Fırtına, tipi, kar Soğuk Kaatil bir soğuk var!
Uzaklardan gelen boğuk,
Çılgın
Bir ses
Köpekler gibi uluyor.
Can çekişen bir canavar Gibi soluyor!
Uğursuz sene!… Bin dokuz yüz on yedi..
Harb evlâdımızı öldürdü… ve yedi.
Şimdi kıtlık var!…
Sönük ocaklar,
Herkes evinde aç; bomboş sokaklar.
Yılgın
Herkes!
Arnavutköyü’nde, rıhtım üstünde.
Böyle bir zamanda, böyle bir günde
Ben, kütübhânemde zihin yoruyordum :
Felsefe yapıyordum,
Hakikat arıyordum ve Hakk’a tapıyordum.
Hak var mı? soruyordum!
imânı yok.
Kaatil soğuk, evimi sarsan bora
Penceremin camlarına vura vura
Beni ürkütüyor, titretiyordu.
Ziyânı yok,
Zâten benim derdim bana yetiyordu.
Ben de muhtâctım.
Belki de açtım!
Şimdi kıtlık var!.
Herkes evinde aç, bomboş sokaklar.
Azgın dalgalara gözlerim daldı!…
Kaldı.
Benzi uçuk Bir çocuk,
Kimsesiz bir yavrucuk O havada yalnayak.
Çırılçıplak, başıkabak,
Soğuk taşlar üzerinde yavaş yavaş yürüyordu,
Çok halsizdi ve hastaydı, pek fena öksürüyordu.
Alçak zâlimlerin pis günâhını,
Öcü alınmayan ana âhını,
Murdar sokaklarda sürüklüyordu;
Süprüntülükte bir şey bulup yiyordu.
Ben kütübhânemde felsefe yapıyordum.
Hakikat arıyordum ve Hakk’a tapıyordum.
işte hakikat yaşıyor,
Çırçıplak dolaşıyor;
Onu bir ma’sûm çocuk omuzunda taşıyor!
Bu felâket dersinde hakla bâtılı seçtim.
Felsefeden vazgeçtim!…
Ben bu sürgün öksüzle -anladım ki- her derdim:
Çağırdım, ekmek verdim.
1917 (Serâb-ı Ömrüm)
Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yok.
Bu yazıya yorum yapabilirsiniz.