Ersin Bayram

PAZARTESİ YAZILARI – Hayırlı Bayramlar

Bayram en sevdiğim kelimeler arasındadır. Bunun iki sebebi var ve bana hep güzel şeyleri çağrıştırır. Bayram demek ümit, neşe, mutluluk, kavuşma, hasretlik, ibadet, kalabalıklar, hayaller, dolup taşan sofralar, huzurlu yemekler… gibi hep saadet içeren kelimeleri akla getiriyor. Getiriyordu mu demeliydim? Zira çok hızlı değişiyoruz. Ben kırkına yeni girmiş biriyim fakat çocukluğumun bayramlarını özlüyorum. Bunun sebebi yaşlanmak olmasa gerek. Ne zamandır her konuda geçmiş ile mukayese yaptığımı fark ediyorum. Önceden ile başlayan cümleler…

Bu gece şu kanaate vardım: Türk toplumu ve Türk medeniyeti çok hızlı değişiyor… Üst tabakada görülen bazı aksamalar televizyon ve iletişimin artması ile aşağılara da iniyor. Televizyonda durup dinlenmeden tatil reklamları yapılıyor, bayram tatilinin uzaması tatil ile irtibatlandırılarak bizlere sunuluyor. Reklamlardaki aile saadetleri, neşeli bayramlar ve bayram sofraları bir hayal olacak kerteye doğru gelecek kanaatindeyim. Zira kırsala doğru genişleyen bir tahribat içindeyiz. Maalesef yaşananlar hiç hayra alamet değil. Büyük büyüklüğünü, küçük küçüklüğünü unutuyor… Asırlarca oluşturulmuş çok derin kökleri olan ve âdeta bizim nakşımız durumundaki canım âdetlerimiz tükeniyor… Buna bayram âdetlerini eklememiz de gerekiyor. Dedem ile babamın çocuklukları ile benim ve çocuğumun çocuklukları arasındaki fark hayli fazla olacak. İlahiyat mezunu bir yakınımız yaklaşık beş altı yıl evvel evlere yönelik bayram ziyaretlerinin giderek kaybolacağını söylemişti. Bugün büyük şehirlerde bayramın varlığını hissetmek ne kadar da zorlaştı. Yahya Kemal “Ezansız Semtler” yazısındaki bayram namazı anlatımında şöyle diyordu:

“Dört sene evvel Büyükada’da oturuyordum, bayramda bayram namazına gitmeye niyetlendim, fakat frenk hayâtının gecesinde sabah namazına kalkılır mı? Sabah erken uyanamamak korkusu ile o gece hiç uyumadım. Vakit gelince abdest aldım, Büyükada’nın mahalle içindeki sâkit yollarından kendi başıma camie doğru gittim. Vâiz kürsüde va’azediyordu. Ben kapıdan girince bütün cemâatin gözleri bana çevrildi. Beni daha doğrusu bizim nesilden benim gibi birini, câmîde gördüklerine şaşıyorlardı.

Orada o saatte toplanan ümmet-i  Muhammed, içine bir yabancının geldiğini zannediyordu.”[1] İşte bu durumdaki insanımızın giderek arttığını düşünüyorum. Zannımca Yahya Kemâl’i Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiirinin temellerini daha bu metinde aramak gerekir. Şairin aşağıdaki mısraları bu dirilişin yansımasıdır:

“Ulu mâbed! Seni ancak bu sabâh anlıyorum;

Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum;

Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi;

Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi,

Senelerden beri rü’yâda görüp özlediğim

Cedlerin mağfiret iklîmine girmiş gibiyim.”[2]

Bu şiir ile şair medeniyetimizi onu inşa eden büyük dehalar ve bütün bütün halk ile beraber Süleymaniye Camii’nin içine toplar. Öyle ki ben bayramları bu şiiri hatırlar ve hayal iklimlerine dalarım. Bu şiir Yahya Kemal’deki gibi beni köklerime çeker, köklerimle ve kadim medeniyetimizin temelleriyle sarmaş dolaş olmanın hazzını yaşarım.

Bizi bayrama ve bayramlara bağlayan temellere ve kültürel değerlerimize sıkı sıkıya sarılmalı, onları yaşatmanın yollarını arayarak hepsinin gelecek nesiller ile irtibat kurmalarını sağlamalıyız. Yeni nesillerin bayram âdet ve alışkanlıklarına ünsiyet kurmakta isteksizliği âşikârdır. Büyük bir yozlaşmanın içindeyiz… Bir kısır döngüye, bir çıkmaza doğru gidiyoruz… Medeniyetimiz bu halde bırakılacak mı?

XXX

Ben bu sütunda yüz yüze görüşmenin nasip olmayacağı kıymetli büyüklerim ve aile efradımın, kendilerinden çok şey öğrendiğim muhterem hocalarımın, birlikte çalışmaktan daima mutluluk duyduğum aziz meslektaşlarımın ve büyük işler yapacağına inandığım bütün öğrencilerimin, eş dost ve aşinanın Kurban Bayramlarını tebrik etmek istiyorum.

Hey Azizler! Gül yüzünüz hiç solmasın ve gam kapınızda durmasın. Neşeniz daim, gülüşünüz kaim; gününüz her zaman neşeli, ömrünüz dünden daha bereketli olsun… Tatlılarla çoğalan  ağzınızın tadı eksilmesin, kapınızın bereketi artsın kesilmesin. Bayramın sunduğu huzurunuz hep çoğalsın, kederinizi yeller, hüznünü seller alsın.

Gönlünüz huzur, kalbiniz sürurla dolsun; gözünüz şenlensin, ağzınız tatlansın; candan can bildiğiniz ve yolunu gözlediğiniz hanenizde, kandan kan gördüğünüz ve sözüne hasretiniz sinenizde olsun. Sofralarınız neşeyle dolup dolup taşsın, dualarınız Yaradan’a ulaşsın; kapılarınız kapanmasın, odalarınız dolsun; gözleriniz aydınlansın. Bolluk, bereket nurları yüzünüzü güldürsün; hastalarınız şifa, dertlileriniz deva bulsun.

Kurbanınız kurbûyetinizi arttırsın; lokmalarınız şükre kapı açsın, şükrün lezzetini tattırsın. Bayramın huzuru yağmur yağmur yağsın, gönlünüz gün gün güzellikler sağsın; uzun yılların hasreti dinsin, üzerinize türlü rahmetler insin; bağınız bostanınız şenlensin, hanenizde cennetlik yavrular eğlensin; geceleriniz aydınlıklarla dolsun, gündüzleriniz sohbetlerle tatlansın; gözleriniz daim aydın olsun, bayram neşeniz  katlansın… Kurban Bayramınız bayram olsun. Alvarlı Efe Hazretleri’nin meşhur şiirinin ilk dörtlüğünü yazarak diğer dörtlükleri hatırlayalım:

Can bula cananını,

Bayram o bayram ola

Kul bula sultanını,

Bayram o bayram ola

 

Nasıl coşkulu, nasıl âşıkâne bir şiirdir. Bestesi de güftesi de insanı cezbeye sokmaya yeter de artar bile. Biz bu noktada yine geleneğe uyarak, kadime dayanarak; asırlar öncesinden gelen mübarek muştuya katılarak Fuzulî kavlince diyelim:

Yılda bir kurbân keserler halk-ı âlem ıyd için

Dem-be-dem sâ’at-be-sâ’at men senin kurbânınam

Ersin BAYRAM

 

[1] [1] Yahya Kemal Beyatlı,   Aziz İstanbul, İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, İstanbul, 1999.

[2] Yahya Kemal, Kendi Gök Kubbemiz, YKY Yay., İstanbul, 2003.

Leave feedback about this

  • Rating

PROS

+
Add Field

CONS

+
Add Field