oldukları kültür ve medeniyetin sözcüsü olmaları hasebiyle her zaman hatırlanırlar. Ziya Gökalp, bu nitelikteki yazarlar için Türk milletinin “Dili dilime uyan, dini dinime uyan” şeklinde bir tanım yaptığını söyler. Ahmet Yesevi’den Yunus Emre’ye, Mevlana’dan Hacı Bektaş Veli’ye, Hacı Bayram Veli’den Mehmet Akif’e, daha da artıracağımız bu büyük şahsiyetler hep Ziya Gökalp’in tarif ettiği ölçüye uyan örnek şahsiyetlerdir. Bu şahsiyetlerin en bariz vasıflarından biri “milletin ruhu”nu temsil etmeleridir. Yahya Kemal bu şahsiyetler için “Türkiye’nin (Türk’ün) ruhu” tabirini kullanır. Beden yok olup gitse de ruh ölümsüzdür. Dolayısıyla bu şahsiyetlerin ruhu her zaman aramızda dolaşmıştır / dolaşmalıdır.

Burada bahsettiğimiz “ruh” nedir ve bu ruha nasıl sahip olunur? Çok geniş bir cevap hacmine sahip olan bu soruya sadece “irfân” ve “hikmet” kavramlarını hatırlatarak genel bir cevap verebiliriz. Yani Türk Milletinin ruhu, esasında “Türk irfânı”nda saklıdır. Pek çok anlamı olan “irfân”; “bilme, anlama, kavrama, anlayış” gibi anlamların dışında “gerçeği anlama hususundaki güçlü seziş yeteneği, görgü ve sezişten gelen ruh uyanıklığı” gibi bir anlama da gelmektedir. Ayrıca, “Allah’ın gizli sırlarına ve eşyanın hakikatine tefekkür, keşif ve ilham yoluyla vakıf olma” anlamıyla bir diğer önemli kavram olan “hikmet”e yaklaşmaktadır. Hikmet ise “Allah’ın, kulun kalbine eşyanın hakikati hakkında koyduğu, akılla elde edilemeyen kalbî ilim” demektir.[1] Burada “irfân”ın yanına bir de “hikmet” kelimesini ilave etmiş olduk.

İster irfân isterse hikmet diyelim, bu kavramlar Türk-İslam eğitim-terbiye anlayışında oldukça önemli bir yer tutar. Milli Eğitim Bakanlığının eski isminin “Maarif Nezareti” olması boşuna değildir. Burada geçen “maarif” kelimesi Arapçada “irfân” kelimesiyle aynı kökten gelir. Yani, Milli Eğitimin amacı “irfân ehli” insanlar yetiştirmektir. İrfân ehli insanlar için de yine “irfân” kelimesiyle aynı kökten gelen “arif” (kadınlar için “arife”) denilir. Burada “ilim” kelimesini nereye koyacağız? İlim, aklı ve iradeyi eğiterek, insana irfân ve hikmete giden yolu açan en büyük rehberdir.[2] Bu yüzden olsa gerek, “ilim” ve “irfân” bir arada anılır. Hatta problemli insanlar için “Sen hiç ilim-irfân öğrenmedin mi?” şeklinde kalıp bir cümle de kullanılır.

Yazının devamı 21. sayımızda.

Sipariş için tıklayınız.

[1] “İrfân” ve “hikmet” kelimeleri hakkındaki bu bilgileri Kubbealtı Sözlüğü’nden hareketle verdik.

[2] Cemil Meriç Kültürden İrfâna adlı kitabında bu hususları ayrıntılı olarak tartışmaktadır.

Prof. Dr. Şaban Sağlık/Türk İnsanının “İrfân”ını “Hikmet” Boyasıyla Süsleyip Türk Kültürüne Hediye Eden Yazar yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2020/02/26/prof-dr-saban-saglikturk-insaninin-irfanini-hikmet-boyasiyla-susleyip-turk-kulturune-hediye-eden-yazar/feed/ 0
Metin Savaş: Çağdaş Türk Nesrinin Kurucu Babalarından Ömer Seyfettin’in Hikâye Anlayışı http://edebice.net/2020/02/08/metin-savas-cagdas-turk-nesrinin-kurucu-babalarindan-omer-seyfettinin-hikaye-anlayisi/ http://edebice.net/2020/02/08/metin-savas-cagdas-turk-nesrinin-kurucu-babalarindan-omer-seyfettinin-hikaye-anlayisi/#respond Sat, 08 Feb 2020 12:40:44 +0000 http://edebice.net/?p=11026 Ömer Seyfettin, bir metni inşa ederken anlaşılır olmaya, gevezelik etmemeye ve her türlü anlamsızlıktan sakınmaya özen gösterilmesi gerektiğini söyler. Elbette bu Ömer Seyfettin’in edebî metinlerdeki kendi ölçüsüdür. Yoksa bizler farklı

Metin Savaş: Çağdaş Türk Nesrinin Kurucu Babalarından Ömer Seyfettin’in Hikâye Anlayışı yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
metin-savas-21.sayi-pasaj

Ömer Seyfettin, bir metni inşa ederken anlaşılır olmaya, gevezelik etmemeye ve her türlü anlamsızlıktan sakınmaya özen gösterilmesi gerektiğini söyler. Elbette bu Ömer Seyfettin’in edebî metinlerdeki kendi ölçüsüdür. Yoksa bizler farklı tarihlerde yazılmış James Joyce’un Ulysses’ine ya da José Saramago’nun romanlarına bakacak olursak anlaşılır olma kaygısını göremeyeceğimiz gibi, fersah fersah gevezeliği de bu romanlarda buluruz. Ömer Seyfettin ise öykülerinde yalınlığı ve gerçekliği olduğu gibi sergilemeyi seçmiştir. Şu sıralardaki Ömer Seyfettin hikâyelerinin müstehcenliği tartışması Ömer Seyfettin metinlerinin mantığında fuzuli bir tartışmadır. Ömer Seyfettin bir metni inşa ederken evvela teşhirden başlayacaksınız diyor. Dünya ve insanlık gerçeklerini teşhir edeceksiniz demek istiyor. Teşhir sergilemektir. Buna serimleme diyenler de var. Modern Türk öykücülüğünün kurucu isimlerinden Seyfettin, yalnızca dilde ve üslûpta değil, sergilemede de yalınlığı öne sürmektedir. Victor Hugo’nun grameriyle Fransız halkının grameri birdir diyor Seyfettin. Aradaki ayrım, Victor Hugo’nun üslûbu ile hayallerinin, Fransız halkının üslûbundan ve hayallerinden farklı olmasıdır diye de ekliyor. Keza bunun böyle olması gayet tabiidir. Hugo, her muharrir gibi, kendi halkından farklı olduğu için gerçek sanatçıdır, düşünce adamıdır, kısacası aydındır. Sade Türkçeyle yazmayanları eleştiren Seyfettin, bu meyanda, Hamit’in, Cenap’ın, Fikret’in grameriyle Türk halkının grameri ayrıdır diyerek çağdaş Türk edebiyatının yolunu çiziyor.

Devamı 21. sayımızda…

Dergimizi temin etmek için mağazamızdan istekte bulunabilirsiniz.

Metin Savaş: Çağdaş Türk Nesrinin Kurucu Babalarından Ömer Seyfettin’in Hikâye Anlayışı yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2020/02/08/metin-savas-cagdas-turk-nesrinin-kurucu-babalarindan-omer-seyfettinin-hikaye-anlayisi/feed/ 0
Yazarımız Numan Altuğ Öksüz’ün “Ellerim Neden Siyah” Öyküsü Çıktı http://edebice.net/2020/01/02/yazarimiz-numan-altug-oksuzun-ellerim-siyah-oykusu-cikti/ http://edebice.net/2020/01/02/yazarimiz-numan-altug-oksuzun-ellerim-siyah-oykusu-cikti/#respond Thu, 02 Jan 2020 14:46:36 +0000 http://edebice.net/?p=10942 Yazarımız ve yayın kurulu üyemiz Numan Altuğ Öksüz’ün “Ellerim Neden Siyah” Ötüken Yayınları arasından çıktı. Kitabın tanıtım yazısından: Nurcihan, yeniden konuşmaya başladı. İki cümlesinden birinde Gökhan’ın cevaplamasını istediği soruları doğrultuyordu.

Yazarımız Numan Altuğ Öksüz’ün “Ellerim Neden Siyah” Öyküsü Çıktı yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
numan-altuğ-öksüz-ellerim-neden-siyah-

Yazarımız ve yayın kurulu üyemiz Numan Altuğ Öksüz’ün “Ellerim Neden Siyah” Ötüken Yayınları arasından çıktı.

Kitabın tanıtım yazısından:

Nurcihan, yeniden konuşmaya başladı. İki cümlesinden birinde Gökhan’ın cevaplamasını istediği soruları doğrultuyordu. Yanıt alamadıkça sesi de beynini kemiren asabiyet de katlanarak büyüyordu. “Ellerim Gökhan… Ellerim neden siyah?” diyerek bir hazin paragrafa uzandı. Öfkeli soluklardan genişleyip küçülen burnunun üzerindeki iki kehribar tanesinde ılık sular birikti.

“Ellerim… Ellerim Neden Siyah?”

Ellerim Neden Siyah?ta, memleket insanının yoksunluklarının merkezde yer aldığı öyküler karşılıyor bizleri. Numan Altuğ Öksüz, yalın üslubuyla kuruyor öykü dünyasını. Günahları, büyük yıkımları, geri dönüşü olmayan hataları, özlemleri, doğumları, ölümleri, maddi ve manevi imkânsızlıkları, kısaca insana dair ne varsa onları, gerçekçi bir bakış açısıyla ele alıyor.

Yazarımız Numan Altuğ Öksüz’ün “Ellerim Neden Siyah” Öyküsü Çıktı yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2020/01/02/yazarimiz-numan-altug-oksuzun-ellerim-siyah-oykusu-cikti/feed/ 0
Edebice 19. Sayı Çıktı! http://edebice.net/2019/07/17/edebice-19-sayi-cikti/ http://edebice.net/2019/07/17/edebice-19-sayi-cikti/#respond Wed, 17 Jul 2019 16:13:00 +0000 http://edebice.net/?p=10670 Edebice yaz molası vermiyor. Dergimizin 2019 yaz sayısı çıktı. Edebice bu sayı ile birlikte 4. yılına girdi. Bu sayımızın kapak görseli 15. sayımızın da kapak görselini çizen Erkan Morca’ya ait.

Edebice 19. Sayı Çıktı! yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
19. sayı kapak

Edebice yaz molası vermiyor. Dergimizin 2019 yaz sayısı çıktı. Edebice bu sayı ile birlikte 4. yılına girdi.

Bu sayımızın kapak görseli 15. sayımızın da kapak görselini çizen Erkan Morca’ya ait. Yaz sayımızın söyleşisini öykücü Yıldırım Türk ile yaptık. Dr. Elif A. Büyükyılmaz’ın yaptığı söyleşiyi keyifle okuyacağınızı umarız.

Genel Yayın Yönetmenimiz Yaşar Vural giriş yazısında şunları söylüyor:

19. sayı ile huzurlarınızdayız. Yine birbirinden de­ğerli yazı ve şiirleri sayfalarımıza taşıdığımız yaz keyfi­nize keyif katacak güzel bir sayı hazırladık.
“Edebiyat; yalnızlık, sabır ve sevgi işi. Dolayısıyla önemli olan üretebilmektir.” diyor Yıldırım Türk bu sa­yımızdaki söyleşisinde. Bu söze katılmamak elde değil. Sabır ve sevgi ile 19. sayıya kadar geldik. Kalabalıklar­da olduğumuz da söylenemez hani. Uzaktan sevenleri­miz var, sağ olsunlar. Ama biz yanımızda, yakınımızda olanlarla edebiyat yolculuğumuza devam edebiliyoruz. Bu da gerçeğin bir başka yüzü. Aslolan üretmektir, de­ğil mi? Biz de bunu başarmaya çalışıyoruz. Edebiyatın türlü verimlerini, okuma tutkunlarıyla buluşturmaya, edebiyat ırmağına su taşıyan dereler gibi edebî dünya­mızı zenginleştirmeye uğraşıyoruz. Edebiyat dergile­rinin bu işlevi sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesi kül­türel hayatımızın çölleşmemesi, düşünce dünyamızın zenginleşerek gelişmesi için olmazsa olmazlardandır. Bu açıdan bakıldığında üç ayda bir de olsa sizlerle bu­luşmak bize kişisel bir saadet getiriyor görünse de bu, aynı zamanda sosyal bir sorumluluğun gereğidir…
Kıymetli okurlarımız,
Bugüne kadar her sayımızda edebiyat, sanat ha­yatımıza önemli katkılar sunmuş bir veya iki isimle söyleşi yaptık. Bu sayımızın söyleşi konuğu da öykü­cü yazar Yıldırım Türk. Söyleşi editörümüz Dr. Elif A. Büyükyılmaz, öykü editörümüz Numan Altuğ Ök­süz’ün de yardımlarıyla Yıldırım Bey ile güzel bir söy­leşi gerçekleştirdi. Ötüken Neşriyat’tan “Ayrı Düşmüş Zamanlar” ve “Kapıdaki Yüzler” adıyla iki öykü kitabı yayımlanan Yıldırım Türk ile söyleşimizi keyifle oku­yacağınızı umuyoruz.
Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendiğim edebice dergimizde zaman zaman benim de yazılarıma yer ve­riliyor. Bu sayıda Ömer Bedrettin Uşaklı’nın şiirlerin­de 2 yaşında kaybettiği yavrusunun izlerini süreceğiz. Sanatçı ruhlu insanlar ve özellikle şairler, evlatlarının acılarını, onlara olan özlemlerini sözün kudretiyle paylaşmayı başka yüreklere de dokunmayı başarmış­lardır. Modern Türk edebiyatının köşe taşlarından olan Recaizade Mahmut Ekrem’in Piraye, Emced ve Nijad Ekrem adında üç evladını kaybettiğini biliyo­ruz. Yine aynı şekilde, onun öğrencisi Tevfik Fikret’in de en gözdesi diyebileceğimiz Haluk’u çok genç yaşta hastalığa kurban verdiği çoğumuzca malumdur. Yeni­leşme edebiyatımızın bu iki güçlü şairinin evlat acısı, şair ruhlarında derin sarsıntılar yapmış olsa da onların yaralı ruhları edebiyatımıza şaheser sayılabilecek hü­zün şiirleri hediye etmiştir. Ömer Bedrettin Uşaklı’nın yavrusu için yazdığı şiirler de bu açıdan önem arz eden şiirlerdendir.
Bu sayımız öncekilerde olduğu gibi şiir bakımın­dan oldukça zengin: Hakan İlhan Kurt, A. Yılmaz Soyyer, M. Nihat Malkoç, Uğur Demirel, Mert Öztaş, Afşin Efkarlıoğlu, Bayram Durbilmez, Kenan Çarboğa, Nazmi Sancar Yıldırım, Yavuz Koca, İsmail Çakmak, A. Özmen Kılıç ve Atıf İslamzade şiirleriyle sayfaları­mızdaki yerlerini aldılar.
Bu sayımızda beş öykümüz var. Öyküleriyle bir­çok sayıda bizimle birlikte olan Muhammet Erdevir bu sayıda “Birtakım İncelikler”, öykü editörümüz Numan Altuğ Öksüz “Karanlık”, Soner Oğuz “Ruh Adamın Mektupları”, Ayfer Güler “Yürüyüş” ve Demet Yener de “Kötülüğün Sözde Zaferi” adlı eserleriyle aramızdalar.
Ahmet Şahin, geçen sayımızda başladığı “Türk Şi­irinin Aksakallı Bilgesi: Halistin Kukul” adlı yazısına bu sayımızda da devam ediyor. Türk Şiirinin Aksakallı Bilgesi Halistin Kukul ise bu sayımızda edebiyatımızın yakın tarihindeki bir olaya ışık tutuyor. 50 yılı aşkındır yazı hayatının içinde olan Halistin Kukul hocamızın edebiyat tarihimize ışık tutacak anılarına zaman za­man yer vereceğiz.
Bu sayımızda iki gezi yazımız var. Edebice ekibin­den Tuğçe Nur Kesin, görevli olarak bulunduğu Ka­zakistan’ın Türkistan şehri ile ilgili izlenim ve şehirle ilgili bilgileri yazısında aktarıyor. Esma Ayçiçek de ül­kemizden bir yeri, şirin Ege kasabası olan “Sığacık” ile ilgili izlenimlerini paylaşıyor.
Mehmet Ali Kalkan, Metin Savaş, İlkay Coşkun, Ersin Bayram, Erhan Karaoğlan, Derya Baykal, Furkan Uysal, Naci Yengin, Semih Gönül ve Dursaliye Şahan da makale deneme ve eleştiri yazılarıyla bu sayımıza katkı sundular.
19. sayının kapak resmi ressam ve öğretmen Er­kan Morca’ya ait. Yaz mevsimini kapağımıza taşıyan Morca’ya teşekkür ederiz. Her sayıda olduğu gibi Çağrı Cebeci de karikatürü ile bu sayımızda bizlerle…
Dergimizin sizlerle buluşmasında emeği geçen herkese teşekkürü bir borç bilirim. Yeni ve daha güzel sayılarda buluşmak dileğiyle…

 

Edebice 19. Sayı Çıktı! yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2019/07/17/edebice-19-sayi-cikti/feed/ 0
Avrupa 2. Öykü Yarışması Başvuruları Başladı http://edebice.net/2019/02/18/avrupa-2-oyku-yarismasi-basvurulari-basladi/ http://edebice.net/2019/02/18/avrupa-2-oyku-yarismasi-basvurulari-basladi/#respond Mon, 18 Feb 2019 20:03:04 +0000 http://edebice.net/?p=10328 Hollanda’da 22 yıldır yayınlanan aylık Platform ve 12 yıldır yayınlanan Kadın Dergisi, özellikle gençlerin Türkçe yazmalarını teşvik etmek ve edebiyatı sevdirmek amacıyla Avrupa 2’nci öykü yarışmasını başlatmıştır. Avrupa 2. Öykü

Avrupa 2. Öykü Yarışması Başvuruları Başladı yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
avrupa-2.-oyku-yarisma

Hollanda’da 22 yıldır yayınlanan aylık Platform ve 12 yıldır yayınlanan Kadın Dergisi, özellikle gençlerin Türkçe yazmalarını teşvik etmek ve edebiyatı sevdirmek amacıyla Avrupa 2’nci öykü yarışmasını başlatmıştır.

Avrupa 2. Öykü Yarışması hakkında Platform ve Kadın Dergisi genel yayın yönetmeni

Ebubekir Turgut şu açıklamalarda bulundu; Elbette, anadili ile kimlik etle tırnak gibidir desek yanlış olmaz. Onlar birbirlerini desteklerler ve tamamlarlar. Kişi kimliğini anadili tanır ve anlar, ya da anadilinin sağladığı imkânlarla kazanır. Kimliğini kazanan kişiler de anadiline sahip olur, onun değerini bilir.

Zannedildiği gibi kişinin anadili onun için sadece bir anlaşma aracı değildir. Ya da sadece aynı dili konuşanlar arasında bir iletişim aleti de sayılmamalı. O, bazı harfler, bazı sesler, bazı ifadeler ve yazılı belgeler de değildir.

Anadil, bir kimlik, bir medeniyet ve bir tarih gibidir. Anadil, özbenliktir, artı değerdir, toplumsal harçtır, kültürel zenginliktir. Anadil, kişi için sıcak bir yuva, en yakın bir dost, duyguların ifadeye döküldüğü terennüm ve başkalarına karşı bir anlamda savunma aracıdır.

Şimdi, bulunduğumuz ülkede başkalarına kişisel ve toplumsal sömürge olmamak için anadilimiz Türkçeye sahip olmalıyız, gelecek nesillere en güzel şekilde öğretmeliyiz diyoruz. Bu duygu ve düşünce ile Avrupa 2’nci Öykü ve Avrupa 10’uncu Şiir yarışmasını başlatmış bulunuyoruz.

KATILIM ŞARTLARI:

-15 yaşından büyük olmak.

– Türkçe yazmak.

– Metinler 1000 kelimeden kısa, 3000 kelimeden uzun olmayacaktır.

– İdeolojik yüklemli, küfür ve sataşma içerikli, tanınmış şahısları kötüleyen, pornografik öğeler içeren metinler yarışma kapsamına alınmayacaktır. 
- ç, ş, ğ gibi Türkçe’ye has harflerle yazılmayan metinler direkt olarak elenecektir.

– Katılımcıların ortalama 100 kelimelik bir metinle kendilerini tanıtan bir özgeçmiş yazmaları istenmektedir.

Son katılım süresi: 31 Mart 2019

Konu ve tür seçimi serbesttir.

– Metinler dijital ortamda gönderilmesi gerekmektedir.

Sonuçlar Platform ve Kadın Dergisi’nin Mayıs sayısında ve web sitelerinde  ilan edilecek. İmkan olursa bir  program organize edilecek ve derece alanlara programda ödülleri verilecek

Yarışma sonucunda başarı sağlayan öyküler kitap haline getirilecektir.

Bütün katılımcılara bol esinler diliyoruz.

ÖDÜLLER:

1’nciye Sim Tronic sponsorluğunda Türkiye’de tatil bölgelerinin birinde 3 gün konaklama.

2’nciye Sandıklı Thermal Park Resort Spa otelde 4 gün konaklama.

3’nciye Sandıklı Thermal Park Resort Spa otelde 3 gün konaklama.

4’nciye Sandıklı Thermal Park Resort Spa otelde 2 gün konaklama.

Katılım adresi:

Posta adresi:

Postbus 90460

1006 BL Amsterdam
HOLLANDA

www.platformdergisi.com

www.kadindergisi.nl

E Posta:  [email protected]

Tel :        + 31 (0) 20 614 53 63

Avrupa 2. Öykü Yarışması Başvuruları Başladı yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2019/02/18/avrupa-2-oyku-yarismasi-basvurulari-basladi/feed/ 0
Ateşi Yeniden Yakmak-Gülcan Havva Eraslan http://edebice.net/2019/02/14/atesi-yeniden-yakmak-gulcan-havva-eraslan/ http://edebice.net/2019/02/14/atesi-yeniden-yakmak-gulcan-havva-eraslan/#respond Thu, 14 Feb 2019 08:38:00 +0000 http://edebice.net/?p=10310 Bir kişinin ismi ve karakteri birbiriyle uyuşuyor ise ismi ile müsemmâ denir. Hayati Özkaya’nın Ateşi Yeniden Yakmak romanı da fikri, içeriği ve isminin uyuşmasıyla âdeta ismi ile müsemmâ olmuş. Hepimiz Türk hikâyeciliği deyince Ömer

Ateşi Yeniden Yakmak-Gülcan Havva Eraslan yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
mehmet-h.ozkaya-atesi-yeniden-yakmak-kitap

Bir kişinin ismi ve karakteri birbiriyle uyuşuyor ise ismi ile müsemmâ denir. Hayati Özkaya’nın Ateşi Yeniden Yakmak romanı da fikri, içeriği ve isminin uyuşmasıyla âdeta ismi ile müsemmâ olmuş.

Hepimiz Türk hikâyeciliği deyince Ömer Seyfettin’i mutlaka anımsarız. Kaşağı, Diyet, Pembe İncili Kaftan’ı neredeyse okumayanımız yoktur. Ancak edebiyat eğitimi almamış ya da özel bir merakımız yoksa, çoğumuz için Ömer Seyfettin ismi bundan öteye geçmez

Oysa yazarlar ve şairler bütün dünyada olduğu gibi bizim dünyamızda da dil tarlasının emekçileridir. Onların sayesinde dillerin zenginliği nesilden nesile aktarılır. Aslında dillerin korunmaya ihtiyacı yoktur, kullanılmaya ihtiyacı vardır. Dil kullanıldıkça korunur. Bu işin sırrına eren Özkaya, Ateşi Yeniden Yakmak belge-romanında Ömer Seyfettin gibi bir dil kuyumcusunun, Türkçeyi kullanarak Türkçeyi, dolayısı ile Türk milletini koruma mücadelesini bize en çarpıcı haliyle anlatır… Bence romanın en şaşırtıcı olan kısmı da bu aktarımı edebiyat alanının çizgisinden, insani bir çerçeveye taşıyarak sunuyor olmasıdır.

Türk dilinin kullanıcısı olan mihenk taşı isimler, Türk romanlarının sıklıkla gördüğümüz bir öznesi olmaz. Olan örnek de çok azdır. Bu açıdan bu yapıt, bu önemli eksikliğimizi giderme noktasında bir öncülük edebilecek derecede titiz bir çalışmanın ürünüdür.

1980 travmatik darbe dönemine dair yaşanılan acılardan bir örneklem ile romanı kurgulayıp, bunu siyasetten ideolojiden uzak tutup, insani boyutta tutabilmek özel bir yeti gerektiriyor. Bunu başaramadığınız takdirde eseriniz bütünü kapsamaktan uzak, dar bir çerçevedeki ideolojik bir kesime hitap etme tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Ülkücü sözcüğünün bazı kesimlerde yarattığı rahatsızlığı göz önüne alınca, esere önyargı ile yaklaşılması ihtimâline rağmen, buradaki hassas dengeyi sağlayarak bir dönemi yansıtıp, siyasete bulaşmadan betimlemek de, M. Hayati Özkaya’nın başarısı olarak okurdan gerekli ilgiyi görecektir.

Üslûp son derece samimi ve akıcı, dil kullanımı okuru yormayacak ve sıkmayacak şekilde devrik cümlelerden uzak. Cümleler kısa, açık ve anlaşılır betimlemelerle ifade edilmiş. Ana karakter üzerinden yüz yıllık bir zaman dilimi, ağırlıklı olarak geriye dönüş tekniği ile ele alınmış. Bu anlatım tekniği romanın gerçekliğine önemli ölçüde etki etmesinin yanı sıra, olayların arka perdesiyle veya altyapısıyla ilgili bilgiler verdiği için, geçmiş şimdiki an ve gelecek kurgusunda oluşabilecek karışıklığı başarıyla bertaraf etmiş. Hikâyeci anlatım tekniği, ana karakter Ayas üzerinden genele uygulanmış. Sahneleyici anlatım tekniği de diğer ana karakter Yusuf üzerinde başarı ile uygulanmış. Karakterlerin iç konuşmalarının, detaya boğmadan ana fikri vermesi de yazarın kaleminin gücünü ortaya koymaktadır.

Ana konu olarak Ömer Seyfettin’in seçilmiş olması okur adına büyük bir kazanım. Hepimizin âşina olduğu Ömer Seyfettin’i, hiç tanımamış olduğumuz gerçeği ile yüzleştirmesi bizi, kitabın amacının da başarıya ulaştığının göstergesi aslında. Kendi kültür, anane, tarih ve edebiyatımıza ait olmayan sanal kahramanları neredeyse ezberlediğimiz kültür dünyamızda, Ömer Seyfettin’i sadece, Kaşağı, Diyet ve Pembe İncili Kaftan’ın yazarı olarak bilmek ne kadar büyük bir kayıp imiş, tüm çıplaklığıyla hakikat olarak karşımıza çıkıyor. Ete kemiğe bürünüp soruyor Ömer Seyfettin, beni tanımak sizce nedir?

Bu sorunun cevabı için önce şu cümleleri anlamak gerekiyor;

“Evet İtalya Muharebesi… Ben Yanya Kalesinde esir oldum. Yunanistan’da bir seneden ziyade esirlik… İstanbul’a gelip kendimi toplamaya başlayacağım zaman annemin ölümü… Sonra Cihan Harbi… İşte dört senedir bu felaketli harbin buhranı içindeyiz. Yarım okka ekmek otuz kuruşa satılırken kim edebiyatla uğraşabilir? Ama ben uğraştım.” 

1903’te piyade üsteğmen olarak mezun olan Ömer Seyfettin, askerlik vesilesiyle birçok yeri gezmek mecburiyetinde kalır.

1910’da Makedonya ‘da görev yaparken, Genç Kalemler dergisini çıkaran Ali Canip’e yazdığı mektubunda “Geliniz Canip Bey, edebiyatta ve lisanda bir ihtilâl vücuda getirelim.” diye yazar. Genç Kalemler Dergisi; kadrosuna Ziya Gökalp’i de alarak yeni bir harekete başlar. Edebiyat tarihçilerinin, Türkçe adına büyük önem atfettiği “Yeni Lisan”makalesi imzasız olarak sonunda koca bir soru işareti ile yayımlanır. Bu da büyük merak uyandırır.
Ömer Seyfettin’in imzasız bu makalesi, aslında bir milletin uyanışının işaret fişeği gibidir.

“(…) Uyanınız, galebe için düşmanlarımızı tanımak lâzımdır ve biliniz ki bu asırda muharebeyi(savaşı) ordular yaparsa da muzafferiyeti asla kazanamaz. Muzafferiyet intizam (düzen) ve terakkinindir (ilerleme)… İşkodra’dan Bağdat’a kadar bu kıtayı bu Osmanlı memleketini işgâl eden Turanî ailesi, Türkler ancak kuvvetli ve ciddi bir terakki ile hâkimiyetlerinin mevcudiyetlerini muhafaza edebilirler. Terakkî ise, ilmin, fennin, edebiyatın hepimizin arasında intişarına (yayılmasına) vabestedir (bağlıdır). Ve bunları neşr (yaymak) için evvelâ lâzım olan millî ve umumî bir lisandır. Millî ve tabii bir lisan olmazsa ilim, fen, edebiyat gene bugünkü gibi bir muamma hâlinde kalacaktır. Asrımız terakki asrı, mücadele ve rekabet asrıdır.”

Bugün dahi itiraz edemeyeceğimiz duruşun, mücadelenin, öngörünün adı ise, Ömer Seyfettin’dir.

Kavramların adını koyan dünyayı yönetir. Maalesef bizim ülkemizde de kasıtlı olarak; milliyetçilik, millî benlik, Türkçe ve dolayısı ile Türk kimliğine saldırılar var. Ne yazık ki bu kavramların içini boşaltmak için son derece sistemli bir çalışma yapılıyor. Türk milleti dememek için kullanılan Türkiye halkları kavramı, bu çalışmaya güzel bir örnek. Üstelik bu sorun günümüze has da değil. Ömer Seyfettin’e “Çerkez”, Ziya Gökalp’e “Kürt” diye saldırılması, aynı sorunların geçmişte de var olduğunu gösteriyor. Onun şu cümleleri ne kadar da tanıdık değil mi?

“Meşrutiyetten sonra büyük adamlarımızın çoğu ile  görüşmüştüm. Hepsinin fikri, aşağı – yukarı, şu neticede toplanıyordu. ‘Osmanlılık, müşterek bir milliyettir. Osmanlılık ne yalnız Türklük ne de yalnız Müslümanlık demektir. Osmanlı Devleti idaresinde yaşayan her bir fert bilâ tefrik-i cins ü mezhep ( hiçbir ırk ve mezhep ayırmaksızın) Osmanlı milletine mensuptur.’ (…) Halbuki (…) ‘Osmanlılık’ hakikatte devletimizin namından başka bir şey miydi? Avusturya’da yaşayan Almanlara ‘Habsburg milleti, Avusturya milleti’ denemezdi. Alman nerede olursa olsun, her yerde Alman’dı. Türkçe konuşan bizler de beş binlerce senelik bir tarihin, hatta pek eski bir mitoloji sahibi olan millettik.”

Adını ezbere bildiğimiz, eserlerini okuduğumuz ama hiç anlamadığımız, anlatmadığımız Ömer Seyfettin… Bu yapıtın ana fikrindeki gibi, satırlardan bizimle konuşarak kendini anlatan şu cümlelerine kulak verelim.

“Bütün edebiyatçılar beni bir hikâye planına hapsedeceklerine, hikâyelerimi okusaydılar ve okutsaydılar; anlattıklarımı iyi anlasaydılar, hikâyelerimin dışında yazdıklarımı da okuyup, inceleseydiler, daha çok bu memlekete faydalı olurlardı. Ne yazık ki yıllardır Türk kültür ve sanatına hizmet ettiklerini söyleyen, bundan da gurur duyan birçok yazar birçok dergi benden doğru dürüst bahsetmedi bile. Bu, beni bilmediklerinden, tanımadıklarından değil, millî benliğimize gereken değeri vermediklerinden kaynaklanıyor. Yoksa bu arkadaşlar, şu gerçeğin farkında değiller mi? Milliyet muhabbetinden vatan muhabbeti, vatan muhabbetinden de lisan muhabbeti doğar. Bu değerleri unutan milletler ise ayakta duramaz.”

Bu belge-romanın sonuna geldiğinizde Ömer Seyfettin’e veda etmek hiç kolay olmayacak. Aynı yolda beraber başlayıp, yolun sonuna geldiğinizde, kitabın kapağını kapatıp hayata kaldığınız yerden devam etmek kolay olmuyor. Çünkü bir kitap boyunca yol arkadaşınız Ömer Seyfettin idi. Kitabı kitaplığa yerleştirmeden önce, uzun bir süre istemsizce düşünüyorsunuz. Sahi Ömer Seyfettin’le yol arkadaşlığı yapan biri olarak Türk’üm diyen, Türk’çe diyen, Türkçe diyen, sorumluluklarının farkında mı?

En az beklenti ile okumaya başladığım ve beni bambaşka bir dünyaya sürükleyen ender eserlerden biri oldu. Yusuf Ziya Ortaç’ın Ömer Seyfettin için dediği gibi; “Onun tek derdi var kalemiyle yaşamak.”

Emeğinize, yüreğinize, kaleminize sağlık;

Kalemiyle yaşamak isteyen M. Hayati Özkaya…

Teşekkürler…

Kaynak: millidusunce.com

Ateşi Yeniden Yakmak-Gülcan Havva Eraslan yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2019/02/14/atesi-yeniden-yakmak-gulcan-havva-eraslan/feed/ 0
Kafakağıdı-Sabahattin Ali http://edebice.net/2019/01/22/kafakagidi-sabahattin-ali/ http://edebice.net/2019/01/22/kafakagidi-sabahattin-ali/#respond Tue, 22 Jan 2019 20:59:39 +0000 http://edebice.net/?p=10197   Akşamüzeri hapishaneye bir sürü adam getirdiler, Hepsi elli kadar vardı. Bu kadar kalabalığı süngü takmamış iki candarmanın arasında görünce yol parası borcundan buraya geldiklerini anladık. Nizamiye kapısından girince avluda

Kafakağıdı-Sabahattin Ali yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
 

foto-abdulkadir-karatas-sigara-icen-adam

Akşamüzeri hapishaneye bir sürü adam getirdiler, Hepsi elli kadar vardı. Bu kadar kalabalığı süngü takmamış iki candarmanın arasında görünce yol parası borcundan buraya geldiklerini anladık.

Nizamiye kapısından girince avluda sıra oldular. Bir gardiyan elindeki kâğıda bakarak yoklama yaptı. Ondan sonra duvar kenarına dizilerek çömeldiler, konuşmadan bekleşmeye başladılar.

Kılıkları pek perişandı. Poturları parça parça sarkıyor­du ve çoğunun ayağında kunduraya benzer bir şey bile yoktu.

Sırtlarında devetüyü çuldan kısa ve gene parça parça cepkenler, bunun altında solmuş; lime lime yıpranmış ve yamadan görünmez olmuş mintanlar vardı. Siperini sağ veya sol yanaklarının üstüne getirdikleri kasketleri yağ içindeydi ve yırtık siperden koyu sarı mukavvalar fırlıyordu.

Yanlarına koydukları çul heybelerin yan yatan ağızlarından birkaç somun kara ekmek, birkaç dürüm yufka ve bazılarınınkinden birkaç taze soğan yaprağı görünüyordu.

Hangi koğuşa gideceklerini ve ne yapacaklarını söyle­yen olmadığı için uzun zaman beklediler. Aralarında ara ara bir şeyler fısıldaşıyorlardı. Kendi köylerinden birkaç mahpus yanlarına sokulunca isteksiz ve çekingen tavırlarla suallerine cevap veriyorlar, ara sıra başlarını baş­ka tarafa çevirip uzaklara bakarak bu konuşmaya devam etmekten pek hoşlanmadıklarını anlatıyorlardı.

Hakikaten, tanımadıkları mahpuslardan ziyade hemşerilerinden utanıyor gibiydiler. Katilden veya başka cürümlerden yatan kendi köylülerinin karşısında, yol parası veremedikleri için hapse düşmüş olmak onlara ağır geliyordu.

İçlerinde bir de ihtiyar vardı. Görünüşte altmışı çoktan aşmış olan bu adamın artık yol parası vesaire ile alakası olmasa gerekti. Mavi damarları fırlamış ve kütükleşmiş ellerinde tuttuğu eğri ve kalın bir sopaya dayanarak kalka­biliyor ve iki kat olmuş belini hemen bir yere yaslamak için duvarın yanına gidiyordu.

Kupkuru ve uzun çenesinde birkaç tel sallanmakta, dökülerek adamakıllı seyrekleşen ak saçlarının altında lekeli ve pul pul olmuş bir deri parlamaktaydı.

Üstü başı ötekiler kadar, hatta daha fazla perişandı Belindeki meşin silahlık, belki altmış senenin kahrını çekmiş olduğu için, tüylenmiş, çatlamış, taban astarı gibi incelmişti.

Yanına yaklaştım, ihtiyarlıktan ufalmış gözlerle bana baktı. Geçeceğimi sanarak başını gene başka tarafa çevirdi. Yanına diz çöktüm:

“Merhaba, dede!” dedim.

Dönüp baktı. Gözlerinde ufak bir hayret parladı ve döndü.

“Eyvallah!”

Her yeni gelene söylenen beylik cümleyi söyledim: “Geçmiş olsun!”

“Sağ ol!”

Tekrar önüne baktı. Bir cıgara çıkarıp verdim. Titrek elleriyle aldı, sonra silahlığından teneke bir tabaka çıka­rarak açtı. İçinde bir tutamdan az tütün tozu ve bir fitilli çakmak vardı. Bunun seferberlikten kalma olduğu besbel­liydi. Avucunun içi ile hızlı hızlı çaktı, sonra fitili düzeltip birkaç kere daha denedi. Bir türlü yanmıyordu. Bu sırada benim yakıp uzattığım kibritle cigarasını ateşledi ve ağır ağır, derin derin çekti.

Ben gene sordum:

“Vukuatın ne, dede?”

“Ne vukuatı oğul, susa yolu parası veremedik!”

“Kaç yaşındasın?

“Ne bileyim, seksen olmalı!..”

“Nasıl olur? Altmışını geçenlerden yol parası istemezler…”

“Benden istiyorlar…”

“Bir yanlışlık olacak.”

‘”Yanlışlık değil oğul!” dedi ve anlattı;

“Dört oğlum vardı, birisi katilden hapse düştü, sekiz sene yattıktan sonra öldü; ikisi seferberlikte gitti; biri de candarma idi, eşkıya takibinde vuruldu, topal kaldı, şimdi köyde oturur, benim elime bakar. Öbür oğullarımın çocukları yoktu. Bunun da bir tek oğlu oldu, o da sekiz yaşında sıtmadan öldü. Öleli yirmi yılı aşkındır. O zamandan beri topal oğlumla otururuz. Benim kocakarı ile topalın karısı tarlayı sürer, ekerler, ben de harmana yardım ederim, topal da çardakta oturup bostanı bekler, kıt kanaat geçiniriz. Üç sene evvel bizim ağa dere boyundaki ufak tarlamıza sahip çıkar oldu. Bağırdık çağırdık, fayda etmedi. Oğlan sakat, bende de derman yok, hakkımızı kendimiz arayamadık. Mecbur olduk hükümet kapısına düşmeye. İki sene mah­kememiz sürdü. Bizim tapumuz filan yoktu ama, bütün köylü o tarlanın bize dededen kaldığını bitirdi. Bunu soran olmadı, ağa yalancı şahit dinletti, mahkemeyi kazandı. Mahkeme sürerken benden kafakâğıdımı istediler, nereden bulayım? Askerden döneli devlet kapısına işim düşmemiş­ti; aradım aradım yok… Sonra mushafın arasında bizim topalın ölen oğlunun kafakâğıdını buldum. Onun da adı Mehmet’ti. Kafakâğıdı değil mi, hep bir, dedim, vilayete kaydını gördürdüm, yeniden adres verdim.

Mahkemede bir şey çıkmadı. Vilayete gelip gider­ken öbür tarlayı yüzüstü koyduğumuzla kaldık. Altı ay sonraydı, köye tahsildarlar geldi. Yol parası vereceklerin arasında muhtar beni de okudu. Yanlış olacak diye kulak asmadım. Birkaç kere gelip gittiler, aldırmadım. Yirmi senedir yol parasından muaftım.

Bu sefer tahsildarlar candarmayla beraber geldiler. Yol parası vermeyenlerle beraber beni de aldılar; ben seksen yaşındayım dedim ama, dinleyen olmadı. Nüfusa geldik, defteri açıp baktılar, daha yirmi dokuz yaşındasın dediler. Amanın etmeyin, halime bakın dedim, olmaz, tevellüdün işte burada, adresin de belli, diye dayattılar. Cebimdeki nüfusu çıkarıp verdim, orada da 29 gösteriyormuş, o zaman aklım erdi ama, neyleyim? Daha çok kurcalarsan başına iş açılır, dediler. Ben de sesimi çıkarmadım. Altı lirayı bir denkleştirebilsem verir kurtulurdum ama, bu zamanda altı liranın yolu nerde? Kaderde yazılıymış dedik, geldik buraya…”

Gülmeye başlamıştım:

“Ama babacığım, hiç insan torununun nüfus kâğıdını alır mı?” dedim.

Bıkkın bir tavırla elini salladı ve:

“Ne olurmuş sanki?” diye mırıldandı. “Hepsi devletin kâğıdı değil mi?”

Ağaç, (1). 14 Mart 1936

Kafakağıdı-Sabahattin Ali yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2019/01/22/kafakagidi-sabahattin-ali/feed/ 0
Zeynep Cemali Öykü Yarışması 2019 http://edebice.net/2018/11/06/zeynep-cemali-oyku-yarismasi-2019/ http://edebice.net/2018/11/06/zeynep-cemali-oyku-yarismasi-2019/#respond Tue, 06 Nov 2018 20:01:00 +0000 http://edebice.net/?p=9845 Günışığı Kitaplığı, 2019 Zeynep Cemali Öykü Yarışması’nın duyurusunu yaptı. İlköğretim 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerinin katılabileceği yarışma için son başvuru tarihi 22 Mayıs 2019. Zeynep Cemali Öykü Yarışması 2019 başlıyor!

Zeynep Cemali Öykü Yarışması 2019 yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
zeynep-cemali-2019

Günışığı Kitaplığı, 2019 Zeynep Cemali Öykü Yarışması’nın duyurusunu yaptı. İlköğretim 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerinin katılabileceği yarışma için son başvuru tarihi 22 Mayıs 2019.

Zeynep Cemali Öykü Yarışması 2019 başlıyor!
6, 7, 8. sınıflar 2019 öykülerini YALAN temasında yazacak.
2019 teması: YALAN

2019 tema cümlesi: “Güneş ışınlarıyla uyandığımda, o akşam olanları anımsamaya çalıştım.” Zeynep Cemali’nin Ankaralı kitabından.

2019 Seçici Kurulu: Ayşe Sarısayın, Mine Söğüt, Murat Yalçın, Tolga Gümüşay, Dr. Müren Beykan

Katılım şartları için tıklayınız.

Başvuru formu için tıklayınız.

Zeynep Cemali Öykü Yarışması 2019 yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2018/11/06/zeynep-cemali-oyku-yarismasi-2019/feed/ 0