ŞİZO ŞEREF (tek kişilik stendap tiyatro)

29 Eylül 2019 0 yorum Tiyatro 69 Görüntüleme

BİR ŞİZOFRENİN AŞKI
(tek kişilik stendap tiyatro)

SAHNE 1.
Erkek oyuncu: Şeref
Perde açıldığında sahnenin bir tarafında en az on kişilik bir masa diğer tarafında ise bir yatak vardır. Sahnenin ortasında ise küçük bir tabure bulunmaktadır. Masanın arka tarafına denk gelecek şekilde bir adamın resmi vardır. Adamın bakışları tuhaftır. Resim Krem’in yaşlı halini andırmalıdır. Ana karakter olan Şeref elinde bir dürbünle sahneye dalar üzerinde çift renkli siyah bir ceket vardır. İç tarafındaki rengi ise kırmızıdır. (Kırmızı renk belli olmalıdır.)
Şeref, sahneye girdiğinde dürbünle izleyicileri gözler ve ardından söylenmeye başlar.
Şeref: vayyy. Vayyy. Demek sende buradasın! ( dürbünü gözünden çeker ve önlerde oturan bir seyirciye parmak sallar) vayyyyy. Geçen gece barda sızan adammmm. Demek sende buradasınnnn…
Dürbünü tekrar gözüne dayar bu sefer arka sıralara odaklanır. Sahnede birkaç tur atar ardından dürbünü gözünden çekip gözlerini arka sıralara diker. Sahnede ışıklar kapanır ve ışıklar bu defa seyircilerin üzerinde gezinmeye başlayınca bir ışıkta sahnedeki adama verilir. O parmaklarını seyircilerin üzerinde gezindirirken bir el işaretiyle parmağını bir seyirciye odaklar. Bağırır!
Şeref: işte geçen hafta eşini aldatan adam! Sen de buradasın!
Herkes o sırada adama doğru bakmaya çalışınca ışıklar söndürülür. Sahneye kırmızı ışık verilir. Şeref, kollarını açar:
Şeref: işte oradaki adam da aynı böyle kızarmıştır!
Işıklar normale döner. Şeref sahnede tekrar tur atmaya başlar. Işıklar tekrar eski vaziyetine gelir ve seyircilerin üzerinde dolanmaya başlayınca yine birkaç seyircide odaklanmaya başladığında ışıklar Şeref bağırır:
Şeref: işte kocasını dövüp evde iş yaptıran kadın da burada!
Seyirciler bu defa o kadını aramaya koyulunca ışıklar tekrar açılır. Şeref konuşmasına devam eder:
Şeref: efendim her şey bir yana hepiniz hoş geldiniz!
Selamlama yapıp kendini alkışlamaya başlar. Konuşmasına devam eder.
Şeref: ah şu kısacık ömrümüz de keşke bu ışıklar gibi ayarlanabilir olsa. İstediğimiz zaman hayatımız ışık saçsa istediğimiz zaman da karanlıklar içinde kalıp kendimizi dinleyebilsek. İşte ben de aynı siler gibiyim aslında. ( sahnede dolanmaya devam eder.) bende sizler gibi bazen maça gidiyor, bazen evde terör estiriyor bazen de (gülümseyip dibo işareti yapar ve ayaklarını dolandırıp düşecek vaziyete gelir.) bar da sızıp kalıyorum. Ama siz beni bazen sizden ayırıyorsunuz!
Seyirciye sırtını dönerek ve elleriyle tüm seyircileri kapsayacak şekilde kollarını açarak haykırır.
Şeref: işte siz de bana böyle sırtınızı dönüyorsunuz. Ama unutmayın kendinize sormadığınız çoğu soruyu ben kendime soruyorum.
Hafiften gülümseyerek devam eder.
Şeref: ben diyorum ki? Acaba çok içsem de kimse beni ben de kimseyi tanımasam mı?
Burada seyircilere parmak uzatır ve sorar:
Şeref: evet size soruyorum. Her halinden zengin olduğu belli olan bayım! Siz evet siz lütfen sağa sola bakmayın. Sizce ben böyle yapmalı mıyım?
Seyirciden cevap gelir veya gelmez Şeref devam eder:
Şeref: ah işte cevap vermesi ne zor soru değil mi? Evet deseniz Allah kızacak. Hayır deseniz ben!
Sahnede bir tur atıp yine kollarını açar ve küçük tabureye oturur. Başını ellerinin arasına alır. Kafasını eğer. Ağlamaklı bir ses tonuyla seyirciye gözlerini odaklayıp bağırır:
Şeref: işte ben. Çok içmek istiyorummmmmm. (sonra bir kahkaha atar. Ayağa kalkıp sarhoş gibi yürümeye başlar. Sesini biraz daha yükseltir.) Evet çok içmek istiyroummmm. (sesini kısar. Yürümesi de düzelir.) Ama asla sarhoş olmak istemiyorummm…
Konuşması düzelir ve seyirciyle irtibata tekrar geçer:
Şeref : efendim hepiniz tekrar hoş geldiniz. Bugün burada sahnede bir ben ve benim gibi olmak isteyen ben olmayan ben olacak. Bir de bana benzemeye çalışıp benim gibi olmak istemeyen benim gibi ben olacak. Ben kim miyim? Ben kim olduğumu bilsem ben beni size anlatırdım. Ama ben benim kim olduğumu bilmiyorum ki. Ben size beni anlatayım. En iyisi siz beni izleyin. Benim kim olduğuma ya da kim olmak istediğime karar verin. Hatta siz benim yerimde olun ki, olmanızı çok isterdim. ( bu arada ellerini ovuşturarak ve seyircide tekrar gezdirerek devam eder) eminim oyunun sonunda benim yerimde olmak isteyecek (parmağın yukarı kaldırarak kafasında bir daire çizer ve devam eder.) Ya da benim yerimde olmayı hiç istemeyeceksiniz.
Küçük alkışlarla ışıklar kapanmaya başlarken Şeref de tekrar selamlamaya geçer:
Şeref : İşte en küçüklükten bugüne kadar benim yaşadıklarım!
Bu sırada perde kapanmadan Şeref alkışlamayı bırakıp bir hareket yapar. Ardından seslenir:
Şeref : Nah sıpa kadar dım!

==Perde kapanır==

SAHNE 2:
Erkek oyuncu: Şeref
Erkek oyuncu: Şeref ’in babası
Perde açıldığında Şeref masanın en başında oturmaktadır. Arkasındaki resme de sık sık dönüp bakmaktadır. Her tekrar döndüğünde ise seyirciye tuhaf hareketler yapar… Ceketin rengi siyahtır… Dokunaklı bir ses tonuyla giriş yapar:
Şeref : işte her şey bu adamın başının altından çıktı. Ama ne adam demi! (seyirciye tuhaf bir gülücük attıktan sonra devam eder) Ne kadar benziyoruz demi. Aynı ben! (önlerde oturan bir adama parmağını sallar) gülme lütfen sana da benziyorum.( adam biraz daha gülünce Şeref ciddileşir) Evet, bundan sonra gülmek serbest!
(kendisi gülümsemeye başlar)
Şeref : Tabi ki ben öyle surat asınca siz de gülemiyorsunuz. Ama bana inanın ben gülmek istediğim zaman gülüyorum. Somurtmam gerekince de hiç kendimi sıkmadan somurtuyorum. İşte bu yüzden ben, ben olduğumun farkındayım ve bence sizde siz olduğunuzun farkında olun. Büyük bir oyun olan hayatta en çok beğeniyi almak için değişik rollere girmeyin. (yerinden kalkar sahnede dolanmaya başlar) bazen diyorum ki, acaba bende rol yapsam. Mesela hiç sevmediğim biriyle evlenip çok mutluymuş gibi yaşam sürsem. Ya da kumarhaneye gitsem ve cebimde ne varsa hepsini kumara yatırsam ama hiç kazanmak istemeden herkese para dağıtsam, mutlu olabilir miyim?
Tekrar masaya oturur resme bakmaya başlar. Bu arada masanın kenarından bir çanta çıkarır. Açtığı çantadan çıkardığı birkaç dosyayı masanın üzerine bırakır. Resme başını sallayıp devam eder.
Şeref : işte bu adam benim babam! (Bu arada dış ses verilir. Çalan şarkı da Fatih Kısaparmak: Bu adam benim babam. Sekiz köşe kasketiyle parçasıdır. Gülümser devam eder.) Babamın sekiz köşe kasketi yoktu ama mangal gibi yüreği vardı. (elleriyle göğsünü söker gibi yapar ve masaya koyar) ahan da bu kadar yüreği vardı. (seyircide gözlerini gezdirir.) size hikâyeyi baştan alayım.
Masadan kalkar sahnede dolanmaya başlar o sırada masanın olduğu yerdeki ışıklar kararır. Şeref sahnenin önüne geldiğinde kısık gür sesiyle konuşmaya başlar.
Şeref : işte ben sıpa kadardım. Beni elimden tutup bu masaya oturttu. Babam!
Dediğinde ışıklar açılır. Masanın bir kenarında resimdeki adam oturmaktadır. Onu görünmesiyle Şeref şaşırmış gibi yapsa da yine de konuşmaya devam eder.
Şeref : ilk gün geldiğimizde aklımdan hiç çıkmayan şu öğüdü vermişti bana. (Sesini değiştirerek devam eder.) “Evladım bana bak ben bu masayı bu hale getirene kadar neler çektim. Sen sen ol sakın bu masaya oturunca içinden geçenleri bu masadakilere söyleme” (sesini normale çevirerek) dedi.
İşte bende o günden beri bu şirkette ve masada hiç kendim olmadım. (ellerini yana açarak) daha doğrusu olamadım. (sesini kenan evrenin ses tonuna benzeterek) Netekim! Memlekette kendimiz gibi olmak ikinci bir emre kadar yasaklanmıştır. ( seyirciye gülümseyerek ve Kenan Evren ses tonunda devam ederek) o üçündür ki, kardeş kavgasına mahal vermemek üçün…( kendi ses tonuna dönerek devam eder) şirketin yönetimini babam bana yitti! (böyle dediği anda masanın başındaki adamın gözleri dört açılır. Afallamakla kızmak arasında Şeref ’e bakar.)
Cümlesi bittikten sonra ceketinin rengini değiştirerek içindeki kırmızı rengi giyer.
Şeref : İşte bende bazen siyaha bazen kırmızıya büründüm.
Sahnede dolanırken babasından bahsetmeye devam eder:
Şeref : Babamın göbek hizasında ama aklım bir karış havada girdiğim şirket binasında babam bana: (bu arada gelip masanın başına oturur değişik ses tonuyla devam eder) “Evladım bak bu masanın sağ tarafında oturan kel beyler ve kartoloş kadınlar ben öldükten sonra sana yol gösterecek olanlardır. Onlar işlerine pek acele etmezler. Sende onlarla beraber hareket et ve kararlarında acele etme.” Dediği günden beri sağ tarafın dediklerini dinlemeye başladım. Gerçi maşallah onlar da kırk yıldır kırk kelam etmediler ama ben dinlemek için sabırsızlıkla bekliyorum. (bu babasının da yüz hatları konuşmasına göre değişiklik gösterir. Seyircinin ilgisi oyuncu kadar babanın yüz hatlarında da toplanır. Şeref ses tonuna geri döner. ) Bir de sol taraf var. Babam dedi ki; (babasının ses tonuyla devam eder) “Evladım işte bu sol taraftakiler de şirkete yeni giren züppelerdir. Bunların derdi eskileri yerinden edip eskilerin oturduğu yerde eskimektir. Sen de bunların bu rekabetinden faydalanıp bunları birbirine rakip yapıp işlerini gördürmektir.”
Kendi ses tonuna dönüp masanın etrafında bir tur attıktan sonra devam eder:
Şeref : ah bu rekabet. Zalimi masum, masumu zalim gösteren acımasızlık. Kimin kim olduğu belli değil. İşte bakın size neler yaptırıyor? Her yaptığımızın ardından da ‘Keşke’ diyoruz. Keşke yapmasaydım. (ellerini birleştirerek devam eder) keşke dün ki yaptığımı yapmasaydım! (ellerini açıp gözlerini dahice çevirirerek sesini yükseltir) ama maalesef her zaman bunu söylüyor ve her zaman bunu yapıyorsunuz! Söyleyin şimdi bana yaptığı çoğu şeyden pişman olmayan kaç kişi var. Hangimiz kim, neden, nasıl yaptığımızı bilmeden neler yapıyoruz? Fakrında mıyız? Değiliz! O zaman madem benim gibi pişman olacak ve ‘keşke’ diyecekseniz. Neden aynı hataları yapıp duruyorsunuz? Yapmayın! Çok mu zor yapmamak! Mesela insanları kırmak ya da kırdığımız halde özür bile dilememek nasıl bir duygu. İşte ben de artık sizin gibi olmaya çalışıyorum. Ne zaman mı? (sesini biraz gürleştirir) O koca göbekli babamın beni şirkete ilk soktuğu gün başladım! (gözleri yine yerlerinde dönerek devam eder) Nasıl böyle güzel mi?
Şeref : sizde benim gibi yapıyorsunuz demi. İnsanların rekabetinden, güzelin kendini öne çıkarmasından, çirkinin kendini feda etmesinden, malını satamayan tüccarın elinden malı almaktan, çalışkan öğrencinin tembele yardım etmesinden zevk alıyorsunuz! İşte sizinle benim aramda fark yok. (babasının resmini göstererek devam eder) tek farkımız benim göbekli bir babam oluşu.( babasının yüz mimikleri burada seyirciye iyi aksettirilmeli)
Masanın başına gelip tekrar oturur. Konuşmasına devam ederken seyirciyle irtibatı koparmaz.
Şeref : Babamın nasihatleri bunlarla kalmadı. O günden sonra hep beni takipte oldu. Tabi sadece o değildi beni takip edenler. Bazen evde bazen işte ama nereye baksam mutlaka birilerini görüyordum. Beni hiç yalnız bırakmayan gölge gibi takip eden birileri vardı.
O sırada arkasına doğru hamle yapıp ardına döner ve gölgesine söylenir:
Şeref : Hatta gölgem bile. ( seyirciyi gözleriyle yoklamaya başlar)
Bunları söylediğinde sahnenin ışıkları kapanır. Seyircilerin üzerinde gezinmeye başlar. Şeref ’de parmaklarıyla tek tek onları işaretlemeye ve bağırmaya başlar.
Şeref : İşte sen. Sen. Sen…
Işıklar açıldığında Şeref gidip tabureye oturur. Gülümsemesi devam etmektedir.
Şeref : eh tabi babam bana bunları öğrettikten sonra çok yaşamadı. Hatta hayattayken bile yaşadı diyemem. Sadece ve sadece para kazanmaya odaklanmıştı. Bazen parayı öyle çok kazanıyordu ki, gelen parayı beğenmediği bile oluyor getirene aynen iade edip bir de bağırıyordu; ( sesini yine babasının sesine benzeterek) “ulan bu nasıl para git değiştirip gel!” ( sesini tekrar kendi sesi yaptığında devam eder) eh şimdi ki bankamatikler de öyle değil mi? Er halde onları da babam tasarladı.
Sahnenin ortasına gelip normal ses tonunda devam eder.
Şeref : Size bir anımı anlatayım. Geçenlerde bankamatiğe gittim. Ama vakit gece yarısı var. Adam karısıyla beraber bankamatikte pazarlık ve hesap yapıyor. Adam diyor ki; (sesini kalınlaştırarak) hanım bu on tl’lik alışverişi ne zaman yaptık? (sesini kadın sesi yaparak devam eder) “aşkımmm ben almadım ama sen almış olabilirsinnnn!” (sesini kalınlaştırıp) “hayır hayatım. Ben almadım alsam zaten sana sormazdımmmm. Canikommmm…” (kendi sesi yaparak devam eder) tabi ben bu arada arkada kıvranıyorum saat gecenin bilmem kaçı olmuş. Para yatırıcam da bilmem ne de falan. Ah yavrummm bunların hiç mi hiç acelesi yok. Hadi buyur şimdi gecenin bu saatinde adama ne dersen de. Kıvrandım yok. Öksürdüm yok. (tuhaf bir kıvırma hareketiyle belini çevirerek) osurdummm (bu sırada dış ses olarak ses verilir) ıııııı. Tık yok. Aynı muhabbet aynı işler… en sonunda dayanamadım ve adamın omzuna vurdum.
Şeref : Birader saat kaç?
(Şeref adamın yerine geçer karşılıklı konuşuyormuş gibi sesini değiştirerek)
Adam: efendimm.
Şeref : birader saat kaç oldu. Bak bankamatik hesabı yapmış. Tatlı tatlı yemişsiniz ve şimdi acı acı osurmanız normal. Hadi şimdi bankamatiği boşaltın da bende hesabıma bakayım. Dedim. Adamın karısı lafa girdi.
(Şeref bu defa kadının sesini taklit ederek onun olabileceği bir yere geçer)
Kadın: Aaaa sapığa bak. Bankamatiği boşaltacakmışız. Iyyy iğreniyorum sizin gibi manyaklardan.
Şeref : Demez mi? Şimdi benim yerimde siz olsanız ne dersiniz?
Seyirciye çevrilen ışıklar seyircinin üzerinde dolanmaya başlar ve içlerinden parmak kaldıran birkaç kişiye cevaplama şansı verilir ki seyirci oyundan kopmadan sahneye odaklanır. Ardından ışıklar tekrar sahneye çevrilir Şeref devam eder:
Şeref : tabi bende bunlara yakın bir cevap verecektim ama olmadı. Hemen kadına döndüm ve nazikçe söyledim ki;
Bu sırada ışıklar üzerinde toplanır ve parmağını yukarı kaldırıp beynini işaretler.
Şeref : evleneli ne kadar oldu?
Kadın: aaa sana ne be manyak!
Şeref : yok ciddiyim evleneli ne kadar oldu?
Kadın: neyse ney. On beş yıl oldu. Nolcak?
Şeref : eğer evlendiğinizden beri şu adamcağıza bu kadar parmak atsanız zaten adam bu saate sizi dışarda bırakmazdı! Dedim. Film koptu. Kadın bankamatikten kartı aldığı gibi adamın kolundan tutup söylene söylene oradan uzaklaştı.
Işıklar seyirciye çevrildiği sırada Şeref konuşmasına devam eder.
Şeref : köşeyi dönerken bile adamın kolunu kökünden sökecekmiş gibi söyleniyordu. Alim Allah şerrinden korusun Allah. Efendim tabi ki hesap yapmak zorundayız ama inanın bana gece yarısı bankamatiğin önünde heba edilecek gibi bir hayat yaşamıyoruz. Şimdi sormak isterim ki ben de mi var onlarda mı?
Işıklar babasına çevrildiği sırada tekrar Şeref ’e döndüğünde Şeref kollarını açar ve konuşmaya girer:
Şeref : ben istiyorum ki, her gün para yatırdığım bankamatikler her sabah kalktığımda ve her gece eve giderken bana para versinnnnn… Siz istemez misiniz?

==Işıklar seyirciye dönerken perde kapanır==

SAHNE: 3
Erkek oyuncu: Şeref
Erkek oyuncu: Şeref ’in babası
Kadın oyuncu: Sekreter
Perde açıldığında masanın başında görünen Şeref ’in yan tarafında yine babası görünmektedir. Şeref konuşmaya başlamadan önce eline aldığı küçük bir makasla gazete kağıdı keser ve yüzüne maske yapar. Gözleri açık kalacak şekilde yaptığı maskeyi babasına takmak ister. Fakat adam hiç oralı olmaz. Şeref maskeyle beraber sahnenin ortasına geldiğinde maskeyi yüzünden çeker ve konuşmaya başlar.
Şeref : bizler de her gün yüzümüze bir maske takmıyor muyuz? Ama ben her şeye muhalif olduğum gibi bu maske işine de muhalifim. Gerçi ne kadar muhalif olsam da bende bunu takmadan duramıyorum. Fakat size söz veriyorum bu illetten bir gün mutlaka kurtulacağım. (sesini yükseltir) sözzzzz. (melankolik bir havaya büründürdüğü sesiyle gülümsemeye başlar şarkı söyler gibi devam eder) veriyorummmmm. Dedim! (dediğinde yine parmağını seyircide dolandırmaya başlar) peki inandınız mı? (yine tek tek seyirciye soracakmış gibi yapar fakat bu defa sormaktan vaz geçer. Bağırır) inanmadınız. Ama inanmış gibi yaptınız! Eğer size sorsam mutlaka inandık derdiniz? (parmağını yine seyircide döndürmeye başladığında yine haykırır. Fakat bu sefer haykırması Cüneyt Arkın’ın haykırması gibidir) peki neden bana yalan söylüyorsunuz? Nolamazzzzzz. Nalannnnnnnnn. Nayırrrrrrrrrrrrrrr.
Işıklar kapanır yavaş yavaş loş seviyesine gelir ve seyirciye doğru olan ışıklar da tekrar açılmaya başlar. Bu sırada Şeref seyirciye tekrar seslenir.
Şeref : işte hepiniz ve hepimiz birer yalancı olduk. (Der kafasını yine ellerinin arasına alır.) gerçi ilk yalan söyleyen de siz değilsiniz demiştim. Peki, şimdi bana bir kerecik olsa doğru söyleyecek olan yok mu aranızda.
Dediğinde seyircinin arasından ellerinde dosyalar, sarışın saçları, siyah mini eteği ve beyaz gömleğinin altında kırmızı çamaşırı belli olacak şekilde bir kadın çıkar. Sahneye doğru yöneldiğinde tüm ışıklar kapanır ve sadece ona bir ışık odaklanır. Sahneye yaklaştıkça sessizliğe bürünen Şeref ’e de bir ışık yansıtılır. Şeref ’in gözlerindeki heyecan ve sevinç sahneye yansır. Şeref üzerinden çıkardığı ceketi heyecanla ters çevirir ve ç tarafındaki kırmızı renk dışarı çıkar. Öylece giyer. Bu arada kadın da sahneye yaklaşmıştır. Sahneye çıkar. Şeref ’in bakışları arasında kıvırmasını artırır. Şeref ’in gözleri yerinden oynayacak gibi olur. Kadın biraz daha kırıtmaya başlayınca Şeref kadına yaklaşmaya başlar. Işıkların ikisi de bir ışığa indirilince tüm ışıklar açılır. Kadın Şeref ’in hemen yanı başında durur. Şeref ’in şaşkınlığı üzerindeyken kadın onun etrafında kıvırarak dolanmaya başlar. Tam önünden geçecekken kadının giydiği dik topuktan dolayı ayağı tökezler ve düşecek gibi olur. Şeref tutmaya çalışırken söylenir:
Şeref : Hay senin… Boşa dememişler can çıkmayınca huy çıkmaz diye. Kızım senin neyine dik topuk giymek.
Der fakat kadını tutamadan kadın kendini toparlar. Şeref konuşmasına devam eder.
Şeref : bugün çok şanslınız! Bugün kimsenin göremediğini siz gördünüz. Bu benim hayalimdeki kadın.
Der ve kadını elinden tutup etrafında çevirir. Elinde dosyalar olan kadın bir tur atarken bu defa da elindeki dosyaları düşürür ve Şeref kadına bir şaplak atınca devam eder:
Şeref : Bu sefer bilerek yaptı. Bende ki el alışkanlığı! Onun ki de… Malum derler ya alışınca don durmaz diye…
Kadın masanın etrafında bir tur atıp masanın diğer tarafına bacaklarını aralayıp oturduğunda Şeref de masanın başına oturur. Seyirciye anlatmaya başlar.
Şeref : Bu benim ilk ve son aşkım. Hatta sonsuz aşkım. (seyirciye konuşmayı kesip kadını süzdükten sonra) hatta Donsuz aşkım… (kadın başını öne eğer açık oturduğu bacaklarını kapatır. O sırada Şeref söze girip seyirciye laf atar)
Şeref : Abi şimdi zorlama kapattı biraz önce baksan olurdu! (devamında ekler) perde kapanmadan belki bir kere daha olur…
Kadın da ön tarafta oturan adamlardan birine gülümseyip öpücük atar. Bu sırada ışık ön sıradan birkaç seyirciye döndürülür Şeref söze girer:
Şeref : Yenge görmesin abiiii.
Kadına dönüp ardından seyirciye konuşmaya başlar.
Şeref : Merak ediyorsunuz adı ne diye. Adının ne önemi var. İşte benim ilk aşkım. Etrafımda pervane olan, önümde el pençe divan duran, uğruna ölümü göze aldığım. Biricik aşkım!
Yerinden kalkıp kadının yanına gider elini öper. Kadının kollarına doğru yalayacakmış gibi yapar fakat yalamadan bırakır.
Şeref : Yıkansan belki yalardım. Sahneye çıkacağını bilmiyor muydun?
Konuşmasına sakin bir ses tonuyla devam eder.
Şeref : İşte uğruna ölümü göze aldığım fakat onun benim için hiçbir şey yapmadığı bir kadın. İnanın bana onun için ölürdüm. Ama bilemezdim ki o beni yaşarken öldürdü. (bu sırada Müslüm’ün şarkısının fon müziği dış ses olarak verilir. Şeref şarkıyı seslendirir) sen beni yaşarken öldürdün. Sen beni yaşarken öldürdün…
Şeref kadının yanından kalkıp sahnede dolanmaya başlar. Ceketiyle oynar. Kırmızıları eliyle düzeltip ceketine hayranlıkla bakar. Konuşmasına heyecanlanarak devam eder:
Şeref : Ah ben bu rengi hiç sevmezdim. Ta ki bunun… (seyirciye döner ve gülümseyerek devam eder) pardon bunu görene kadar. (kadın da bu arada saçlarıyla ve üstü başıyla oynamaktadır.) ilk gördüğümde bana öyle bir bakmıştı ki, (seyirciye kaş göz işareti yapar) içim kaynamıştı.
Kadına döner bir öpücük atar. Kadın da ona değil seyirciden birine atar. Şeref hemen ardını dönüp seyircinin içinde öpücük attığı adamı arar.
Şeref : işte hep böyle yaptı. Ben onu öpmek istedikçe o hep başkasını öptü. (kadın hiç durmadan öpücük atmaya başlar) bak yine aynısını yapıyorsun. Zaten babam demişti sana bundan karı olmaz diye. (bu sırada kadın dönüp babasına da öpücük atmaya başlayınca babası gözlerini yumar) yahu babama bari yapma! (dediğinde kadın öpücük atmayı bırakır. Ağlamaklı bir hale bürünür.) işte böyle hemen de naz kapris yapsan demi. Ben senin nazına kaprisine alıştım da her öpücük attığın seni çekmez. Çekse de ip kopar. Yolun ortasında kalırsın. (bu arada kadın öpücük atmaya tekrar başlar. Öpücükler sıklaşınca Şeref çıldırır. Bağırır) kötü yola düşersinnnn…
Kadın omuzlarını silker hiç oralı olmaz. Hem öpücük atar hem de kalkıp oynamaya başlar. Şeref bir kenara çekilip izlemeye başlar. Biraz izledikten sonra devam eder:
Şeref : Bu zaten kötü yola düşmüş. Kalça kemiği de çıkmış. Ekspertiz görmeden satsak bari!
Kadın hiç oralı olmadan oynamaktadır. Bu oynamaya adamın babası da katlınca adam olduğu yere çöker. Seyirciye döner:
Şeref : Şimdi kim oynak, ben mi onlar mı? Aslında size sormama gerek bile yok. Her âşık biraz manyak ama her manyak mutlaka âşıktır! Aşk onları çileden çıkarır. Ama çile olmadan aşk olmaz. Aşkın dilinden sadece âşıklar anlasa da bazen aşığın dilinden aşk anlamaz. Anlayanı deli anlamayanı nankör eder. Şimdi bu kadar nankörün cirit attığı bu dünyada hala aşk var mıdır? Âşık var mıdır? Ya da aşkını hayalinde canlandıran var mıdır?
O seyirciye konuşurken adam ve kadın kısa kısa oynamaya devam eder. Adam kadına öpücük atmaya çalışırken kadın sadece seyircilere öpücük atmaya devam eder.
Şeref : Benim hayalimdeki aşkım hep bana böyle yaptı. İyi ki hep hayalimde yaşamış ya gerçekte yaşasaydı? Ben ona âşıkken o bana dönüp bakmasaydı? Belki siz de evlendiniz veya boşandınız ama hayalinizdeki gibi birini hep aradınız. Siz siz olun hayalinizde yaşatmaya çalıştıklarınız için hayatınızdakileri yok saymayın. İyisiyle kötüsüyle hayatınızdakini, hayalinizdekine değişmeyin!
Bu sırada kadın gelip en öndeki seyircilerden birine öpücük atmak üzereyken Şeref gelir ve dudaklarını uzatır. Kadın da gelip ona doğru koşar tam öpeceği sırada ışıklarla beraber perde kapanır.

==perde kapanır==

SAHNE 4:
Erkek oyuncu: Şeref
Erkek oyuncu: Şeref ’in babası
Kadın oyuncu: Sekreter
Perde açıldığında Şeref ’in üzerinde beyaz gömlek ayağında spor ayakkabılar vardır. Gömleğin bir tarafı pantolonundan çıkmış vaziyettedir. Ayrıca sahnenin bir kenarında küçük bir futbol kalesi vardır. Şeref ’in elinde bir top perde açıldığında hırsı bir vaziyette babasına bakmaktadır. Sekreter ise masanın başına oturmuş önündeki kâğıtlarla uğraşmaktadır. Babası ve Sekreter’in mimikleri ve gözleri de sürekli Şeref ’in üzerinde olmalı sürekli seyirciler onların hareketlerini beklemelidir. Şeref topla biraz oynadıktan sonra sahnenin ortasına gelir ve konuşmaya başlar:
Şeref : Bu dünyada işte bu top gibi yuvarlak. Değil mi? (izleyicilere laf atar. İzleyicilerin arasından birini kaldırır ve sorar) doğru mu? (izleyici haliyle evet cevabı vermek üzereyken Şeref söze girer) Evet diyeceksin ama sen beni kesinlikle kandırmak istiyorsun. Bence yuvarlak falan değil. Bu sadece bize yutturulmuş kocaman bir yalan.
Şeref sahnenin ortasından topu sektire sektire babasının yanına gelir. Babasının etrafında bir tur attıktan sonra devam eder:
Şeref : Babam da bir gün bana böyle kocaman bir yalan söylemişti. (babasının bakışları Şeref ’e doğru acayipleşir. Kızgın bir tavra bürünür. Şeref babasının ses tonunda devam eder) Evladım bak bu görmüş olduğun şirket ve görmüş olduğun her şey benim. Gün gelecek hepsi senin olacak! Gördünüz mü koskoca bir yalan. (babasının omzuna elini koyup izleyicilere doğru gülümser ve devam eder) eğer onun olmuş olsaydı giderken götürmüş olması lazım dı! Fakat heyhat. Hayat onu götürdü de o buradan bir şey götüremedi. İşte bende aynı onun gibi benim olmayan bir şeyin bekçiliğini yapıp günü gelince buradan gideceğim. (seyirciye yaklaşarak seslenir) peki, içinizden sahip olduklarını bırakıp gitmek isteyen var mı? Var mı? (sesini yükseltir) var mııııı? Yok! O halde hepimiz bu dünyada kalalım! Ne dersiniz?
Işıklar hafif loş olur Şeref konuşmasına devam edecek bir vaziyet alır o sırada dış ses verilir gibi Şeref sesini değiştirerek konuşmaya devam eder:
Şeref : Bırak bu filozof ayaklarını millet buraya gülmeye geldi! (ses Şeref tarafından gür bir şekilde tekrarlanır) oyuna devam et millet sıkılmaya başladı!
Şeref elindeki topu alıp zıplatmaya başlayınca ışıklar açılır Şeref sert bir şekilde topu yere çarptırmaya başlar. Şeref uzun beyaz spor çoraplarını pantolonun üzerinden dizlerine kadar çeker. Tam bir futbolcu görünümüne sahip olur. Işıklar kale de odaklanınca Şeref de topu penaltı çizgisine koymuş gibi yapar ve geriye doğru açılır. Bu arada dış sesten gerilim müziği verilir. Sekreter de eline iki tane ponpon alıp amigo kızlar gibi dans etmeye başlar. Babasının ise gözü topta değil sekreterdedir. Şeref topa hamle yapmak için mesafeyi iyice açar ışıklar hem Şeref ’e hem de kalede gider gelir. Şeref topa doğru gelmeye başlar. Müzik iyice şiddetlenir ve Şeref tam topun yanına gelince öylece kalır. Müzik kesilir. Işıklar kararır. Seyirciler sahneye bakarken Şeref topun başına çöker ve başını ellerinin arasına alır. Işıklar açılır. Şeref konuşmaya başlar.
Şeref : Gol atmak istiyorum. Fakat topun çizgiyi geçmesini istemiyorummm.
Diye bağırdıktan sonra topun yanına babası gelir ve belinden çıkardığı bir meyve bıçağını topa dayar. Sekreter de gelip onun eline sarılır. O sırada babası da kıza sarılınca Şeref konuşmaya başlar:
Şeref : ben sizin topunuzu…
Babasının elindeki topa sarılır ve topu öpüp bağrına basar. Babası da kızı kucaklar. Kız hiç tepki vermez fakat topa ellemeye çalışır. Şeref ona işaretler yapıp seyirciye kaş göz işaretiyle söze devam eder:
Şeref : Sen kendi topuna sahip çık. Adam harbi çekecek hala senin aklın bu topta.
Sekreter oralı olmaz sürekli topa uzanmaya çalışır. Şeref bağırır:
Şeref : Adam topu patlatacak. Patlatacak.
Sekreter yine topa uzanmaya çalışınca Şeref elindeki topu seyirciye doğru atar ve kalenin önüne gidip oturur.
Şeref : Ben gol atmaya çalışırken benim takımımda oynayanlar hep başka toplarla ilgilendi. Ben ne zaman çizgiye gelsem bir başkası ya çizgiyi sildi ya da kaleye dört tane kaleci koydu. (bu arada hala çırpınan sekretere bakıp onu işaret ederek) ya da sırf ben kazanmıyım diye kendi toplarını patlattılar!
Seyircide bulunan topu istemeye yeltenince seyirci atmak üzereyken Şeref sesini değiştirerek devam eder:
Şeref : İstersen topum sende kalsın. (seyirciden olur tepkisi gelince konuşmasını da değiştirerek) Ama patlatma topum naziktir!
Sahnenin ortasına gelip açıklamalarına devam eder.
Şeref : Hayat. Siz hep gol atmak istersiniz ama hep gol yersiniz. Ben de sizin gibi yapıp gol atmak istedim ama karşı tarafa skor yazılmasın diye topu hep çizgi de durdurmak istedim. Hatta çizgiyi geçmeden gol yazılsın dedim. Ama olmadı. Sonra biri geldi dedi ki dünya yuvarlak. İşte bu top gibi. Sonra diğeri geldi dedi ki yok canım öyle şey olmaz. Dünya şu kale gibi. Bir her yeri dümdüz. Önünde bir çizgi. Arkasında ise kocaman bir hayat. İşte o çizgiyi geçince hayat başlıyor. Dedi. Ben se ne çizgiyi geçmek istedim ne de dört köşe bir hayta sürmek istedim. Tek isteğim şu hayat oyununda sahada dolaşmaktı. (kollarını açarak haykırır) Özgürce bir hayattttttt.
Işıklar kapatılıp tek ışık ona vurunca haykırır ve üst üste üç kere bağırdıktan sonra sağına soluna baktığında ışıklar açılır. Babası ve sekreter yerlerine geçmişlerdir. Öne arkaya bakınca konuşmasına devam eder:
Şeref : Kendimi bir an Titanik’te zannettim. (sekretere göz atar. Bir de öpücük o karşılık verir. O sırada babasıyla göz göze gelir) İşte böyle bir buz dağına çarpana kadar Titanik güzeldi. Keşke ne açık denizde buz dağı onların karşısına çıkmasaydı? Keşke onlar denize hiç açılmasaydı? Keşke gemi daha büyük olsaydı? (bağırmaya başlar) keşke… keşke… keşke…
Başını avuçlarının arasına alır ve köşeye çöker devam eder:
Şeref : hayatım hep keşkeler arasında gitti geldi. Hatta gitti de gelmedi. (sonra düşünen adam heykeli gibi parmağını çenesine dayar devam eder) yok yok. Bazen geldi bazen gitti.
Işıklar kapanır. İzleyicide gezinmeye başlar. Işık her değişik izleyiciye vurmasında Şeref tahmin eder. Bazen gitti der bazen geldi. Bazen de buna hiç uğramamış gibi cümleler kurar. Bu böyle birkaç seyircide dolandıktan sonra ışıklar yanar ve Şeref haykırır:
Şeref : Yahu bunlar benden akıllı olsa beni izlemeye niye gelsin ki? Hepimiz biriz hepimiz de biraz biziz!
==Der ve ışıkların sönmesiyle perde kapanır==

SAHNE 5:
Erkek Oyuncu: Şeref
Erkek Oyuncu: Şeref ’in babası
Kadın Oyuncu: Sekreter
Perde açıldığında sekreter ve Şeref ’in babası ellerine birer tane uzun balon almışlardır ve şişirmeye çalışırlar. Şeref sonradan sahneye gelir. Üzerinde yine kırmızı ceketi elinde de bir tane büyük el feneri vardır. Spor çorapları yine dizlerine kadar çekilmiş vaziyettedir. El fenerini yakıp önce sekreterin yanına gider ve onun şişirmeye çalıştığı balona doğru tutup yakar. Sonra babasının yanına gider onun balonuna tutmak üzereyken vaz geçer ve babasının pantolonunun ceplerine doğru tutup feneri yakar. Babası hiç oralı olmaz. Şeref babasının ceplerine tuttuktan sonra seyirciye döner:
Şeref : Eğer hayatta olsaydı. Özel hayata müdahaleden beni mahkemeye verirdi.
Hareketlerine devam eder. Sahnenin ortasına gelir ve küçük tabureye oturur. Feneri yakıp çoraplarına tutar. Bu arada sahnenin ışıkları kapanır. Feneri ayaklarına doğru tutar. Parmak uçlarına kadar yanaştırır. Sonra da feneri önce yüzüne tutup gülümser. Sonra da seyircilerden birinin yüzüne doğru tutar. Sonra da birkaç kişiye daha tutar ve ardından tüm ışıklar kapandığında tekrar ayakuçlarına tutup iyice feneri yaklaştırır. Sahnenin ışıkları açıldığında feneri sakince kenara bırakır ve ayakuçlarını göstererek sakin bir ses tonuyla:
Şeref : biliyor musunuz? Hiç çorap giymek istemiyorum.
Sonra çoraplarını çıkarmak için hamle yapmaya başladığında ışıklar kapanır ve tek ışık Şeref ’in ayaklarına verilir. Şeref sesini yükseltip devam eder:
Şeref : çünkü ayak parmaklarım karanlıkta kalıyor!
Işıklar açıldığında çoraplarını çıkarmış olur fakat bu defa da çorapların altında bir başka çorap çıkar. Ardından onu da çıkarır derken en az dört çift çorabı ayağından çıkarır. Ve konuşmasına sert bir ses tonuyla devam eder:
Şeref : Onlar benden inatçı çıktı. Onlar kazandı. Uzaydan gönderilen hediyelerden kurtulmak demek ki bu kadar kolay olmuyormuş. Siz tabi hemen atlayacaksınız bunların uzaydan gelme şansı yok diye!
Seyircilerden birine sorar
Şeref : sence bunlar uzaydan gelmiş midir?
Seyirciden gelecek cevabın tam tersi bir cevap verdiğini söyleyerek konuşmasına devam eder.
Şeref : ben hep uzaydan gelecek olanları bekledim. Hatta çoğu zaman beni uzaydan leyleklerin attığını düşündüm. (bu arada babasının elindeki balon patlar) İşte bakın. Meğer balon patlaması sonucu dünyaya gelmişim.
Konuşmasına devam ederken sahnede sekreterin yanından dolanıp babasının omzuna elini atar. Konuşmasına devam eder:
Şeref : Sadece çoraplarım değil benim birçok eşyam uzaydan geldi. Nasıl diye merak ediyorsunuz ama daha beni tanımadığınız için aklınıza yatmıyor. Eh ne de olsa siz benden akıllısınız ya. Bunu çözmeniz lazım. (seyircilerden birini ayağa kaldırır ve sorar) siz olsanız uzaydan bir eşyayı nasıl getirirdiniz? (sonrasında birkaç seyirciye daha aynı soruyu sorar gelip küçük tabureye oturur) işte benimle sizin aranızdaki fark bu!
Oturduğu küçük tabureden kalkıp önce babasının sonra sekreterin etrafında dolandıktan sonra seyircilerin arasından birini arıyormuş gibi yapar ve konuşmasına devam eder:
Şeref : benim uzaydan eşya getirmek için ekstra bir güce sahip olmama gerek yok. ( ceketin iç cebinden bir tabaka çıkarır ve telsiz gibi konuşmaya başlar) Hey Mars uzay istasyonu. En son verdiğim siparişler dört saat on iki dakika sonra elimde olsun! (tabakayı iç cebine tekrar koyar. Seyircilerden birini kaldırıp sorar) sence biraz önce çıkardığım neydi?
Seyirci mütemadiyen tabaka der ve yerine oturur. Şeref ellerini havaya açar ve konuşmasına devam eder:
Şeref : Allah’ım şu insanlar bir de beni anlasalar… (sahnede tur attıktan sonra devam eder.) Beni ben öldüğümde anlayacaksınız. Bazen size kızsam bile çoğu zaman sizin beni anlamamanıza hak veriyorum. Çünkü bende çoğu zaman kendimi dinlediğimde anlamıyorum. Yalnız yapayalnız kalıyorum. (o sırada sekreter gelir ona yaklaşır ve cilve yapmaya başlar öpücük atar Şeref oralı olmaz. Konuşmasına devam eder) benimle ilgilenenler bile çoğu zaman beni etkilemiyor. Beynimin içindeki ses tek bir şeyi emrediyor. En sonunda yalnız kalıyorum. Mutfağa gidip elime bir bıçak almak istiyorum. ( ceketin iç cebinden bir meyve bıçağı çıkarıp gözlerini de oynatarak sahnede hareketler yapmaya başlar ve haykırır) işte o anda kendimi ikiye bölüp içimden bir dost çıkarmak istiyorum.
Bıçağı alır karnına saplayacakken gülümsemeye başlar. Ve konuşmasını sürdürür:
Şeref : evet kendimi kesmek istiyorum. ( sesi acıklı bir ses tonuna bürünür devam eder) ama kan aksın istemiyorum… O anda aklıma doğaüstü güçlere sahip olduğum geliyor. Canım sıkıldıkça uzaya gidip geliyorum. En son gittiğimde yolda bir fırtınaya yakalandım ki sormayın gitsin. Bir şimşek bir bulut derken en son çakan şimşek jetimin camını kırdı. Kırdığı bir şey değil sigorta şirketi demesin mi; “Biz bunu ödemeyiz!” Neymiş efendim jet kullanma ehliyetim yokmuş. Yahu benim cezai ehliyetim yok ki jet kullanma ehliyetim olsun. Desem de o sarışın bayanı ikna edipte paramı alamadım. Ama kendi kendime söz verdim. Bir gün gelecek o sarışın bayanı… ikna edecemmmmm. (sekreter de masanın üzerinden Şeref ’e bakıp öpücük atmaya devam eder) aha ikna oldu bile. Bundan sonrası tamamdır.
Bu arada dış sesten Şeref ’e komut verilir:
Dış ses: bundan sonra elimizden kurtuluşun yok. O senin işini halledecek!
Şeref şaşırmış gibi sağa sola bakınmaya başlar. Sonrasında gidip babasının üzerini yoklar. Adam huylanır gibi yapar. Şeref biraz yokladıktan sonra sekreterin yanına gider onun üzerini yoklamaya başlar sekreter kendini hiç geri çekmez. Tam Şeref yoklamasını devam ettirecekken elleri sekreterde donmuş vaziyette kalır. Meraklı bir ses tonuyla:
Şeref: Ses ne diyordu? ‘Senin işini o halledecek!’ iyi de hangi işi. Bu sesi ben yıllardır duyuyorum ama ne hallolan bir iş var. Ne de benim işimi halleden. En iyisi ben kendi işimi kendim halledeyim. ( sekreteri tamamen kucakladığı sırada gözü babasına takılır. Babası dikkatlice onları izlemektedir.)
Şeref: Yahu bu işime bari karışma! (o sırada kızdan ayrılır fakat onunla öpüşüyormuş gibi sahnenin ortasına doğru hareketler yapar. Sahnede dolandıktan sonra gözlerini açar. Tamamen kucaklıyormuş gibi yaptığında boş kalan kollarını yana sarkıtır) offf hep böyle. Ben hayatımda her zaman yalanla gerçeği seviştirdim. Sevişmeden sevişmiş gibi zevk aldım. Seviştiğimde ise hiç zevk almadım. (seyirciye döner ve sorar) siz de böyle olmuyor mu? (sırasıyla birkaç kişiye daha soruyu yönelttikten sonra gülümser ve kollarını havaya kaldırıp bağırır) ah hayat. Söyle bana benim gibi gerçeği buradan haykıran mı doğru söylüyor. Yoksa aynı soruya sahte cevap verenler mi?

== ışıklar kısılırken perde kapanır==

SAHNE 6:
Erkek Oyuncu: Şeref
Erkek oyuncu: Babası
Kadın oyuncu: sekreter
Kadın Oyuncu: Şeker
Perde açıldığında sahnede satrancı temsil eden bir örtü vardır. Şeref’in babası ve sekreter yine masanın etrafında birbirleriyle hareketler yapmaktadırlar. Şeref sahneye girdiğinde elinde oyuncak bir at vardır. Onun üzerinde sahnenin ortasındaki satranç şeklinin üzerinde gider gelir, hareketler yapmaya başlar. Ardından gelip sahnenin ortasında bulunan kanepeye oturur. Elindeki oyuncak atı da koltuğun diğer tarafına bırakır. Ata, seyirciye ve satranç şekline bakar. Sahnenin ortasına gelir. Seyircilerin üzerinde gözlerini gezdirdikten sonra söze başlar:
Şeref: birliyor musunuz? Ben satrancı çok seviyorum. Tam bir akıl ve strateji oyunu. Aynı hayat gibi! Bazıları pokerin bundan daha zevkli olduğunu söylese de ben pokeri yalancıların ustalıkla oynadığı bir tiyatroya benzetirim. Aynı zenginken dostlarının çok olup fakirleşince tek başına kalmak gibi bir şey. Hani derler ya “Zenginin ibneliği, fakirin cenazesi duyulmaz” diye!
Sahnedeki satrancın üzerinde dolanmaya başlar. Seyircilerden bir kaçına sorar:
Şeref: siz satrancı sever misiniz?
Aynı soruyu birkaç seyirciye daha sorarken aynı zamanda hangi taş olmak istediklerini de sorar:
Şeref: Çoğumuzun oynamak istediği ama aklının almadığı bu oyun için insanlar vakitlerini, hayatlarını bu oyuna veriyorlar.
Koltuğa bıraktığı atını alır ve sahnenin en önüne gelir. Satranca bakar ve atı onlara uzatıp devam eder:
Şeref: Ben bu oyunda sadece ve sadece ‘at’ olmak isterdim. Çünkü hayatım hep böyle dolambaçlı oldu. Bir ara bu oyunu o kadar çok oynadım ki hayatımın her anını onunla geçirmeye başladım. Fakat istediğimi hiç yapamadım. (sahnede tur attıktan sonra devam eder) şimdi merak ediyorsunuz. Bu ne istedi de yapamadı?
Burada seyircilere söz hakkı verir. Birkaç tanesine kendisi hakkındaki fikirlerini sorar ve seyircide oyuna bağlılık katar. Birkaç tahminden sonra satranç hakkında konuşmasına geri döner. Atı eline alır bir ona bir de sahnedeki satranca bakar. Yüksek sesle devam eder:
Şeref: Satranç oynamak istiyorum. Ama taşlar yer değişsin istemiyorum! (kısık sesle) herkes yaptığı hamlesini aklında tutabilse. Her şey ama her şey sabit kalsa. Zaman hiç geçmese. Geçen zaman da geri gelse. Çok mu şey istedim!
Elindeki atı alıp seyircilere verir. Devam eder:
Şeref: İstediklerim asla olmaz. Belki de olur da biz istemeyiz. Mesela babam beni ilk şirkete götürdüğü günden bahsetmiştim size. Beni hiç götürmemiş olsa. Belki de hayatım daha güzel geçecek, sıkıcı bir hayat yaşamaktansa çok renkli bir kişiliğim olacaktı. Siz de böyle bir hayat istemez miydiniz?
Bu defa sahnenin ön tarafına yaklaşıp babasına ve sekretere bakarak devam eder:
Şeref: benim hayatımda sadece bu ikisi yok. Bir de benim peşime dış güçler tarafından takılmış bir ajandan söz etmedim. Hatta sizin de hayatınıza girer ve beni bulmak parçalara ayırmak için hayatını feda edebilecek birisi size de musallat olur diye adın bile hiç anmadım.
Saçını başını karıştırmaya başlar. Ses tonunu yükseltir, konuşmasını hızlandırır. Birkaç tane erkek seyirciye sorular sorar:
Şeref: mesela bazen geceleri yatak odanıza habersizce girmesini ister misiniz?
Ya da ansızın gelip sizi sıkıca sarmasını? Veya gecenin karanlığında karanlık bir sokakta sizi takip etmesini? Yalnız kalmak istediğiniz her an sizi an be an takip etmesini? Sizi hiç yalnız bırakmamasınız? Bunu her an yapmasını ister misiniz? Siz gözlerinizi kaçırdıkça onun gözlerinizi delecek gibi bakmasını?
Son olarak bir erkek seyirciyi daha yerinden kaldırıp sakin ve acıklı bir ses tonuyla sorar:
Şeref: Peki ya sizi kırbaç vurması, size acı çektirmesi hoşunuza gider mi? (hayır cevabı aldıktan sonra devam eder) İşte ben bunları her an yaşadım. Yaşıyorum! Bana bunları yaşatanı merak ediyorsunuz? Bu dış güçlerin elini, maşasını, beni takip edeni merak ediyorsunuz ve şimdiden onu görmeden bile benim adıma ondan nefret etmeye başladınız!
Sesi biraz daha sakinleşince kanepeye uzanır. Işıklar azaltılır. Yattığı yerden hayal kurar gibi konuşmaya başlar:
Şeref: işte beni yalnız bırakmayan dış güçlerin maşası!
Sahnenin bir tarafına ışıklar kırmızı renkte yansıtılınca sahneye beyaz mini eteğin üzerinde siyah gömlek ve içindeki beyaz çamaşırı belli olacak vaziyette kızıl saçlı bir kadın girer. (ŞEKER) Makyajı ve güzelliği sekreterden daha canlı olan bu kadının girmesiyle ışıklar açılır. Kanepede uzanan Şeref yerinden kalkmadan konuşmasına devam eder:
Şeref: Evet. Hissediyorum. Yine beni takibe aldı. Yine her tarafımdan gelip beni dinleyecek. Beni yalnız bırakmayacak.
Sahnede dolanmaya başlayan kadın da biraz önce böyle bir takip istemediğini belirten seyircilerin önüne doğru gelip onları parmağıyla işaretler. Öpücük atar. Göz kırpar. Sekreter de arkadan onu kıskanıyormuş gibi hareketler yapar. Şeref uzandığı yerden kalkmadan konuşmasına devam eder:
Şeref: Sana gelme demiştim. Seni başkalarına sordum. İstemem dediler. Onlar bile seni istemiyor. Neden geliyorsun.
Dediği anda içeri giren kadın istemem diyen izleyicilere kızar gibi yapar. Parmak sallar o sırada sahneden aşağı iner. Tam seyircinin yanına geldiğinde Şeref gözlerini açar. Şaşırmış gibi konuşmasına başlar:
Şeref: Yuh be abi. Biraz önce hani istemiyordun! (sonra parmak sallar) heee malı gördün aklın değişti demi!
Kadın sahneye geri döner ve Şeref’in koltuğuna oturur. Gözleri ondadır. Sonra onun omuzlarını sıkmaya çalışır. Şeref şaşırmış gibi yapar. Bu sırada sekreter gelir Şeref’in diğer tarafına oturur. O da kadını kıskanır. O ne yaparsa aynısını yapmaya çalışır. Şeref kendini kurtarır sahnenin ortasına gelir:
Şeref: Lazım olsalar bir tane bulamazsın. (biraz önce kırbaç istemem diyen seyirciye takılır) abi boldu. Şimdi kırbaç ister gibi bir halin var. Yenge duymasın, görmesin…
Sekreter ve kadın bir birbiriyle didişirken Şeref onların başına gelir konuşmasına devam eder:
Şeref: Bu ikisi hep beni takip etti. Ya da ben onları takip ettim. Onlara yaranmak güzel görünmek için hep kendimi terk ettim. Onlar için yaşadım, onlar için nefes aldım. Kendime yakışmayacak o kadar çok şey aldım ki, bugün üzerimde görsem gülmekten kendimi alamayacağım bin türlü kıyafete para verdim. Hâlbuki ben onların değil kendi hayalimdeki bir Şeref’in peşindeyim.
Sahnenin ortasına gelip konuşmasına devam eder:
Şeref: mesela en son pantolon aldığımda belki de iyi halli bir araba parası ödedim. Ne de olsa baba parası harcamak kolaydı! (Bu arada babasına bakar ve babasının kızgın haline gülümser. El hareketiyle geçiştirir) evet. Aldım ama istediğim gibi değildi. Çünkü ben öyle bir pantolon istiyorum ki, boyu çok ama çok uzun olsun. Hatta tüm dünyadaki en uzun pantolon olsun istiyorum. Fakat…
Sessizliğe bürünür. Bu sırada kadınlar da didişmeyi bırakır ve onun çok önemli bir şey söyleyecekmiş gibi olmasını beklemeye başlarlar. Bu sırada ışıklar da yavaş yavaş kapanır ve tek ışık Şeref’in üzerinde kalır. Şeref konuşmasına devam eder:
Şeref: Fakat paçaları yere değsin istemiyorum!

==perde kapanır==
SAHNE: 7
Erkek Oyuncu: Şeref
Erkek oyuncu: babası
Kadın oyuncu: sekreter
Kadın Oyuncu: Şeker
Perde açıldığında Şeref kanepede uzanmıştır. Kadının biri ensesinden çekerken diğeri de ayak ucundan çekiştirmektedir. Fazla sürmeden Şeref uyandığında sahnenin ortasına gelir ve önce kadınlara ardından seyircilere acayip şekilde bakar. Gözlerini ovalar. Onun böyle yapmasından sonra kadınlar o yokmuş gibi davranır ve kendi aralarında konuşuyormuş gibi yaparlar. Babası ise o yokmuş gibi masanın etrafında uğraşmaktadır. Şeref kadınların dikkatini çekmek için bir şeyler yapmaya çalışır fakat onlar hiç oralı olmazlar.
Şeref: Ne zaman uykuya dalsam başımda didiştiler. Ne zaman uyansam ve onların benimle ilgilenmesini istesem bana yüz vermediler. Bazen önlerinde takla attım (sahnede yuvarlanır) bazen de amuda kalktım ama yine de beni görmediler. Beni görmeleri için çoğu zaman da sahte maskeler taktım. Kendimi belli etmeyecek şekilde değişik maskeleri her gün bir başka yerde taktım durdum. Maskeler çoğaldıkça kendimi kaybettim. Aradım bulamadım. Belki de bulmaya çalışmadım. Ama işin sonunda şunu öğrendim ki ‘Aşk’ delilere mahsus muş! Belki de o yüzden bana deli dediler. Demeye çalıştılar. Demek istemeye çalışıp ta demeyenler de paramın hatırına bana deli demediler. Onların taktığı maskeleri de o anda anladım.
Gelip sahnenin önüne oturur. Sesi sakinleşir. Arkadakiler de birbirleriyle didişmeye devam eder. Şeref seyirciyle konuşmaya başlar.
Şeref: Mutlaka size karşı da maske takanlar olmuştur. Olmayan bir şeyi varmış gibi varsaymak. Ya da olmayacak işlere bel bağlamak akıllı işimi midir? (arkadaki kadınlara bakıp seyirciye döner) işte bana maske takıp taktıranlar. Size de maske taktıran veya takan olmadı mı? Gerçeği saklayıp beni oyunların içinde bırakanlar yüzünden belki de ben sahtelikler içinde kaldım ve gerçek hayatı yaşamadan sahte bir dünya kurdum kendime. Her şeyin sahte olduğu sahte yüzlerin gerçekle karıştığı bir dünya.
Işıklar yavaş yavaş kararır. Sahnedeki diğerleri de ışıkların arasında kaybolur. Şeref’e sahnede tek ışık bırakıldığında Şeref parmağını yukarı kaldırır. Sonra ağzına sokar. Rüzgârın yönünü belirlemek ister gibi hareket yapar. O sırada dış sesten rüzgâr sert bir rüzgâr sesi verilir. Ardından ses biraz azaltılır. Ses gittikçe sakinleşirken Şeref’in gözleri dönmeye başlar. Gülümser. Sırıtır. Işık beyaza dönüştürülür. Sakin bir ses tonuyla konuşmaya başlar:
Şeref: Bazen Azrail’in rüzgârını ölçebiliyorum. Ani hareketle yeryüzüne indiğini ve bir mendeburun canını aldığını duyabiliyorum. İşte o an öyle bir haz alıyorum ki, sanki adamın gırtlağına elimi geçirmişim ve onun canını ben alıyorum… (gözleri dönmeye başladığında sahnede tur atmaya başlar sesini de sürekli yükseltir alçaltır) Azrail olmadan onun vekili gibi gezenler de aynı zevki mi alır? Zevk dedim ya hepsi bir yana Azrail’in bir can almasından hiç zevk almadım. Biraz önceki de taktığım maskelerden biriydi. Siz bile inandınız demek ki ben tam usta olmuşum.
Işıklar açılır. Sahnenin ortasından kadınların olduğu yere doğru gelir. Kadınların omuzlarını sıkıp sakin bir ses tonuyla devam eder.
Şeref: Eyyy Azrail’e kendini vekil tayin edenler. Bize emanet edilen ve bizim kölemiz değil de diğer yarımız olan kadınların canını nasıl alırsınız. Almaya kalkarsınız? Azrail size liste mi verdi görev mi? Onlar olmasa bizim hayatımızın anlamı var mı? Düşünsenize tüm dünya da sadece erkekler olsa ve kadınlar olmasa… (erkek seyircilerden birine sarılmak ister gibi hareket yapar. Bir de öpücük atar. Gülümseyerek devam eder) bakın hiç oldu mu? Olmadı! O zaman ne yapmak lazım…
Kadınların yanından ayrılıp sakin ses tonuyla konuşmasına devam eder.
Şeref: en çok acı duyduğum anlar işte öyle haberleri aldığım anlardır. İşte o anda (ışıklar tekrar karartılır. Tek ışık onda bırakıldığında parmağını tekrar kaldırıp konuşur) acı çektiğimi anlıyorum. Tüm acıları dindirmek için de aklımı çalıştırıp (bu arada gülümseyerek) tabi varsa? (konuşmasını keser. Işıklar açılır seyircilerin acıyı dindirmek üzerine fikirlerini alır. Konuşmasına devam eder) hepinizin güzel fikirleri var. Fakat ben (ışıklar tekrar kapatılır sadece onda tek ışık kalır.) Bennnn. Düşler ülkesine koşmak istiyorum. Eğer düşler ülkesini bulmazsam sadece koşmak, koşmak koşmak… (sahnede koşmaya başladığında ışıklar açılır. Sahnenin ortasında dikilir. Kadınların arasına doğru sakince gider ve uzanır. Sakince konuşur) ya da Azrail tarafından uyuşturulmak istiyorum. (seyirciye göz kırpar) hani fazla mesai gibi. Hani bu dünyada işi bitmemiş ama çalışmak için daha fazla zaman harcayacak gibi…
Kanepeden kalkar sahnenin ortasına gelir. Işıklar da tekrar kapanmaya başladığında yine tek ışık onda bırakılır. Sesini en yüksek seviyeye çıkarır:
Şeref: Ahir zamanda yeni kıtalar bulmak. Hayal kuranlarla kurmayanları da ayrı kıtalara göndermek istiyorummm.
==Işıklarla beraber perde kapanır==

SAHNE: 8
Erkek Oyuncu: Şeref
Erkek Oyuncu: babası
Kadın Oyuncu: Sekreter
Kadın Oyuncu: Şeker
Perde açıldığında kadınlar kanepede babası ise masanın başındadır. Kendi kendilerine konuşuyormuş gibi yapmaktadırlar.
Şeref ise sahneye geldiğinde bağırıyormuş gibi hareketler yapmaktadır. Fakat ne kadar zorlasa da ses çıkarmaz sadece hareket yapar. Sahnenin her tarafında dolanır kadınların yanına gider onlarla bağırmak istercesine hareketler yapar fakat yine de sesini çıkaramaz. Bağırmak ister el kol hareketi yapar ama yine de sesini çıkaramaz. Işıklar karartılır Şeref sahnenin ortasına geldiğinde tek ışık onun tepesine vurulur Şeref sahnenin ortasında parmaklarını gırtlağına geçirir. Gözü yerinden çıkacakmış gibi olur. O sırada nefesi açılıyormuş gibi yapar ve bağırarak konuşmasına başlar:
Şeref: bazen susarak bağırmak istiyorummm. (seyircinin önünde tur attıktan sonra da devam eder) bazen de bağırırken susmak.
Bu sırada seyirciye de bunları isteyip istemediklerini sorar. Kanepeye gelip uzanır. Kadınlara bakar. Sonra da babasına onlar kendi âlemindedir. Şeref sakince konuşmasına başlar:
Şeref: Bunların kim olduğunu biraz önce merak etmiştiniz ama ben size yeterince açıklamadım. (sekreteri göstererek) bu benim gizli aşkım. Yardımcım. Hayatımın en dolu anlarını bununla geçirmek zorundayım. Tabi bu babama göre böyle. (babası ona sert bir bakış atar. O devam eder) çünkü babam işim haricinde olan her şeyin boş ve anlamsız olduğunu söylerdi. Bana da her zaman bu iş alelade bir bedeni sahiplenmek gibi geldi. Kimi zaman kendi bedenimi kimi zaman da benim olduğun zannettiğim bir bedeni.
Sahnede birkaç tur attıktan sonra konuşmasına devam eder:
Şeref: tabi bu biyolojik olarak benim olan bir bedene ruhsal olarak girememem gibi bir şeydi. Hani demiş ya Yunus “bir ben var. Benden içerü” işte aynen öyle. Sahip olduğum veya sahip olduğumu zannettiğim her şeyin bir gün benden gidip elimin boş kalacağını bile bile sürekli sahip olmak istedim. Hep benim olsun hep bana hizmet etsinler istedim. (ellerini sürekli itiraz eder gibi oynattıktan sonra devam eder. Sekreteri göstererek) bu da benim sahip olamadığım ama sürekli hayatımda olanların başında geliyordu. Bende onu hep hayatımda istedim. Her zaman yanımda olsun. Bana yardım etsin. Bir dediğim iki olmasın istedim. Ama bir dediğim iki olurken de iki kere iki dört olmasın istedim. Ondan hep yapamayacağı işleri istedim. (seyirciye doğru gülümseyerek) eh bazen de yaptığı ustaca işler vardı! (Sekreterin burada hareketleri çok önemli her kelimeye göre pozisyon almalı ve mimiklerini kontrol etmeli) hakkını yemiyim o tam bir usta!
Diye bağırdıktan sonra diğer kadının yanına gelir ve yanaktan bir makas alır. Kadın cilve yaparken konuşmasına sakince devam eder:
Şeref: Bu da benim hayatıma sonradan giren sinsi şeytan. Fettan. Fıstık. Bilmem ne… Sürekli beynimin içinde beni çekip çevirmeye çalışan, benimle bazen dalga geçip bazen de hayatımı çıkmaza sokan kadın. Daha önce de söylemiştim. Yazı tura attığımda dik gelmesi için çaba gösteren de hep o oldu. Ama ne ondan kopabildim. Ne de onunla yapabildim. Elinde bir damgayla hep peşimde dolaştı durdu. Sanki at mışım gibi bana davrandı. (gülümseyerek) ama bana hiç binemedi. Tam aksine…(gülümser. Kadın utanır gibi yapar, sekreter kızar gibi, babasının gözleri yerinden çıkacak gibi olur) hepsi bir yana iyi ki benim hayatımda oldu. İyi ki beni hep çekip çevirdi diyemem. ( kadın kendinin övülmesini sevinçle karşılarken son sözle beraber yüzü asılır) en çok sevdiği iş makyajın arkasına saklanmak oldu. Onun boyacı küpüne batmış yüzü beni hep ona çekti. Ben ona kay…( dım demeden lafı değiştirir) ben hep ona aktımmm.
Kadınları anlattıktan sonra sıra babasına gelir. Masanın etrafında dolanır. Babasını seyirciye gösterir. Sakin bir ses tonuyla devam eder:
Şeref: Bu da benim babam! Babamı az çok tanıdınız ama hiç merak ettiniz mi? Benim adım ne?
Seyircilerden yanıtlar ister birkaç tanesine sorduktan sonra devam eder:
Şeref: adım Şeref. Bir gün babama sordum: “baba bana neden böyle bir isim verdin?” sizce ne demiştir? (seyircilerden yine yanıtlar alır ve devam eder) dedi ki; (babasının ses tonuyla) “evladım çok param var. Her tarafta dostum var, oldu, olacak! Fakat ben bu parayı kazanırken ve korurken maalesef ‘Şerefimi’ kaybettim. İşte tam sırada bu dünyaya sen geldin! Eh bende bari böyle bir ‘Şerefim’ olsun diye adını şeref koydum!” dedi. (sesi normale dönerek) işte bu kısacık ömrümüzde kazanacağımız ve kaybedeceğimiz her şey ortada. Bende bunu duyduktan sonra karar verdim ki; “ Ne şerefim, ne şeref, ne de her hangi bir şeyim kaybolmasın.” Kaybedeceğimi düşündüğüm her şeyi kafamda canlandırdım. Hayalini kurdum. Hayatımı ona göre düzenledim. Hatta buraya çıkıp böyle bir sahnede sizin gibi bir izleyici kitlesinin önünde böyle bir oyunu çıkarmayı bile yıllar öncesinden hesap ettim. Eh ne de olsa bizim için zaman kavramı da olmayınca zaman su gibi akıp geçti. Ya da bana öyle geldi.
Işıklar yavaş yavaş kapatılır sonra önce sekretere vurulur:
Şeref: Siz olsanız böyle bir sekreter istemez misiniz?
Ardından bir ışıkta diğer kadına vurulur:
Şeref: Ya böyle birini istemez misiniz? Her an yanınızda olacak ve sizin yerinize düşünüp sizin için karar verecek!
Bir ışıkta babasına vurulur:
Şeref: Ve işte benim babam gibi bir baba!
Gider babasına sarılır. Konuşmasına devam eder
Şeref: Ne olursa olsun. Kim ne derse desin o benim babam. O bana ne yaparsa yapsın bana nasıl bir hayat sağlarsa sağlasın. İster parası olsun isterse olmasın o benim babam. Ne yaptıysa benim için yapan benim gibi daha birçok kişinin babasına iş imkânı sağlayan. Evladına sunduğu imkânın bir başkasını evladına da sunulmasını isteyen bir babam var. O belki ‘Şerefim kayboldu’ diye düşünebilir. Fakat ben onu çok ama çok seviyorum. Ve “iyi ki böyle bir babam var” diyebiliyorum. Peki ya babası olmayanlar. Babası olup da babasını sevmeyenler. Babasına düşman olanlar! Düşmanlık neyimize ne haddimize!
Bence siz, siz olun ama her şeyden önce insan olun! Şeref sadece adınızda kalmasın. Şerefsizliğin hüküm sürmeye çalıştığı bu dünyada benim gibi ‘Şeref’ olamasanız bile sizler hep Şerefli olun!
Malum benim gibi, bizim gibi olmak zordur. Siz kolay olanı seçin ve şereflice yaşayıp şereflice ölün.
Bu sırada dış sesten kuvvetli bir şimşek sesi verilir. Ardından yağmur sesi başlar. Kadınlar ve babası havayı gözlerken Şeref kanepenin yanına gider. Kanepenin arkasına elini atıp bir şemsiye çıkarır. Sesler kuvvetlenirken Şeref şemsiyeyi açar. Yağmur sesi arttığında Şeref sahnenin ortasına gelir ve şemsiyeyi kaldırıp atarken bağırır:
Şeref: Üzerime yağmur yağsın istiyorummmmm.
Ardından seyirciye gülümser. Sesler kesildiğinde kollarını açıp Şeref konuşur:
Şeref: Yağmur yağsın istiyorum ama ıslanmak istemiyorummm! (diye bağırır)

==Işıklar kapatıldığında perde kapanır==

SON

SAHNE AÇILIR SELAMLAMA YAPILIR
Yazan: FATİH KAPLAN
f-kaplan60@hotmail.com
05369254080

Yazılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Suç teşkil edecek yazılardan dolayı edebice.net sorumlu tutulamaz.

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

0 yorum