Bir “Yolbaşçı”yı Özlemek

2 Mayıs 2020 0 yorum Denemeler-Makaleler 309 Görüntüleme

Hepimiz geçmişte yaşıyoruz. Zaman bir yaratım süreci ve bu süreçte “insan” denilen özne, anılar biriktirir. Bu anıların birikimi, beraberinde geçmişe olan özlemimizi de artırır. İstemediğimiz anılar yok mudur? Tabi ki vardır. Bu anılar için Anadoluca bir kargış vardır: “Gitsin o günler, gelmesin!”. Ancak benim geçmişte yaşamayı bağlayacağım nokta, bir şahsın özel anılarını oluşturmuyor. Önemli insanlar değiliz. Biriktirdiğimiz anıların “halk pazarında” bile bir değeri yok. Bir gün önemli insan olur muyuz? Süreç böyle devam ederse “önemli bir insan” olmanın bile bir kıymet-i harbiyesi kalmayacak. Köşebaşlarını tutup büyük laflar eden insanları gördükçe ister istemez kendimizi, çekildiğimiz kabukta mutlu hissediyoruz. Zaman Alev Alatlı lisanıyla “paçozlaşma” zamanı. Bu “paçozlaşma” içinde bir özlem beliriyor içimizde. Gönlümüz de zihnimiz de önce “insan” olmayı, sonra “birey” olmayı ve netice itibarıyla “adam” olmayı/olabilmeyi başarmış isimlere odaklanıyor.

 

genclik-ve-ahlak-huseyin-nihal-atsiz

Herkesin, her kesimin “teşekkür” sunacağı bir “Superman”i vardır. Birine, birilerine hayran olmak, onun sanatını hissetmek, onun düşüncelerini kutsamak zannediyorum ruhsal bir gereksinim. Buna lider aramak desek, konuyu çok basite indirgemiş oluruz. Çünkü “lider” sözcüğü de bugün o kadim anlamını kaybetmiş durumda. Hiyerarşik bir düzen içinde ve girift bir hâlde “lider”ler sarmış dört bir yanımızı. Biz bu kavrama “yolbaşçı” diyelim. Diyelim ki kimden bahsettiğimiz, derdimizin ne olduğu ortaya çıksın.

Yol, bir mekân. Yolcu, yürümeyi göze alan kişi. Yolculuk ise bir “ayakta kalma” süreci… “Yol”u, “Yolcu”yu ve “Yolculuk”u böyle derinleştirdikten sonra “Yolbaşçı” kavramının ne kadar kutsal olduğunu vurgulayalım.

Soğuk bir “yolbaşçı” tanımı yapalım: “1905-1975 yılları arasında yaşadı. Ömrünü Türkçülük ve Turancılık davasına adadı. Romanlar, şiirler, tarihi ve dille ilgili araştırmalar yaptı. 3 Mayıs 1944’te dava arkadaşlarıyla beraber ırkçılık/Turancılık davalarında yargılandı. Bu yargılama sebebiyle bir buçuk yıl hüküm giydi (…)” Bu, ve sair cümlelerle uzattıkça uzatabileceğim ama asla kıymetini dillendiremeyeceğim bir insan/birey/adamdan bahsetmeye çalışacağım: Bir “Yolbaşçı”dan, Atsız Ata’dan…

Hemen başta şunu belirtmek isterim. Bu bir biyografi çalışması değildir. Bu bilimsel bir makale değildir. Bu, onu en çok “ben severim”cilik yapmak değildir. Bu, “büyük konuşma çabası” değildir. Hele hele bu, -Atsız sevenlerin tabiatına ters düşecek- dikkat çekme çabası, hiç mi hiç değildir. Bu, baştaki derin hasretimizin bir tezahürüdür. Geçmişe gitme, geçmişte yaşama özleminin ifadesidir. Ne söyletiyordu bir kitabında kahramanı Selim Pusat’a Atsız? “Bu iğrenç zamanda yaşamaktansa Mete zamanında dünyaya gelmiş olmayı tercih ederim.” Yani aslında, yanında olmayı, aynı “an”ı paylaşmayı istediğim Atsız da daha derin bir geçmiş özlemiyle yanıp tutuşmaktadır.

Kapitalizmin mabetlerinde üstüne ismini yazdırdığı kahvesini yudumlayan ama anti-kapital sohbetler eden bir kişiye Atsız kimdir diye sorun! Cevap, “ırkçının birisi” olacaktır. Müslümanlık ile süslümanlık arasında gidip gelen, “Riyakâr olmayın!” derken bilinçaltında “riya kârdır”ı yaşatan nev-ümmetçi tayfaya da sorun! Atsız dinsizdir deyip konuyu kapatacaklar. Ömrümce hiç peşin hükümlü olmadım. Evet Atsız ve Âkif’in ayrı bir yeri vardı bende ama hiç kimseyi görüşünden ötürü “yafta”lamadım. Bu “yafta”lamayı ise en çok “temsilci” konumunda olanların yaptığını gördüm. Hatta ilim erbabında bile bu yaftaya defaatle şahit olunca “Yılana bir yıl bal içirmişler, yine zehir kusmuş.” atasözünü geçirdim içimden. Ne olursa olsun, bu toprakların türküsünü söyleyen insanlar da azınlıkta değildi. Sesleri gür çıkmasa bile varlıklarından her daim mutlu olduk. Olmaya da devam edeceğiz. Gül dikenlidir diye çok uyarıldık ama gülden geçmek daha acıdır; bunu bildik, buna inandık. Meşhur bir özdeyişte “Dönen yoldan döner, istikâmeti olan erer maksûduna!” diyor. Aynı bu minvalde ilerlemekteyiz.

Nedir bu Atsız sevgisi diye çokça sormuşumdur kendime. Bu soruya birçok cevap verilebilir. Ancak kendi lisanımca “düzlük” olarak açıklarım. Dümdüz bir insan… Bunu, elbette renksizlik, basitlik anlamında kullanmıyorum. Atsız’ı okuduğunuz andan itibaren dümdüz bir gidiş vardır. Yollar hep bir yere gider. İstediğiniz kadar onu eğip bükmeye çalışın. Eğilmez-bükülmez. Klişeyi kıracağım belki ama bu “sunî” dava adamlarında görülmeyecek bir şeydir. Mâlum, “dava adamı” kaynıyor etrafımız. Aman, Atsız’ı bunlarla kıyaslamayınız. O, upuzun ve dümdüz bir yolda doru atıyla ilerleyen bir Türk hakanına benzer. Arkasına Kür Şad’ı, Kül Tigin’i, Çağrı Bey’i almış, Orta Asya bozkırlarında “Turan” rüyasına ilerler. Yazdığı ilk yazıdan son yazıya kadar kalemini kılıç gibi kullanmış, etrafına nice âlimi, düşünürü, sanat erbabını ve talebeyi toplamıştır. Bugün, Osman Yüksel Serdengeçti, Reha Oğuz Türkkan, Zeki Velidi Togan, Orhan Şaik Gökyay, Hüseyin Namık Orkun, Alparslan Türkeş isimlerini bir kalemde saymak ne anlama gelir? Kim konuşacak ve konuşuyor bu isimleri? Tarihçiler? Edebiyatçılar? Siyaset bilimciler?..

Orada, Türkçülerle beraber olma isteği “bu toprağın çocukları”nın içinden her zaman geçmiştir. Bu yadırganamaz bir gerçektir; ancak kahraman olmak başka, kahramanlık yapmak başkadır. Hepimiz dışardan bakınca bir kahramanlığın hayranıyız. Ancak bir de kahramanın yaşadıklarını hayal ediniz. Evet, tarihi Malazgirt’ten başlatanlara, Zeki Velidi’yi görmezden gelenlere karşı “Zeki Velidi’nin talebesi olmakla iftihar ederiz.” demek bir kahramanlıktır. Ancak konuya bir de asistanlığının en verimli döneminde oradan oraya sürülen bir Atsız kimliğiyle odaklanın! Evet, Süleymaniye’nin muhteşem minberine çekiçli-oraklı kızıl bayrakların asıldığı bir dönemde, kalemi mertçe kullanmak kahramanlıktır. Ancak konuya bir de kitapları yasaklanan, çıkardığı dergileri kapattırılan bir aydın gözüyle bakın! Evet, dalkavukların, siyasi cambazların devletin en derinine sindiği zamanlarda koskoca başbakana açık mektuplar yazmak kahramanlıktır. Ancak konuyu bir de 40-50 cm genişliğindeki tabutluklarda hastalanan bir adamın ruh haliyle tasavvur edin! İşte tüm bu gerçekler, baştan beri söylediğimiz “özlem”e, “dava”ya, “adam”lığa, “yolbaşçı”ya işaret ediyor.

Biraz olsun yakın tarihe ilgi duyanların karşılaştığı Atsız fügürü, bol aksiyonlu bir filmi andırıyor. Belki bu analojidendir, milliyetçi-muhafazakâr kesimin en kutsal isimlerinden biri olarak Atsız anılıyor. Altan Deliorman o vefat edince “Musalla taşında yatan Atsız değil, Türk milliyetçiliğinin bir devridir.” diyerek mevzuyu özetliyor. Bir ırkçıdan bahsediyoruz. Bahsederken de hiç dilimizi ısırmıyoruz. Okuduğum hiçbir yazısında İslâm düşmanlığı görmedim ama güya bir dinsizden hatta Şaman’dan bahsediyoruz. Aslında şu kalıba sokmak istiyor bu güruh onu: Faşist bir ateist. Tam bu noktada haykırasımız geliyor ister istemez: “Türksüz bir İslamcılık’a ve maziden kopuk bir Kemalizm’e karşı var olsun Atsızlar!” yukarıda saydığım nice ilim ve fikir devinin Atsız üzerinden sorgulamadığı kavramları “cim karnında nokta” bile olamayanların sorgulaması, trajikomik bir durumdur.

Bugün bir özlem giderme derdindeydim. Atsız hakkında b/ilgi sahibi olduğunu düşünenlerdenim. Herkes bilmeli Atsız’ı. Romanlarını, düşünce kitaplarını, şiirlerini… O bir devrin ruhuydu. Kaybetmeye çalıştıkça yeniden parladı. Türk milliyetçiliğinin kutup yıldızı oldu. Savaşı hep milli mukaddesatı yok etmek isteyenlerle oldu. Mesela, birçok kimse onun Abdulhamid’i, Vahdettin’i ilk savunanlardan biri olduğunu bilmez. Atsız, Türkçeyi de namusu derecesinde aziz bilirmiş. Biz de Türkçe düşünen  ve Türk’çe yaşayan “Yolbaşçı”yı aziz bilenlerdeniz. Ancak onu sevip de öğrenmeyenlere küskünüz. Yerin uçmağ olsun Atsız Ata! Yazdığın mısralarla selam olsun sana:

Ne güzeldir anarak Tunga Er efsanesini

                                               Yürümek …

Ruh olup, ordu olup Tanrıdağ’ın çevresini

                                               Bürümek…

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum