divan – Edebice Dergisi http://edebice.net Resmi Web Sitesi Mon, 23 Mar 2020 21:44:33 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.6.17 Sorularla Klasik Türk Edebiyatı http://edebice.net/2017/03/03/sorularla-klasik-turk-edebiyati/ http://edebice.net/2017/03/03/sorularla-klasik-turk-edebiyati/#respond Fri, 03 Mar 2017 20:34:20 +0000 http://edebice.net/?p=4751 Kesit Yayınları’ndan önemli bir hizmet. Türk edebiyatının önemli bir bölümüne damgasını vuran Klasik Türk Edebiyatı (Divan Edebiyatı) ile ilgili merak edilenler bu kitapta. Alanında usta isimler klasik edebiyatımızla ilgili merak

Sorularla Klasik Türk Edebiyatı yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
sorularla-klasik-turk-edebiyati

Kesit Yayınları’ndan önemli bir hizmet. Türk edebiyatının önemli bir bölümüne damgasını vuran Klasik Türk Edebiyatı (Divan Edebiyatı) ile ilgili merak edilenler bu kitapta. Alanında usta isimler klasik edebiyatımızla ilgili merak edilen soruları cevaplıyor.

Kesit Yayınları Tanıtım Bülteni:

Klâsik Türk edebiyatını daha iyi anlamak için, onunla ilgili en merak edilen hususları birer soru olarak işin mütehassıslarına yönelterek bir kitap oluşturma düşüncesi, eserde imzası bulunan değerli hocalarımızı bir araya getirdi. Böylece, eldeki birikimin klâsik edebiyat araştırmacılarına, meraklılarına ve öğrencilere güncellenmiş bilgiler şeklinde aktarılması hedeflendi.
Eserde sorulara verilen cevaplar sahanın muteber kaynaklarına dayandığı gibi, ilgili akademisyenin kimi görüş ve yorumlarını da ihtiva etmektedir. Bu anlamda her sorunun hangi araştırmacı tarafından cevaplandığı, başlığın yanındaki parantezin içinde kısaltma şeklinde verilmiştir. Farklı üslûpları, ekolleri ve düşünce tarzlarını temsil eden değerli yazarlarımız; birikimlerini ve görüşlerini yansıttıkları satırlarda birer üniversite hocası olarak klâsik Türk edebiyatına ilgi duyan halef lerine yol göstermişler, onlara kısa fakat dolgun cevaplarla faydalı olmaya çalışmışlardır.
Çalışma bünyesinde cevapları verilen sorulardan bazıları şunlardır:
Bir terim olarak “klâsik Türk edebiyatı” ifadesini tanımlayabilir misiniz?
Klâsik Türk edebiyatının kaynakları nelerdir?
Bu edebiyat söz Konusu Edildiğinde “Gazel”in Özel Bir Yere Sahip Olduğu Görülüyor? Bu Nazım Biçimini Açıklar mısınız? Gazel; Aşk, Şarap, Kadın Şiiri midir?
Klâsik Türk şiirinin vezni olan aruz ölçüsü hakkında bilgi verir misiniz?
Divan Tam Olarak Nedir, Nasıl Vücuda Getirilir, Nasıl Düzenlenir? (NÖ)
Klâsik Türk şiirinde “mazmun” adlı bir kavramdan bahsediliyor. Bu ne demektir? (BK)
Klâsik Türk Şiiri’nde geçen bütün “şarap” sözcükleri ile mecaz mı yapılmıştır? Mecaz ve alegori bağlamında içinde “şarap” geçen beyitleri yorumlar mısınız?
Klâsik şiir geleneğinde sevgili tipinin genel özellikleri nelerdir? Onun davranış biçimi ve güzellik unsurları hakkında bilgi verir misiniz?
Klâsik şiirdeki sevgili tipinin cinsiyeti nedir? Bu konu neden tartışılır? Şehrengizlerde övülen güzeller neden erkektir?
Klâsik Türk edebiyatında kadın şairler var mıdır?
Sebk-i Hindî nedir? Özellikleri hakkında bilgi veriniz?
Mecmualar ve cönklerin edebiyat tarihi açısından önemi nedir?
Günümüz tabiriyle patronaj, eski ifadeyle hamilik ne demektir? Şairlerin para karşılığı şiir yazdıkları doğru mudur?
Klâsik şiir geleneğinde üslûp yüzyıllara göre değişmiş midir? Yoksa şairler hep aynı çizgide mi şiir yazmışlardır?
Ana dili Türkçe olduğu hâlde eserlerini Farsça yazan edipler kimlerdir? Bunların Türk edebiyatı tarihinde bir yeri var mıdır?

Sorularla Klasik Türk Edebiyatı yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2017/03/03/sorularla-klasik-turk-edebiyati/feed/ 0
Muzaffer Doğan’la Divan Şiiri Okumaları http://edebice.net/2017/01/11/muzaffer-doganla-divan-siiri-okumalari/ http://edebice.net/2017/01/11/muzaffer-doganla-divan-siiri-okumalari/#respond Wed, 11 Jan 2017 09:02:17 +0000 http://edebice.net/?p=3896 İstanbul Bahçelievler Belediyesi Necip Fazıl Kültür Merkezinde Muzaffer Doğan’ın katılımıyla “Divan Şiiri Okumaları” konulu söyleşi yapılacak. Söyleşi 17 Ocak Salı günü saat 19. 30’da başlayacak.  Adres: Şirinevler Mah. Barbaros Cd.

Muzaffer Doğan’la Divan Şiiri Okumaları yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
muzaffer-dogan

İstanbul Bahçelievler Belediyesi Necip Fazıl Kültür Merkezinde Muzaffer Doğan’ın katılımıyla “Divan Şiiri Okumaları” konulu söyleşi yapılacak. Söyleşi 17 Ocak Salı günü saat 19. 30’da başlayacak. 

Adres:

Şirinevler Mah. Barbaros Cd. No:5

Telefon: 0212 484 38 21 (Kültür Müdürlüğü) Bahçelievler-İstanbul

 

Muzaffer Doğan’la Divan Şiiri Okumaları yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2017/01/11/muzaffer-doganla-divan-siiri-okumalari/feed/ 0
Köylü Kızların Şarkısı http://edebice.net/2015/07/08/koylu-kizlarin-sarkisi/ http://edebice.net/2015/07/08/koylu-kizlarin-sarkisi/#comments Wed, 08 Jul 2015 11:58:52 +0000 http://edebice.net/2015/07/08/koylu-kizlarin-sarkisi/ Köylü Kızların Şarkısı -Nişanlı Kız – 1 Tepeden nasıl iniyor bakın Şu kızın nişanlısı şanlıdır   Yaradan nazardan esirgesin Koca dağ gibi delikanlıdır 2 Fese bak fese ne güzel de al

Köylü Kızların Şarkısı yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Köylü Kızların Şarkısı

-Nişanlı Kız –

1

Tepeden nasıl iniyor bakın

Şu kızın nişanlısı şanlıdır

 

Yaradan nazardan esirgesin

Koca dağ gibi delikanlıdır

2

Fese bak fese ne güzel de al

Ne de hoş belindeki morlu şal

Demedim ya ben sana bak da kal

O kadar da bakma ziyanlıdır

3

Ne kadar kızardın aman aman

Neden öyle başına çıktı kan

Beri gel, bayılma a kız heman!

Yüreğin de pek helecanlıdır

4

Yakışıklıdır seviyor cihan

Anı ben de çok severim inan

Benim olsa bâri şu kahramân

Olamaz ne çâre nişanlıdır.

5

Ne darıldın Ahmed’in oynaşı

Darılır mı adama kardaşı S

ana benziyor şu dağın başı

Ne zaman bakılsa dumanlıdır

6

Somudup oturma darıl da git

Bizi ihtiyâra şikâyet it

Beni istemekte olan yiğit

Daha şanlıdır daha anlıdır

                        Muallim Naci (Fürûzân)

Köylü Kızların Şarkısı yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2015/07/08/koylu-kizlarin-sarkisi/feed/ 1
Gazel http://edebice.net/2015/07/08/gazel-muallim-naci-eyledim-meyhanede-redifli-gazel/ http://edebice.net/2015/07/08/gazel-muallim-naci-eyledim-meyhanede-redifli-gazel/#respond Wed, 08 Jul 2015 11:45:47 +0000 http://edebice.net/2015/07/08/gazel-muallim-naci-eyledim-meyhanede-redifli-gazel/ Gazel Gönlüme sâkîyi mi’mâr eyledim meyhânede Allâh Allâh Kâ’be i’mâr eyledim meyhânede   Ol kadar çaktım ki tersâ-zâdegânın aşkına Berke döndüm neşr-i envâr eyledim meyhânede Merkez-i feyzimde oldum müstakar hur-şîd

Gazel yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Gazel

Gönlüme sâkîyi mi’mâr eyledim meyhânede

Allâh Allâh Kâ’be i’mâr eyledim meyhânede

 

Ol kadar çaktım ki tersâ-zâdegânın aşkına

Berke döndüm neşr-i envâr eyledim meyhânede

Merkez-i feyzimde oldum müstakar hur-şîd vâr

Encüm-i akdâhı seyyâr eyledim meyhânede

Kâ’be-yi kûyun anıp nûş ettiğim sâgarları

Zemzem-i eşkimle ser-şâr eyledim meyhânede

Gel de cûş-â-cûşunu seyr eyle Mes’ûdîlerin

Başka bir âlem bedîdâr eyledim meyhânede

                                         Muallim Naci (Şerâre)

Gazel yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2015/07/08/gazel-muallim-naci-eyledim-meyhanede-redifli-gazel/feed/ 0
Şeyh Galip’in” Düştü” Redifli Gazeli Şerhi http://edebice.net/2015/02/12/seyh-galip-in-duestue-redifli-gazeli-serhi/ http://edebice.net/2015/02/12/seyh-galip-in-duestue-redifli-gazeli-serhi/#respond Thu, 12 Feb 2015 19:47:32 +0000 http://edebice.net/2015/02/12/seyh-galip-in-duestue-redifli-gazeli-serhi/ GAZEL 1. Yine zevrak-ı derunum kırılıp kenare düştüDayanır mı şişedir bû reh-i seng-i sâre düştü   2. O zaman ki bezm-i canda bölüşüldü kâle-i kâmBize hisse-i mahabbet dil-i pâre pâre

Şeyh Galip’in” Düştü” Redifli Gazeli Şerhi yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>

GAZEL

1. Yine zevrak-ı derunum kırılıp kenare düştü
Dayanır mı şişedir bû reh-i seng-i sâre düştü

 

2. O zaman ki bezm-i canda bölüşüldü kâle-i kâm
Bize hisse-i mahabbet dil-i pâre pâre düştü

3. Geh-i zîr-i serde dest-i geh ayağı koltuğunda
Düşe kalka haste-i gam der-i lûtf-i yâre düştü

4. Erişip behâre bülbül yenilendi sohbet-i gül
Yine nevbet-i tahammül dil-i bi-karâre düştü

5. Meh-i burc-ı ârızında gönül oldu hâle mâil
Bana kendi tâliimden bu siyeh sitâre düştü

6. Süzülüp o çeşm-i âhu dedi zevk-i vasla yâ Hû
Bu değildi neyleyim bu yolum intizâre düştü

7. Reh-i Mevlevîde Galib bu sıfatla kaldı hayran
Kimi terk-i nâm u şâne kimi i’tibâre düştü

Günümüz Türkçesi ve Şiirin şerhi

 

1.  O zamân ki bezm-i cânda bölüşüldü kâle-i kâm Bize hisse-i mahabbet dil-i pâre pâre düştü

(Can meclisinde istek kumaşları bölüşüldüğü zaman, bizim payımıza sevgi payı ola­rak parça parça olmuş bu gönül düştü.)

Bu beyitte tasavvufta sıkça kullanılan bezm-i elest kavramını görmekteyiz. Bezm-i elest, elest meclisi diye anıldığı gibi bezm-i can olarak da bilinir. Bu mecliste insanların dünyadaki kısmetlerinin de paylaşıldığı bir meclis olarak da kabul edilir. Bu mecliste kim neyi talep etmişse dünyada o kısmetine düşermiş. Şair kâle-i kâm (dilek kumaşı) ifadesi ile bu duruma gönderme yapmıştır. Dilek kumaşı ifadesi Sebk-i Hindi’ de sık kullanılır. Bu durum soyut kavramların somutlaştırılmasına örnektir.

Aşkın muhatabı gönüldür. Bunun sonunda gönüle düşen param parça olmaktır. Bunun sonunda elinde olan param parça olmuş kumaş kırpıntısı değil kendi parçalanmış yüre­ğidir.

2.  Gehî zîr-i serde desti geh ayağı koltuğunda Düşe kalka haste-i gam der-i lutf-ı yâre düştü

(Gam hastası bazen eli başının altında, bazen de ayağı (kadehi) koltuğunda olduğu halde düşe kalka sevgilinin kapısına düştü.)

Bu beyitte farklı anlamlar kullanılarak anlam katmanlaşması sağlanmıştır. 1. Anlama göre beyiti ele alacak olursak; ortada bir gam hastası, eli ayağı dökülen bir aşk düşkünü vardır. Bir elini düşen başına destek yapmış, sürüdüğü ayağını da taşımak için de koltuk değneğine dayanmış bir şekilde sevgilinin kapısına doğru gitmektedir. Divan şiirimizde sevgili iki zıt özelliği birden temsil eder. O gamıyla aşığını hasta ederken bir yandan da onu tedavi eder. Sevgilinin tedavi etmesi gönüyle, aşık sevgilinin kapına doğru sürüklen­mektedir.

2. Tevriyeli anlama göre ise, yolcu olan kişi sarhoştur. Yolcu omzunda bir testi ve koltuğunun altında bir kadeh taşımaktadır. Divan şiirinde sevgili, saki ve onun bulundu­ğu yer de meyhane olduğuna göre sarhoş oraya boşalan kadehini ve testisin doldurmaya gitmektedir. Aşık sarhoş olduğu için de yürürken düşe kalka yol almaktadır.

Bu beyitte bir de namaz mazmunu görmek mümkündür. Beyitte tasvir edilen yolcu­nun durumuna baktığımızda namaz kılan bir insan canlanır. Elin baş altında olması tek­biri, ayağın koltuk altında olması secdeyi, düşüp kalkmayı da kıyam ve rükû ifade eder. Bütün bunları düşündüğümüzde beklentileri ve istekleri olan bir mümin, lütfûnu umarak Hakk’ın huzurunda secdeye varmaktadır.

3.  Erişip bahâra bülbül yenilendi sohbet-i gül Yine nevbet-i tahammül dil-i bî-karâre düştü

(Bülbül bahara erişti ve gül sohbeti yenilendi; ancak ayrılığa tahammül nöbeti yine bizim kararsız gönlümüzün payına düştü.)

Uzun bir ayrılığın sonunda bahar mevsimi geldi ve gülle bülbül yeniden kavuştular, sohbete başladılar. Peki benim zavallı sabırsız gönlüm senin gülün ve baharın ne zaman olacak. Senin payına yine tahümmül düştü.

Bülbülün bahar mevsiminde güle karşı söylenişi sohbet olarak nitelenmiştir. Aşığın asıl baharı ise sevgiliye kavuşma zamanıdır. Bülbül istediğine kavuşmuştur ama dert or­tağı olan aşık kendi gülünden uzak olduğu için gelen bahara ilgisizdir. Bu zamana kadar bülbülle aynı kaderi paylaşan aşık, bülbülün gülüne kavuşması ile tahammül mesleğinde tek başına kalmıştır.

4.  Meh-i burc-ı arızında gönül oldu hâle mâ’il Bana kendi tâli’imden bu siyeh sitâre düştü

(Gönül, sevgilinin aya benzeyen yanağının burcunda bulunan beni (tanesi) sevdi; dolayısıyla bana kendi talihsizliğimin siyah yıldız düştü.)

Bu beyitte tevriyeli bir anlatım söz konusudur. Birinci anlam: Divan şiirinde sevgili­nin yüzü dolunaya benzer. Sevgilinin yüzündeki ben gibi ayın yüzeyinde de siyahlıklar vardır. Âşık sevgilinin o dolunaya benzeyen yüzüne aşık olmamış gidip sevgilinin yü­zündeki ben tanesine kapılmıştır. Bu bir talihsizliktir. Yanak vahdeti, ben ise siyahlığı ile kesreti temsil eder.

Yeryüzü ve gök tabakasının bir sistemi mevcuttur. Bu sisteme göre her seyyarenin insanların kaderi üzerinde etkili olduğu bir zaman dilimi vardır, ilahi irade yukarıdan aşa­ğıya doğru bu seyyarelere intikal eder. Son gezegen ay olduğu için akış orada durmuştur. Bu noktada ay ile ilgili benzetmeler ve yorumlar devreye girmektedir. Ay Peygamber Efendimizin remzidir. Bu sebepten dolayı Hz. Peygamber’in insanlığın kaderine hakim olduğu ahir zaman ve devri kamer adıyla anılır. Bu durumda bir insanın Hz. Peygamber’in devrinde gelmesi ve onun ümmeti olması bir şanstır. Ama şair bu güzel dönemde gönlünü sönmüş bir yıldıza benzeyen ben tanesine kaptırmakla şansını şanssızlığa çevirmiştir.

5.  Süzülüp o çeşm-i âhû dedi zevk-i vasla yâ Bu değildi niyyetim bu yolum intizâre düştü

(Sevgilinin o ceylan gözleri süzülerek kavuşma zevkine yâ Hû dedi. Ne yapayım, böy­le olmamalıydı, beklediğim bu değildi; gözlerim yoluna düştü.)

Yâ hû kelime anlamıyla ‘‘ey o, Allahım’’ demektir. ‘‘Artık her şey bitti, bir Allah kaldı’’anlamlarında kullanılır. Sevgili, o ceylan gözleri süzülerek kavuşma anında Alla­hım dedi. Aşık da bu böyle olmamalıydı benim sevgiliden beklediğim bu değildi. Ama benim yine gözlerim sevgilinin yolunu gözlemeye başladı.

(Bu beyit Cihan Okuyucu’nun ‘‘Gazel Bahçesi’’kitabında bulunmamaktadır; ama Haluk İpekten’in ‘‘Şeyh Galib Hayatı-Sanatı Eserleri’’kitabında yer almaktadır.)

6.  Reh-i Mevlevîde gâlib bu sıfatla kaldı hayrân Kimi terk-i nâm u şâne kimi it’ibare düştü

(Gâlib, Mevlevilik yolunda kiminin namını ve şanını terk ettiği, kiminin de itibar he­vesine düştüğünü gördü ve bu gördükleri karşısında şaştı kaldı.)

Mevlevilik daha çok nefis terbiyesidir. Gerçekte olması gerekli olan iç terbiyedir. Şan, şöhret, namdan kurtulmaktır. Bu yolun amacı bu olmakla birlikte her yolcunun alacağı nasibi farklıdır. Kimisi şandan şöhretten geçer kimisi de manevi bir itibar hevesindedir. Şan, şöhret hevesi olması aslında manevi bir düşüştür.

Şair, aynı yolun yolcuları arasında görülen farklı neticeler karşısında şaşkınlığını, ba­zıları istediği yere ulaşmışken bazılarının da yolda kaldığını ifade ediyor. Bu yolda başa­rılı olanlar için hayran olunacağını ve bu kişilere takdirin yanında şaşkınlığında olduğunu düşünebiliz.

Kaynakça:

Abdülbaki Gölpınarlı, Şeyh Galip Divanından Seçmeler, Meb. Yay. Ankara 2001, s. 78

Yrd. Doç. Dr. Ali Rıza Özuygun, Habibe Baysan; Ekev Akademi Dergisi Sayı 60, (Yaz 2014)

 

 

Şeyh Galip’in” Düştü” Redifli Gazeli Şerhi yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2015/02/12/seyh-galip-in-duestue-redifli-gazeli-serhi/feed/ 0
18. yy. Divan Şairi Şeyh Galib http://edebice.net/2015/01/22/18-yy-divan-sairi-seyh-galib/ http://edebice.net/2015/01/22/18-yy-divan-sairi-seyh-galib/#respond Thu, 22 Jan 2015 12:17:02 +0000 http://edebice.net/2015/01/22/18-yy-divan-sairi-seyh-galib/ Galib Muhammed, Mustafa Reşld’in oğludur. Mustafa Reşîd, Şâhidî’nin 957 H. de (1550) “Tuhfe”sini Arapça’ya çe­viren, Vankolı lügati basılırken tashih işini yapan Safiyyullah Mûsâ Dede’ye (1157 H. 1744) intisab etmiş, bir

18. yy. Divan Şairi Şeyh Galib yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>

Galib Muhammed, Mustafa Reşld’in oğludur. Mustafa Reşîd, Şâhidî’nin 957 H. de (1550) “Tuhfe”sini Arapça’ya çe­viren, Vankolı lügati basılırken tashih işini yapan Safiyyullah Mûsâ Dede’ye (1157 H. 1744) intisab etmiş, bir Mevlevîdir. 1216’da (1801), yâni Galib’in vefatından üç yıl sonra vefat etmiştir. Mezar taşında dolama destarlı Mevlevî sikkesi vardır.

Buna nazaran kendisine destar ve­rilmiş, yahut Mevlevî halifeliği derecesine yükselmiş bir zattır. Aynı zamanda kitabesinden, birçok Mevlevî büyü­ğü gibi Melâmîliğe de (Hamzavîliğe) intisâb etmiş ve “kibâr-ı muhakkıkıyn-ı Melâmiyyeden ârii billâh” sayıla­cak kadar tanınmış olduğunu da anlıyoruz. Galib’in an­nesi Emine, babasının arka tarafında yatmaktadır ve me­zar taşındaki Galib’in târih kıt’asından anlaşıldığına göre 1209’da (1794-1795), yâni Galib’in vefatından dört yıl önce vefat etmiştir. Büyük babası Muhammed de Mevlevîdir ve Arifî Ahmed Dede’ye (1137 H. 1724) mensuptur.

Galib 1171’de (1757-1758) İstanbul’da, Mevlevihane kapısı civarındaki bir evde doğmuştur. Doğumuna “Eser-i aşk” ve “Cezbet’ Allah” terkipleri tarih düşürülmüştür. İlk terkibin, Dilâver Ağazade Vahid (1175 H. 175S) ta­rafından düşürüldüğünü Muallim Naci bildirmektedir; Galib de bu terkibi divanında anar; fakat kimin oldu­ğunu açıklamaz.

Galib, ilk tahsilini babasından görmüş, zamanında Farsça üstâdı tanınan ve birçok şâire farsça okutan, mahlâslar veren Mevlevi ve Nakşi Neş’et Süleyman’dan da(1222 H. 1807-1808) faydalanmıştır. Neş’et, Galib’e “Es’ad” mahlâsını vermiş, Galib de otuz yedi beyitlik bir kasidey­le şükrânını bildirmiş, onu “üstâd-ı cihan” diye övmüş­tür. Dîvânında, Neş’et’e, adını anarak yazdığı nazireler de vardır; onun bir matlaını terci’ hâline getirdiği gibi bir gazelini de tahmis etmiştir.

Yirmi dört yasında Divân-ı Hümâyun kaleminde bir müddet hizmet etmiş, aynı yaşta divânını terlib etmiş­tir ki Vak’anüvîs Pertev, divanın tertibine 1195 yılını (1781) gösteren bir tarih de düşürmüştür.

II. Ebû-Bekr Çelebi’nin (1198 H. 1784) son zaman­larında Konya’ya gidip çileye soyunmuş, 1201 Ramazan ayı­nın yirmi beşinci günü (1787), çilesini İstanbul’da, Yenikapı Mevlevîhanesinde, Ali Nutkıy Dede’nin (1219 H. 1804) şeyhliği zamanında bitirip hücreye çıkmıştır. Çile, binbir gün olduğuna göre 1184 yılının sonlarında çile çıkarma­ya ikrar verdiğini anlıyoruz. Çilesini tamamladıktan üç yıl sonra, Eyüb’ün karşısındaki Sütlüce’de, XVI. yüzyıl Mevlevî büyüklerinden Yusuf Sine-çâk’in kabrine bakan evine çıkmış, 1205 (1791) yılına kadar münzevi bir hayat geçirmiş, kendisini ilme vermiş, eserlerini yazmıştır. Aynı yılda, Nûman Bey’in (1213 H. 1798) azlinden açık kalan Kulekapısı (Galata) Mevlevihânesine şeyh tâyin edilmiş, sekiz yıl kadar bu dergâhın şeyhliğinde bulunup 1213 Re­cebinin yirmi yedinci cuma gecesi (4. I. 1799) kırk iki ya­şında vefât etmiş, ertesi günü, Mesnevi şârihi Ankaravî Rüsûhî Ismâil’in türbesinde, ayak ucuna defnedilmiştir. Sürûrî, vefatına, “Geçdi Galib Dede candan yâhû” mıs­raını tarih düşürmüştür. Galib’e mensub olduğunu san­dığımız Halim, Galib’in vefatına biri tam, öbürü, bir be­yitle lafzî ve mânevî mücevher olarak iki, Vak’a-nüvis Halil Nuri Bey o&lu Nebil Muhammed de (1235 H. 1819) bir tarih düşürmüştür. Işkodralı Şerif Mustafa Paşa’nın oğlu Haşan Hakkı Paşa’nın da Galib’e mücevher olarak lafzî ve mânevî bir târihi vardır.

Galib, sıralı bir tahsil görmemekle beraber zamanı­nın bütün bilgilerini elde etmiş, din ve tasavvuf esaslarına künhiyle vâkıf olmuş, çağından önceki ve çağındaki şâirlerin hepsini okumuş incelemiş. Iran edebiyatına  nüfuz etmiştir. XVI. yüzyıl şâirlerinden Fuzûll’ye._ Şâhidi’ye, Hayâlî’ye, XVIII. yüzyıl şâirlerinden Nef’i’ye, Fehîm’e, Tıflî’ye, XVIII. yüzyıl şâirlerinden Fasih Ahmed Dede, La’li, Sâbit, Nâbi, Nedim, Nahifi, Nevres-i Kadim, ve Hanîf’e nazireleri vardır. Râmiz’in bir mısra’ını, bir mu­hammeste mütekerrir mısra’ olarak kullanmıştır; çağdaş­larından Sâkıb Dede, Derviş, Rifat, Reis’ül – Küttâb Râşid, Hulûs, Vak’a-nüvis Pertev, Tezkire-i Sâni Arif ve diğerlerine tahmis ve nazireleri vardır.

İran edebiyatına hakkıyle vukufu, bütün şiirlerinden anlaşılmaktadır. Dîvânında Attâr’dan, Leyli vü Mecnun’dan hikâyeler, “Menâkıb’ul-Arifin” den mesnevi tarzındı İki, Ebû – Hafs’ul – Haddâd’a âit bir hikâye var. “Mesnevi” ve “DIvân-ı Kebir” le iyiden iyiye meşgul olduğu anlaşılıyor. Kendi elyazısı “Hüsn ü Aşk” müsveddesinde Mesnevi cilt­lerindeki beyitlerin sayılarını kaydetmiş, “Mesnevi” yi do­kuzuncu, onuncu, on birinci defa hatmettiğini yazmıştır. On birinci hatminin târihi 1198’dir (1784).

Divânda İran şâirlerinden Hâfız (792 H. 13891390), Tâlib-i Âmulî (1035 H 1625-1626), Kelim-i Hemedânî (1062 H. 1650-1651), Sâib-i Tebrlzî (1081 H. 1670-1671) ve Şev­keti Buhâri’ye (1107, 111 H. 1695, 1699) nazireleri vardır. Bunlardan bilhassa Şevket’e pek bağlıdır; Türkçe şiirlerinde de onu anar, hattâ kendi edâsına “Şevketâne” der.

Bu şâirler, mânâ ve mazmûnu en hayâli şekilde, âhenge fazlasiyle dikkat ederek ifâdeyi esas Kabul etmişler, İrân edebiyatında “Sebk-i Hindi”yi ibdâ’ eylemişlerdir. Galib, bizim divan edebiyatımızda, kendisinden önceki şâirlerin bâzısında, bir temâyül hâlinde görülen Sebk-i Hindî’nîn ilk ve tek mümessili olmuş, onun yolunda gitmeyi de­neyenler, ona yetişememişler, “Hüsn ü Aşk”ın sonların­daki “Fahriye” sinde dediği gibi “o genci-hazîneyi” o açmış, o tüketmiştir.

Eserleri:

1)   Divan

Galib’in divânı 1252 hicride Bulak’ta güzel bir ta’likle taşbasması olarak basılmıştır ve bu basımdan başka ba­sımı olmadığı gibi Türk harflerine de tam olarak çev­rilip basılmamıştır. Bu tek basımda bâzı hatalar olmak­la beraber bu hatalar, çok sayılamaz. Yazma ve sağlam nüshaları, kütüphanelerimizde, bilhassa İstanbul Üniver­sitesi Kütüphanesinde vardır.

2)   Şerh-i Cezlre-i Mesnevi.

llmiyyedeyken Tasavvuf yoluna girip Gülşenî, sonra da Mevlevî olan ve şâir Hayreti’nin kardeşi bulunan, Edirne Mevlevîhânesinde şeyh iken bir vakıf meselesi yü­zünden şeyhliği bırakıp İstanbul’a gelen, Sütlüce’de mün­zevi bir halde yaşayıp H. 953’te (1546) vefât eden Yûsuf Sine-çâk’in (Biyografi için bknz. “Abdulbaki Gölpınarlı, Mevlânâ’dan sonra Mevlevîlik”), “Mesnevi”nin altı cildinden mevzû’ ve mânâ ’ bakımından uygun yüzer beyit seçerek altı bölüm olmak üzere tertib ettiği, baş tarafa doksan dokuz beyitlik mes­nevi tarzında ve “Mesnevi” vezninde bir başlangıç, sona beş beyitlik bir bitim bölümü eklediği “Cezlre-i Mesnevi” sinin şerhidir. “Cezlre-i Mesnevi”, “Lü’lü’hâ-yı dürc-i Mes­nevi” terkibinin gösterdiği H. 901’de (1495), hemzeler de hesaplanırsa 903’te (1497) tertib edilen bu antolojiye, Ham- zavîlerden Fusûs şârihi Bosnalı Abdullâh’ın da (1054 H. 1644) bir şerhi vardır. Galib, Cezlre-i Mesnevl’yi 1024 Re­cebinden sonra (1789) ve Kulekapısı dergâhına şeyh ol­madan önce Sütlüce’deki evinde şerh etmiştir.

3)   Er – Risâlet’ül  Behiyye fi Tarlkat’il- Mevleviyye

Bu Arapça eser, Köseç Ahmed Dede’nln Arapça “Es- Suhbet’us-Sâfiyye” adlı risalesine yapılan tâlikkattan mey­dana gelmiştir. Bu risâlenin müellifi, Konya’da “Hadîkat’- ül – Ervâh”ın arka duvarına bitişik kısımda yatan ve me­zar taşındaki kitabeden, 1191 de (1777) vefât ettiği anlaşılan  Trabzonlu Seyh Ahmed sanılmışsa da Köseç Ahmed Dede’nin Mevlana Müzesi Kütüphanesinde 2912 noda kayıtlı mecmûayı 1088 de (1677) vakfettiğine, mecmûadaki mühründe de 1056 (1646) târihi bulunduğuna göre Trabzonlu Şeyh Ahmed’in, Köseç Ahmed vDede olmadığı meydandadır. Aynı Kütüphanede 4108 No. da kayıtlı Arapça sarf ve nahve âit kitabı da Köseç Ahmed 1059’da (1649) vakfetmiştir. “Er – Risâlet’ül-Behiyye” sâhibi Ahmed Dede’nin, Ebû Bekr Çelebi (meşihati: 1159-1200 H 1746-1785) zamanında Konya’ya geldiği hakkındaki rivayet doğruysa bu küçük risâle, Trabzonlu Şeyh Ahmed’indir; Köseç Ahmed Dede’ninse, bu rivayet doğru olamaz. Hâsılı Risâle’nin eski, yahut orijinal bir nüshası bulunmadıkça kat’i bir şey söylemeye imkân yoktur. Galib, bu Arapça risaleyi gene Arapça olarak, şeyhliğinden önce şerh etmiş, şerhinde Mevleviliğe âit pek mühim bil­giler vermiştir.

4)   Mevlevi şâirlerine dâir tezkire

Mevlevi şâirlerinin hâl tercemelerini (biyografilerini) kısaca yazmış, bâzılarının şiirlerinden seçmeler yapmış, müsvedde olan bu eseri Esrar Dede’ye vererek tertip ve tasnif et­mesini söylemiştir. Esrar, bu müsvedde üzerinde ça­lışarak “Tezkire-i Şuarâyı Mevleviyye” ve “Esrar Tez­kiresi” denen eseri meydana getirmiştir. Eserde, bu ki­tabı şeyhinin yazmaya başladığını, kendisinin, onun em­riyle tasnif ve itmâm ettiğini (tamamladığını) bildirir. Ancak bu eserde, bâzı şâirlerin Mevlânâ’ya ve Mevlevîliğe âit şiirlerinin baş­ka şâirlere atfedilmesi, Mevlevî olmayanların da Mevlevi gösterilmesi gibi zühuller (dalgınlık) vardır.

5)   Hüsn ü Aşk

Galib’in asıl şöhretini temin eden, mesnevi tarzında yazdığı “Hüsü Aşk” tır. Galib, bir mecliste, Nâbî’nin” “Hayr-âbâd” ının fazla övüldüğünü, buna nazire yazmanın mümkün olmadığı söylendiğini, bunun üzerine Nâbi’nin bu eserinin Attâr’dan alındığını söylediğini, onu aşmak gay­retiyle “Hüsnü Aşk”ı yazdığını, eserinin başlarında bil­dirir. Gerçekten de Nâbî’nin Hayr-âbâd’ının mevzûu, İlâhi-Nâme’de bir hikâyede hülasa edilmiştir ki bu hikâye Fahreddln-i Gürgânî’nin (442 H. 1050-1051) Vise vu Ramîn’inde geçer. Hüsn ü Aşk’da Fuzûlî’nin “Rûh-Nâme” ve “Hüsn ü Aşk” da denen “Sıhhat u Maraz”ının, “Leylî vü Mecnûn” unun, îbni Sinâ’nın (427 H. 1035-1036) “Risâ- let’üt-Tayr”ının, bunlardan fazla da Şihâbeddin Sühreverdi-i Maktûl’ün (587 H. 1191) “Mûnis’ül-Uşşaak”ının tesiri vardır; fakat hiçbir vakit “Hüsn ü Aşk”, bunların bir kopyası, bir taklidi değildir. Galib, teşhis sanatına daya­narak yazdığı bu eserde, en fazla tasavvuftan, tasavvuf­taki mecâzi aşktan gerçek aşka geçiş, “Seyr ü Sülük’” kanâatinden faydalanmış, o vakte dek mesnevi tarzında yazılan hikâyeleri aşmayı hedef edinmiştir. Bu arada, Mevlânâ’nın “Mesnevi”sinden de, bilhassa mazmunlardan âzami derecede yararlanmıştır.

                                                   Abdülbâki GÖLPINARLI

(Abdülbaki Gölpınarlı, Şeyh Galip Divanı’ndan Seçmeler, Meb. yay. Ankara, 2001)

 Şiirinden Örnekler:

 1Efendimsin cihandâ i’tibârım varsa sendendir

Miyân-ı âşkında iştiharım varsa sendendir

 

 2. Benim feyz-i hayâtım hâsılı rûh-ı revânımsın

Eğer sermâye-i örümde kârım varsa sendendir.

 

 3. Veren bu sûret-i mevhûma revnak reng-i hüsnündür

Gülistân-ı hayâlim nev-behârım varsa sendendir

 

 4. Felekten zerre mikdâr olmadım devrinde rencîde

Ger ey mihr ü münevver âh u zârım varsa sendendir

 

 5. Senin pervâne-i hicrânınım sen şem’-i vuslatsın

Be her şeb hâhiş-i bûs u kinârım varsa sendendir

 

 6.Şehîd-i âşkın oldum lâlezâr-ı dâğdır sinem

Çerâg-ı türbetim şem’i mezârım varsa sendendir.

 

 5. Gören ser-geştlikde gird-bâd-ı deşt zanneyler

Fenâ-ender fenâyım her ne vârım varsa sendendir

 

7.   Niçün âvâre kıldın gevher-i galtânın olmuşken

Gönül âyînesinde bir gbârım varsa sendendir.

 

 8. Şafak-tâb eyledin peymânemi hûn-âb ile sâkî

Sabâh-ı sohbet-i meydehumârım varsa sendendir

 

 9.  Sanadır ilticâsı Gâlib’in yâ Hazret-i Munlâ

Başımda bir külâh-ı iftihârım varsa sendendir

                                 Şeyh Galib

 Günümüz Türkçesiyle:

  1. Efendimsin, ben kulunum. Âlemde her ne varım varsa sendendir. Aşıkların arasında şöhretim varsa, adım-sanım duyulmuşsa, ancak sendendir, senin lûtfundandır.
  2. Benim yaşayışımın feyzisin; benim yürüyen ruhumsun. Ömür sermayemden bir kâr elde etmişsem sendendir.
  3. Ben gerçekte yokum, vehimden bir suretten ibaretim; bu surete bir parlaklık veren senin güzellik rengindir. Hâyalimin gül bahçesi, ilkbaharım varsa ancak sendendir.
  4. Senin zamanında felekten zerre kadar incinmedim; ey parlak, ışıklı güneş, ah ediyorsam, feryâd ediyorsam, ancak senin yüzünden âh etmedeyim, feryâd etmedeyim.
  5. Senin ayrılık pervânenim, sense buluşmak, kavuşmak mumusun. Her gece seni öpmek, okşamak isteğim varsa sendendir.
  6. Âşkının şehidi oldum, göğsüm ateşlerle dağlanmış bir laleliktir. Kabrimin ışığı, mezarımın mumu varsa sendendir.
  7. Öylesine başım dönüyor, öylesine dönüp duruyorum ki, gören çölün kasırgası sanır; yokum, yokluk içinde yokluk kesilmişim; her ne varım varsa ancak sendendir.
  8. Yuvarlanıp duran incinken beni neden başıboş bıraktın? Gönül aynasında bir tozum varsa, o da sendendir.
  9. Ey sakî, kadehimi kanlı gözyaşlarımla doldurdun da şafak gibi parıl parıl parlar bir hale getirdin; şarap sohbetinin sabahında bir mahmurluğum varsa sendendir.
  10. Galib’in sığınağı, yâ Hazreti Munla (mevlanâ), sensin, sana kaçar, sana sığınır ancak. Başımda övüneceğim bir külahım varsa sendendir.

 

 

18. yy. Divan Şairi Şeyh Galib yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2015/01/22/18-yy-divan-sairi-seyh-galib/feed/ 0
IV. Murad ve Şairliği http://edebice.net/2014/07/07/iv-murad-ve-sairligi/ http://edebice.net/2014/07/07/iv-murad-ve-sairligi/#respond Mon, 07 Jul 2014 19:43:08 +0000 http://edebice.net/2014/07/07/iv-murad-ve-sairligi/ 4. MURAD VE ŞAİRLİĞİ Sultan 4. Murad, 1. Ahmet ve Kösem Sultan’ın oğlu olarak 1611’de doğmuştur. 11 yaşında hükümdar olan 4. Murad iyi derecede Arapça ve Farsça bilirdi. Tahta çıktığı

IV. Murad ve Şairliği yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
4. MURAD VE ŞAİRLİĞİ

Sultan 4. Murad, 1. Ahmet ve Kösem Sultan’ın oğlu olarak 1611’de doğmuştur. 11 yaşında hükümdar olan 4. Murad iyi derecede Arapça ve Farsça bilirdi. Tahta çıktığı dönemde ülkedeki karışıklıklar, yeniçeri azgınlıkları onu epey zorlamış ve sert mizaçlı bir padişah olmasında bu iç olayların etkisi olmuştur.

 

4. Murad diğer Osmanlı padişahları gibi şiir ve sanatla uğraşmış kendine bir edebî çevre oluşturmuştur. Devrin sanat adamları ve şairlerini meclisinde toplar onlarla söyleşilerde bulunurdu. Bu sanat meclisine katılanlardan biri de Evliya Çelebi’dir.

1638’de Bağdat’ı alan 4. Murad, Bağdat fatihi olarak da bilinir. Bağdat dönüşü hastalanan 4. Murat, 1640’ta 28 yaşında vefat etmiştir.

4. Murat’ın şiirlerinden oluşan bir divanı var mı bu henüz bilinmiyor ancak, bazı tarih ve tezkire kitaplarında şiirlerine rastlanmaktadır. 4. Murat’ın tarih düşürme ve muamma söyleme gibi edebi sanatlarda iyi olduğu eldeki şiirlerinden anlaşılmaktadır. 4. Murad’ın söylediği şu muammayı padişahın yakın çevresi çözememiş ancak enderundan Cihâdî Bey adlı şair çözmüştür:

“Bir kal’a-i mu’allak içinde oldı deryâ

Ol kal’anın içinde balık eylemiş câ

 (Bir belirsiz kalenin içinde derya oldu, ve o kalenin içinde balık yok oldu)

 

Tutar ağızda balık bir gevher-i yegâne

Durdukça gevher anda balıgı eyler ifnâ 

 (Balık ağzında biricik cevher tutar ve cevher orada durdukça balığı bititir)

 

Atdı Murâd bu nazmı meydân-ı şâ’irâna

Her kim dilerse mansıb feth ide bunı ra’nâ

(Murad, bu şiiri şairler meydanına attı. Eğer kim nasiplik, zengnlik dilerse bu kaleyi fethetmeli yani bu muammayı çözmeli)

 

Cihâdî muaamayı şöyle çözmüştür:

 

“(Kandil) kal’a şâhım(rugân)içinde deryâ

(Balık) fitil olupdur içinde eylemiş câ

 (Ey şahım, kandil kaledir, rugan içindeki ise derya, balık ise fitildir ve kandilin içinde yok olmuştur)

 

Oldı (alev) ağızda bir gevher-i yegâne

Durup yanınca her şeb balıg eyler ifnâ

 (O yegane cevher kandilin ağzındaki alevdir ve O kandil her gece yanınca balık yok olmaktadır yani fitil erimekedir)

 

Va’d eylemişsin en şâh kâşiflere inâyet

(Çavuşluk) u (ze’âmet)ister(Cihâdî)Şâhâ.”

Ey şah! Kâşiflere –yani muammayı çözenlere- yardımların vaad eylemişsin. Cihâdî de senden çavuşluk ve zeamet istemektedir)

 

4. Murad tarih düşürmede de ustadır. Bağdat’ın fethine düştüğü şu tarih meşhurdur:

 

Fetheyleyerek diyar-I Bağdâdı

Şâh-ı ‘âlemde ‘asker-I İslâm

Didi Sultan Murad-I ‘âli-şân

Feth-I Bağdâda tarih oldı gazâm

 

Bu şiirde gazâm sözcüğünün ebced hesabıyla karşılığı 1048 tarihini vermektedir.

 

4. Murad Bağdad seferinde kendisinden yardım isteyen Hafız Paşa’ya “yok mıdur” redifli şu güzel gazeli yazar:

 

Hâfızâ Bağdâda imdâd itmege er yok mıdur

Bizden istimdâd idersün sende ‘asker yok mıdur

 

Düşmaânı mat itmege ferzâneyüm ben dir idin

Hasma karşı şimdi at oynatmaga yer yok mıdur

 

Gerçi laf urmakda yokdur sana hem-pâ bilürüz

Lîk senden bir dâd alur bir dâd-güster yok mıdur

 

Merdlük da’vâ idersün bu muhanneslük nedür

Havf idersün bâri yanında dilâver yok mıdur

 

Râfizîler aldı Bağdâdı tekâsül eyledün

Sana hasm olmaz mı hazret rûz-ı mahşer yok mıdur

 

Bu Hanife şehrin ihmâlünle virân itdiler

Sende âyâ gayret-i dîn-I peygamber yok mıdur

 

Bî-haberken saltanat ihsan ider perverdigâr

Yine Bağdâdı ider ihsân mukadder yok mıdur

 

Rüşvet ile cünd-i İslâmı perişân eyledün

İşidilmez mi sanursun bu haberler yok mıdur

 

‘Avn-I Hakla intikâm almaga a’dâdan meger

Bende-I din bir vezir-i din-perver yok mıdur

 

Bir ‘Âlî-sîret veziri şimdi serdâr eyledün

Hızr peygamber mu’in olmaz mı rehber yok mıdur

 

Şimdi hâli mi kıyâs eylersün âyâ ‘âlemi

Ey Murâdî pâdişâh-I heft kişver yok mıdur

 

            Yaşar Vural

IV. Murad ve Şairliği yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2014/07/07/iv-murad-ve-sairligi/feed/ 0
Ebced Hesabı ابجد http://edebice.net/2014/07/01/ebced-hesab/ http://edebice.net/2014/07/01/ebced-hesab/#respond Tue, 01 Jul 2014 03:51:21 +0000 http://edebice.net/2014/07/01/ebced-hesab/ Önemli tarih ya da belirli olayların oluş zamanını ifade etmek amacıyla Arap harflerine sayı değeri verilerek yapılan hesaba ebced   ( ابجد)  hesabı denir.   Arap alfabesinin her birinin ayrı

Ebced Hesabı ابجد yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Önemli tarih ya da belirli olayların oluş zamanını ifade etmek amacıyla Arap harflerine sayı değeri verilerek yapılan hesaba ebced   ( ابجد)  hesabı denir.

 

Arap alfabesinin her birinin ayrı ayrı olmak üzere 1’den 1000’e kadar sayı değerleri vardır. Arap harfleri ve sayı değerleri aşağıdaki tablodaki gibidir:

Bu sayı değerlerini sırasıyla gösteren ve bellekte saklanmasını kolaylaştıran sekiz sözcük vardır: ابجد Ebced,   هوز  hevez,  حطى huttî,   كلمن  kelemen,  سعفص  sa’fes,  قرشت  karaşat,   ثخذ sehhaz, ضظغ  dazıg.

Divan edebiyatında ebced hesabıyla çok çeşitli tarih düşürme sanatı yapılmıştır. Şimdi bu tarih düşürme çeşitlerini görelim:

1.Terkîb: dize içinde bir ya da birkaç sözcükle düşürülen tarihtir. Buna terkîb-i tarihî de denir.

     Feth-i Bağdad’ı tarih oldı gazâm

Bu dizede غزام   gazam sözcüğü tarihtir ve hicri 1048 tarihini gösterir.( غ = 1000, ز = 7, ا = 1, م =  40)

2.Tarîh-i Tam: Dize içinde tarih düşürülen olayla ilgili sözlerin bütün harflerinin  sayı değerlerinin toplamıyla düşürülmüş tarihtir. 

     Tezevvüc itdi Âsım Beğefendi   (Sürurî)      ( تزوج  ايتدي عاصم بك افندى)

Bu mısrada bütün harflerin sayı değeri toplamı 1202 tarihini verir.

 

3.Tâmiyeli Tarih: Tarih dizesinde sayı eksik ya da artık olduğu durumlarda katılması ya da çıkarılması gereken sözleri bildiren bir çeşit bilmeceli tarihtir. Örnek:

Çıkarub leşker-i küffârı Didim târîhin   

Belgrad kal’asını aldı Mehemmed Paşa

 

چقاروب لشكر كفارى ديدم تاريخن

بلغراد قلعه سنى الدى محمد پاشا

Bu tarihte ikinci dizedeki harflerin sayı değeri 2003’tür. Bunlardan “leşker-i küffar” tamlamasının sayı değeri olan 851 çıkarıldığında 1152 sayısına ulaşılır.

 Başka bir örnek:

Şekli gird-âb gelir fikre yazarken târîh

Sürdi yelken kürek a’dâyı Kapudan Paşa

Bu tarihte “şekl-i gird-âb”  ( شكل كرداب ) sözüyle yuvarlak he ه  yani 5 rakamı kast edilmiştir. Tarih dizesindeki harflerin sayı değeri olan 1199’a 5 eklenince 1204 tarihi bulunur. 

 

4.Tarih-i Mücevher:  Tarih dizesindeki yalnız noktalı harflerin sayı değerlerinin toplamıyla bulunan tarihtir. Bu şekilde düşürülmüş tarihe mu’cem, cevher, cevher-dâr, cevherî, gevher, güher,  menkût da denir.

Kâdı-i belde-i Ebâ Eyyub

İrmeyüb zabt-ı mansıba hayfâ

Oldı târîh-i rıhleti menkût

İtdi Osman Efendi ‘azm-i bekâ   ( Sürurî)

قاضى ء بلد ه ء اابا ايوب

ايرميوب ضبط منصبه حيفا

اولدى تاريخ رحلتى منقوط

ايتدى عثمان افندى عزم بقا

Bu tarih dörtlüğünde tarihin noktalı harflerle düşürüldüğü “menkût” sözüyle belirtilmiştir. (menkut Arapça noktalı, noktalanmış demektir) Tarih dörtlüğünün noktalı harflerle sayı değeri 1219’dur. 

 

5.Tarih-i Mühmel: Tarih dizesindeki yalnız noktasız harflerin sayı değerlerinin toplamıyla bulunan tarihtir. Bu tarihlere sâde, bi-nûkat da denir. 

 

Hurûf-ı sadelerle eyledim tahrîr târîhin

Bekir Ağa kurup sûr-ı tezevvüc ber-mûrad oldı

حروف ساده لرله ايلدم تحرير تاريخن

بكر اغا قوروب سور تزوج بر مراد اولدى

 

Tarih dizesindeki noktasız harflerin sayı değeri toplamı 1192 tarihidir.

Tarih dizesindeki noktalı ve noktasız harflerin sayı değerleri birbirine eşit olan ve bunların toplamı asıl tarihleri veren tarihler de vardır:

          Kıldı cumhûrı parâkende  cuyûş-ı mü’minîn      (Sürurî)

قيلدى جمهورى پراکنده جیوش مؤمنين    

           Bu tarihteki noktalı ve noktasız harflerin sayı değeri toplamı 608’dir. Bunların da toplamı 1216 tarihini verir. 

6.Târîh-i Dü-tâ: Tarih dizesindeki harflerin sayı değerleri tarihin iki katını veren tarihtir. Buna dü-bâlâ, muzaâf da denir. Tarihin üç katını veren tarihlere de se-tâ denir. 

 

Kaçdı kâfirler de Mısır’a vardı erbâb-ı gazâ       (Sürurî)

قاچدی کا فرلر ده مصره واردى ارباب 

Bu mısradaki harflerin sayı değerleri toplamı 1214 tarihinin iki katını verir. 

 

7.Târîh-i Lafzî: Tarih rakamı söz olarak söylenmiş tarihtir. Böyle tarihlerde ebced hesabıyla da tarih düşülmüştür. Tarihin nasıl düşürüldüğü lafzen ve ma’nen sözcükleri kullanılarak belirtilir.

 

Lafzen ü ma’nen didim târîh-i sâl-i rıhletin

Vâh göçdi Mîr Nâşid bin iki yüz altıda

لفظا و معنا ديدم تاريخ سال رحلتن 

واه كوچدی مير ناشد بيك ايكى يوز التيده 

 

Kaynak: Cem Dilçin, Örneklerle Türk Şiir Bilgisi, TDK yay. Ank. 1997

 

 

Ebced Hesabı ابجد yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2014/07/01/ebced-hesab/feed/ 0