deneme – Edebice Dergisi http://edebice.net Resmi Web Sitesi Fri, 15 May 2020 21:52:50 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.6.18 Yeni Ufuk Dergisi Deneme Yarışması http://edebice.net/2019/04/02/yeni-ufuk-dergisi-deneme-yarismasi/ http://edebice.net/2019/04/02/yeni-ufuk-dergisi-deneme-yarismasi/#respond Tue, 02 Apr 2019 19:15:05 +0000 http://edebice.net/?p=10448 Denizli merkezli Yeni Ufuk dergisi “1919’dan 2019’a Aynı Ruh Aynı İman” konulu deneme yarışması düzenliyor. 30 Nisan 2019’a kadar eser gönderilebilecek yarışmada ilk üçe giren katılımcılar ödüllendirilecek. İşte ayrıntılar: KONU

Yeni Ufuk Dergisi Deneme Yarışması yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
yeni-ufuk-denem-yarisma

Denizli merkezli Yeni Ufuk dergisi “1919’dan 2019’a Aynı Ruh Aynı İman” konulu deneme yarışması düzenliyor. 30 Nisan 2019’a kadar eser gönderilebilecek yarışmada ilk üçe giren katılımcılar ödüllendirilecek.

İşte ayrıntılar:

KONU
“1919’DAN 2019’A AYNI RUH, AYNI İMAN…”

AMAÇ
Türk milletinin yüzyıl önce vermiş olduğu Millî Mücadelenin önemini; mücadelenin zaman ve şartlardan âzâde sürekliliğini; Türk milletinin aynı ruh ve iman ile mücadeleye devam ettiğini ve etmesi gerektiğini hatırlatmaktır.

KATILIM
Deneme yarışmasına, her nesilden bütün Yeni Ufuk Dergisi okuyucuları katılabilir.

YARIŞMA ŞARTLARI
1. Eserlerin deneme özelliklerine uygun olması beklenmektedir.

2. Metinler 1,15 satır ve paragraf aralığıyla, 11 punto büyüklüğünde, Cambria yazı tipiyle, Word standart kenar boşluklarına uygun olacak şekilde, 2-6 sayfa arasında yazılacaktır.

3. Yazım kuralları açısından Türk Dil Kurumunun Yazım Kılavuzu esas alınacaktır.

4. Yayımlanmış, herhangi bir yarışmaya katılmış, yazarı hususunda ihtilaf veya şaibe bulunan eserler bu yarışmaya katılamaz. Tespiti hâlinde yarışmacı tüm haklarından ferâgat etmeyi kabul etmiş sayılacaktır.

5. Yarışmaya katılanlar belirlenen ve ilan edilen ödüller dışında herhangi bir hak talep edemeyecektir.

6. Yarışmaya katılan eserlerin her türlü te’lif hakları Yeni Ufuk Dergisine ait olacaktır. Yeni Ufuk Dergisi yazarların isimlerine yer vermek kaydıyla eserleri kullanabilecektir.

7. Yarışmada dereceye giren eserler gerekli düzenlemelerle Yeni Ufuk Dergisi mayıs özel sayısında yayımlanacaktır.

8. Her yarışmacı en fazla bir eserle katılım sağlama hakkına sahiptir.

9. Yarışmaya katılan eserler [email protected] adresine, .Doc veya .Docx (Microsoft Word) uzantılı olacak şekilde gönderilecektir.

10. Katılımcılardan ad, soyadı ve telefon numarası bilgilerini gönderecek oldukları elektronik postanın konu kısmına yazmaları talep edilmektedir.

11. Yarışma şartnamesine uygun olmayan veya zamanında teslim edilmeyen eserler; yarışma kapsamında değerlendirmeye alınmayacaktır.

12. Yeni Ufuk Dergisi; gerekli gördüğü veya ihtiyaç duyduğu hallerde, yarışmayı iptal etme ya da erteleme hakkına sahiptir.

13. Ödül almaya hak kazanan makaleler 19 Mayıs 2019 tarihinde Yeni Ufuk Dergisi’nin sosyal medya hesapları üzerinden ilan edilecektir.

14. Yarışmayla ilgili yukarıda belirtilenlerin dışında bir sorun ile karşılaşırsanız yarışma koordinatörü Çağrı Karşı’ya 506 998 02 18 numarasından ve Yeni Ufuk Dergisi Sosyal Medya hesaplarından iletebilirsiniz.

YARIŞMA TAKVİMİ
Son teslim tarihi: 30 NİSAN 2019
Sonuçların açıklanma tarihi:19 MAYIS 2019
ÖDÜLLER
Birinci: Tam cumhuriyet altını

İkinci: Yarım cumhuriyet altını

Üçüncü: Çeyrek cumhuriyet altını

Hakem kurulu Özel Ödülü: Peyami Safa seti

HAKEM KURULU:
Prof. Dr. Vahit TÜRK
Dr. Sakin ÖNER
Yağmur TUNALI
Mehmet Hayati ÖZKAYA
Uğur BAŞ
YÜRÜTME KURULU
Çağrı KARŞI
Hatice BİLDİŞ
Ramazan GÜNDER
Rabia ÇİMEN

Yeni Ufuk Dergisi Deneme Yarışması yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2019/04/02/yeni-ufuk-dergisi-deneme-yarismasi/feed/ 0
Yolculuğun Hazzı http://edebice.net/2019/02/12/yolculugun-hazzi/ http://edebice.net/2019/02/12/yolculugun-hazzi/#respond Tue, 12 Feb 2019 11:45:25 +0000 http://edebice.net/?p=10295 Yolcuyuz… “Yol” bizi hakîki insan yapmanın yegâne müsebbibi… “Yol”da olmak, insan olmaktır. “Yürümeye devam et, yol insanı terbiye eder!” diyen Dücane Cündioğlu, aynı yolun idrakine ermiş ki insanın olgunlaşmasını “yolda

Yolculuğun Hazzı yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
Yolcuyuz… “Yol” bizi hakîki insan yapmanın yegâne müsebbibi… “Yol”da olmak, insan olmaktır. “Yürümeye devam et, yol insanı terbiye eder!” diyen Dücane Cündioğlu, aynı yolun idrakine ermiş ki insanın olgunlaşmasını “yolda olmak”la eşdeğer tutmuş.

MagazinePic-07-2.3.001-bigpicture_07_5

İnsan tek bir hayat yaşar. Başka hayatlara sadece tanık olur. Tanımakla “olmak” ayrı şeylerdir. O yüzden ahkâm kesmek, tevazu duygusunun zıddıdır. Bu durumda bir “yol”, bir “insan” eder. Bu yolda gözünü kapatıp ilerleyen de etrafın tadını çıkaran da ölecektir. Ölümlü (fani) bir insan olmak var, ceset olmak var; ikisi farklı… “Yol”un terbiye ettiği “insan”, etten kemikten, yemek-içmekten, gülüp geçmekten ibaret kalsaydı Allah ona eşref-i mahlûkattan sayar mıydı? “Modernite”nin diliyle insana “kalite” katan çevresine kattığı “kalite”dir. Kaliteli insana tasavvuf ehli insan-ı kâmil diyor. “Yol”da yürüyen bir “insan”… “Yol”un idrakine ermiş. Kaliteyi elden bırakmamak için kuyumcu titizliğiyle işlemiş kendini ve bir tevazu sarayının sultanı olmuş. Kim onlar? İlk emre itaat edenler: Okuyanlar.

Bir kömürü yüz yıl bekleseniz elmas yapamazsınız. Ama bir insanı ömrü vefa etse de yüz yıl okuma talimine tâbi tutsanız, ondan âlim çıkarabilirsiniz. O âlim ki yaşadıklarıyla okuduklarını harmanlayıp asırlara damga vurabilir. Bir de tevazu sahibiyse gönüllere taht kurar. Söz gelimi İmam-ı Âzam’ın ilmine laf uzatamazsınız; ancak ondan neşet eden “Bilmediklerimi ayağımın altına alsam başım göğe yükselir.” sözüyle onun tevazusuna şahit olabilirsiniz. Şahit olmak, ilgilenmemek ve “banane”cilikten daha kutsaldır.

İnsan, hayat denilen yolda okudukları, öğrendikleri kadar insandır. Hele bu çağda öğrenmemek, öğrenmeye direnmek tam anlamıyla bir ayıptır. İmkânların bunca türediği bir çağın “cahil”i olmak, cehalet sevdasının tezahürüdür. Aldığımız, kutsadığımız cihazların hafıza özellikleri, hıfzettiklerimizden değerliyse makinenin esiriyiz demektir. Artık fıkra anlatanlar kalmadı, geleneksel tiyatromuz can çekişiyor, ezberinde şiir bulunanlar efsane karakterlere dönüştü ve en önemlisi kitap bitirmek cehalet akımına karşı bir anarşizm niteliğindedir.

Biz, betonlaşmış kentlerin kasvetinden boğulan lisanını kaybetmiş cesetlere mi dönüşeceğiz; yoksa ruhumuzun Ergenekon’unu mu bulacağız? Bütün mesele burada. Cehalete ayıp demiştik; yalnızlık da ayıp. Aramasını bilene çok dost var. Nitekim aramak da yolda olmaya atıfta bulunur. Madem yoldayız karşımıza Faust’u alıp mana arayacağız. Madem yoldayız gökyüzündeki kuşların Simurg sevdasından bî-haber olamayız.  Günün muhasebesini yaparken iyilik-kötülük sarmalında Raskolnikof’tan akıl alacağız. Vicdanımızın pasına iyi gelir. Banu Çiçek gibi kadınlarla Mihriban gibi kadınları toplayıp Türk kadınına eşitleyeceğiz. Çünkü edebiyat bilinenin aksine bol miktarda matematik barındırır. “Ecdaaaadımız” diye başlayan cümleleri Halil Hoca’sız kurmayacağız. Hele edebiyat tarihimiz derken Tanpınar’ı, Şeyhülmuharririn Kabaklı Hoca’yı, Köprülü’yü, Kaplan’ı unutursak “şiir sokakta” sığlığından yukarı çıkamayız. Bazen kuralsız bazen kurallı şiire karşı çıkacağız. Bu, Yahya Kemâl veya Orhan Veli’nin muhabbete katılmasına bağlı olacak. An gelir melâli anlamayan nesle çatarız, an gelir çayı tesbihi şiire meze yaparız. Arada felsefe de yapacağız. Kendimi bulmaktır derdim derseniz Fazlıoğlu’ndan reçete temin edeceğiz. Felsefeyi İslam’a yoldaş eden Hoca Ahmet Yesevi’den hikmetli sözler dinleyecek, dergâha eğri odun getirmemenin eğitimini alacağız.

Fikir münakaşasına girmek için bereketli topraklarda olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz. Efrada töre lazım; Atsız koşarak gelir. Alperenliği 21. yüzyıla taşımak istediniz; Arvasi bu işin ehli. Maarif davamızın kaybettiği ruhu arıyorsunuz; Topçu yardımınıza hazır. Ülküsü olmayan insanları Galip Erdem’le, Erol Güngör’le terbiye ederiz. Yahu bizim ne kıymetli dostlarımız varmış. Ne abide şahsiyetlere vatan olmuşuz da haberimiz yok.

Toparlayalım,

Toparlanalım…

“Yol”dayız… “İnsan”ız… Cehaleti makul görmüyoruz… Mütevazıyız (aşırı olmayanından)… Şekli ve ruhuyla soğuk kentleri ısıtmayı da biliriz; manasını kaybetmiş mekânları dergâh yapmayı da…

 

Ne mutlu yola revan olanlara…

Yolculuğun Hazzı yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2019/02/12/yolculugun-hazzi/feed/ 0
Dantel…. http://edebice.net/2018/08/29/dantel/ http://edebice.net/2018/08/29/dantel/#respond Wed, 29 Aug 2018 17:29:14 +0000 http://edebice.net/?p=9539 Orta okulu bitirmiştim. Annem hevesle elime tığ ve dantel ipliği tutuşturdu. Kalemim kırıldı… Gençlik… Çocukluk… İstemesem de razı oldum…  O metal parçası oldu yeni dostum… Metrelerce kenar süsü oyaladım… Masa

Dantel…. yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
imagesOrta okulu bitirmiştim. Annem hevesle elime tığ ve dantel ipliği tutuşturdu. Kalemim kırıldı… Gençlik… Çocukluk… İstemesem de razı oldum…  O metal parçası oldu yeni dostum… Metrelerce kenar süsü oyaladım… Masa örtüleri çeşit çeşit desenli, çiçekli danteller işledim… Annem bakar bakar mutlu olurdu… Bazen ben de beyaz ipek iplikle yaptığım gül, lale işlemelerine bakar dalar giderdim. Acaba ben de sanatçı sayılır mıyım diye geçirirdim içimden… Taklitten sanat olur muydu? Ya modeli kendince değiştirip ortaya farklı bir model çıkarmakta sanattan sayılır mıydı? Bu taklit miydi? İlham mıydı? Sorular, sorular geçerdi içimden. Cevabı bulamazdım çoğu zaman. Bırakırdım düşünmeyi… Devam ederdim işlemeye. Böyle böyle yıllar geçti… Artık taklit edilecek model kalmadı… Annem de çok mutlu oldu bu işe… Kızı onlarca güzellik koymuştu çehizine…

Fakat içinde bitmek tükenmek bilmeyen üniversiteye gitme sevdası yıllar yılı büyüdü büyüdü. Danteller sandığa girdi, kızı okula gitti…

Üniversiteye başladığımda içimde onlarca ideal besliyordum. Çevre sorunları, insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları… Hak ve hukuk adına yapılması gerekenler. Vatanın menfaatleri ve çıkarları için düşünceler… Hepsi ama hepsi tek tek hayata geçirilmeli ve birlikte dirlik, düzen sağlanıp, istikrarlı bir huzurun temelleri atılmalıydı… Önce insanlara küçük ama önemli sorunları gösterecek, küçükten büyüğe ne varsa yavaş yavaş düzeltecektim… Lakin olmadı… Yıllar akıp giderken, ben olduğum yerde sayıyordum… Bir yerde geçiyordu şu söz, belki bir roman ya da şiirde; ” İlk gençliğimde dünyayı değiştirebilirim sanıyordum olmadı, biraz yaşım ilerledi, ülkemi değiştireyim dedim olmadı, artık yetişkin bir insan olunca kendimi değiştirebilirsem yeter dedim…” bu ya da buna benzer bir sözdü işte. Ben de sonunda bu sözün gereğine boyun eğdim… Fakat hâlâ umudum var… Ben değişsem belki ülkem de değişir bir gün kim bilir…

O kadar sene okudum, yıllar geçti tekrar dönüp gittim çeyiz sandığının başına. Tek tek dantellere bakarken annemi anlamaya çalıştım. Neden verdi elime o şeyi ve bu kadar göz nuru neden bu tahta sandıkta durup duruyor diye… Nasıl mutlu oluyordu güllü, laleli danteller işlediğimi gördükçe. Kursa bile göndermişti. Makine ile renkli çiçekler işlemeyi öğreneyim, renk renk çiçeklerim de olsun diye…

Bunca yıl oldu yeni yeni anlıyorum onu… Meğer annem benim yıllar yılı yapmak istediklerimi yapıyormuş. Meğer annem biliyormuş her şeyi… Meğer annem büyük bir kadınmış… O dünyayı güzelleştirmenin sırrını çoktan bulmuş… Dünya derken, bütününü değil elbette kendi dünyasını… Bunun içindir ki bana da kendi dünyamı süslemek için bir yol açmış… Dantel dantel umudu işletmiş önce… Sabrı koydurmuş nakışlarına… Sevdayı yazdırmış dantelimin yapraklarına… Meğer annem biliyormuş her şeyi… Belki o da çabalamış benim gibi zamanında, olmamış… Gücü yetmemiş koca dünyaya… Küçük dünyasını nakşetmiş oyalarına… Çeyiz sandığında bir dünya güzellik gizlemiş getirmiş evine… Bu kadar güzellik elbette yetermiş dünyasını güzelleştirmeye… Sonra belki dünya da güzel olurmuş… Öyle ya herkes evinin önünü temizlerse, bütün sokaklar da temizlenmez mi? Annem kendinden başlayarak dünyayı güzelleştirmek adına, beyaz dantelden örtüler serermiş bütün karanlıkların üstüne… Meğer bütün çabası bu yüzdenmiş. Kızına öğretmek istediği de buymuş… Meğer annem büyük kadınmış… Yıllar yılı çektiği çilelerin üstünü beyaz dantellerle kapatmaya çalışmış… Bembeyaz dantellerin altına saklarmış acılarını… Annemin içi dantel dantel yaraymış… Asla vazgeçmemiş inancından… Ben dünyaya gelmişim. Dantel dantel yeni neşe örtmüş vitrinlere… Ben büyüdüğüm zaman korkmuş ve dantel dantel korumak istemiş beni… Fakat gücü yetmez olmuş… Tığ verip elime işletince ilk gülümü dünyalar onun olmuş… Artık güçlü olmuşum çünkü… Benim de dantellerim olacakmış… Benim dünyam içinde umut olacakmış beyaz danteller… Beyaz temizlik ve saflığın, güzelliğin rengiymiş çünkü… Yoluma beyaz beyaz örtüler koyarsam umudum olurmuş… Bu yüzden annem tığ vermiş elime… Ben kalemi almışım o çeyiz sandığına koymuş umudumu… Saklamış sabrımı, tesellimi… Çünkü biliyormuş annem bir gün benim de dantel dantel yaralarımın olacağını… Onları örtebilecek tek şeyin, o sandıkta kilitli sabrın ve umudun tesellisi olduğunu …

Dantel…. yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2018/08/29/dantel/feed/ 0
Dilimiz Kimliğimizdir Makale ve Deneme Yarışması Sonuçlandı http://edebice.net/2017/11/09/dilimiz-kimligimiz-makale-deneme-yarismasi-sonuclandi/ http://edebice.net/2017/11/09/dilimiz-kimligimiz-makale-deneme-yarismasi-sonuclandi/#respond Thu, 09 Nov 2017 15:27:26 +0000 http://edebice.net/?p=7817 Türk Dil Kurumu ve Millî Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle düzenlenen “Dilimiz Kimliğimizdir” başlıklı öğretmenler ve ortaöğretim öğrencileri arası Türkçeyi Doğru ve Güzel Kullanma Makale ve Deneme Yarışması’nda Türkiye çapında dereceye

Dilimiz Kimliğimizdir Makale ve Deneme Yarışması Sonuçlandı yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
dilimizkimligimizdir_yarisma

Türk Dil Kurumu ve Millî Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle düzenlenen “Dilimiz Kimliğimizdir” başlıklı öğretmenler ve ortaöğretim öğrencileri arası Türkçeyi Doğru ve Güzel Kullanma Makale ve Deneme Yarışması’nda Türkiye çapında dereceye giren ve Seçici Kurul Özel Ödülü’ne değer görülen eserler belirlenmiştir.

MAKALE(ÖĞRETMEN)

BİRİNCİ
Ömer ESKİ
Türkçenin Güzel Kullanımı Açısından Çizgi Filmlerde Kelime Kadrosu ve Millî Şuur
Kaptan Ahmet Erdoğan AİHL
Güneysu, Rize

İKİNCİ
Mahmut HASGÜL
Yeni Medeniyet Kurgusunda Türkçenin Yeri ve Yeterliliği
Gazi Osman Paşa Lisesi
Merkez, Tokat

ÜÇÜNCÜ
Resul BAYINDIRLI
Dilden Dile Düştük
Türk Telekom Nurettin Topçu SBL
Palandöken, Erzurum

SEÇİCİ KURUL ÖZEL ÖDÜLLERİ
Harun BİLGİLİ
Dil Milletin Tutkalıdır
Atatürk Ortaokulu
Merkez, Kütahya

Recai AKDAĞ
Millî Şuur ve Türkçemiz
Ali Fuat Başgil İHO
Çarşamba, Samsun

Hacer ÖZTÜRK
Kurutulmuş Ağaca Su Vermek: Türk Dilini İhya Çabaları
Demetevler Kız Anadolu İHL
Yenimahalle, Ankara

DENEME (ÖĞRENCİ)

BİRİNCİ
Ayça Bilge YEMİŞ
Kelimelerin Hakkı
15 Temmuz Şehit Muhammet Yalçın Kız Anadolu İHL
Merkez, Karaman

İKİNCİ
Nursima AKÇA
Ana Sütümüz Ana Dilimiz
Göl Anadolu Lisesi
Merkez, Kastamonu

ÜÇÜNCÜ
Ayşe Eflâl YAĞCI
Türkçe: Bir Dilden Daha Fazlası
Çiftlikköy Anadolu İHL
Merkez, Yalova

SEÇİCİ KURUL ÖZEL ÖDÜLLERİ
Şerife ÇOBAN
Dil ile Yaşayan Kültür
Anadolu Lisesi
Merkez, Rize

Sevgi MUM
Türkçenin Mürekkebi Kurumadan
Orgeneral Eşref Bitlis Anadolu Lisesi
Yeşilyurt, Malatya

İlkim SÖZER
Aman Nazar Değmesin
Atatürk Lisesi
Merkez, İzmir

Dilimiz Kimliğimizdir Makale ve Deneme Yarışması Sonuçlandı yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2017/11/09/dilimiz-kimligimiz-makale-deneme-yarismasi-sonuclandi/feed/ 0
İçinden Geçiyoruz Zamanın http://edebice.net/2017/10/18/icinden-geciyoruz-zamanin/ http://edebice.net/2017/10/18/icinden-geciyoruz-zamanin/#respond Tue, 17 Oct 2017 22:07:23 +0000 http://edebice.net/?p=7636 İçinden geçiyoruz zamanın… Bizi bir yerlerde bırakıyor… Bazen bir duvar dibi, çaresizlikle sızdığımız soğuğuna… Bir nehir kıyısı bazen, derin umutların huzuruna… Adımlarımız ilk oluyor önce, taze yenilmeyi bilmeyen hayata.. tökezlememiş,

İçinden Geçiyoruz Zamanın yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
icinden-geciyoruz-zamanin

İçinden geçiyoruz zamanın…
Bizi bir yerlerde bırakıyor…
Bazen bir duvar dibi, çaresizlikle sızdığımız soğuğuna…
Bir nehir kıyısı bazen, derin umutların huzuruna…
Adımlarımız ilk oluyor önce, taze yenilmeyi bilmeyen hayata.. tökezlememiş, düşmemiş hiç,
korkak ama direniyor ayakta durmaya…
Kusursuz ihtimallerle dolu bir duygu seline kaptırıyoruz bazen kendimizi, en çok olmasını istediklerimizin, kusursuz kurmacası mutlu ediyor bizi…
Bazen ihtimallerin gölgesizliğine, ihtimali olmayan bir şeylerin canavar pençesine, azgın yokluk gülüşlerine bırakıveriyor mutluluk yerini…
İçinden geçiyoruz zamanın…
Ama bazen geçtiğimiz bir yerlerde buluyoruz kendimizi…
Ağrıyan taze gönül içi oluyor ansızın yerimiz.. körpe sevgilerimize dönebiliyoruz bazen sebepsiz… O ilk yıllarında yaşımzın, masum ilk aşkımızın…
Kaygısız hayallerin peydah olduğu, kimsenin kanadına kurşun sıkmadığı bir sevda beliriyor zihnimizde, zamanın her devre yetişen o muazzam elleriyle…
İçinden geçiyoruz zamanın..bizi bir yerlere atıyor bazen…Sonra koyup gidiyor uzun yılların , mermer desenli karanlığına…
Kocaman insanlar yapıveriyor bizi, çocuk çehrelerimizi o kocaman hüzünlerden tanıyamıyoruz aynalarda,
Bazen yabancı ediyor bize, bizi…
Sonra bakamaz oluyoruz aynalara, korkular birikiyor içimizde, o eski beni bulamamak mesela…Birileri ölüyor ve biz bilmezken o filmimizin sonunu, iyilermi kazanıyor, yoksa kötülermi… Zaman fısıldıyor bize,
” Bütün filmler kötünün iradesinde, kazanmanın umudunu kaybetmezse kazanıyor iyiler..”
İçinden geçiyoruz zamanın, önce doğuruyor bizi zaman , sonra büyütüyor zalimce… Önce çocukluk hazinemizi alıyor, sonra hayat denen bir oyuna salıyor…Oynayıp, oyalanıyor kendince zaman, bir vakit öylece bizimle…
Sonunda biz geçip gitsek de içinden, baki kalıyor zaman.. vurdum duymaz ve sinsice…

İçinden Geçiyoruz Zamanın yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2017/10/18/icinden-geciyoruz-zamanin/feed/ 0
Tekerrür.. http://edebice.net/2017/10/08/tekerrur/ http://edebice.net/2017/10/08/tekerrur/#respond Sun, 08 Oct 2017 19:21:17 +0000 http://edebice.net/?p=7491 “Tarih tekerrürden ibarettir..” evet tekerrür eder.. hikâyen devam eder, ama sen o hikayeye başlayan sen değilsin…Bitmeyen bir hikâyenin tekrar eden tarihin içinde, tarihine meydan okursun, lâkin geleceğe varmadan bitiremezsin istesen

Tekerrür.. yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
“Tarih tekerrürden ibarettir..” evet tekerrür eder.. hikâyen devam eder, ama sen o hikayeye başlayan sen değilsin…Bitmeyen bir hikâyenin tekrar eden tarihin içinde, tarihine meydan okursun, lâkin geleceğe varmadan bitiremezsin istesen de hikayeni… Ancak hikayen bitirir seni…Ki tarih tekerrür ederken bilirsin o, senindir.. anıların tarihi tarih yapar…Gelecek gelmeden bilinmez ve senin değildir asla.. bir yüzü güzel, bir yüzü çirkin, bir yüzü dost, bir yüzü düşman… Tarih tekerrür ederken dosttur belki, belki düşman, ama bellidir kimliği..
faili meçhul bir gelecekten oldukça samimidir, senindir oysa… Elinle yazabilirsin bir kağıda tarihi, adına anı da desen, geçmiş de desen, gerçektir hepsi de, tarihden nasıl olsa… Bu yüzden yalan en çok tarihe yakışmaz, tarih affetmez asla… Ama gelecekte senin değildir asla ve asla… Sen sahiplenirsin onu… Geleceğe dair milyonlarca hayal kurarsın ancak, hikâyenin tek gerçeğini yazabilirsin, umudun adına, rengi beyaz bir kağıda…
” Hikâyenin sonunda herkes ölüyor…”

Tek cümleye sığarda gelecek, tarihini susturamaz onlarca sayfa…

IMG_20170920_172648_207

Tekerrür.. yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2017/10/08/tekerrur/feed/ 0
“Dilimiz Kimliğimizdir” Makale ve Deneme Yarışması http://edebice.net/2017/09/29/dilimiz-kimligimizdir-makale-deneme-yarismasi/ http://edebice.net/2017/09/29/dilimiz-kimligimizdir-makale-deneme-yarismasi/#comments Fri, 29 Sep 2017 16:46:26 +0000 http://edebice.net/?p=7385 2017 yılının “Türk Dili Yılı” olarak ilan edilmesinin ardından TDK ve Milli Eğitim Bakanlığı işbirliği ile öğretmen ve lise öğrencilerine yönelik makale ve deneme yarışması düzenleniyor. Öğretmenlerin makale, lise öğrencilerinin

“Dilimiz Kimliğimizdir” Makale ve Deneme Yarışması yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
dilimizkimligimizdir_yarisma

2017 yılının “Türk Dili Yılı” olarak ilan edilmesinin ardından TDK ve Milli Eğitim Bakanlığı işbirliği ile öğretmen ve lise öğrencilerine yönelik makale ve deneme yarışması düzenleniyor. Öğretmenlerin makale, lise öğrencilerinin ise deneme türünde katılabildikleri yarışmaya son eser gönderme tarihi 16 Ekim 2017.

81 il ile Türkiye geneli olarak sınıflandırılan yarışmada, 81 ilde dereceye giren öğretmen ve öğrencilere ayrı ayrı ödüller verileceği gibi Türkiye genelinde  öğretmen ve öğrenciler ayrıca değerlendirilip ödüllendirilecek. TDK ve MEB’in ortaklaşa düzenlediği bu yarışmada dağıtılacak toplam ödül 962.500 TL. Türkiye genelinde birinci olan makaleye 15 bin TL nakit ve TDK eserlerinden verilecek.
“Dünyanın en zengin dillerinden biri ve millî kimliğimizin ana unsuru olan Türkçemizi korumak, yaşatmak, zenginleştirmek ve gelecek nesillere güçlü bir şekilde aktarmak ve Türk dilini yerinde, doğru, dil kurallarına uygun, açık ve anlaşılır olarak konuşma ve yazma becerilerini geliştirmek amacıyla; Millî Eğitim Bakanlığı ile Türk Dil Kurumu iş birliğinde öğretmenlere ve bütün ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilere yönelik olarak “Dilimiz Kimliğimizdir” konulu Türkçeyi doğru ve güzel kullanma yarışması düzenlenmiştir.”

Ayrıntılar ve şartname için tıklayınız

“Dilimiz Kimliğimizdir” Makale ve Deneme Yarışması yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2017/09/29/dilimiz-kimligimizdir-makale-deneme-yarismasi/feed/ 3
Hoşçakal Sevda.. http://edebice.net/2017/08/25/hoscakal-sevda/ http://edebice.net/2017/08/25/hoscakal-sevda/#respond Fri, 25 Aug 2017 13:57:48 +0000 http://edebice.net/?p=6764 Kalbini kırıp yıldızların… Parlamadan kaydıran… Sokak lambaları.. Burunları hep yukarıda, sanki hiç sönmez gibi mağrur duruşları… Sevesi kalmamış dünyanın yeniden aşık yalnızlığına.. hoşçakal sevda… Yürüyerek çıkmıştım bir günün ağaran karnından..

Hoşçakal Sevda.. yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
sokak_lambasi--sxpanu5x
Kalbini kırıp yıldızların… Parlamadan kaydıran…
Sokak lambaları.. Burunları hep yukarıda, sanki hiç sönmez gibi mağrur duruşları…

Sevesi kalmamış dünyanın yeniden aşık yalnızlığına..
hoşçakal sevda…

Yürüyerek çıkmıştım bir günün ağaran karnından.. Koştukça koştum varmak için geceden karanlığına…
Anne gibiydi gece..
bazen de baba
sardıkça sardı şefkatle korkularımdan…

Bulmaktan korkmalı insan,
kaybolan bilir bulursan…

Ve kaybetmek güzel şimdi,
arayabilmek tutkusundan…

Denize düşen ışıklar boğulmadan dalgasından..
haydi uzat ellerini fısılda göğe avuçlarından…

Hoşçakal Sevda.. yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2017/08/25/hoscakal-sevda/feed/ 0
Duygu Aktarından Ruha Şifa Reçetesi http://edebice.net/2017/08/12/duygu-aktarindan-ruha-sifa-recetesi/ http://edebice.net/2017/08/12/duygu-aktarindan-ruha-sifa-recetesi/#respond Sat, 12 Aug 2017 17:55:59 +0000 http://edebice.net/?p=6654 İçimiz , duyguların harmanlandığı bir aktar misali…Ne şifaysa ruhumuza o an onu alırız. Her gün binlerce duygu, yer değiştirir durur gönlümüzdeki raflarda. Bazen iyimserlik kaplar ruhumuzu, bazen karamsarlık. Bazen öfkeden

Duygu Aktarından Ruha Şifa Reçetesi yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
guzel-duygu

İçimiz , duyguların harmanlandığı bir aktar misali…Ne şifaysa ruhumuza o an onu alırız. Her gün binlerce duygu, yer değiştirir durur gönlümüzdeki raflarda. Bazen iyimserlik kaplar ruhumuzu, bazen karamsarlık. Bazen öfkeden fokurdarken kalbimiz, bazen sevgiden güzelleşir benzimiz. Bazen ekeriz nefret tohumlarını, ayağımızı sürüdüğümüz her toprakta. Bazen de umut olur, açarız bir yaprakta. Bazen gergin oluruz, bir yay misali. Bazen de rahatlığımızın olmaz emsali…
Olabilecek her çeşit duygunun bulunduğu bu gönül sofrasında, hangisinin ağzımızın tadı , hangisinin yaralarımızın tuzu olacağına, hangisinin ruhumuzu doyurup, hangisinin yaşama iştahımızı kapatacağına biz karar veririz aslında. Biz neyi tercih ediyorsak, onunla besleriz ruhumuzu. İster güzelliğe dair ne varsa tadına bakıp, bir güzel doyuralım insanlığımızı. İster kötülüğün zehrini tadıp, hazımsızlıktan kusalım nefretimizi.. .
İnsanın insan olma mücadelesinde, acaba neler düşüyor kendimize? Gelelim kıssadan hissemize…
Zamanın birinde Kızılderili bir bilge varmış.
Derisi beyaz, siyah, kızıl olsa ne fark eder?
Tanıyan herkes onu aklıyla anarmış.
Bu bilgenin bir de oğlu varmış.
Oğlanın aklı, düşüncelerle dolu!
Zihnini tuhaf sorular sarmış.
Bir gün koşarak gelmiş babasının yanına,
Sokuluvermiş onun şefkatli kanadına.
-Baba! Demiş çocuk, sana soru sorabilir miyim?
-Tabi ki, demiş bilge,
Yoksa ne için vardır ilim?
-Duyduğum iki kelime var,
Ama anlayamadım nedirler.
Bugünlerde zihnim dar,
Dedim, babamlar bilirler.
Ondan, sana sorayım dedim
Koştum hemen yanına geldim.
-Neymiş bakalım onlar? Dinliyorum, şimdilik.
-Birisi ‘kötülük’ baba, diğeri de ‘iyilik’
Söylesene, nedir bunlar?
İnsan bunları nasıl anlar?
Nasıl anlatacağını düşünüyorken bilge,
Belirivermiş çadırın yanında, iki gölge.
Bunlar; biri siyah, biri beyaz
Yağız mı yağız
İki köpekmişler.
Saldırıp duruyorlarmış birbirlerine,
Didiştikçe didişmişler.
– İşte ! Demiş bilge, köpekleri göstererek.
İyilik ve kötülük yavrum, şu iki köpektir.
Kavgaları, savaşları bitmez, husumetleri çoktur .
Bilgenin oğlunun gözü, köpeklere çakılmış,
İkna olmuş lakin, aklına bir soru takılmış.
-Peki baba,
-Hangisi kazanır bu savaşı,
Onu da bir söylersen?
Gülümsemiş bilge,
Anlamlı bir bakış atmış oğluna.
Ve cevap vermiş :
-Sen hangisini daha iyi beslersen !..
Güzel yiyecekle beslenmenin; vücut dengemizi sağlaması gibi, güzel duygularla ruhumuzu beslemek de yaşam dengemizin sağlanması açısından önemlidir. O sebeple biz, biz olalım; kötü gıdaların vücudumuzu harap etmesine, kötü duyguların ruhumuzu bitap etmesine izin vermeyelim.
Gönül heybemizde iyiliğe dair ne varsa, hepsini güzel işlerle besleyerek güçlendirmek, kötülüğe dair ne varsa; kesip besin damarlarını, hiçliğe göndermek, şu güzel dünyamızın dört bir yanında, iyiliği hakim kılmak temennisiyle. ..

Duygu Aktarından Ruha Şifa Reçetesi yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2017/08/12/duygu-aktarindan-ruha-sifa-recetesi/feed/ 0
Mustafa Tuğrul Çolak’ın “Yer Kuşağı” Adlı Kitabı Üzerine http://edebice.net/2017/04/12/mustafa-tugrul-colakin-yer-kusagi-adli-kitabi-uzerine/ http://edebice.net/2017/04/12/mustafa-tugrul-colakin-yer-kusagi-adli-kitabi-uzerine/#comments Wed, 12 Apr 2017 20:54:27 +0000 http://edebice.net/?p=5608   Bugünlerde herkes, her şeye tepeden bakıyor. İnsan insana, insan doğaya, doğa insana… Gücü yeten yetene. Özgürlüklerimiz, sahip olduklarımız, sahip olduğumuzu sandıklarımız, tekrar gözden geçirmeye muhtaç… Bildiklerinizi gözden geçirmeye imkân

Mustafa Tuğrul Çolak’ın “Yer Kuşağı” Adlı Kitabı Üzerine yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
 

yerkusagiiikitabi-mustafa-tugrul-colak

Bugünlerde herkes, her şeye tepeden bakıyor. İnsan insana, insan doğaya, doğa insana… Gücü yeten yetene. Özgürlüklerimiz, sahip olduklarımız, sahip olduğumuzu sandıklarımız, tekrar gözden geçirmeye muhtaç…

Bildiklerinizi gözden geçirmeye imkân verebilecek ve özgürlüğü, sevgiyi, ölümü, hüznü ve birçok insansı yanlarımızı yeniden keşfetmemizi yahut bu kavramlara farklı açılardan bakmamızı sağlayacak bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Adı “Yer Kuşağı.” Kitabın “farklılık”ı daha kapağından başlıyor.  Kitap dikkat edebilenler için daha kapağında “Ben farklıyım” diyor aslında. İnsanlığın mağruriyet ve kibrini göklerle yarıştırdığı “gökdelenleri” tepelerinden aşağıya sarkıtılmış ve gökdelenlerin uçlarından sarkıtılan iplerin uçlarına da içinde kuşlar olan kafesler var. Ne metafor ama!

yerkusagiiikitabi-mustafa-tugrul-colak

Yazar, daha kapak görseli ile “farklılık”ı ilan ediyor

Mustafa Tuğrul Çolak, 28 yaşında genç bir yazar, bir öğretmen. Edebice dergimizin de yazarlarından. Kendisine “Yer Kuşağı, Çağa Karşı Denemeler” kitabının kapağının hikâyesini sordum. Öncelikle kitabın içindekileri kapağı ile sezdirmek istediğini, her bir görselin bir metafor barındırdığını söyledi. Okuyucuya; evrene, dünyaya tersten baktıklarını hatırlatmak, özgürlük ve tutsaklık kavramlarına dikkat çekmek istediğini, bulut görseli ile öbür tarafta her türlü hesabın görüleceği inancına ve gökdelenlerin rengarenk oluşları ile de “gökkuşağı”na vurgu yapmaya çalıştığını ifade etti. Dünyaya tersten bakma imgesini tahmin etmiştim ama detayları kitabın yazarından öğrenmek kitabı okuduktan sonra, bu detayları yazılanlarla birleştirmek bir nevi parçaları bütünleştirmekti benim için.
Dikkat her şeyin başı. Ayrıntıya takılmayan gözler için dünyada tüm renkler siyah beyaz sanki. Ancak bizi bu âlemde başkalarından farklı kılan yanlarımızdan biri de çevreye ve sahip olduklarımıza karşı dikkatimizdir. Esasında Mustafa Tuğrul Çolak’ın kitabı dikkati farklılığı ile çekmekle birlikte, üzerine dikkatle yoğunlaşmayı da hak ediyor. Denemenin tüm özgürlüğünü kullanan yazar son dönemde en farklı deneme kitaplarından birine imza atmış diyebiliriz.

Yazar kitabına “İç ses”ini konuşturarak başlıyor:

mustafa-tugrul-colak

Mustafa Tuğrul Çolak

İç Ses: Bak Gördün mü ‘iyi’ olan kazanır demiştim.

Harici Ses: Ama burada kaybettin ve gidiyorsun.

İç Ses: Orada kazanırım.

Harici Ses: Orası neresi ki?

İç Ses: Burası olmayan her yer…

Harici Ses: Kazandıysan niye gidiyorsun?

İç Ses: Gitmek; arkada kalanların doğruyu bulmaları için yapılabilecek son iyi şeydir.

Yazar kendine özgü bir üslup yakalama peşindedir ve mecazın, imgenin sınırlarını zorlar. Denemenin kendine verdiği özgürlüğü iyi değerlendiren yazar, söylediklerinin orijinalliğini, orijinal söyleyişle destekler. Bir örnek; “Kelimeler objeyi gösteren vazifesini üstlenirken bir yandan da eşyanın ötesini görmeye hazırlar bizi.”

Mesela, “gitmek” eylemi kendisinin yüklendiği mana dışında başka neleri yüklenmiş olabilir? Her şey, canlı ve cansız bütün varlıklar gitmektedir. Sadece gidenler değil, kalanlar da gitmektedir. Nihayet her şey gide gide “O’na” dönecektir!

Özgürlüğün ne olduğu değil, ne olmadığından hareketle ne kadar özgür olduğumuz anlatılıyor kitapta. 4 ana bölümün sonunda 4 mektup var okura: “Gönderilmeden yerine ulaşan mektuplar.” Yazar kitabın sonuna da bir sözlük eklemiş. Ama bu bildiğiniz sözlüklerden biraz farklı. Mizah ve ironi birleşince ortaya farklı bir sözlük çıkabiliyor.

Çağa, devrana, dünyaya ve insana, insani duygulara karşı farklı denemeler. İyisi mi okumalı. Tatmayan bilmez…

Mustafa Tuğrul Çolak’ın “Yer Kuşağı” Adlı Kitabı Üzerine yazısı ilk önce Edebice Dergisi üzerinde ortaya çıktı.

]]>
http://edebice.net/2017/04/12/mustafa-tugrul-colakin-yer-kusagi-adli-kitabi-uzerine/feed/ 1