Bir şeb sabâha kadar bîdâr idim Bebek’te,
Zihnim kapıldı gitti girdâb-ı mübhemâta;
Bir ibtidâ düşündüm ma’mûre-î hayâta
Fikren seyâhat ettim Menfis’te Ba’lebek’te.
Meçhulü cüst-ü-cûda bilmem ne neş’e vardır?!..
Varmaz nazar hududa; ufk-î hayâli dardır.
Yokluk ukuule reh-zen, varlık nedir bilinmez;
Bir şübhe var ki rûşen! Bilmekle hiç silinmez!
Evvel ne? Âkıbet ne? — Bilmez yetîm insân.
Bir dem vukuuf ü neş’e; bir dem hayât, kuvvet;
En sonra zıll-ı hîçî, mâtem, sükût, nisyân.
Ey gam-fezâ hakîkat! Ey nûr-ı mübhemiyyet!
Sahn-î vücûda her şey, rûşen gelir gider de
İnsan düşünse mutlak fikret teselsül eyler,
Mübhem kalır hakîkat. — Nerde o eski şeyler?
Bâbil ne oldu? Menfis nerde? O devr nerde?
Ben ibtidâ sorardım, lâkin susardı hilkat;
Âsâr-ı ömr-i mâzî yer yer tahaccür etmiş.
Âvâz-ı ceng-i fetret, sûr-î muzafferiyyet,
Putlar, sükût-î ma’bed yek-ser tahaccür etmiş!.
Menfis, o şartlı Menfis, Menfis ki taşlarında
Enkaaz-ı devr-i şevket hâlâ nazar-rübâdır;
Saf saf duran o putlar, putlar ki başlarında
Mâzî – o dünkü ru’yâ – bir hâle-î fenâdır.
Menfis, evet o menfis hâkister-î hayâta
Zıll-î fenâ bırakmış bir mahşer-î ¡berdi.
Zihnim koşardı dâim pek eski hâtırâta.
Lâkin o gamlı yerler nisyâna râh-berdi.
Nisyân, o,son nigâhı bir muhtazır vücûdun!
Nisyân, o samt-ı hîçî-perdâz-ı sermediyyet!
Nisyân, o mâ-verâsı mâzî-yi bî-hudûdun!
Nisyân, o mevt-i dâim; nisyân, o hirm-i zulmet!
Nisyân, o leyl-i yeldâ çökmüş harâbe-zâra;
Hayfâ o canlı dehrin toprakta rengi solmuş,
İbret gözüyle baktım bir muhteşem mezâra;
Silmiş o ismi devrân, Ramzes okunmaz olmuş.
Sakf-î binâ-yı ma’bed, heybet-nümâ direkler
Vîrân! O seng-sârın âsûde gölgesinde
Şeb-perreler oturmuş, yakt-î gurûbu bekler,
Yalnız enîn kalmış baykuşların sesinde!
Evvelki sec-degâhın otlar bitip yerinde
Vahşî çiçekler açmış mihrâb ü minberinde!
Taak-ı zafer yıkılmış, bâlâsı hâke düşmüş
Bî-kes harâbe-zâra binlerce kuşlar üşmüş!
Sordum harâbelerden, dâim bu sırrı sordum.
Mübhemdi pek uzaktan aks-î sedâ-yı mâzî!
Maşrîk görünmüyordu, bî-câ hayâli yordum;
Her sûda bî-nihâyet muzlim ridâ-yı mâzî!
Bir ma’bed’î harâbın müdhiş deliklerinde
Meş’al sönüp nihâyet zihnimde tâb azaldı.
Beyhûde cüst-ü-cûdan fikrim yıkıldı kaldı
Mâzî-yi pür-sükûtun vîrâneliklerinde!…
Rıza Tevfik Bölükbaşı
1900 (Serâb-ı ömrüm)
Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.
Henüz yorum yok.
Bu yazıya yorum yapabilirsiniz.