Örümcek adam

15 Nisan 2020 0 yorum Öykü 140 Görüntüleme

 

örümcek

Yeni kiracı evin ahşap ve mavi renkli kapısını açıp adımını içeri atmasıyla birlikte yüzünü buruştu.

“Bu hal ne böyle” diye söylendi. Evin salonunun dört köşesinde bulunan örümcek ağlarını eline geçen bir sobayla alelacele bozdu.

Sonra mutfağa ve banyoya baktı. Banyonun köşesinde yine bir örümcek ağı vardı. Ama asıl ilgisini çeken ise banyonun yüksek bir yerinde küçük penceresi ile duvar arasındaki eski bir kuş yuvasından artan kalıntılardı.

Ev sahibi yeni kiracısının huysuzluğuna rağmen ses etmeden odaları geziyor, sorulan sorulara kısa cevaplar veriyordu.

Adam tüm memnuniyetsiz ifadelerine rağmen evi tutmaya karar vermişti. Hesaplıydı. Onun içinde önce hesaplı olması gerekiyordu, iş yerine de yakındı.

Temizlik mi? O nasıl olsa halledilirdi. Aslında ev pis ve kirli de değildi zaten. Birkaç örümcek ve kuş yuvası dışında temiz sayılırdı.

“Yarına kadar evin tertemiz olmasını istiyorum, acelem var. Hemen taşınacağım. Şu örümcek ağlarından ve kuş yuvasından derhal kurtulalım. En ufak iz kalmasın.”

Tam kapıyı açıp dışarı çıkacakları sırada sarı beyaz bir kedinin dairenin kapısının önünde beklediğini gördüler. Kedi tatlılıkla mırladı.

Yeni kiracı: “Pist ulan nankör hayvan” diye bağırıp kediye bir tekme savurdu. Kedi çevik bir hareketle tekmeyi savuşturdu. Merdivenin en altına kadar kaçıp şaşkın şaşkın bakındı. Sonrada pek de dost canlısı olmayan bu insanlara sırtını dönüp sokağa fırladı.

Bir yıl öncesiydi

SONBAHAR:

İki odalı ahşap mavi kapılı küçük ev kasabanın kenar mahallesinde bulunuyordu. Evin hemen arkasında yemyeşil bir orman vardı. Ormanın bittiği ve kasabanın başladığı yerde eski, duvarları yeşil yosunlarla kaplı eski bir çeşme şırıl şırıl akıyordu. Ara sıra duyulan kuş cıvıltıları sayılmazsa tek ses çeşmenin yıllanmış musluğundan akan tertemiz suyun tatlı sesiydi.

Kiracı ve ev sahibi mavi renkli kapıyı açıp içeriye girdiler.

Birkaç dakika sonra el sıkışıp ayrıldılar. Kiracı evi tutmuştu. Temizlikçi istememiş, evi kendisinin temizleyeceğini söylemişti.

Zaten iki oda, mutfak ve banyodan oluşan bu küçük evi temizlemek daha yaşanır hale getirmek onu oyalayacaktı. Düzenli ve temiz olmayı severdi.

Adam evin zeminini, duvarları, pencereleri, kapıları, dairenin önünü sildi süpürdü. İçerisi mis gibi kokuyordu. Şimdi ev içine sinmişti işte.

Odasına eşyalarını yerleştirdi sonra. Eski bir kanepe, bir halı, kitaplarını koymak için küçük bir kitaplık…

Ailesi başka bir şehirdeydi. Sadece bir yıl için buraya gelmişti. Eylülde işe başlayacaktı. Haziran sonunda ise ailesinin yanına dönecekti.

Adam birkaç gün sonra iş dönüşünde kanepeye uzandığında fark etti unuttuğu küçük ayrıntıyı. Tavanı temizlemeyi unutmuştu. İsteksizce yerinden kalktı. Uzun saplı badana fırçası ile tavanı temizlemeye başladı. Bir süre sonra sıra köşelerde ağ kuran örümceklere gelmişti. Her köşede bir örümcek ağı ve içinde hareketsiz durun belki ağına düşürecek küçük bir sinek bekleyen uzun bacaklı örümceklerdi bunlar.

Nedense eli bir türlü o örümcek yuvalarını yıkmaya gitmedi. Bir süre sessizce düşündü. Kendisine bir zararı olmayan bu dört canlının yuvasını bozmak, yuva yıkan olmak istemiyordu. “Yuva yıkanın, yuvası olmaz!” sözü hatırına geldi. Fazla düşünmedi, süpürgeyi yerine kondu. Vazgeçmişti, örümceklerle yaşayacaktı.

Hayvanları severdi. Hatta belki de biraz tutkuyla severdi. Onların canını yakan, kötü davranan insanlara üzülürdü. Eskilerin ifadesiyle: “Karıncayı ezmekten  imtina eden gerçek bey efendiler dendi.” Zaten bir süredir bir kedi peşine düşüvermişti. Kapısının önünde gördüğü birkaç kez başını okşayıp sevdiği, yemek verdiği kedi kapısından ayrılmaz olmuştu.

KIŞ:

Sonra kış geldi. Havalar bozmaya, kar atıştırmaya başladı. Bugünlerden birinde kapı önünde beslediği kediciği üşümüş ve aç bir halde görünce evine aldı. Sobanın yanında ona bir yer hazırladı.

Kedicik şaşırmıştır herhalde. Keşke her insan böyle olsa diye düşünmüştür.

Artık kedi, örümcekler ve adam bir arada yaşar olmuşlardı.

Örümcekler yerlerinde neredeyse hiç kıpırdamadan yaşamlarına devam ediyordu. Adam sabah işe giderken kediyi dışarıya salıyor akşam olduğunda ise -zaten kapının önünde onu bekler buluyordu-  eve alıyordu.

İLKBAHAR:

Sonra bir kuş girdi adamın hayatına. Baharın ilk günleriydi.

Bir kuş gelmiş banyonun havalandırma için açık bırakılan küçük, yarı açık pencerenin kenarına duvarla cam arasına kaşla göz arasında bir yuva konduruvermişti.

Kuşlar yuvalarını özenle seçerler. Güvenli bir yuva için gözlemler yapar, en uygun yeri seçtikten sonra ise teker teker çöpleri toplayarak yuvasına taşır ve usta bir inşaat işçisi gibi bir yuva oluşturur. Sonra yumurtalar süsler yuvayı… En sonunda ise birer tüy yumağına benzeyen sarı gagalı sevimli ama çirkin yavrular dünyaya gelir. Çirkin dediğime bakmayın. Her yavru güzeldir, sevimlidir. Hayata sunulmuş bir candır.

Küçük anne kuş da aynı yolu izlemiş ve güvenli bulduğu banyo penceresine yuvasını yapıvermişti. Bir süre sonra yuvayı yumurtalar şenlendirdi. Ondan sonra da o güzel tüy yumaklarına dönüştüler.

Adam tüm bu olan biteni sabırla, kuşu ürkütmeden izledi. Bu küçük misafirinin varlığından mutluydu.

YAZ:

Yaz geldiğinde kedi sokaklarda geziyor, acıktığında eve geliyor, köpek görünce kaçıyor, sevilmek istediğinde en güvendiği insana sokuluyordu.

Kuş yuvadan uçmuştu. Ama önce yavrularını uçurmuştu.

Örümcekler ise neredeyse hiç hareket etmeden köşe başlarını tutmaya devam ediyorlardı.

Artık adam için dönüş vaktiydi. Bir yıldan beri uzak kaldığı ailesine dönecekti.

Yeni gelecek olan kiracı bir yıldan beri dost olduğu hayvanlarla yaşamak istemeyecekti muhtemelen. Bir çözüm için uzun uzun düşündü

Örümcekleri bir poşete koyup tavan arasına kiremit çatının altına bıraktı. “Burada çok arkadaş bulacaksınız” dedi gülümseyerek.

Kuş yuvasını pencere ile yuva arasından aldı. Duvara çivi ile sabitlediği tahtanın üzerine koydu. Yağmurun çok yağdığı, yüksekten esen kuvvetli dağ rüzgârlarının her an serinlettiği bir yerdi burası. Rüzgardan ve yağmurdan uçup gitmemesi için yuvayı yapıştırıcı ile tahtaya bir güzel sabitledi.

Artık yuva güvendeydi.  İster anne kuş ister başka bir kuş bu yuvayı kullanabilirdi.

Valizini aldı. Kedi, ayaklarının altında dolanıyor, ona sürtünüyordu. Eğilip kediciği sevdi. Biraz önce de kediciği beslemişti.

Sonra mavi boyalı ahşap kapıyı kapattı. Dairesinin tam karşısında bulunan Bakkal Ali Bey’e uğradı. Kedisini ona emanet ettiğini söyledi.

Birkaç dakika sonra kalkacak olan otobüse doğru telaşsızca yürüdü.

Kedi de onunla birkaç adım attı. Sonra arka ayaklarının üzerine oturarak köşeden dönene kadar adama baktı.

Adam mutluydu. Hiçbir yuvayı bozmamıştı.

Şimdi kendi yuvasına dönme vaktiydi.

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum